Sevgili Lilyum.
İnsanlara değer vermek aptallık değildir.
Asıl aptallık, sana içtenlikle bakan, sana kalbini sunan, seni varlığının merkezine koyan birini kaybetmek için elinden geleni yapmaktır.
Ve ben bunu, seni sevmekle, seni beklemekle, seni özlemekle öğrendim...
Aşk, bazen bir mucize gibi doğuyor; bir bakışla, bir tebessümle, ansızın kalbe düşen bir kıvılcımla bağlıyor. Ama ne yazık ki çoğu kez, aynı mucizenin içinde gizlenmiş bir lanet gibi acıya dönüşüyor.
Seni severken öğrendim: kalbim ne kadar güçlü, ne kadar dayanıklı olursa olsun, imkânsizlığın
duvarlarına çarpınca paramparça oluyor.
Seninle yan yana yürümek hayaldi, sana dokunmak yasak, seni sahiplenmek ise en büyük günah gibi...
Ama kalbim sana her gün biraz daha bağlandı. İnsan aklıyla "bırak" derken, yüreğim "kal" diye haykırdı. Ve kalbim aklımı susturdu. O yüzden şimdi ben, kederin en derin kuyusunda, adını duvarlara fısıldayarak yaşamaya çalışıyorum.
Ayrılık dediğin şey sadece gitmek değildir Lilyum.
Bazen yanımda dururken bile uzak oluşundur.
Bazen gözlerime bakarken bile başka diyarlara dalışındır.
Ve en çok da, bana değer vermediğini hissettiğim anlarda, kalbimin ağır ağır kan kaybedişidir.
Biliyor musun? Değer vermek fedakarlık ister, sabır ister, inanç ister. Ben bunlarin hepsini sana verdim. Ama karşılığında aldığım şey; suskunluk, uzaklik ve yok sayılış oldu. Yine de pişman değilim, çünkü seni sevmek bana insan olduğumu hissettirdi.
Ama seni kaybetmek... işte bu, bana kederin binlerce yüzünü gösterdi.
Aşk dedigimiz şey, bazen iki insanin birbirine kavuşması değilmiş Lilyum...
Bazen de birinin bütün ömrü boyunca, kavuşamayacsğını bile
bile aynı kalpte aynı kişiyi taşımasıymış.
Benim payıma düşen de bu oldu.
Ve bil ki, bu dünyada en büyük imkânsizlik; seni unutmam gerektiğini bilip, yine de seni