• Hiç unutmam bir kış gecesi büyük kardeşim sobaya bir kaç odun attıktan sonra mindere oturmuş ve kitaplarını karıştırmaya başlamıştı.
    Annem sordu:
    -Ne okuyorsun oğlum? Büyük kardeşim hemen cevap verdi.
    - Tarih Plevne Muharebeleri Osman Paşa.
    Annem bir şey söylemedi derin düşüncelere daldı sonra yerinden kalkıp kardeşimin saçlarından okşadı,okşadı.
    -"İnşallah sende onun gibi olursun Mustafam" dedi.
    Gözleri yaşlar içindeydi annemin belki bu büyük Türk kahramanının Ruslarla güreştiği günleri hatırlamıştı. O yılın şiddetli kışını kim unutabilir. Askerine örnek olmak için kara kışta çadırda oturan Osman Paşa'yı kim unutabilir. Osman Paşa ozaman en son ümittir. Büyük kardeşim kitabını mindere bıraktı.
    - "Büyük Paşa o anne fakat bahtsız bir Paşa dilediği gibi iş göremeyen bir Paşa bir Paşanın eli ayağı bağlı olursa iş göremez anne bu kitapta yazıyor Tuna boyunda ki ordumuzu İstanbul sarayı idare etmiş ordumuzda onun için yenilmiş. Ben kendi ordumu kendim idare edeceksem Paşa olurum anne luru Paşalıktan ne çıkar maksat vatana hizmet."
    Annemin anlattığına göre Osmanlı-Rus harbi başlar başlamaz Selanik de milis teşkilatı kurulmuş babamda üst teğmen olmuş yakın hısımlarımızdan bir çoğu gönüllü yazılmış milise üst teğmen olarak girdikten sonra babam Tuna boyuna gönüllü olarak gitmeye çalışmış fakat Milis'in göreceği işler düşünülerek müsaade verilmemiş. Bu sıralarda İstanbul'da Selanik gibi tam bi heyecan içindedir Millet Meclisinde Müslüman olsun başka dinlerden olsun bütün mebuslar hamiyet yarışına çıkmış bulunuyor devlet kasasında para yok fakat millet parasını yiyeceğini ve içeceğini vatan uğrunda vermeye hazır memurlar aylıklarını devlete hediye ediyorlar başka dinden olanlar gönüllü yazılarak Osmanlı vatanı uğrunda çarpışmak için devlete başvuruyorlar geri kafalı yobazların fikri şudur "Kafirlerin harp etmesi caiz değildir. Onlar Müslümanlarla bir arada harp ederlerse Allah'ın gazabına uğrarız Hristiyanlar halife ordusunda hizmet edemezler onlara düşen şey haraç ve cizye vermektir." Halbuki anayasaya göre Müslüman olsun Hristiyan olsun bahtlarını Türk ülkesine bağlayanlar Osmanlı sayılmaktadır. Böyle olmazsa anayasanın sağladığı hak kalkmış olur. Hak eşitliği olmazsa adalette olmaz elbette demek oluyor ki yobaz zümresi dinleri başka olanlara ne hak tanımak istiyor nede adalet bundan da apaçık anlaşılan birşey var yobazlar öteden beri anayasanın düşmanı nihayet İstanbul da karar veriliyor başka dinden olanlarda askere alınacak fakat çok geçmeden Selanik de bir haber yayılıyor başka dinlerin en sorumluları askere alınmak teklifini iyi karşılamamışlar buna müsaade etmeyeceklerini bildirmişler Tuna boylarında yer yer gösterilen eşsiz kahramanlıklar var fakat Selanik de herkesin dilinde dolaşıyor Harbin idaresi çok fena trenle ilk göçenler gelmeye başlıyor bütün millet kırılıyor. Saray ise meclisi kapatma düşü görüyormuş Bulgarlar Türk köylerini ateşe veriyorlarmış halk canını kurtarmak için Filibeye doğru yola dökülmüş geçitler yollar donmuş insanlarla dolu kış bütün sertliği ile hüküm sürüyor bunun en korkuncu millete yardım maksadıyla toplanan paraların bir kaç Paşa elinde erimesi aradan aylar geçtikten sonra Selanik te toplanan göçmenlerin durumu tüyler ürperticidir.
    Denize yakın kasabalarda şehirlerde hep aynı şey Annem açlıkla soğukla ve en acı yoklukla güreşen bu bahtsız göçmenlerden bahsederken tekrar o günleri yaşıyormuş gibi olurdu .Babam üst teğmen üniforması ile eve geldiği zaman yüzünün biraz daha solduğu görülürmüş ... Bir gün babam anneme şöyle demiş ; " Artık ümit kalmadı Zübeyde Ruslar İstanbul'a doğru yürüyorlar çok tehlikeli günler geçiriyoruz göçmenler kırılıyor insanlar kırılıyor Saray ise meclisi kapatmak için yollar arıyormuş halkın sesini boğmaya da niyetli basın kanunu hazırlanıyormuş felaketler çorap söküğü gibi memleket çökerken sesimizi nasıl duyuracağız bütün ümitler söndü zavallı memleket zavallı memleket halk sokaklarda çılgın gibi dolaşıyor bir görsen Zübeyde bende onların arasında kendimi kaybetmiş gibi dolaşıyorum Allah yardımcımız olsun yanlız bu kadar olsa yine iyi, iyi sayılamaz ama bu kadar kötülükler arasında bir tanesi eksik olursa yine iyi felaketlerimiz yetmiyormuş gibi damat mahmut paşa İstanbul'da bir hafiye teşkilatı kurmuş jurnalciler memur diye alınmış aylıklar bol halk ise açlıktan kırılıp gidiyor." Annem hafiye teşkilatını nerden bilsin şaşırmış bu teşkilatın vazifesi ne olabilir babama ister istemez sormuş;
    - Bu da ne ne yapacak bunlar ? Babam cevap vermiş .
