1000Kitap Logosu
Resim
Onur
TAKİP ET
Onur
@onur2o22
32 okur puanı
31 Oca 16:44 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Onur
tekrar paylaştı.
_Düşler, bilinçaltına giden kraliyet yoludur. Freud _Düşlerde akıl hastalarının yaşadıklarını yaşarız. Wundt _Deli, uyanık bir düş görendir. Düşler bize, gizli doğamızı göstermek ve ne olduğumuzu değil, eğer başka bicimde yetiştirilseydik ne olabileceğimizi ortaya koymak için vardır. Kant _Düşte insanın gerçek karakteri ortaya çıkar. Düşler, kısa süreli çılgınlık, çılgınlık da, uzun bir düştür. Schopenhauer _İyi insanlar, başkalarının uyanıkken yaptıklarını yalnızca düşünde görenlerdir. Platon _Aristo Bize düşlerin tanrılar tarafından gönderilmediğini ve Şeytani olduğunu çünkü doğanın İlahi değil şeytani olduğunu söylemiştir. Aristo düşleri akıl ile ondan öncekiler ilahi olarak yorumlamış. _Karın bölgesinin bilinci, bizden saklanan karanlık bir kıta mı? _Herhangi bir kişi, düşlerindeki davranışları uyanıkken gösterse deli olarak kabul edilirdi. _Yanılsama kuramı: Doğada bir at görürüz, yaklaşınca inek olduğunu, daha da yaklaşınca insan olduğunu görürüz. Düşte de böyle... _Düşünen ile düş göreni ayırt etmek gerekir. _Histeri, unutulmuş yaralanmalardan ibaretti. _Dirençleri yenmek ve direnç altına ışık tutarak özü açığa çıkarmak. _En şiddetli bicimde uyanık olan ruhsal etkinlikler en derin bicimde uyuyan etkinliklerdir. _Bilinçdışının kaynağı, enerjisini içgüdülerden alan arzulardır. _İlkel insanlar düşlerin, tanrıların mesajları olduklarını kesin gerçek saymışlardı. _Wundt, düşleri, “sinirsel uyarılmaya bağlı olanlar” ve “çağrışımlara bağlı olanlar” diye iki ana sınıfı ayırırlar. _Terleyen insan rüyasında ataş üzerinde yürüdüğünü görür_ _Uykunun belli bir döneminde beynin davranışında değişiklikler olduğu ve düşlerin bu donemde görulduğu, bu kitabın yazıldığı tarihten 50 yıl sonra kanıtlanmıştır. _Düş mü bizi başka diyarlara götürür yoksa başka diyarları mı getirir. _Schiller, bir duşunce cok onemsiz ya da cok garip gelebilir ama kendisinden sonra gelen bir başka duşunceyi onemli kılıyor olabilir ve başka duşuncelerle bağlantı icinde cok etkin bir halkaya donuşebilir. _Çişini yapamazsa öleceği öğretilen çocuk trafik sıkışınca da aynı boğuntuyu yaşar. Zihinsel öğelerin birbiriyle zincirleme bağlantıları vardır. _Bazı duyu izlenimleri aklı sakinleştirmek icin gerekli bile olabilir. Değirmenci, değirmeninin takırtılarını duyduğu surece uyuyabilir. _Bağırsak ağrısı çamurlu bataklıkları, baş ağrısı evin örümceklerle kaplandığını, nefes alev saçan ocak, pipo penis, kürk kasık kılları, kadının kalçaları 2 evin birleşimini, küçük yol ise vajinayın kayganlığnı temsil edilir. _Düşlerin kaynakları: _1) Dış uyarılmalar_ Uykuda bile ruhun beden dışı dunya ile surekli bir ilişki icinde bulunduğunun kanıtıdır. Her gürültü kendine uyan bir duş imgesini uyarır. Bir gokgurultusu bizi bir savaşın ortasına goturebilir; bir horozun oluşu bir adamın dehşet cığlığına donuşebilir; bir kapı gıcırtısı hırsızlara ilişkin bir duşu uretebilir. ayağımızla yatağın kenarını itiyorsak kendimizi korkunc bir ucurumun kıyısında dikiliyor ayaklarında bir sıcak su şişesi ile yatarken duşunde Etna Dağına tırmandığını, kafasında yara olan adam Kızılderililer tarafından kafaderisinin yüzüldüğünü görmüş,__Uyuyana bilerek bir duyusal uyaran verilebilir deneyi. Tüyle burnunu gıdıkladılar, yüzüne işkenceyle maske geçiriyorlar. Sıcak ütü yaklaştırıldı evinde yanan kömürlerde yürüttüklerini.. Çalar saat bana rüyada tabakları düşüren garsonu, kilise çanını, devlerin masada gürültülü şekilde dişlerin vurarak çiğnedikleri ise koşan atın nal sesleri… _2) İç uyarılmalar_ Gözleri ağrıyorken uyuyunca rüyasnda çok küçük harfli bir şeyler okuduğunu .. _3) Organsal bedensel uyaranlar_ Aristo hastalıkların