Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Bildiğin anda şiir ölür.. Osho
Bildiğin anda şiir ölür, bilgili olmak içindeki güzel her şeyin ölmesidir. Dışta sır kalmadığı zaman, içte de şiir olmaz. Şiir ancak bir seyler araştırmaya deger kaldığında gizemini koruduğunda ortaya çıkabilir. Bildigin anda yasamaya değmeyen bir hayat sürersin. Çiçek açamaz, dans edemez, ancak sürüklersin. Ne kadar çok bilirsen, o kadar az bilirsin ve bilginin son noktası cehalettir. Tamamen cahilleşir, hiçbir şey bilmezsin. Bir masumiyet haline erişilir. O masumiyet halinde, şiir mükemmelliğe ulaşır. Şair mantığa aykırıdır, şair masumiyet halini korur ve şair yaşamın sırrına güvenir. Ve şair bilmeye çalışmaz; şair bu sırrı, bu varoluşu yaşamaya çalışır. Nedeni konusunda endişe­lenmez; analiz etmek, parçalara ayırmakla ilgilenmez. Bir çiçekle karşılaştığında, onun tadını çıkarır. Onu sever. Çiçekle konuşur, iletişim kurar, etrafında dans eder, onu kutlar. Ancak çiçeğin neden kırmızı ya da sarı olduğuna kafa yormaz: “Bu çiçek neden orada? Neden? Tesadüfen mi yoksa bunun arkasında bir plan mı var?” Hayır, “niçin” şairin başına hiç gelmez. Şair olayları olduğu gibi alır; geçmişlerine inmez, asıl kaynağa inmez ve nihai sonla ilgilenmez. Şair için her şey bu andır; burada ve şimdiye dalar.Bilmeye çalıştığın şeyin içine girmemen gere­kir; dışında, tamamen dışında, dahil olmadan kalman gerekir. Bilgin ancak o zaman geçerli olur. Şair anlar, dindar mistik anlar; onlar bilmez. Anlayış ancak katıldığın, dışında kalmayıp içine daldığın zaman mümkün­dür. Bir çiçeği anlamak bir çiçek olmak demektir; bir kadını anlamak o kadın olmak demektir. Bir erkeği anlamak bütün yönleriyle bir erkeğe katılmak demektir; öyle ki bütün sınırlar birleşir, varlıklarınız birbirinin içine geçmeye başlar, kimin kim olduğunu söylemenin zorlaştığı bir kavuşma anı gelir. Hayat basittir , Zor olan basit
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Soruyu sorabilen biri, cevabı bulucaktir
Soruyu sorabilen biri, cevabı bulucaktir, o kendi icinde sakli olan cevabın tesiri ile coktan temas kurmuştur . Onu çoktan hissetmiştir. Bu cevab , hakikat, yalnızca içsel bir keşifle deneyimlenebilir; zira, kendi icimizde tanismadgimiz bir cevabi dışarıda buldugumuzda zaten taniyamiyoruz , onlar disarda içsel yankılarimizi bulmadığında tanınmaz hale gelir. Bedenin ve zihnin bu yolculuğa hazır olması gerekir; hakikate giden yolda yolcu olmanın kendisi bile bir lütuf ve başlangıçtır. Bu soruların yanıtları, sorunun yankı bulduğu her ruhun kendi özünde açığa çıkar. Dışarıda arayıp bulduğumuz, ancak içsel rezonansla örtüşmeyen cevaplar, gerçek bir kavrayıştan uzaktır. Böylesi sorular, zihinsel olarak belirli bir zihin algoritmasinin varlığını ve konuyla yoğrulmuş yeterli nöral bağların inşa edilmiş olmasını gerektirir. İşte bu seviyede olgunlaşan bilinç, arayışın kapılarını aralayacaktır.
Hakikat nedir? Madem ben O'yum
Hakikat nedir? Madem ben O'yum; o halde o nerededir sorusu, uzay nedir ve nerededir ile aynıdır. Bulabildiğin her cevap, uzayın içindekilerdir; uzayın kendisi değil. Sana hakikatten bahsedenler, "Bu O" diyerek bir yön işaret edenler, hepsi yalnızca kendi görebildikleri uzayın içindeki kendi görüş alanına yansıyan şeyleri bilirler. Sen de kendi tabu ve inançlarına göre, "Hayır, bu O değil, şu" diye başka bir şeyi hakikat olarak alırsın; ona tapınırsın. Oysa sen zaten onu arıyorsun. Aradığın şeyi zateb, bilmiyorsun… Ne olduğunu dahi bilmediğin bir şeyi "Bu" diyerek kendine hakikat olarak tanımlıyorsun? Sen… An'ın içinde her an değişen, herkese değişen ve her konumda, her halde var olan… Aynı anda da hiçbir yerde olmayan bir şeyi arıyorsun. Bulunca tamamlanacağını, daha iyi yaşayacağını düşünüyorsun. Arama… Şu anın içine bak, anda ol; ne görüyorsan ondan öte bir şey değil hakikat. O daha ötede bir şey değil; o her an bir şen'dir… Ama sen daima geçmiş ve gelecekte, zihinde, zihinle kavrayamayacağın, zihnin asla görüş alanına dahi giremeyecek bir şeyi arıyorsun. Aramayı bırak; durduğun yer, hakikatin bir veçhesi… Durabildiğin yer… Şu an dünyada 8 milyar insan, yaşamış tüm mistikler, peygamberler; hepsi de tek bir uzayın farklı konumlarında, aynı anda farklı şeyler görürler. Hepsi uzayın farklı bir içeriğine bakar; size ondan bahseder. Hepsinin gördüğü, uzayın içindekilerdir; uzayın kendisi değil. Aynı zamanda uzay her yerdedir; her an görebildiğin, ulaşamadığın, dokunamadığın ama sana yaşam veren etkilerini her daim hissedebildiğin, seni kuşatan bir şeydir uzay. Ama uzaya dair her tanım, uzaydan ziyade uzayın içindekilerdir. Ay'ı hakikat olarak görenler, uzayda yalnızca ve maksimum Ay'ı görebilenlerdir. Sirius B'yi hakikat olarak görenler, uzayda maksimum o yıldızı
