Bir yerini çarptığında hissetmez de birkaç zaman sonra morluğu görünce fark edersin ya çarptığını... Hani tam da o an dokununca sızlar. Gözünle gördüğün kulaklarınla duyduğun her şey, içten içe inkar etsen de sonradan acıtıyor. Hem de çok acıtıyor... Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi,ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmaması ayrılık... Şimdi bana ne vücutta ki morluktan ne de ayrılıktan bahsetmeyin..