düşte kendilerini belli ettiklerini sölemiş. Kalp ve akciğer hastalıklarında anksiyete duşlerinin...Yunanlılarda, hastaların duş kahinleri vardı. Hasta, Apollon tapınağına girer, orada ceşitli torenlere katılır, kutsal sularla yıkanarak, masajla ve tutsulerle arınır ve sonra da bir coşku icinde, kurban edilmiş bir kocun derisi uzerine uzanırdı. Orada uyur ve hastalığının carelerini duşunde gorurdu. Hipokrat düşlerin sağaltma işlevinden bahsetmiş. Akciğer hastalıkları cekenler, boğulma, soluk yollarını kapayarak karabasanları deneysel olarak uyarmayı başardığına…Kol ya da bacak, duşte, bir hayvan ya da canavar olarak ortaya cıkabilir _Düşlerin özellikleri_ Düşler, yer ve zamandan bağımsızlığıdır. Düşlerde akıl devre dışı bırakılır, olanaksız şeyleri kabul ederler. Mantıksızlık, tutarsızlık ya da saçmalık içermeyen hiçbir düş yoktur. Bir düş, ruhsal, duygusal ve zihinsel bir anarşidir. Düşlerde ruh, ruhsal bir otomata dönüşür. Gerçek hayatta insanın kendini tanrı sanması, nevrotik bir düşi deliliktir. Düşlerde ilkel dünyaların izlerini görebileceğimiz söylenir. Düşte tüm mucizevi olaylara inanırız. 3+3=20 eder. Kralız, uçarız, ölülerin dirildiğine, taşın konuştuğuna vs inanırız. Düşlerin 10da 9u saçmadır. En anlamsız nesneler bir araya gelir. Unutulmuş olaylar, yanılsamalar birleşerek canlanır. Düşlerde çağrışımlar serbest güreş yapıyor gibidir. Düş goren, delilerin, katillerin ve onların kurbanlarının, cücelerin ve devlerin, şeytanlann ve meleklerin rolunu oynayan bir aktördur. Gündelik korkularımızı bize en korkunç bicimlerde gösterirler. Zihinsel yaşamın ruhani düzeye yukselmesi, bu sozler yalnızca mistikler ve dinciler tarafından yinelenmektedir. Ünlü mistikler insan sozkonusu olduğunda metafiziğe giden yolların, düş lerden gectiğini bildirir. _Düş görme, “Muzik bilmeyen bir adamın piyanonun başına geçmesine benzetilir. _Düşler, boğulmuş duşuncelerin boşaltılmasıdır. Düş görülemezse düşünceler birikecek ve baskı yapacaktır. Düşler beyin için emniyet sübabıdır. Zamanın iyileştirici etkisi de kısmen buna dayanmaktadır.” _Düşler uyandıktan sonra neden unutulur?_ Düşler parçalıdır ve erirler. Yeniden gorulen duşler de gozlemlenmiştir. Ruhsal küremizde, gökyüzündeki bulutlar gibi uçuşan düş yapıları, rüzgarın ilk üflemesiyle dağılırlar.” Duşler, tıpkı yıldızların parıltısının güneş ışığına teslim olması gibi yeni gunun izlenimleri onunde kenara cekilirler. _Düşlerde ahlak_ Düşte ahlak yoktur ve kayıtsızlık her şeyin uzerinde egemenlik surer. Uyanıkken dehşete kapılacağı eylemleri rüyada sakince yapar. _Ahlaksız denen düşler, yaşamın yasakladığı şeylerin tohumlarının düşlerde yeşermesidir. Engisizasyon mah. “Eğer bir kişi duşunde kufur sayılacak şeyler gördüğünden soz ederse engizitorler, bunu, onun yaşamında araştırma fırsatını kacırmazlar, cünkü bir adamın gündüzün uğraştığı şey gece geri gelme alışkanlığı gosterir.” _Unutulan sözleri düşlerde açığa çıkar. Çocukluk da düşlerin kaynağını oluşturur. _Bir olay bilinçaltında kalırsa düşlerde açığa çıkar onun için taze acılar değil eski olayları düşlerde daha çok görürüz._Düşlerde ayrıntılar, tesadüfler, değersiz olaylar, dikkat edilmemiş sözler daha sık görülür. Bir acı olay değil de olayın yanındaki yaralı yüz mesela. Düşlerin bir bölümü yaşantımızla hiç ilintili değildir ama kaynağı nedir? _Hipermnezik duşler vardır. _Düşler hazımsızlıktan ileri gelir, kurama göre düş bir uyku bozukluğudur. Düşlerin nedenlerini ruhbilimin mi yoksa fizyolojinin mi alanına girer. _Düşlerle akıl hastalıkları arasındaki ilişki_Düşlerle psikozlar arasındaki içsel bağlantılar, onların temelde akraba olduğunu gösteren benzerliklerdir. Bir gözlemde deliliğin dehşet verici bir düşten kaynaklandığını… Akıl hastaları normale dönse bile düşte hala hastalık belirtileri devam eder. Düşteki