Ferya Fertelli, Yüzyıllık Yalnızlık'ı inceledi.
2 saat önce · Beğendi · 10/10 puan

Gabriel García Marquez YÜZYILLIK YALNIZLIK


Roman yüzyıllık bir zaman diliminde Macondo adlı hayali bir kasabada geçiyor.Jose Arcadia Buendia ve bir grup arkadaşlarının ailelerini yanlarına alarak,dünyanın portakal gibi yuvarlak oluşunu ve nerden başlasan aynı noktada son bulursun ilkesini baz alarak ve herşeyden önemlisi denizi bulma hayaliyle başlayıp dağları aşarak vardıkları ve konuçlandıkları kasaba Macondo kasabası.
“Köyün gelmiş geçmiş en girişken insanı olan José Arcadio Buendia,evlerin nereye yapılacağını öyle bir planlıyor ki,ırmağa gitmek için hiç kimse kimseden fazla güç sarfetmiyor,sokaklar öyle bir sağ duyuyla sıralanıyor ki öğle sıcağı bastırdığında hiçbir ev diğerinden fazla güneşin altında kalmıyor.”

Öyle büyülü bir kasaba ki kimse otuzunu geçmiyor ve kimse ölmüyor.Bir mezarlığı dahi olmayan,suç işlenmeyen mutlu bir kasaba.

Romanın en etkileyici ya da benim en çok etkilendiğim karakter evin annesi Ursula idi.Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahip,her anlamda dağılıp yıkılan tamam aile bu sefer daha toparlanamaz dediğimde Ursula’nın derleyici toparlayıcı,yıkılanı yeniden onarıcı başı dik,onurlu haliyle(Bizden biriydi sanki,bizim kadınlarımıza çok benziyordu)tam bir Çınar ağacıydı.Ta ki 110 veya 115 diye hesap ettiler öldüğü vakte kadar.Gözlerinin kör olduğu hiç bir çocuğu,torunu tarafından bilemedi.

Aureliano resim çekme,Nostradamus Kehanetlerini çözme ve simyacı bir baba köye gelen çingene Melquiades’le kurulan dostluk ailenin yedi kuşak hayatının dönüm noktası ve içinde bulunduğu devinimsel sürecin bir çarkı konumundaydı.Defalarca ölüp,geri gelip ailenin içinde onlarla birlikte yaşadı,ta ki son torun onun ailenin kaderini bildiren son çevirileri yapana kadar.


Ailenin uzun geçmişi boyunca adların boyuna yinelediğini,kaderlerinin ve kişiliklerinin benzettiğini görüyoruz roman boyunca.Ursula yani büyüknine” bütün Aurelianoların içine kapanık ve aklı başında olduklarını,Jose Arcadioların,atak ve girişken,ancak mutlak belaya çattıklarını söylüyor.


Ailenin makus kaderlerinden bir taneside ensest ilişki sonucunda domuz kuyruklu doğan çocuklar korkusu olmasına rağmen bu durumdan kaçamamaları.


Márquez büyülü gerçekçilik yoluyla yazmış kitabı.Muhteşem büyülü betimlemeler,ironi ve trajediyi öyle güzel harmanlamış ki yer yer gülerek,şaşırarak ve büyülenerek okudum kitabı.Biraz bu büyülü ortamdan bahsetmek isterim,uzun süren bir uykusuzluk hastalığı yaşadı kasaba,öbür dünyaya göç edenler sürekli kendilerini orda yalnız hissettikçe kasabaya döndüler.Ölülerle diriler hep iletişim halindeydi.Gökten sarı papatyalar öyle bir yağdılar ki halı gibi kapladılar tüm caddeleri.Melek olup uçan torunları oldu.Büyük kırmızı karıncalar vardı.Bir ölüme hazırlanış şekilleri var ki görmeyin gitsin,çizmeler temizlemek mi dersiniz,kefenler dikmek mi dersiniz.Bütün bunların doğal karşılanması ise bir o kadar büyülü idi.Daha daha bir çok şeyle karşılanabiliyorsunuz romanda.