Bilinç, zihin ve ego benlik -Hakikat İdraki
Bilinç, zihin ve ego benlik... Bu üç kavramı, insanın varoluşunu ve gerçekliği nasıl algıladığını anlamak için bir bilgisayar ve onun donanımları üzerinden açıklayayım. Bilinç, bir bilgisayardaki ana enerji kaynağı, elektriktir. O olmadan hiçbir bileşen çalışamaz, varlığını sürdüremez. Elektrik, bilgisayarın varlığını işlevsel kılan saf ve sonsuz bir güçtür; her bir devreyi, her bir çipi saran sessiz bir tanıktır. Ama bu elektriği algılamak zordur, çünkü o, bilgisayarın her yerinde var olan, görünmeyen bir temel güçtür. İşte insan bilinci de böyledir; tüm düşünceleri ve deneyimleri var eden, her şeyin kaynağı olan saf ve evrensel güçtür. Zihin ise, bu enerjinin çalıştırdığı işlemcidir. İşlemci, ham verileri alır, işler ve anlamlar üretir. Zihin de aynı şekilde bilinçten güç alarak düşünceler üretir, anlamlar yaratır ve dünyayı parçalara ayırır. İşlemci, verileri sürekli analiz eder ve yeni sonuçlar çıkarır; tıpkı zihnin yeni düşünceler ve fikirler üretmesi gibi. Ancak işlemci, bilinç yani elektrik olmadan işlevsizdir; kendi başına var olamaz. Zihin de aynı şekilde, bilincin bir yansımasıdır ama asla onun özünü oluşturmaz. Ego benlik ise, bilgisayarın yazılımı, işletim sistemi gibidir. Bu yazılım, bilgisayarın "ben" dediği şeydir. Kullanıcıya bir kimlik sunar, ekranın arkasında bir dünyayı tanımlar ve yönetir. Ego da insanın kendini kimlikler ve rollerle tanımladığı bir hikaye anlatıcısıdır: “Ben bu bedenim, bu düşüncelerim ve bu hislerim.” Ego, işlemcinin işlediği verileri alır ve “Bu benim gerçekliğimdir” der. Tıpkı bir bilgisayarın, işletim sisteminin sınırları dahilinde varlığını kabul etmesi gibi, ego da insanı kendi yarattığı sınırlar içinde tutar. Gerçekliği algılayışımız, zihnin işlemci olarak ürettiği düşünceler ve egonun yazılım olarak yarattığı kimlik
Hakikat ile aydınlanma arasındaki İLİŞKİ;
-Hakikat ile aydınlanma arasındaki İLİŞKİ; Bunu anlamak için önce her iki kavramın derinliklerine inmeye ihtiyaç vardır. Bu iki kavram birbirini tamamlayan ama aynı şey olmayan iki farklı olgudur. Hakikat, varlığın özüdür; evrensel gerçeğin saf halidir. O, tüm varoluşun ve bilincin temel yapısını oluşturur. Hakikat, zaman ve mekânın ötesindedir, herhangi bir algının ya da düşüncenin sınırlarına hapsolmaz. Bu, bir nokta gibi saf ve tek bir gerçektir. Bir mistik, hakikati *doğrudan* deneyimleyebilir, onu zihinsel kavrayışın ötesinde, içsel bir farkındalıkla *hisseder* ve *bilmeye* başlar. Bu, bir tür sezgisel bilgelik ya da ruhsal gözlemdir. Hakikat, dış dünyadaki her şeyin ardındaki özdür, ama bu özü görmek için insan, kendi içinde bir dönüşüm geçirmelidir. Aydınlanma, bir insanın bu hakikate, bu derin gerçekliğe ulaşma sürecidir. Aydınlanma, kişinin *farkındalık seviyesinin* yükselmesi, ego ve zihinsel sınırlamaların ötesine geçmesi, ve nihayetinde *gerçek benliği* ile birleşmesidir. Aydınlanma, hakikatin *bilinçli bir şekilde fark edilmesidir*. Aydınlanmış bir kişi, hakikatin her yerde olduğunu, her şeyde bulunduğunu hisseder ve her şeyin aslında bir bütün olduğunu fark eder. Ancak bu farkındalık, sadece kavramsal bir anlayış değildir; daha çok, derin bir içsel dönüşüm ve *özdeşleşmedir*. Hakikat, bir *bütünlük* ve *öz*dür; her şeyin kaynağıdır, evrenin *ilk özü* olarak var olan bir nokta gibi. Bu nokta, ne zaman başkalarına veya dışsal bir dünyaya baksa, insan, ona *kavramlar* ve *düşünceler* ekleyerek onu çoğaltır. Ama hakikatin özü, hiçbir kavrama ihtiyaç duymaz, çünkü o sadece *vardır*. İşte bu yüzden, hakikat herkesin içinde vardır, fakat insanlar çoğunlukla onu dışarıda ararlar. Aydınlanma ise, hakikati görmeye başlamak, bu derin özü içsel olarak