hızlı düşünce parçacıkları ve psikozlardaki düşünce uçuşmalarında tam bir zaman duygusu yitimi vardır. _Düş yorumlama yöntemi_ Her düşün bir anlamı vardır. Aristoteles bu bağlamda en iyi duş yorumcusunun benzerlikleri en iyi kavrayan kişi olduğuna değiniyor. Şifre çözmek önemli.. _Uykudan önce uzandığımız zaman baskıladığımız istençdışı düşünceler açığa çıkar. Bu gevşemeyi yorgunluk sanırız. Bu yolla istençdışı” düşünceler “istençli; düşüncelere dönüşür. _________________ __Düşlerin Yorumu 2__ _Bir erkek cinsel organı simgesi olarak Şapka_ _Bir şapkanın bir erkek olması gerektiği belki garip gelebilir. Rüyasında önü dik ve iki yanı sarkık şapka giyen bir kadın, sokaktaki subaylara: 'Hiçbiriniz bana hiçbir zarar veremez!’ diye düşünmüş. O şapka onun tatmin edici ve koruyucu bir erkeğe ait olduğunu simgeliyor. Kadın, bir süre sessiz kaldı ve sonra kocasının testislerinden birinin ötekinden daha sarkık olmasının ne anlama geldiğini ve bunun tüm erkeklerde aynı olup olmadığını sorma cesaretini buldu. Böylece şapkanın dikkate değer ayrıntısı açıklandı ve yorum onun tarafından kabul edildi. Öteki daha az saydam olgular beni bir şapkanın aynı zamanda kadın cinsel organları yerine de gecip gecemeyeceğini düşünmeye yöneltti. _Ruh cözümleme yönlemine getirilmiş pek cok karşı cıkış arasında bana en garip geleni ve belki de en cahilcesi denebilecek olanı, düşlerde ve bilinçdışında simgeciliğin varlığına duyulan kuşkudur. _Bir düşünceyi görsel bir imgeye dönüştürme sürecinde düş görenler tarafından özel bir yetenek ortaya konur ve bir cözümleyici kendi tahminleriyle onu izlemede nadiren eşittir. Bu nedenle eğer düş görenin -temsilin yaratıcısının- sezgisel algısı onların anlamını acıklayabilirse bu ona büyük doyum verir. _Şapkadaki eğri bir tüy (iktidarsız) bir erkeği simgelediği bir duş bildirir. _Cinsel birleşmenin simgesi olarak Çiğnemek_ _Annesi kendi kendine gitmek zorunda olduğu icin küçüğünü dışarı yollamıştı. Büyük kız, annesiyle bir trene binmiş ve küçüğünü dosdoğru rayların üzerinde yürürken görmüş; öyle ki çiğnenmesi kaçınılmazmış. Kemiklerinin kırılışını işitmiş. Sonra vagonun penceresinden parçalar arkadan görülmez mi diye anlamak için bakınmış. Sonra da annesine ufaklığı tek başına göndermiş olduğu için söylenmiş. _Yorumu : Annesi onu akıl hastanesinden alıp götürmüştü ve doktor istasyonda ortaya cıkıp ona ayrılık armağanı olarak bir buket cicek vermişti. Annesinin bu yönelişe tanık olması cok uygunsuz olmuştu. Demek ki annesi bu noktada onun bir aşk olayını engelleyen bir figür olarak betimlendi ve bu, gerceklen bu ciddi hanımın hastanın genç kızlığında oynadığı roldu. Bir sonraki cağrışımı "parcalar arkadan görünmez mi diye anlamak icin bakındı" cümlesiyle ilişkiliydi. Düşün cephesi kuşkusuz insanı ezilmiş ve ciğnenmiş küçük kızının parcalarını düşünmeye yöneltiyordu. _Kız, babasını banyoda çıplak olarak arkadan görmüş olduğunu anımsadı ve bir erkeğin cinsel organlarının arkadan bile görülebildiği ama bir kadınınkinin görülemediğine vurgu yaptı. Annesinin kendisinden sanki cinsel organları yokmuş gibi yaşamasını beklemesine sitem etti ve aynı sitemin düşün acılış cümlesinde ifade edildiğine işaret etti: "annesi kendi kendine gitmek zorunda olduğu icin küçüğünü dışarı yollamıştı". İmgeleminde "sokaklarda kendi başına gitmek" bir erkeği olmamak, hiçbir cinsel ilişkisi olmamak anlamına geliyordu.Tüm anlattıkları bir kız çocuğuyken babasının kendisini yeğlemesi yüzünden annesinin kıskançlığından acı çekmiş olduğunu göstermişti. Aynı gece görulen ve düş görenin kendisini oğlan kardeşiyle özdeşleştirdiği bir başka düşle gösterildi. Aslında oğlansı bir kızmış ve sıklıkla kendisine bir oğlan çocuğu olması gerektiği soylenmiş. Oğlan kardeşiyle bu özdeşleşme, "ufaklık"ın bir cinsel organı anlamına geldiğini