Sadık Cemre Kocak, Frankenstein'i inceledi.
09 May 09:08 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitabımız 3 ciltten oluşuyor. Kitaba başlamadan önce kitabın eski tasarımlarını, kronolojik sıralamasını ve çevirmenin geniş önsöz kısmını okuyup kitaba hazırlanıyoruz. Ardından da kitabımız başlıyor. Başlangıçta da R. Walton’un, Bayan Saville için yazdığı 4 tane mektubu okuyoruz öncelikle. Ardından da ilk cildimize başlıyoruz.
1. ciltte bize doğa bilimleri felsefesine göre ilerleyen bir kitap olduğu ve yazarın kahramana (Frankenstein) yönelik düşüncelerini okuyoruz. Öyle ki bazen Frankenstein konuşuyor bazen de yazar. Bu bölümde Frankenstein’in tasarımı ve hayat bulması anlatılıyor.
2. ciltte de bu sefer yazarın kendisini daha fazla Frankenstein ağzından anlattığını anlıyoruz. Görüşünün çirkin ve itici olduğu ama bunun yanında insanlardan kat be kat güçlü olduğu, sıcak ve soğuk gibi duyu farklılıklarından etkilenmemesi gibi yüceltilmelerini okuyoruz. Franko’nun sürekli insanlar tarafından hor görülüp ezilmesi sonucu insanlara ve yaratıcısına beslediği düşmanlığa şahit oluyoruz.
Bunun yanında bu bölümde bir Türk’e yer verilmesi, hem de böyle meşhut bir kitapta, yalan olmasın çok hoşuma gitti.
3. ciltte de yazarımızın seyahate çıkması, evlilik planları, Frankenstein için bir eş çalışması (ki neden yapmadığı detaylı olarak sonsöz bölümünde) ve canavarın öldürdüğü dostları var. Kısacası Elveda Frankenstein diyoruz.
Son söz kısmında yazarın 1840 yılında yazdığı bu yapıtın ne kadar iyi olduğunu görüyoruz. Ayrıca sonsöz kısmı da kitap özeti gibi olmuş. Baştan sona yaşanan olaylar tekrar anlatılıp kitap sona erdirilmiş. Oldukça hoş. Şimdi sıra gene ne okusam düşüncesine geldi, hoş geldi.
Mutlu günler, günaydınlar, kendinize iyi bakın. Kitapla kalın..

Burak BAĞRIAÇIK, bir alıntı ekledi.
 05 May 15:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

' ÖNSÖZ '
1- Devlete Verilen Öğütler;
Destanlarda genel bir ilke şeklinde Oğuz birliğini devam ettirme fikri işlenmiştir. Bu birliği devam ettirebilmek için devlete ve devlet adamlarına:
Ekonomik güce sahip olma,
Hüner ve erdem sahibi olma,
Buyruk olmanın gereği anlatılmıştır.
Destanlarda vurgulanan bu unsurlar sanırız dünya döndüğü sürece devam edecektir.
Ayrıca Alp'lere de şöyle öğüt veriyor.
Ok atmada ve yay çekmede hünerli olmak
Düşman ile savaşta üstün gelmek
Ülkesine sahip çıkmak
Zengin ve eli açık olmak ('Aç doyurmak, yoksuk donatmak' şeklinde geçen halka karşı merhametli ve cömert olmak)
Soylu olmak ve soyunu küçük düşürmemek.

2-Halka Verilen Öğütler:
Destanlarda halka Alpler kadar yer verilmese de, hem çoban gibi kahramanlarla hem de örnek Alplerle halka da bir takım dersler verilmiştir.
Devlete sadık olmak,
Misafirlerver olmak,
Dedikodu yapmamak,
Gönlü zengin olmak,
Dürüst olmak,
Korkak olmamak,
Çocuğunu iyi yetiştirmek,
Üstüne düşen görevi yerine getirmek,
Eşine sadık olmak,
Ana babaya hürmet etmek...

Dede Korkut Hikâyeleri, Anonim (Sayfa 14 - Karaca Yayınları)Dede Korkut Hikâyeleri, Anonim (Sayfa 14 - Karaca Yayınları)
Ömer Öztürk, Tersi ve Yüzü'ü inceledi.
 05 May 12:35 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

SADECE 2 SAYFADA ALBERT CAMUS.


