Özgür doğmadığımıza dair derin bir inancım var: Özgür hale geliriz. Hayata önce genlerimiz, eğitimimiz, bilinçdışı duygulanımlarımız tarafından koşullandırılarak başlarız. Sonra kendimizi tanıdıkça yavaş yavaş özgürlük kazanabiliriz. İlk önce arzularımızı bizim için gerçekten iyi olana, bizi büyüten ve neşelendiren şeylere (yukarıda bahsettiğim, Spinoza'nın conatus'u ve Jung'un bireyleşme sürecine) nasıl yönlendireceğimizi öğrenmemiz gerekir. Sonrasında ise, iç huzurumuzu korumak için duygularımızı yeterli ölçüde gözlemleyip yönlendirmeyi öğrenmeye çabalamalıyız.
Psikolog Carl Gustav Jung, çoğu insanın hayatlarının ortasına doğru, anlam krizi diye tanımlanabilecek bir kriz yaşadığına dikkat çeker. Kendilerine hem kişisel hem de mesleki açıdan hayata ilişkin temel seçimleri konusunda varoluşsal sorular sorarlar: Sürdürdüğüm hayat bana uygun mu? Doğru mesleği seçtim mi? Yola eşimle mi devam etmek istiyorum yoksa bekârlığı seçip yalnız başıma mı? Yaşamak için doğru yeri seçtim mi? Genel itibarıyla temel sorular şunlardır: Mutlu muyum? Hayatım anlamlı mı? Jung'a göre birey bunun üzerine bir
"bireyselleşme süreci"ne girer, yani onu kendi derinliklerine inmeye, kendi benliğiyle tanışmaya, (ebeveyn, kültür, din gibi) tüm dış etkilerin ötesinde derinlerde yatan varlığıyla karşılaşmaya götüren bir içsel yolculuğa başlar.
Direnç ve uyum aşamalarından sonra, toparlanma -yeniden yapılanma ve içsel büyüme- süreci, duygusal ve toplumsal bağlarımızın güçlenmesiyle ve aynı zamanda yaşamımıza anlam verme yeteneğimizle derinleşir. Bakın, "hayatın anlamını aramak" demiyorum,
"hayatımıza anlam vermek" diyorum. Çünkü mesele, ne kadar önemli olursa olsun, insan yaşamının anlamı üzerine metafizik bir sorgulamadan çok, kişinin kendi varlığına anlam vermeye çalışmasıdır.
Bu ayrıca bana Etik'in IV. kitabında Spinoza'nın söylediklerini hatırlatıyor: "Bir duygu kendisine aykırı ve kendisinden daha güçlü bir duygu olmadan ne bastırılabilir ne de ortadan kaldırılabilir." Her şeyi anlatıyor bu cümle: Bir korku, üzüntü, öfke, depresyon duygusunu veya hissini ancak zevk, şükran, sevgi, neşe gibi başka bir duyguyu veya olumlu hissi harekete geçirerek arkada bırakabiliriz. Genel olarak, ama daha da çok kriz dönemlerinde, bizde olumlu duygular uyandıran, hayattan doyum almamızı sağlayan deneyimlerin peşinde koşalım.