özellikle belirgin kıldı. Annesi oğlanı (ya da kızı) iğdiş etmekle tehdit ediyordu ki bu yalnızca kızın penisiyle oynaması uzerine verilecek bir ceza olabilirdi; boylece özdeşleşme kızın kendisinin de çocukken masturbasyon yapmış olduğunu kanıtlıyordu. İkinci duş kızların iğdiş edilmiş oğlanlar olduğu bicimindeki bebeksi cinsel kuramı anıştırıyordu. Boylece ilk düşte ufaklığı (cinsel organı) dışarı yollamak da iğdiş edilme tehdidi ile ilişkiliydi. Annesinden en son yakınması kendisini bir oğlan olarak doğurmamış olması nedeniyleydi. _Bugüne dek düş sorununu çözmek icin yapılmış her girişim, onların bizim belleğimizde bulunan görünür içerikleriyle ilgilenmiştir. Biz, düşlerin gürünür içerikleriyle, soruşturmamızın sonuçları arasına yeni bir ruhsal malzeme sınıfı katmış bulunuyoruz. Yani onların gizli içeriklerini ya da bizim yöntemimizle ulaşılan ‘düş düşünceleri’ni. Bir düşün anlamını bulup çıkarmamızı sağlayan şey onun görünür içeriği değil, düş düşünceleridir. Böylece önümüze daha önce hiç var olmamış yeni bir görev çıkmış oluyor: Yani, düşlerin görünür içerikleriyle gizli düş düşünceleri arasındaki ilişkileri araştırmak ve ikinciyi birinciye dönüştüren süreçlerin izini surmek gorevi. Düş düşünceleri, onları öğrenir öğrenmez kavranabilir. Öte yandan düş-iceriği sanki resim yazısıyla ifade edilmiştir ve harflerinin tek tek düş düşünceleri diline dönüştürülmesi gerekir. Eğer bu harfleri simgesel ilişkileri yerine resimsel değerlerine gore okuyacak olursak yanlışa düşeceğimiz kesindir. Varsayın ki onumde bir resimli bilmece var. Çatısında bir sandal bulunan bir ev, alfabenin tek bir harfi, kafası koparılmış koşan bir adam. Şimdi zıtlıkların bolluğu karşısında yanlış yöne saptırılmam ve resmin saçma olduğunu bildirmem olasıdır. Ama bu resim bilmecesi hakkında ayrı ayrı her oğeyi temsil edilebilecek bir sozcukle değiştirirsek varabiliriz. Bu bicimde bir araya getirilecek sözcukler, artık sacma değil son derece güzel ve anlamlı bir şiir parcası oluşturabilir. Bir düş bu tür bir resim bilmecesidir ve düş yorumu alanındaki öncülerimiz bilmeceyi bir resim kompozisyonu gibi ele alma yanlışına düşmüşlerdir; bu yüzden de düşler onlara sacma ve değersiz gibi gelmiştir. _Düş içeriğini düş düşünceleriyle karşılaştıran birinin acık olarak göreceği ilk şey büyük ölcüde bir yoğunlaştırma işleminin gercekleştirilmiş olduğu olacaktır. Düşler, düş düşüncelerinin kapsamı ve zenginliğine kıyasla kısa, verimsiz ve özetlenmiş şeylerdir. Düş yazılacak olsa belki de yarım sayfaya sığabilir. Düşün altındaki düş düşüncelerini ortaya koyan cozumleme ise altı, sekiz hatta oniki kat fazla yer tutabilir. Yorum işi daha ileri götürülecek olursa düşün gerisine gizlenmiş daha başka düşünceler de ortaya cıkabilir. Bir düşün tümüyle yorumlandığından hicbir zaman emin olunamayacağını gösterme olanağım olmuştu. O halde yoğunlaştırmanın miktarını belirlemenin olanaksız olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. _Cok sık olarak tum gece boyunca pek cok düş gördüğümüz ve gördüklerimizin coğunu unutmuş olduğumuz izlenimine kapılırızve eğer tümünü anımsayabilseydik o da düş düşünceleri kadar kapsamlı olurdu. Düş-işlemi sırasında yoğunlaştırmanın olduğu hipotezi, düşlerin unutulma olasılığından etkilenmez; cünkü bu hipotezin doğruluğu, akılda tutulmuş olan her bir düş parcacığına ilişkin duşuncenin miktarı ile kanıtlanmıştır. Düşün yitik parcalarının akılda kalmış düş parcalarıyla zaten ulaşmış olduğumuz duşuncelerle ilişkili olduğunu varsaymamızın hicbir haklı nedeni yoktur. _İnsan tüm olgularda bu yeni bağlantıların, yalnızca daha önce bir başka yoldan düş düşüncelerine bağlanmış düşünceler arasında kurulduğundan emin olabilir. Yeni bağlantılar, sanki ana hatlan ayrılıp tekrar birleşen tren yolları ya da kısa devreler gibi oteki daha derin birleştirici yolların varlığı sayesinde mümkün olmaktadır. _Düşlerin oluşumunun bir yoğunlaştırma sürecine dayanması, tartışma gütürmeyen bir gercek olarak kalmaktadır. Düşün, düş düşüncelerinin sadık bir cevirisi ya da noktası noktasına izdüşümü olmadığına; onların ileri derecede eksik ve boluk porcuk bir anlatımı olduğu sonucuna varabiliriz. Bu gürüş en uygunsuz goruştur. Ama onu geçici bir başlangıç noktası olarak alabilir. 