Öncelikle ilk eseri olduğunu ve 1935-1936 yılarında yani 22 yaşında iken,kendisinin de kabul ettiği gibi acemi olduğu zamanlarda kaleme aldığını belirtmiş.(Tabi ki acemi değil)

Kitabın baskısına 1958 de yani 23 yıl sonra önsöze şunu ekler: " Ama yaşamın kendisi hakkında, Tersi ve Yüzü'de acemice söylenenden daha fazla bilmiyorum."


Eser 5 tane kısa denemeden oluşuyor. Önsöz ve denemeler ile beraber sadece 51 sayfa,
sayfa sayısına bakıp aldanmayalım çünkü geri kalan hayatını bu 51 sayfayı açıklamakla geçiriyor.


-"Yaşama Aşkı" adlı denemesinin sadece ilk 2 sayfası üzerinden hem kitabı incelemek hem de yüzlerce sayfayı iki sayfaya nasıl sığdırdığını yani yoğunluğunu görelim.
Sadece 2 sayfayla kitap ve yazar mı incelenir diye siz tepki vermeden önce alıntılar yaparak Yazarı AZ tanıyor olduğumuda belirterek denemesine geçeyim.

==============Spoiler=================

----Palma'da gece dolaşırken bir bara giriyor:
"Bir orkestra, renk renk şişeli bir BAR ve omuz omuza, ÖLÜMÜNE sıkışmış insanlar bir MUCİZE sonucu yerleşmişlerdi."

Bar: Burda barı dünya olarak ele alıyoruz.

Ölümüne: Aslında çok basit bir tamlama  gibi dursada Ölümüne sıkışmak kelimesi Albert'in üzerinde baya bir durduğu konu.
Dünya-Ölüm ve sıkışmak aynı cümle de yani bar diye tasvir ettiği dünyadan çıkış yolu ölüm aslında


Mucize: Varoluşculara göre insan dünyaya tanrı tarafından vb. şekillerde değil amaçsızca dünyaya fırlatılmışlardır. Bu şekilde insanların rastlantısal birleşimi olan dünyaya gelişimize mucize diyor.

---------------------------------
"Tüm müşteriler erkekti. ortada iki metrekarelik bir boş yer. GARSON buradan odanın dört bir köşesine kadehler ve şişeler yolluyordu."

Garson: Öncelikle barın ortasında yani dünyanın merkezinde yer alıp bunca sıkışıklığa rağmen 4 bir köşeye yetişen ve içki dağıtıp insanları sarhoş edip bilinçsiz hale gelmesine yardımcı olan  bu Garson diye tanıttığı aslında Tanrı adına yani din adına çalışan insanlar Rahipler vs.
Dinin insanları gerçeği görmemek için sürekli uyuşturduğunu ve bilincine el koyduğunu belirtiyor ve insanlar sıkışırken 2 metrekare alanda  Dini kullananların her şeye rağmen rahat bir alanı olduğu da vurgulanmış.
--------------------------
Birdenbire bir zil sesi duyuldu, halkanın içine bir KADIN ATLADI. YİRMİ yaşındaydı.Bu kadının BOYU bir seksendi. KOCAMANDI 150 kiloya yakındı. Karnını öne doğru dalgalandırdı. Sonra  iyi bilindiği anlaşılan bir ŞARKI  istedi. 
Kadın hem söylüyor hem de SEVİŞME öyküsüne girişiyordu. Tüm salon EZİLMİŞ gibiydi. Nakarata gelince kadın göğüslerini avuçlayarak şarkısını sürdürdü.

Kadın: Garsonlar Din adına çalışanlar ise bileceğiniz üzere kadın ise Tanrı oluyor.

Atladı: Burası bar(dünya) neden atlıyor ki girmek varken çünkü Dünya da Tanrı diye bir şey yok biz tepeden düşme şekilde kendimiz kurguluyoruz dünyamıza zorla sokuyoruz demeye getiriyor.