En önemliside yalnızlık teması.Romandaki tüm karakterler coşkulu bir yaşamla hayata,dikkat çekici derecede enerjiyle başlayıp,yaşamlarının sonlarına hayattan tamamen soyutlanarak,kendi iç dünyalarına,odalarına kapanarak hayatlarını sonlandırıyorlar.Trajedi ironiyle kaynaşmış,Harika bir mizah anlayışıyla yüklü.Büyülü betimler kadar,yalnızlığın vurucu anlatımıda çok sarsıcı.


Márquez romanı yazarken “büyükannem en acımasız şeyleri,kılını bile kıpırdatmadan,sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana anlattığı öyküleri değerli kılan onun duygusuz tavrı imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım diyor.”

Arka kapak yazısında “ Bu romanı dikkatlice ve keyifle okuyun diyor.Hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım diyor.Şaşırmadılar,çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım,kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”

Bu cümlenin peşinden gitmem gerektiğini düşünüp olaylar zincirini araştırmam lazım dedim kendimce.

Kitapta tren istasyonundaki işçi katliamı ve bu katliamdaki sayının net olması yoğun bir şekilde işlenmiş kitapta.Bu olaylar 6 Aralık 1928 yılında Kolombiya’da yaşanıyor.Tarihin ilk toprak ağalığına soyunan,United Fruit Company firması muz üreticiliğinde,ticaretinin yapılıp,pazarlanmasında tekelcilik yapan tek firma.Ayrıca bölgenin tren işletmeciliğinide elinde bulunduruyor.Kapitalist düzenin getirisinde,işçilerin hak arama eylemleri üzerine başlattıkları grev sonrası üzerlerine açılan ateşle sayısı tam olarak bilinmeyen,muz işçilerinin ölümünü anlatmış Márquez.

Ve Kolombiya’nın 19.yy başlatıp İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle başlayan tarihi bir süreç var.Kitapta bitmek bilmeyen savaş döngüsü var oğul Albay Aureliano Buendia yönetiminde.


Nobel Edebiyat Ödüllü Márquez’in kitaplarının okuma sırasını da şöyle anlatıyorlar.Yapraklar Fırtınası,Albaya Mektup Yok,Hanım Ana’nın Cenaze Töreni,Şer Saati ve arkasından Yüzyıllık Yalnızlık.Çünkü kitaptaki karakterlerin bir çoğu bahsettiğim kitaplardan toplaşıp Yüzyıllık Yalnızlığa oturmuşlar.

Herkese keyifli okumalar diliyorum.


”İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa,o adam o toprağın insanı değildir.”


”Çünkü yalnızlık,anılarını ayıklamış,yaşamın yüreğinde biriktirdiği Özlem dolu süprüntüleri yakmış,geriye en acı anıları bırakarak,onları arıtmış,büyütmüş,sonsuzlaştırmıştı.

Ölmek sanıldığından çok daha zor.”
”İnsan ölme zamanı geldiğinde değil,ölebildiği zaman ölür.”

Aşk dediğin neki;
İnsafsız bir yâri sevmek mi.?
Sevip te acı çekmek mi?
Yoksa acıdan ölmek mi?

Büşra H., bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Her insan tektir, her bireyin kendi özellikleri, içgüdüleri, farklı beğenileri, istekleri, serüven biçimleri vardır. Ancak, toplum her zaman belirli davranış kurallarını herkese empoze etme eğilimindedir, tek tek insanlar ise neden bu kurallara uymak zorunda olduklarını merak etmezler. Bunları kabullenirler, tıpkı yazı makinesi kullananların belirli bir klavyeyi en doğrusudur sanarak benimsedikleri gibi. Saatin yönünü sorgulayan biriyle karşılaştınız mı hiç? Biri böyle bir şey yapacak olsa, alacağı karşılık ‘Deli midir, nedir?’ olacaktır. Kişi ısrarlı davranırsa bir neden uydurulacaktır kuşkusuz, ama konuyu değiştirmeye bakacaktır herkes, çünkü size demin açıkladığımdan başka bir neden yoktur.”

