Ömer Cömert

Ömer Cömert
@omerofkesindebiraz
Arşiv
din felsefesi yl
801 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
İnsan yaşadığı olayları, o olaylar ne denli normal ya da sıradan olursa olsun, kendi zihninde kendi anlayışına göre manalandıramayınca, o mana veremediği olayların içine daha çok çekiliyor. Sonra o kadar içinde debelendiği şeylerin normal sıradan şeyler olduğunu da kabul edemiyor. Galiba hayat gördüğümüz ve sandığımızdan daha basit.
Sayfa 350·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Türkiye'de siyasi iklim böyleyken toplumun hâlâ bu kadar canlı, mizah dolu ve esnek kalabilmesi hayret verici.
Gelmesini dört gözle beklediğim bir şeylerin olmasını özledim. Bu refleksi kaybettik sanki. ​İnsan, doğası gereği eksik bir varlıktır evet, bizi harekete geçiren şey o eksiği tamamlama arzusudur evet. Bugün bize eksik kalma lüksü çok görülüyor. Ruhun o açığı kapatılıyor, yani iştiyakı öldüren şeyler sürekli özendiriliyor. ​Her şeye doymuş ama hiçbir şeyden tat alamayan sürünün bir parçası (çoktan) olmuşuz. Ruh, her arzunun anında doyurulduğu bu illüzyonda aslında yaşamıyor. TEKRAR EDİYOR. Bu döngü de bizi algoritmaların kapısına getiriyor. Sistem denilen devasa çarklar dönmeye ettiği için hangi algoritmanın kapısını tıklatsak sistemden kaynaklanan bir sorun olduğunu söylüyor. Kalıyoruz kendimizle baş başa. Kendimizle baş başa kalırken bekliyoruz. Sonra diyoruz ki bir şeyleri beklemeyi unuttuk. Evet, birileri sürekli, daha çok daha çok kazansın diye bunların başımıza geldiğini fark ediyoruz ama şuan önemli olan o değil. Bu bir kaybolan refleksler eleştirisi. İnsani refleksler. Bu arayışımız çocukluğumuzdan kaynaklanıyor. Geçmişiniz peşimizi bırakmıyor. Bazen geçmişten bir koku duymak insanı istemediği birçok şeyden koruyor. Nörobilim, veri ekonomisi, sosyal medya şirketleri, reklamcılık, bunlar umrumda değil. Sizin olabilir. Ben size daha ilkel bir yol sunacağım. Özlediğimiz refleksleri geri kazanmanın ilkel bir yolu. İlkel olduğu için haliyle zor. Bu da kolayca ulaşmayı reddetmekten, kendi içimizde bilerek ve isteyerek o eksiklik boşluğunu açmaktan geçiyor.
Ah, evet, her kim ki, kader tarafından sanatın zindanına atılmıştır, onun bu zindandan kaçmayı başarması artık neredeyse imkânsızdır; o kişi, uzaklardaki güzelliğin seyrini sürdürdüğü, geçilmesi imkânsız sınır tarafından kuşatılmıştır... çünkü sınırın ötesinden gelen çağrıyı duyar, fakat o çağrıya uymasına değil, yalnızca onu şiirleştirmesine izin vardır, yasaktan ötürü felce uğramış olarak bulunduğu yerin sürgünüdür...
İnsan, bilmek ihtiyacındadır her şeyin boşunalığını, bunun korkusunu, her türlü yanılgının korkusunu üstlenip, neyi üstlendiğini bilerek bakmak zorundadır tadına, korkunun bilincine varmak zorundadır, kendine acı çektirmek için değil, ama yalnızca böyle bir bilinçle korkuyu aşabileceği için, ancak ondan sonradır ki, korkunun boynuzdan yapılma kapılarından geçip, hayata ulaşabileceği için...