beni sevdin ama hiç inanmadın bana. ben galiba çok inanıyordum sana, seni senin beni sevdiğin kadar sevemesem de hiç yemediğim bir bok yedim, ben çok inandım sana. ama ikimiz de yanıldık işte. bir eksik bir fazla. bir yarım bir tam. bir yanlış bir yanlış daha. ne fark eder. beni o kadar çok seviyormuşsun ki bana güvenmeyişini siktir etmişsin. ben de sana o kadar inanmışım ki bu şüphenin koynunda büyüyen bir kız için ne demek bilemezdin, sana aşık olmaya bile gerek görmemişim. sana öyle itimat ediyordum ki seni sevmeme gerek yoktu. sana duyduğum o inanç beni senin her şeyin yapmaya yeterdi. oysa aşk insanı en fazla üzgün yapar herhalde. belki biraz yorgun yapar. bilmiyorum. sen bilirsin nasıl olduğunu. ama ben de biliyorum ki o inançla dost oldum sana, onunla kadın oldum. yanına oturdum bir inançla, üzerine uzandım. bir ev diktim bir çarşaf serdim koynuna girdim senin. belki de aşıktım da sana, her şeyden önce o inanç geliyordu işte. ama sen bana hiç güvenmedin. hiç. bana gökte kıyılan bir nikahtan söz ettin ama yerde senin bir şeyin olduğuma hiç inanmadın. aşık olduğun birinden şüphe etmek ne demek eskiden bildiğimi sanardım ama devir şimdi o vakit değil. seni sana inandığıma bile inandıramadım. zaten sen de o ara aşkla yetinemiyor oluşumu anlamadın bir türlü. senin aşkın beni yaşatmadı, benim inancım öldürmedi şüpheni. şimdi aşık olmadığın ama inandığın kadınların elini tut. özür dilerim, seni de birinin sana aşık oluşu kurtarmayacak. koynundan çıkmayacağına emin olduğun bir kadını al koynuna, gece başını yastığa koyduğunda beni özlüyor oluşun da beni kurtarmıyor nasılsa..