17 _İdrar simgeciliği_ _Küçük oğlan, kendisine kulak verilmediğini görerek giderek daha yüksek sesle çığlık atmaktadır. O, dadısının uyanıp kendisine yardım etmesi konusunda ne denli buyurucu bir bicimde diretirse, düşün her şeyin yolunda olduğu ve kadın için uyanmaya hiç de gerek bulunmadığı yolundaki güvencesi o denli diretken olmaktadır. İşeyen çocuğun ürettiği su dereciği giderek daha olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. Bir kayık yuzecek kadar genişlemiştir; ama bunu bir gondol, bir yelkenli ve sonunda bir şilep izlemektedir. _Saçma düşler_ _Düşlerin saçmalığı, düşlerin değerini yadsıyanlara, onları azalmış ve parçalı bir zihinsel etkinliğin anlamsız ürünü saymaları lehinde temel kanıtlarından birini sağlamıştı. Saçmalık yalnızca görünümdedir ve düşün anlamı daha yakından incelenir incelenmez ortadan kaybolur._”Ölmüş olan babasını kaza yaparken, başı sıkışıp ezilirken, sol kaşının üzerinde dikey yönde bir yarayla yatakta yalarken görmüş.” Babası sorunları nedeniyle sıkıntıya düşse elleriyle alnının iki yanını, sanki başı çok genişmiş de onu sıkıştırmak istiyormuş gibi bastırma alışkanlığındaydı. Ne zaman düşünceli olsa alnında derin bir kırışık oluşurmuş. Bu kırışıklığın düşte bir yarayla yer değiştirmiş. Düş gören küçük kızının bir fotoğrafını cekmişti. Ancak fotoğraf camı parmaklarının arasından kaymıştı ve onu yerden aldığında uzerinde kucuk kızın alnında dikey olarak kaşına dek uzanan bir catlak görmüştü… _Binalar, merdivenler ve havalandırma bacalarıyla temsil edilen cinsel organlar_ _Kişilerle temsil edilen erkek organı ve manzaralarla temsil edilen kadın organı_
( Rüya Yorumlama Sanatı ) _Yorumlanmamış bir rüya, okunmamış bir mektuba benzer. Talmud _Çevremizin bize zorla giydirdiği kıyafeti, rüyada çekip atarız. Rüyasal gerçeklik içinde artık her arzumuz gerçek olabilir. Usta bir insan, kendisini anlayabilmek için, rüyalarını anlamaya çalışır. Bu, kişiliğin genel kalitesini anlamaya yöneliktir. Emerson _Rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Ama şimdi, bir kelebek olduğunu düşünen bir insan mı ya da insan olduğunu düşünen bir kelebek mi olduğumu kestiremiyorum Çin şairi böyle açıklamış. _Gerçek nedir?" Rüyada gördüklerimizin değil de, uyanık iken gördüklerimizin gerçek olduğunu nasıl iddia edebiliriz? Eğer rüya görüyorsak, bu rüya yüzde yüz "gerçektir" ve uyanık halimizin gerçekleri gibi tam olarak geçerlidir. Rüya, gerçek bir yaşayıştır. _Değişik insanların farklı rüyalar görmeleri ne kadar doğalsa, değişik ülkelerin farklı mitoslar yaratmış olmaları da o kadar doğaldır. Bir Parisli'nin bugün gördüğü bir rüya ile bir kaç bin yıl önce Atina'da yaşamış olan bir insanın inandığı mitoloji birbirlerine çok benzer. _Bedenimiz, ruhumuzun bir sembolüdür! Düşüncelerimiz, yüz ifademizi ve davranışlarımızı o kadar etkiler ki, insanlar bizi dinlemekten çok bu belirtileri gözleyerek ruhsal durumumuz hakkında önemli bilgiler elde ederler. Derinden ve gerçekten hissedilen bir düşünce, bütün organizmamıza yansıyacaktır. İşte evrensel sembollerde de, böyle bir ruh ve beden ilişkisini görebiliriz. Çünkü bazı bedensel olaylar, bir takımı duygusal ve ruhsal gerçeklere işaret etmektedirler. _Somut bir şeyin, duygularımız gibi soyut bir şeyi açıklayabilmesi, yani, cisimlerin duygularımızın sembolleri olabilmeleri, aslında pek de şaşılacak bir durum