Özünden kopmuş birey, toplumsal düzeyde ciddi tahribatlara yol açar. Emile Durkheim'in bahsettiği anomi durumu, tam da bu öz kaybının toplumsal bir yansımasıdır. Kendini bilmeyen, gayesini yitiren insan, toplumsal bağlarını da zayıflatır. Zira o, İlahi sırrı taşıyan her insanla olan derin birliğinin şuurundan uzaklaşmıştır.
Kendi özünü keşfetmek, öncelikle nefs-i emmare (kötülüğü emreden nefs) ile mücadeleyi zorunlu kılar. Modernitenin bencil birey tipolojisi, aslında nefs-i emmarenin dışavurumundan başka bir şey değildir. İşte bu noktada insanın asıl görevi; benmerkezci egoyu aşarak, mahiyetindeki sırları tanıma ve o sırlarla birlikte rıza iklimine kavuşmaktır.
Çağımızın insanı maddiyatın zirvesindeyken, ruhunun vadilerinde en büyük yoksulluğu tecrübe etmektedir. Modernitenin sunduğu imkanlar bireyi dış dünyaya karşı güçlendirmiş, lakin kendi iç alemine karşı yabancı kılmıştır.
İnsan; yaratılmışların en şereflisi olarak, İlahi isim ve sıfatların tecelli ettiği en mükemmel aynadır. Kişi mahiyetini bilmez ve kendini tartmazsa, bu aynadaki tecellileri duymaktan mahrum kalır.