Kocamandı: Tanrının yani dinin dünyanın çoğu yerini kapsadığını ve İnsanların dinleri abartmasından dolayı büyüdüğüne.


Boyu 1.80: Tanrının her şeyi gördüğü şekilde kurguladığımızı ve herkese tepeden baktığı için eşit olmadığına


Yirmi yaşındaydı: Yirmi yaşında yani kabul etmek gerekirse kadınlar her yaşta güzel öncelikle belirteyim :) ama bir kadının en çekici olduğu yaşlar 20 li yaşlar. Tanrıyı itici bir şekilde tipleyip (150 kilo etleri yere sarkıyor vs.) sonra 20 yaşında demesi dinin dünyada yıpranmasına, bozulmasına rağmen hala eskimeyip insanlara genç ve çekici gözüktüğünü


Şarkı:Kadın(Tanrı) burda isteği insanlardan alıyor kendisi seçip söylemiyor.Çünkü insanlara insanların kendi duymak istediği şeyleri söylemek istiyor.
Tabi ki şarkı Kutsal kitaplar anlamında oluyor.


Sevişme: Bu cinsel iç güdü insandan söküp atılamayacak kadar güçlü olduğu için Tanrıya da bu şekilde vazgeçemeyek ve bitmeyecek derecede bağlanıldığını (Daha farklı boyutlardan da bakılabilir ama geçiyorum)


Ezilmiş: Dinlerin altında insanların sıkışıp kaldığını.
--------------------------------

" Sudan çıkmış iğrenç bir tanrıça gibi, alnı bön ve dar gözleri çukurda, dizinin hafif bir TİTREMESİ ile yaşıyordu.KOŞUSUNU yeni bitirmiş atlar gibi. Yaşamın düşkün ve ÇOŞTURUCU görüntüsü gibiydi...


Dizinin titremesi ise Dinlerin düşüşünün yakın olduğunu artık daha fazla dayanamayacağını belirtmiş.

Koşusunu yeni bitirmiş at: Dinlerin yorgunluğunu ve tükenmişliği


Çoşturucu görüntüsü gibi: Sanırım burda aynı kitabın "Alay" adlı denemesine gönderme yapıp bu manzarayla çosturucu diyerek dalga geçiyor.


Bu arada barda ki herkes erkek demişti tek tip insan işlenmiş bireye indirgediğimizde cinsiyeti ortadan kaldırmış  bunlar bütün insanlar için geçerli.( Neden müşteri erkek Tanrı kadın konusuna girmek baya uzatır incelemeyi girmiyorum)

---------------------------------


İlk 2 sayfa demiştim ama sadece yarım sayfa çıkacak cümlelerden saatlerce sürecek inceleme yapılabilir.Çok uzamasın diye de kısa kestim.İki sayfa da bunlardan ayrı 15 20 simge daha var. Detaylı incelemeyi geçelim kabaca incelemek istesek bile kısa tutulabilecek bir yazar değil.


Albert Camus kitaba değil her kelimeye anlam yüklebilecek kapasitede olduğunu görüyoruz. Bazen bir paragrafında 15 20 dakika takılı kalıyorum.

Eseri tavsiye ediyorum ama önce kendisi hakkında ön bilgi edinmek gerektiğini belirtirim.

Yoksa 2 günde anlayamayacağımız bir yeri 2 dakida geçebiliriz. Yani kitabın adı gibi
Tersi ve Yüzünün neresi olduğunu anlamadan geçebiliriz



Çözümlemeler yazarın görüşlerini AZ da olsa bildiğim için kitabından kendi çıkarımlarımdır belirttiğim gibi kabaca tanıyorum kendisini yanlışım olabilir. Bu arada felsefesini sadece okuyorum ilgilenmiyorum.