değildir. Çünkü, ruhumuzda oluşan duyguların, bedenimize aynen yansıdığını hepimiz biliyoruz. Örneğin sinirlendiğimizde, beynimize kan fışkırdığını söyleriz ya da korktuğumuzda, "başımızdan aşağı soğuk sular boşaldı" deriz. _Aynı olayın değişik insanlarda değişik duygulara yol açması gibi, aynı sembolün de yerine göre değişik anlamlara gelmesi kaçınılmazdır. Örneğin ateş sembolü. Ateşi bir şöminede izlediğinizde, içimizi bir sıcaklık duygusu kaplar. Ama bir yangında ateş yıkıcılığı sembolize edebilir. _Rüyada gördüğümüz resim, içinde bulunduğumuz ruhsal durumu, gördüğümüz şehir ise, bir zamanlar aynı duyguları yaşamış olduğumuz yeri sembolize etmektedir. Arasındaki ilişki bütünüyle rastlantısaldır. Bir kişinin herhangi bir şehirde, üzücü bir olayla karşılaştığını düşünelim. Bu kişi daha sonraları, o şehrin adını duyduğunda, buruk bir duyguya kapılacaktır. Eğer o şehirde güzel bir anısı olsaydı, kişinin içi de neşeyle dolacaktı. Aynı duygusal tepki, herhangi başka bir durumla karşılaşınca da gösterilebilirdi. _Bütün bilgeliklerin başlangıcında hayret ve merak vardır. Günümüzde artık her şeyin bilindiği kabul edilmektedir. Bir şeye hayret etmek, artık utanç vericidir ve adeta düşük bir zeka seviyesinin göstergesi anlamına gelmektedir. _Uyanık oluğumuz zaman çevremizi algılıyoruz, belki de, aslında göründüklerinden çok farklı olan bazı görüntüleri "gerçek" diye kabul ediyoruz. _Rüyalar mantık kurallarına uymazlar. Uzay ve zaman kategorileri de artık geçersizdir. Ölmüş dostlarımız yaşıyormuş gibi karşımıza çıkabilirler ya da eskiden başımızdan geçen olaylar, birden birden canlanabilirler. Eski bir dost, sanki her gün görüştüğümüz bir dost gibi, aniden karşımıza çıkıverir. Rüya görürken, uyanık durumda hiç fark etmediğimiz bir kaynağı kullanırız. Bu kaynak, adına bilinçaltı dediğimiz, tecrübelerden oluşan bir depodur. _Rüyaların çoğunu unuturuz, birtakım iyi ve kötü huylu cinler geceleyin bizi ziyaret etnıişler de, gündoğunıunda birden yok olmuşlar gibi. _Mitoslar_(Sembolik efsaneler) _"Mitoslar ve masallar "'kendilerini sembol dili aracılığı ile ifade eden. Geçmiş zaman bilgelikleri ve özdeyişleridir. _Rüyalar, insanlığın en eski eserlerinden olan mitoslara çok benzemektedirler. Çağdaş toplumlarda mitoslar bizleri pek fazla meşgul etmezler. Kutsal Kitaplar'a geçmiş olanlara yüzeysel bir ilgi gösteririz. Diğerlerine ise aydınlığa ulaşamamış beyinlerin çocuksu ifadeleri" olarak görürüz. _Modem aydınlanma çağının rüyalar hakkındaki görüşü ise daha da olumsuzdu. Rüyaların saçma olduğuna inanılıyordu. Bu insanlar kendilerine "realist" diyorlardı. _Rüyada sandığımız kişiliğimiz ile tam bir karşıtlık oluşturabilir. İnsanlardan nefret ettiğimizi ya da hiç ilgi göstermediğimiz bir kişiyi, rüyamızda sevebiliriz. Bu rahatsızlıktan kurtulabilmek için de, kestirme bir yoldan giderek, rüyaların "saçma" olduklarına hükmederiz. _Talmud: İbranice'de "çalışma" anlamına gelen bu sözcük, çeşitli dinse konular ve sorunlar üzerine hahamların yapıkları çalışmaları derleyen kitaba verilen addır. _Freud, rüyaların, hem hasta ve hem de sağlıklı insanlarda rastlanılan evrensel bir olgu olduğunu anladı. Freud rüyaların, temelde mitoslarından pek farklı olmadıklarını da kavramıştı. Bu nedenle, bir kez rüyaların dilini anladığımızda, artık mitos ve masalların sırrını da çözebileceğimize inanmaya başladı. _Sembol Dili_ _Sembol dili, insanlığın geliştirdiği tek evrensel dildir ve tarihin akışı içinde oluşan tüm kültürler için aynıdır. Bu dilin mantığında önemli olan zaman ve uzay değil, yoğunluk, anlam ve çağrışımdır. _Sembol dilinin, herkes tarafından öğrenilmesi gereken tek yabancı dil olduğu inancındayım. Eğer bu dili anlayabilirsek, mitosları da anlayabiliriz. Bence mitoslar, bilgeliğin en önemli kaynaklarından biridir. Ayrıca