“Dans etmek bir çığlığı susturmak mı ?”
Strasbourg, tarihinde akıl almaz bir olayla sınandı.Dans…
Açlık ve sefalet toplumun sınırlarını ne kadar zorlayabilir? Açlıktan pislik yemek, çöp hatta nesneyi yemek… Ya da belki öz çocuğunu ? Açlıktan kendi çocuğunu yemek…
1518 yılında dünya eşi benzeri görülmemiş toplumsal bir histeri vakasıyla karşılaştı. Dans etmek . Kulağa eğlenceli geliyor dimi , ama durun bu öylesine dans değil ölene dek dans etmekle biten ölümler.
Strasbourg açlık ve sefaletten kırılıyordu . Jeu-des Enfants sokağında yaşayan Enneline sefaletten ve açlıktan bitap düştükleri için yemi doğmuş bebeğini nehire atıp terk ediyor. Jeu-des Enfants sokağındaki evine geri döndükten sonra bir anda dans etmeye başladı. Sokağa çıkıyor ve dansını sokakta devam ediyor. Onu gören komşuları da garip bir biçimde ona katılıyorlar ve dans hastalığı bi anda bütün sokağı ele geçiriyor , hatta tüm Strasbourg’ u!
Durumdan rahatsız olan belediye başkanı orduyu acil göreve çağırıyor.Ordu bu histerik olay karşısında çaresiz . Kiliselerde papazlar dualarla ayinlerle bu ölümcül dansı durdurmaya çalışıyorlar .Doktorlar da bu olayı aydınlatamıyorlar . Dans etmekten yorulup ölenlerin ardından dansa yenileri de katılıyor …
1518 yılında dünya şaşkınlık yaratan bir histerik vaka. Dans etmeye başlayıp ölen topluma ne tıp ne de din dünyası anlam veremiyor . Acaba dans ederek ölmek yaratanın bir cezası mıydı ? Tarihte aydınlatılamayan bir ölüm vakası…
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011bin okunma
ÖLÜRÜM TÜRKİYE’M
SELİMGÜRBÜZER
Uzun yıllardır hem Bayburt Postası, hem En Politik adlı internet sitesinde yayınlanan yazıları 2023 yılı içerisinde Ölürüm Türkiye’m
ÖLÜRÜM TÜRKİYE’M
SELİMGÜRBÜZER
Uzun yıllardır hem Bayburt Postası, hem En Politik adlı internet sitesinde yayınlanan yazıları 2023 yılı içerisinde Ölürüm Türkiye’m
Bir kadının kızı olmak ne müthiş bir şeydi. Kemerli bir burun da olsa, tek başına bir şeye benzemeyen bir işaretparmağı da, muhteşem annelerin bize sundukları bu kutsal hediyeleri ölene dek yanımızda taşıyacak olmamız, ne büyük mucizesiydi hayatın. Bu gizli alametleriyle hep "sen bendensin" diyeceklerdi bize.
Benim hamurumdan, benim toprağımdan, benim kökümdensin.
Aynı bahçenin mahsulüyüz biz. Bir kiraz ağacının sürgün verdiği yerden uzayıp günün birinde aynı çiçeği açması, aynı yaprağı büyütmesi gibi bir dalın ucunda . . .