Numan..., Odysseia'yı inceledi.
 03 May 17:39 · Kitabı okudu · 18 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap, modern batı kültürünü oluşturan temel eserlerden biridir. Tahmini olarak MÖ 8. yy. civarında yazılmış. Böyle bir tarihi elinizde tutmanız bile heyecanlanmanıza sebep oluyor diyebilirim.
Kitabın çevirisi tüm İş Bankası Kültür Yayınların'da olduğu gibi gayet iyi.
Okumaya başlamadan önce önsöz kısmını iyice belleğinize yerleştirmenizi ve kitapta ismi geçen coğrafi bölgeleri, şimdiki isimleri ile karşılaştırarak haritadan bir göz gezdirmenizi tavsiye ederim.
Kitap 24 bölümden oluşan bir destan niteliğindedir. Konusu ise;Troya savaşından sonra ülkesi İthake'ye dönmeye çalışan Odysseus'un serüvenleridir.
Bu maceraları 4 ana kısımda incelemek mümkün:
1 - Odysseus, Troya'dan dönüş yolunda iken ülkesi İthake'de bulunan karısı ve oğlunun yaşadıkları.
2 - Odysseus'un oğlu Telemakhos'un babasını bulma çalışmaları.
3 - Odysseus'un ülkesine dönmeye çalıştığı esnada başından geçen maceralar.
4 - Odysseus'un, İthake'ye döndükten sonra yaşanan olaylar şeklinde özetlemek mümkün.

Kitap, olay örgüsü itibari ile gayet sürükleyici. Ancak tekerrür eden cümleler biraz fazla.
Keyifli okumalar...

Efe Mert Koyuncu, Kara Delikler'i inceledi.
02 May 23:25 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 7/10 puan

Bu kitapta:
Stephen Hawking bir iddiaya girmiştir.Kendisi 15 dakika içinde kara delikler hakkında olan bilgilerini yazacaktır.Kara delikler hakkında birden fazla teoremi de içinde bulunmuştur.
Kitapta ek olarak 31 sayfalık Türkçe basıma özel önsöz bulunmaktadır.Kerem Cankoçak bu önsözün yazarıdır.
Kitapta 2 ders vardır:
1.''Kara deliklerin saçları yok mudur?''
2.''Kara delikler aslında o kadar da kara değiller.''

Rahime, Ah Biz Ödlek Aydınlar'ı inceledi.
13 Nis 18:22 · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Ah Biz Ödlek Aydınlar, Aziz Nesin'in deneme türünde, gazete - dergi yazılarından, mektuplarından, anılarından, kitap önsözlerinden ve çeşitli toplantılarda konuşmuş olduğu yazılarından oluşan kitabıdır.

Neden gülmece türünde ki hikayelerden oluşan kitaplarını değil de deneme türünde bir kitabını okudum Aziz Nesin'in? Çünkü, bana göre bir yazarı tanımanın en güzel ve doğru yolu yazmış olduğu deneme-inceleme türünde bir kitabını okumaktır. Bu sayede, yazarın karakterini, dünya görüşünü, olaylar karşısındaki tutumunu hatta yazdıkları kitaplara esin kaynağı olan şeyleri bile öğrenebiliriz. Bir yazar, deneme yazarak aslında okura kalbinin kapılarını da aralamış olur. Ve her şeyi bütün çıplaklığıyla gösterir. Metaforlara, kelime oyunlarına ya da satır aralarına bir şeyler gizlemeye çalışmadan neyse düşüncesi aynen yansıtır. Bu bakımdan denemelere, biz okurlar hak ettiği değeri vermeliyiz ve ilk defa okuyacağımız bir yazarın, eğer varsa deneme kitabı, ilk o kitaptan başlayarak tanımalıyız yazarı ve yazdıklarını. Bu sayede neyi ne için yazmış olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Bunları yazmanın sebebi denemelere karşı okurlarda bir ön yargının olması. Evet belki okurken, harika bir olay örgüsü olan roman gibi tat vermiyor olabilir ama, ufkumuzu genişletmek, düşünmek ve sorgulamak, daha bilinçli bireyler olmak adına değerli yazarların birikimlerini paylaştığı bu kitapları okumanın ileri vadede faydasının olacağını sizler de okudukça anlayacaksınız.

Deneme ile ilgili söyleceyeceklerim bittiğine göre içerikle alakalı da görüşlerimi siz değerli okurlara arz edeyim. Kitap, parça parça bir çok konuyu anlatan yazılardan oluştuğu için, yalnızca bir kaç tanesine değineceğim.

