Biz O'nun; meliklerin meliki, sebeplerin müsebbibi olduğuna yakinen inanan kişilerin tövbesi gibi tövbe ediyoruz. Yine biz, O'nun; rahmet sahibi ve tövbekârların günahlarını bağışlayan bir sultan olduğunu bilen kişinin ümidiyle O'na karşı ümit besliyoruz. Bunu yaparken ise günahları bağışladığından, tövbeleri kabul ettiğinden ama bununla beraber azabı da çok şiddetli olduğundan şüphe duymayan kişinin ümidine korku katması gibi ümidimize korku da katıyoruz.
Hayatın içindeki değişimler, iniş-çıkışlar ve insanın kendi acziyetini fark etmesi aslında bu hakikati idrak etme sürecinin bir parçasıdır. Her şeyin O'ndan geldiği ve O'na döneceği bilinciyle, kusurlu olandan kusursuz olana (kendi kaynağına) yönelmek, inanan kişi için "ala külli hâl" diyebilmenin gerçek gerekçesidir.
Ebu Bekr Verrak (Rahimehullah) derdi ki:
"Başlangıcı sahih olmayanın sonu azarlanmadır. Yani mürit Allah'a tazim ve O'nun hakkını ikame için O'na ibadet etmelidir. O'nun huzuruna yaklaşmak kasdıyla değil... Çünkü bu, ücret talebidir ve ehlullahın şanından değildir. Bu gaflet en gizli hastalıklardandır. Böyle bir mürit her ne zaman ilahi huzura yaklaşsa ona şöyle denilir:
'Dön, çünkü sen bu huzurun ehli değilsin. Bu huzurun ehli Allah'tan başka birşey istemeyendir.'