"Senden fotoğrafını çaldığım için pişman değilim, Balkan kızı," diye fısıldadım boşluğa doğru. "O kadar güzel gülmeseydin giderken fotoğrafını yanımda götürmezdim."
Yüzüm değil, benim en büyük yaram oydu.
Hikâyemi başlatan yara...
"meybuz alayım mı sana, pamuk"
"Ağlama. Kız sus. Tamam, sus. Meybuz alacağım. Pamuk. Sus. Sümük ettin her yeri. Sus!"
"Portakallı kalmamış. Al bakayım, kolalı meybuz."
"Isırarak yeme şunu! Hasta olup ortalığa kusarsan saçlarını yolarım, pamuk"
"Bir daha meybuz paketine içine tükürürsen onu sana yalatırım, pamuk. Ne pisin be!"
"Pamuk! Yeni meybuz gelmiş. Koş!"
" Sana meybuz aldım, pamuk."
Murathan ise masmavi gökyüzüne. Eskiden mavi, onun için hep gökçen'di minik mavi çiçekler, kelebekler, misketler, deniz, gökyüzü... Siktirler olsun ki şu anda da Gökçen'di
"iki dakika kafa dinleyelim dedik. Ne işin var lan senin burda?"
Bu cevap timur'u güldürdü.
"İşte, bu yüzden seni seviyorum, Karakurt, Netliğin çok cezbedici."
"Konuşma benimle," dedi Gökçen. "Küstüm."
"Gerçekten mi?" diye sordu murathan otuz iki diş sırıtarak. " Gerçekten küstün mü bana? Ne olur bunu yap, olur mu Pamuk? Ne olur, benimle konuşma"
"Asla yaşanmaz bu olay" dedi Aslıhan.
"Kesinlikle yaşanmaz" diye ekledi Gülhan.