Bu kitabı okuyana kadar Aziz Nesin'in Atatürk büstü yapılmasına karşı olduğunu bilmiyordum. Bilindiği üzere, Aziz Nesin, Atatürkçü birisidir ve Atatürk büstüne karşı olması garip bir durum gibi görünebilir ama işin aslı öyle değildir. Atatürkçülük felsefesini tam mânâsıyla anlayan her birey zaten büstlere karşı olur. Aziz Nesin'de bunun farkında ve Atatürk heykeli yapmaya karşı çıkıyor bunun biçimcilik olduğunu özden uzaklaştırdığını savunuyor ve şöyle diyor " Atatürkçüler de günümüzde özden sıyrılıp biçimciliğe saplanmıştır. Ve bütün tarih bize gösteriyor ki, bir toplum, bağlı olduğu bir kutsal kavramın özünü yitirdikçe, o kav­ramın biçimine daha çok sarılmıştır. "
Bu demektir ki, bir düşünceyi, şekilcilikten uzak ve taşıdığı manayı amacından uzaklaştırmadan yaşamak ve yaşatmak gerekiyor.

Milliyet gazetesi 1964 yılında okullardan bağış toplamış ve toplanan para o zamanın parasıyla 500 bin lirayı bulmuş. Aziz nesin, bu parayla Atatürk heykeli değil, okul yaptırılmasını önermiş ve bu öneriyi akşam gazetesinde yayınlamıştır.Ve gazete sahiplerine şöyle bir çağrıda bulunmuş. "Bir yanlıştan dönmenin de büyük bir yiğitlik ve yürek­lilik olduğunu bilirsiniz. Heykel yaptırma yanlışından, okul yaptırma doğrusuna dönerseniz, bütün gerçekçi aydınları da yanınızda bulacaksınız." Ne kadar samimi bir çağrı öyle değil mi? Toplumumuzun heykellere ihtiyacı yok. Atatürkçü düşüncenin de buna ihtiyacı yok. Çok klişe olacak ama, İhtiyacımız olan şey eğitim. Bir de 1964 yılının Türkiyesini düşününce ne kadar da gereksiz bir şey olduğunu daha iyi anlıyor insan. Yahu millet açlıktan ölüyor, tahtırevanla büst dikmeye gitmekte neyin nesi? İşte aydın dedğin ülkesinin neye ihtiyacı olup olmadığını iyi bilecek.

Aziz Nesin'in Dünya savaşlarına da itirazı var. TDK'nın, Türkçe Sözlük'ünde savaşın ta­nımı şöyle: "Ekonomik ve politik amaçlarına ulaşabilmek için devletlerin yada toplumsal sınıfların giriştikleri silah­lı eylem." ama Aziz nesin bu tanımın savaşın tam karşılığı olmadığını düşünüyor. Ve savaş yok etmek, ortadan kaldırmak, insanları öldürmek anlamına geliyor ve diyor ki, "20 milyon Sovyet, 6 milyon Yahudi olmak üzere değişik milletler den 60 milyon kişi ölmemiş olsaydı biz bu savaşa 2. Dünya savaşı dermiydik." Demek ki savaş, insanların ölmesiyle gerçekleşen bir eylem Aziz Nesin'de II. Dünya Savaşından sonra, Bölgesel savaşlarda devletlerin kendi içinde ki iç savaşlarda, anarşi vs. İle ölen insanlar ve açlıktan ölen insanların sayısının milyonları bulduğumu söylüyor ve teoride bir dünya savaşı var olmasına rağmen pratikte bunun dile getirilmemesini eleştiriyor ve Emperyalizmi suçluyor.