benliğimizin derinliğine inmemizi ve gizli yönlerimizi anlamamıza yardımcı olduğu da bir gerçektir. Eğer bu dili anlayamazsak, insanlığın daha doğaya hükmedemediği çağlardan bize aktarılan önemli bilgileri kavrayamaz ve kendi öz benliğimize giden o gizemli yolu keşfedemeyiz. _Birisine beyaz ve kırmızı şarap arasındaki tat farkını açıklamamız gerektiğini varsayalım. Düşündüğümüzün aksine, bu tat farkını anlatmak çok zor olacaktır. Herhalde sonunda sorunu şöyle geçiştireceğiz: "Ne yazık ki, sana bu farkı açıklamıyorum. En iyisi mi, bir bardak kırmızı ve sonra da bir bardak beyaz şarap iç. O zaman farkı anlayacaksın. Genelde bütün duygular için aynı sorun geçerlidir. _Rüyamızda gördüğümüz sahne, bir duygumuzun sembolü idi. İşte rüyalarda çok yalın bir sembolle, çok karmaşık bir rul halini, böylece anlatabilnıe imanı buluyoruz. _Sembol, temsili şeyler demektir. Sembol, benliğimizin dışını yansıtmaktadır. Sembolize ettiği şey ise, içimizde saklıdır. Sembol diliyle, içimizdeki duygulan, sanki somut birer algı imiş gibi açıklayabilir ve birçok şeyi temsili olarak anlatabilme imkanına kavuşuruz. _Sembolün kendisi ile sembolize ettiği şey arasında ne gibi bir ilişki vardır?" Bu soruyu cevaplayabilmek için, sembollerin 3 türe ayrıldıklarını bilmemiz gerekmektedir. Bunlar sırasıyla, geleneksel, rastlantısal ve evrensel sembollerdir. Son iki tür, iç dünyamızı ve hislerimizi sanki algılarımızmış gibi açıklayabilen sembollerdir. _Bazı seslerin, bir takım cisimleri anmak için kullanıldığını görerek bir alışkanlık yaratılır. Böylece de onların arasında köklü ve değişmez bir ilişki kurulur. _Bayraklar, ülkelerin en güzel tanıtım aracı olarak kabul edilmişlerdir. Bayrakların, renkleri ve sembolize ettikleri ülkeyle yakından ya da uzaktan hiç bir ilgileri yoktur. Fakat buna rağmen, onlar da birer semboldür. _Haçı tamamen geleneksel bir sembol olarak düşünürsek, yalnızca kiliseyi temsil ettiğini görecek, böylece de bir bayraktan farkı olmadığına hükmedeceğiz. _Geleneksel sembollerin anlamları, herkes için aynı ve ortaktır. Rastlantısal semboller ise, çoğunlukla rüyayı gören kişi ile sınırlıdırlar. Bu tür sembollere mitoslarda, masallarda ya da sanat eserlerinde rastlanarak hemen hemen imkansızdır. _Ateş için şunu söylemek mümkündür: O, hiç bir zaman aynı kalmadığı halde, hep aynı olandır. Güç, enerji, büyüklük ve hareketlilik ateşin en önemli özellikleridir. Sanki sonsuz bir güç kaynağını kullanarak dans eder gibidir. Güç, çabukluk, çeviklik, hareketlilik, büyüklük, neşe ve canlılık, ateş sembolü aracılığı ile anlatabileceğimiz duygularımızdır. Ateş; heyecan verici, maceracı ve değişimci olmasına rağmen, su; durgun, yavaş ve süreklidir. Ateşin doğasında belirsizlik, suyun doğasında ise düzen vardır. Suyu kullanarak da canlılığı sembolize edebilirsiniz. Su daha ağırdır" ve bir "güven" kaynağıdır. Su, insanı "rahatlatır''. _Geleneksel semboller, kişiye ya da belirli toplumlara özgüdürler. Rastlantısal semboller, çok dar bir çevreye seslenmektedirler ve onu yalnızca sembolün anlamını bilenler anlayabileceklerdir. Evrensel semboller ise, bedenimizin, duygularımızın ve ruhunıuzun özellikleriyle ilgilidirler. _Bir insanın sahip olduğu duygu, düşünce ve ruhsal haller, diğer insanlarda da benzer bir biçimde vardır. Sahip oldukları bu ortak özellikleri sayesinde, sembol dilini kullanabilmekte ve bu yolla anlaşabilmektedirler. Hiç kimse bize ağlanıayı öğretmez. Üzüldüğümüzde ağlarız ya da sinirlendiğimizde yüzümüz, kendiliğinden kızarır. Bu duygusal tepkiler, bütün insanlarda ortak olarak görülür. Sembollerin ardında gizlenmiş olan duygu ve düşünceler, bütün insanlar için aynıdır ve insanlık varolduğundan beri de aynı kalmıştır. _Hipnoz altındayken sembolleri gayet güzel anlayabiliyoruz _Kutup bölgesinde kullanılan güneş sembolünün işlevi