    + Hafiyeler mi ne yapacaklar dinle kimseye sezdirmeden halkın arasında dolaşacaklar söyşenen sözleri Mahmut Paşa'ya haber verecekler yani jurnal edecekler Paşa da Abdulhamit'e haber verecek hafiyeler gizli çalışacaklar onları kimse tanımayacak bugün çok iyi tanıdığım adam anlattı buraya da emir gelmiş Selanik'de de bu teşkilat kuruluyormuş bundan böyle dostu düşmandan ayırmak güç bir ufak bir haber aldımı onu şişirecek ve yaranmak için başkalarını ateşe atacak onun için Zübeyde çok dikkatli konuş hiç bilinmez görüştüğün hanım belki bir hafiyenin karısıdır. Hatta en yakınlarına bile dikkatli konuş hafiyelik İstanbul'da almış yürümüş hapisaneler bu pis adamların jurnalleri yüzünden günahsız ve temiz insanlarla dolmuş diyorlar dolar tabi Ruslar memleketi dışından Abdulhamit de memleketi içinden yıkıyor ."

    Büyük kardeşim Atatürk harbiye okulunda iken Selanik' e geldiği zaman annemin anlattıklarını tekrarlamış ve bize şöyle söylemişti ;
    -"Damat Mahmut Paşa'nın kurduğu hafiye teşkilatını Abdulhamit zamanla memleketin en tehlikeli fesat ocağı haline getirmiştir. İstanbul'da kimseye göz açtırmıyorlar herkes heyecan içinde yaşıyor kimse yarınından emin değil memleket baştan başa hafiyelerle dolu ilk hafiye teşkilatını kuranlar memleketimize Ruslardan çok daha büyük zararlar çektirmişlerdir. Bu teşkilat olmasaydı belki Abdulhamit'in korku hastalığı biraz savsardı o da belki fakat bu korku hastalığı milletin bütün diri kudretlerini dağıttı herşeyden önce sarayın şunu bunu tutması yüzünden ordu güdümü alt üst oldu sonrada sıra millete geldi hafiyelerin fitne ve fesatı birinci ve ikinci Millet Meclislerinin dağıtılmasına yol açtı Rusların teklifleri olduğu gibi kabul olundu çünkü millete söz söyleme hakkı bırakılmadı hâlbuki biz ozaman söz söyleyecek ve Rus tekliflerini yumuşatacak durumdaydık büyük devletlerde Rusların diledikleri gibi yayılmalarını istemiyorlardı. Fakat Abdulhamit'in yapılan her teklif karşısında boyun eğidiğini gördükten sonra büyük devletlerde işi oluruna bıraktılar ve kendilerini menfaat koparmak için Ruslarla antlaşma yolları bulmaya çalıştılar bugünde millet aynı durumda birşeyler oluyor belki eskisinden daha kötü şeyler olucak milletin haberi yok saray istediğini yapıyor fakat böyle devam edemez bu, bu topraklar çiftlik değil millet malıdır elbette beklenen büyük gün gelecektir Türk uşak olmak için doğmamıştır."
  • Felsefi sorular sormak, onlara cevap bulmaktan daha kolaydır.
  • Âkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye, akıl ve fikre galebe ettiğinden ehl-i sefaheti sefahetten kurtarmanın çare-i yegânesi; aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlup etmektir. Ve يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا âyetinin işaretiyle; bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tabi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki Risale-i Nur o meslekten gidiyor.
    Yoksa bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalaletin ve sefahetteki tiryakiliğin inadı karşısında Cenab-ı Hakk'ı tanıttırdıktan sonra ve cehennemin vücudunu ispat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yolu ile ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da "Cenab-ı Hak Gafuru'r-Rahîm'dir hem cehennem pek uzaktır." der, yine sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlup olur.
    İşte Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalaletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefis-perest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip aklı başında olanları tövbeye sevk eder.
  • İnsanlar özgür kaldıkça dünyanın bütün bilgileri ekmek sağlamaz onlara. Sonunda özgürlüğü ayaklarımızın dibine sererek, "Köleliğe razıyız, tek doyurun bizi!" diyecekler, özgürlükle doyasıya dünya nimetinin bir arada olmayacağını anlayacaklar ve bunu aralarında paylaşmaya asla yanaşmayacaklar.
    Fyodor Dostoyevski
    Sayfa 337 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 25. Basım
  • -Hz. Ömer (ra)- Şam'a geldiği zaman kendisini oranın Alimleri ve diğer ileri gelenleri karşılamışlardı. Bu arada yaya olan Ömer'e, <şu eğerli ata bin de halk seni görsün> dediler. Fakat Halife onlara şu cevabı verdi:
    Siz meseleyi buradan görürsünüz Halbuki mesele buradandır. (bu cümleyi söylerken ell ile göğü işaret etmekteydi.) Yolumu açınız.
    Yaman Arıkan
    Sayfa 201 - Ebu Hazim oğlu Kays anlatır
  • "sonuçta görmek istiyorsak yıldızları aşağıya indirmez, kafamızı kaldırarak gökyüzüne bakardık. bazı insanlar gökteki yıldızlar gibiydi; onlara ulaşmanız için çabanızı arzularlardı."
    Emine Tavuz
    Sayfa 327
  • Üst makamlarda olanların ne üstünlükleri vardı ondan? Onlar da onun gibi insanlardı işte. Yalnız, şans onlara gülmüştü. Kendisi ise şanssızdı.