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo CoelhoVeronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho
CEM AKDAG, Yeşil Yılan Ak Zambak'ı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Aslında ünlü yazarların isminde masal kelimesi geçen tüm kitaplar hoşuma gidiyor bu kitabı alırken de hem Goethe'yi biraz tanımak hem de 100 sayfalık (kısa bile olsa) bir kitabını bitirecek olmanın keyfi içindeydim.

O zamanlar daha yumuşak ve yüzeysel felsefe kitapları okuyordum. Açıkçası, Schiller , Freud, Nietzche gibi yazarlar yerine en ağırı" Montaigne'in Denemeleri " olan kitapları tercih ediyordum.

Ön sözde "Daha üstün tinsel bir yaşama doğabilmek için önce ölmek gerektiği düşüncesini ve Hristiyan inancında çok önemli bir yer tutan fedakarlık kavramını Goethe bu masalda çarpıcı örneklerle sergilemeyi başarmıştır." gibi bir açıklama görünce sarsıldım .

Derin felsefe içerdiğini düşündüm bu kitabın arka kapağında bir de " Goethe'nin hayal gücü , eserdeki , farklı insanların ruh gücünü yansıtan kişilikleri oluşturdu ve insanın bütün tinsel yaşamı ve tinsel çabası bu figürelerin deneyimleri ve yaşamlarında özetlendi.
Cümlesi ile hadi bakalım, dedim ve başladım.

Anlaşılması oldukça zor bir çocuk masalı okudum ve okurken verdiği mesajları anlamak için çok uğraştım. Ancak maalesef hiç bir şey çıkaramadım.

Sanırım tekrar okursam biraz daha başarılı olabilirim .
Eğer felsefeye meraklı değilseniz bu kitabı okumadan önce Goethe'nin fikirleri üzerine araştırma yapmakta fayda var.


Kitaptan kısa bir bölüm

Kuşum öldü, dostum eli kapkara
Bu değerli taştan köpeğin bir benzeri var mı?
Onu bana Lambalı göndermedi mi?

İnsanların sevinçlerini tanımadım
Başıma hep üzücü olaylar geldi
Ah! Irmağın kıyısına neden tapınak yapılmadı?
Ah! Köprü niçin kurulamıyor ?

Güzel Ak Zambak 'ın çalgısının tatlı nağmeleri eşliğinde söylediği bu şarkı herkesi etkilemişti ama.....

Bu da kitabın yorumundan .

İlk kez 1616 yılında Strasbourg’da yayımlanan bu kitapta yer alan temek görüşe göre gerek insan ruhunun özündeki , gerek dünyayı oluşturan nesnelerin özündeki değişimler kimyasal birer süreçtir.
Madde ,ruhun yoğunlaşmış, ışığın kararmış, büyülenmiş gibi fiziki bir kalıba dökülmüş halidir.
Maddenin içine , onu değiştirebilecek tinsel bir itki girdiğinde, orada tutsak durumda bulunan bu yoğunlaşmış ruhsal biçim yeniden salt tin olarak açığa çıkabilecektir.

İnsan ,bencil isteklerini ,tutkularını aşabildiği takdirde ruhunda gizli salt tinsellik açığa çıkabilecektir.