"Emperyalizm ancak savaşla beslenip yaşayabilen ve durmadan yiyen ve şişen bir obur dev olduğu için de, dün­yadaki savaşlar, edimsel olarak kendi ülkelerine bulaşmadıkça, kendi çıkardıkları yada körükledikleri böl­gesel savaşlarda, sayılanmış dünya savaşlarında ölenlerden daha çok insan ölse bile, bu savaşı bir dünya savşı sayma­maktadırlar. Oysa dünyamız, İkinci Dünya Savaşı'nın bi­timinden beri, sayısı konulmamış olan bir Dünya Savaşı'nın içindedir. Belirtilerinden öyle görünüyor ki, bu obur dev, bölgesel savaşlarla da yetinemediği gün yaşayabilmek ve doğasının gereği zorunlu olarak durmadan şişebilmek için dünya savaşının sayısını da koyacaktır"


Bu söyledikleri ayakta alkışlanacak tespitler. Sömürgeci devletlerin, kendi menfaatleri için çıkardıkları savaşların canlı tanıklarıyız. Baktığınız da dünya alev alev yanıyor ama sömürgecilerin aleyhine bir durum olmadığı için isterse 2. Dünya Savaşının on katı insan ölsün bu onlar için bir dünya savaşı değildir ellerinin kiridir.

Evet bu paylaştığım konular kitapta paylaşılan konulardan sadece bir kaçı. Bir çok konuda, Aziz N. görüşlerini bizimle paylaşmış ve kesinlikle okunmaya değer. Sırf onun kendi doğrularını söyleme cesareti için bile bütün kitapları okunur. Sonun da hapse düşeceğini bile bile fikirlerini söylemekten çekinmeyen dava adamı. Sırf bu yüzden defalarca hapse girmiş. Hem de onun dönemini düşününce ne cesaret varmış adam da diye düşünmeden edemiyorum. Şimdiki zaman da siyasal bir olaydan hapse girip çıkan herkes kahraman ilan ediliyor ama o dönem anarşist, vatan haini diye nitelendirilmeniz işten bile değil üstelik mesleğin yazarlık ve kimse senin kitaplarını basmak istemiyor. Belki Aziz Nesin ile bazı görüşlerde çakışıyoruzdur ama o kendine Aydın demiş ve bunun hakkını kendi doğrularıyla vermiş birisi bana göre.

Aslında bu kitabı zamanlama olarak çok doğru bir zaman da okuduğumu düşünüyorum. Bizler, yani 1K sakinleri sıradan, evden işe, işten eve hafta sonu avm'ye giden normal vatandaşlarız. (Ya da ben öyleyim.) Görüşlerimizi, düşüncelerimizi gerçek hayatımızda yansıtacağımız durumlar olmuyor. Yani herhangi bir toplumsal bir konuyu enine boyuna konuşacağımız ortamları pek bulamıyoruz ama bu platform düşüncelerimizi ifade için bulunmaz bir nimet. Bu sebeple, sizleri eleştiri yapmaya, doğrularınızı savunmaya davet ediyorum. Yani sırf takipçisi çok diye sahip olmadığınız bir görüşü öven birinin incelemesinin altına güzellemeler dizmeyin. Ya da kurulan arkadaşlıklarınız kendi doğrularınızın önüne geçmesin. Yanlışları söylerken menfaatinizi düşünmeden cesurca ve sonucuna katlanarak söyleyin. Bu konuda yalnız değilim zamanın da bu konudan Aziz Nesin'de dertliymiş "Önemli olan, eleştiriden beklenilen işlevin, ülkemizde gerçekleşip gerçekleşmediği­dir. Başka türlü söylersek sanat ve edebiyatımızı donmuşluktan kurtaracak onun temel gelişimini etkileyecek nes­nel bir eleştirel ortama sahip miyiz? Dergilerde yer alan eleştirilere baktığımızda bunların, böyle bir soruya evet dedirtecek nitelikte olmadığını söyle­yebiliriz. Çoğu, dostluk ya da arkadaşlık itkisiyle yazılmış yaklaşımlar."
İşte ben bunu 1K'da yapılan eleştiriler için de baz alınmasını istiyorum. Çünkü nesnel bir eleştiriden ziyade gurur okşayıcı eleştiriler yapılıyor ve ben bundan rahatsızım.


Uzun bir yazı oldu farkındayım ve elimden geldiğince kısa tutmaya çalışsamda yine uzun oldu. Aslında bu yazdıklarım yazmak istediklerimin yanın da önsöz kalır ama durmam lazım artık.

Buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. Aziz Nesin etkinliği düzenleyen arkadaşlara, yayıncısına, yapımcısına da teşekkürler, sağolunuz efendim.

Hayriye KIZILTAŞ, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
04 Nis 16:42 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayvan Çifliği kitabını küçük büyük herkes okumalı. Kitap ne kadar 2. dünya savaşı sırasında yazılmış olsada şimdiki zamanda yaşadıklarımız arasında çok güzel bir köprü olmuş. Kitabı okurken bir dejavu hissi yaşıyor insan ve çok iyi bir anlamda söylüyorum bunu. İlk defa bir kitabı Önsöz ve Giriş bölümleriyle birlikte okudum, kitap hakkında ufak bir heyecan yaratıyor zaten sonrasında okurken gerçektende haklıymış diyorsunuz. Gerçekten okunması gereken bir kitap.

Sadık Cemre Kocak, Eyvallah 2'ı inceledi.
31 Mar 12:27 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir Cuma günü başladık kitabımıza. Gene Hak aşkıyla dolu bir Hak aşığımızın ağzından dinledik hikayelerimizi. Bu sefer de Konya yolunda yazmış sanırım yazılarını. Adam gerçekten bana farklı hissettiriyor okurken ama yalan olmasın o ilk kitabın etkisini göremedim. Tabi bu kitabın kötü olmasından değil, o kitabın çok iyi olmasından kaynaklı bir durum bu.
Kitabın içeriğine bakarsak mesela anlamadığım 1. bölüm vardı. Hani girişi mi yapmış kendince önsöz mü yazmış anlamakta zorluk çektim. Futboldaki orta şut karışımı duruma benzettim bu hali ben. 2. bölümde de seri olarak ilerleyen ve güzel sözlerin geçtiği bolca kısımla okumaya doyar gibi olduk.
Sadece bu değil. Mesela alıntı yaptıklarım ve birine hissettiklerimden dolayı sanki buraya yazmazsam gizli kalacakmış, bana ait olacakmış gibi hissettiklerim yüzünden eklemediklerim de vardı. Zaten kitabı beğenmeyenlerin bile çoğunun içerikteki cümlelerden etkilendiklerini görürken; benim hayatımı etkileyen birine karşı hislerimi burada alıntılamayı bile kıskanmamdan daha doğal ne olabilirdi ki ? Çok sevdim ben bu kitaptaki sözleri de, o sözleri söyleyeni de. 
Yanlış hatırlamıyorsam 3. bölüme Mevlana ve Şems arasındaki muhabbetle başlıyorduk. Elden geldiğince iyi anlatmaya ve her yaşadığından bir ibret almaya çalışan ‘Aşık’ birini görüyoruz aslında her satırda.
Gene aynı bölümde (sayfa 118) “Otobüse Kaçak Binmek” adlı bir kısım var ki yani nasıl diyeyim bilemedim. Otobüs, İtalya ve 1 Euro ile başlayan muhabbet nasıl İslam ve Namaz’a bağlanıyor hayret edersiniz. Zaten o yüzden bu adamın kitapları hakkında yorum atarken adamın ayrı bir ‘Mana’ aşkına sahip olduğunu belirtip duruyorum sürekli. Belki de yazanlar değil, manaları için okuyorumdur bende. Neden olmasın ?
Son bölüm ise benim için en iyisidir. Ben okurken çok güzel tat aldıysam yazar o anı yaşarken kim bilir nasıl lezzet aldı. Böyle kitapların ülkemizde ne kadar az olduğunu düşünmekle de kendimde hak buluyorum. Özellikle erkeklerin kızlara ve baktığı yerlerine, nefislerine hakim olmadan bakmaları gibi metrobüs olaylarına çok hakimim çünkü bizzat görüyorum ve bakmamak da bir o kadar büyük erdem. Mevzu gözün çarpması veya çarpmaması değil sonrasında edilen tövbe. Yalan yok benim de çarpıyor ama sonra içimden geçenleri Allah biliyor. Daha temiz bir insan olmamız dileğimle ‘Amin’ diyor, hepimize iyi haftasonları ve keyifli okumalar diliyorum. Sağlıcakla kalın efendim..