“Bu kadar kafası karışık, cahil, zavallı, fakir, halinden memnun hatta mutlu bir halk; ellerinde sopa olan, büyülü yaprakları ve kadınları çalmaktan başka bir şey bilmeyen askerler; kurnaz, bencil, öngörüsüz, utanmaz, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen ve toplumla hiç ilgilenmeyen siyasetçiler varken kişisel çaba bir işe yarar mı? Kendi başının çaresine bakmak başkalarıyla ilgilenmekten önemlidir!”
-"Gençlerin çoğunluğu böyle mi düşünüyor?" diye sordum.
“Gençlerin kanı kaynamalı ama bizim gençlerimiz doğuştan itibaren yarı ölü gibidir. Eğer küçük çıkarlar elde edemezlerse sorun olmaz ama biraz para gördüler mi kalpleri duracak gibi olur. Normal zamanlarda her şeyden memnundurlar ama bir şeyden kişisel çıkar umarlarsa her şeyi kabul etmeye hazırdırlar."
"Bunu söylediğim için beni affet ama gerçekten çok karamsarsın. Neler olduğunun farkına varmış ama cesareti olmayan karamsar birisin. Çaba göstermemek için başkalarını yargılıyor ve bunu bir bahane olarak öne sürüyorsun. Her şeyi kapkara ve umutsuz görüyorsun. Aslında gerçek böyle olmayabilir. Belki bir başka açıdan bakılsa bu toplum o kadar da karanlık ve korkunç değildir, ne dersin?"
Bazı kitaplar vardır daha ilk cümlesiyle yakalar sizi, satırları okuyup bir süre bakakalırsınız, ilk cümlesi böyleyse kim bilir devamı nasıl olacak merakıyla okumaya devam edersiniz.
Sezgin Kaymaz kitabıydı. Kitabı beğenmiş olsam da yazarla tanışmak için doğru kitabı mı seçmişim acaba diye düşündürdü, çünkü sanırım değil.
Yazar en eski mitlerden birini konu olarak
Erkekleri bakımlı olanlar olmayanlar diye değil, gevezelik edenlerle harekete geçenler ya da klişelerden medet umanlarla yeni fikirler peşinde koşanlar diye ayırmak daha doğru olmaz mı?