@bidolukitappp, Cennet'i inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Eminim ki herkes Cennete gitmek ister, ama kimse ölmek istemez. Belki de en büyük sorunumuz budur. Her şeyi olsun isterken her şeyi kaybetmek. Madem ki Tanrı, kendini insanlarda hayvanlardan, hayvanlarda da bitkilerden daha fazla gösteriyor; o halde tüm bu nefsani arzuların sorumluluğunu ona yükleyebilir miyiz? Elbette hayır. Bu sınırı aşmak olurdu. Hayır, biz sınırı aşanlardan değil sadece sorgulamayı sevenlerdeniz. Sorgulamak da zorundayız. Kainatta yaradılmış her şey Tanrı’dan gelir. Ve eğer Tanrı iyiyse -ki öyle kabul ediyoruz- o zaman yaradılanların iyiye, doğruya susamış olmaları gerekmez mi? Peki ama bunca cehennemlik günah neden işleniyor? Bu da bizi tek bir kader olamayacağı sorunsalına götürüyor. Eğer tek bir kader varsa bu insanların cehenneme gideceği zaten yaradılmazken belliydi ve sorumlusu Tanrı demek zorundayız. Eğer tek bir kader yoksa ve birden fazla kader var ise yalnızca Allah’ın bildiği bu kaderlerden herhangi birisini, yaptığımız seçimlerle kendimiz belirliyoruzdur. Bunun da sorumluluğu tamamen bize ait oluyor. Evet bazen gitmemiz gereken yoldan gitmek zorunda bırakılmış olabiliriz. Yalancı zevklere uyarak dünyaya meyletmiş, Cenneti ıskalamış olabiliriz. Ama bütün günahlarımızdan sıyrılabilirsek Tanrıya benzeyebilir ve Cennetde onunla buluşabiliriz. Varoluşçu felsefi akımlara göre insanın önceden belirlenmiş bir doğası yoktur. İnsan var olduktan sonra kendi doğasını kendisi belirler. Hobbes’a göreyse insan doğuştan kötücül tasarlanmıştır. Hangisi haklı bilmiyorum. Ama insanın insan olduğu sürece cennetde bir yeri olacağına inanıyorum. Eğer özgür iradeye sahip varlıklarsak o zaman bu kötülüğü Tanrıya mal edemeyiz. Bize Tanrı tarafından bahşedilen özgür irademizi yanlış yorumluyoruz. Kötülüklerin kaynağı aslında gene özgür irademiz. Dünyadaki kötülükleri ortadan kaldırırsak o kötülükleri yok eden iyilikleri de ortadan kaldırmış oluruz. Peki bir de başka bir pencereden bakalım. Cennetde hizmet etmektense Cehennemde hüküm sürmeyi tercih eder miydiniz? Eğer böyle bir seçim yaparsanız Şeytan’ın yapabildikleri karşısında önce şüphe eder sonraysa korkuyla saygı duyarsınız. Ancak zamanla anlarsınız ki aslında hiçbir şey kazanmamak uğruna her şeyi kaybetmişsiniz.
“İnsanoğlunun içinde canlanan her türlü hissi besledim. Onun ne istediğini önemsedim, onu hiçbir zaman yargılamadım. Neden? Çünkü onu hiçbir zaman reddetmedim, kusurlarına rağmen. Ben insanoğlunun fanıyım!” -Şeytan
Evet, o böyle çalışıyor. Gerçek mutluluktan dikkati dağıtmanın tek gerçek yolu materyalizmdir. Dante’nin de İlahi Komedyası’nda bize anlatmak istediği aslında budur. Deizm, paganlık, şehvet, oburluk, aç gözlülük, savurganlık ve cimrilik, hilekarlık, hainlik, kibir, hırs ve daha niceleri… Genelde de baksanız özelde de baksanız daima materyalizme çıkıyorsunuz. Siz hiç cenneti elde etmek için aç gözlülük yapan birini gördünüz mü? Ya da cennetde bir villa satın almak için hilekarlık yapan birini? Değil mi… Umarım bir gün biri çıkıp da “Ey insanoğlu” dediğinde üzerine alınacak biri bulunur…

Muammer, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okudu

Erken çıkarsak trafik olmaz.
Genç ölmek demedim, dedim mi?
Biliyorsun Rabbim, bilmiyorum kendimi;
Kağıtlar
Kadar...

