Gelmesini dört gözle beklediğim bir şeylerin olmasını özledim. Bu refleksi kaybettik sanki. İnsan, doğası gereği eksik bir varlıktır evet, bizi harekete geçiren şey o eksiği tamamlama arzusudur evet.
Bugün bize eksik kalma lüksü çok görülüyor. Ruhun o açığı kapatılıyor, yani iştiyakı öldüren şeyler sürekli özendiriliyor. Her şeye doymuş ama hiçbir şeyden tat alamayan sürünün bir parçası (çoktan) olmuşuz.
Ruh, her arzunun anında doyurulduğu bu illüzyonda aslında yaşamıyor. TEKRAR EDİYOR. Bu döngü de bizi algoritmaların kapısına getiriyor. Sistem denilen devasa çarklar dönmeye ettiği için hangi algoritmanın kapısını tıklatsak sistemden kaynaklanan bir sorun olduğunu söylüyor. Kalıyoruz kendimizle baş başa. Kendimizle baş başa kalırken bekliyoruz. Sonra diyoruz ki bir şeyleri beklemeyi unuttuk. Evet, birileri sürekli, daha çok daha çok kazansın diye bunların başımıza geldiğini fark ediyoruz ama şuan önemli olan o değil. Bu bir kaybolan refleksler eleştirisi. İnsani refleksler. Bu arayışımız çocukluğumuzdan kaynaklanıyor. Geçmişiniz peşimizi bırakmıyor. Bazen geçmişten bir koku duymak insanı istemediği birçok şeyden koruyor. Nörobilim, veri ekonomisi, sosyal medya şirketleri, reklamcılık, bunlar umrumda değil. Sizin olabilir. Ben size daha ilkel bir yol sunacağım. Özlediğimiz refleksleri geri kazanmanın ilkel bir yolu. İlkel olduğu için haliyle zor. Bu da kolayca ulaşmayı reddetmekten, kendi içimizde bilerek ve isteyerek o eksiklik boşluğunu açmaktan geçiyor.