Kimsenin Kalbi, İbrahim Tenekeci (Sayfa 44)Kimsenin Kalbi, İbrahim Tenekeci (Sayfa 44)

Can Demiryel/Sen Kimsin
"Sevmek" dedim..
"Yoluna ölmek" dedi..
"Yol" dedim..
"Alıp başını gitmek" dedi..
"Gitmek" dedim..
Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi..
"Dost" dedim..
Durdu.. Bana baktı.. "Dost" diye mırıldandı..
"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi..
"Yürek" dedim..
"Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi..
"Dünya" dedim..
"Hayatın bir yüzü" dedi..
"Yüz" dedim..
"Ardında ne gizli bilemediğim" dedi..
"Giz" dedim..
"Hep çözmeye çalıştığım" dedi..
"Çalışmak" dedim..
"Bitmeyecek öykü" dedi..
"Öykü" dedim..
"Binlercesini içimde gizliyorum" dedi..
"Gizlemek" dedim..
"İşte, her şeyin bitimi" dedi..
"Şey" dedim.. "SEVDA" dedi..
"SEVDA" dedim..
"Peşinden koştuğum" dedi..
"Koşmak" dedim..
"Hayat, bir maraton" dedi..
"Hayat" dedim..
"Öyle kısa ki!" dedi..
"Niçin kısa?" diye sordum..
"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi..
"Yaşanması gereken ne var? " diye sordum..
"Aşk" dedi. "Kaç kere?" diye sordum..
"Bin kere" dedi, "Milyon kere"
"Neden bir kere değil?" diye sordum..
"Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi..
"Önce ona varsan olmaz mı?" diye sordum..
"Keşke olsa" dedi, "Ama önce yoğrulmak gerek"
"Acı çekmek mi?" diye sordum..
"Evet, aşk acısında yok olmak" dedi..
"Yok olunca!" dedim..
"İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın" dedi..
"Gerçek aşk!" dedim..
"Büyük o!" dedi..
Durdum. Durdum. Ve sustum!
"Neden sustun?" diye sordu.
"Yüreğim titredi sanki" dedim..
"Neden?" diye sordu..
"Bilmiyorum" dedim.. "Büyük O!"
"Evet" dedi, "Büyük O!"
"Nerede?" diye sordum..
"Her yerde" dedi..
"Nasıl?" diye sordum..
"Yüreğini aç" dedi..
"Yüreğimi açmak!" dedim..
"Bir tebessümle bak her şeye" dedi..
"Tebessüm" dedim..
"Her kapının anahtarı" dedi..
"Kapı" dedim..
"Girmeden bilemezsin" dedi..
"Ya korku!" dedim..
"Bilinmeyenden korkar insan" dedi..
"Ben bilmiyorum" dedim..
"Neyi?" diye sordu..
"Ben'i" dedim..
"Sen kimsin?" diye sordu..
"Ben kimim?" diye sordum..
"Sevgiyle beslenensin" dedi..
"Kimin sevgisiyle?" diye sordum..
"Büyük O'nun" dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
"Kimsin?" diye sordum..
"SEN'im" dedi..

Güler K., bir alıntı ekledi.
Dün 14:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Her insan tektir, her bireyin kendi özellikleri, içgüdüleri, farklı beğenileri, istekleri, serüven biçimleri vardır. Ancak, toplum herzaman belirli davranış kurallarını herkese empoze etme eğilimindedir, tek tek insanlar ise neden bu kurallara uymak zorunda olduklarını merak etmezler. Bunları kabullenirler, tıpkı yazı makinesi kullananların belirli bir klavyeyi en doğrusudur sanarak benimsedikleri gibi: QWERTY. Saatin yönünü sorgulayan biriyle karşılaştınız mı hiç? Biri böyle birşey yapacak olsa, alacağı karşılık, 'Deli midir nedir?' olacaktır. Kişi ısrarlı davranırsa bir neden uydurulacaktır kuşkusuz, ama konuyu değiştirmeye bakacaktır herkes.”

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo CoelhoVeronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho
Şehrinaz demirtaş, Aforizmalar'ı inceledi.
Dün 13:42 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 6/10 puan

Bir baca temizleyen birisi için cumartesi günü neyse,bir kişi içinde ölmek odur:vucudu yıkayarak kirden pastan ve kurumdan temizler.Çağdaşlarının mı ona ,yokda onun mu çağdaşlarına daha çok zarar verdiği meydana çıkar:ikinci durumda onun büyük bir adam olduğu meydana çıkar.