ve anlamı, tropikal bölgelerdeki güneş sembolünden farklıdır. Kutupta güneş; sıcak, hayat verici, koruyucu ve sevgi dolu bir gücü sembolize edecektir. Ekvatorda güneş, ölümcüldür. Ama su, çok kıttır. Onun için su. hayatın kaynağı ve büyümenin temel taşı olarak görülmektedir _Dağlarla çevrili olan bir vadi, içimizde güven, sıcaklık ve korunma duygularını uyandırabilir. Fakat aynı zamanda aradaki büyük dağlar, bizi engelleyen duvarlar olarak da algılanabilir. Böylece vadileri, hapsolmanın bir sembolü olarak görebiliriz. _Yunus Peygamber_ _Yunus, geminin alt bölümüne iner ve derin bir uykuya dalar. Denizciler, bu fırtınayı Tanrı'nın bir cezası olarak düşünürler. Çünkü Yunus onlara Tann'dan kaçtığını söylemiştir. Bu nedenle onu uyandırırlar. Durumu farkeden Yunus, denizcilere kendisini denize atmalarını söyler. Belki o zaman deniz durgunlaşacaktır. Denizciler önce bu arzuyu yerine getirmekten çekinirler ama sonunda Yunus'u kolundan tutup denize atarlar. Yunus suya düşer düşmez, deniz durgunlaşır. Daha sonra büyük bir balık, Yunus Peygamber'i yutar. Yunus, bu balığın karnında tam üç gün ve üç gece saklı kalır. Bu duruma dayanamayan Peygamber, Tann'ya kendisini affetmesi için yalvarır ve bu hapisten kurtulmak için dua eder. Bunun üzerine Tanrı balığa, karnındaki Yunus'u karaya kusmasını emreder. Daha sonra Yunus, Ninive'ye gider, Tann'nrn buyruğunu yerine getirir ve Niniveliler'i felaketten kurtarır. _Bu hikaye aslında baştan sona sembol diliyle yazılmıştır. Gemiye binme, geminin alt bölümüne inme, uykuya dalma, denizde seyretme ve balığın karnında hapsolma" bu sembollere verebilecek örneklerdir. Ama genelde, kendi içine kapanmayı ve kendini toplumdan soyutlamayı sembolize ederler. Bir bütün olarak ele alındığında hikaye sağlam bir mantığa sahiptir. Bu hikaye, bize Yunus Peygamber'in iç dünyası hakkında bilgi vermektedir. Yunus, hikayenin başında insanlardan ve görevinden kaçar. Giderek onlara daha fazla yabancılaşır ve sonunda balığın karnındaki mutlak soyutlanma ile insanlardan tamamen uzaklaşmış olur. Buradan kurtulmak için sonunda Tanrı'dan yardım diler. (Aslında bu hikayede, tipik bir nevrozun gelişimini izleyebiliriz. Sonunda Yunus da, güvenliğe kaçmayı bir yana iter ve hayatına bıraktığı yerden devam etmeye karar verir. İçsel bir bağ ile birbirine bağlanmış ve çağrışımlarla yönlendirilmiş olan ruhsal yapının dile gelişi demek olan bu "iç hikaye" de de neden-sonuçlu dizilişler vardır. _Rüyaların Özellikleri_ ............ _Önsöz_ _İnsan ancak beynindeki verilerle göre düşünür. Gördüğü ya da duyup okuduğu şeyleri anlaması da yine beynindeki bu verilerle olur. İnsan beş duyu ve üç boyutlu madde ile kısıtlıdır. Oysa aklı, düşüncesi ve bilinci ile bunları çok aşan şeyleri tasarlar, hayal eder ve onlara inanır. Hatta tüm yaşantısını bu görüp bilmediği, aklını kullanarak tasarladığı bilgilere ve inançlara göre kurup, bunların uğrunda yaşar. _Semboller, olayları ve bilgileri beynimizin verilerine indirgeyip, bizim, kendimizi aşan ve gözle görüp, elle tutamadığımız şeyleri kavramamızı sağlayan araçlardır. _İnsan hayatını genel anlamda ikiye ayırabiliriz: Uyanık hali ve uyku hali. Akılcı ve bilinçli bir düzene göre kurulu dünyasal hayat için, aklın ve bilincin zayıfladığı uyku ve uykuda görülenler, ciddiye alınmarnası gereken özelliklerdir. Çünkü dünya bilime, onun kanıtladıklarına, elle tutulup, gözle görülene inanır ve güvenir. Bunun böyle olması, geçmiş tarihler ve bu yüzyılın başlarına kadar doğruydu da. Bir kısım bilge kişiler dışındaki genel insanlık realitesi, soyut olguları kavrayacak düzeyde değildi. Oysa şimdi bilim öyle bir yere gelmiştir ki, artık yalnızca görülüp, kanıtlanan şeylere inanmak, ilkel bir bilinç düzeyinin göstergesi haline gelmiştir. Çünkü, bizim üç boyutlu algı alanımızı aşan muhteşem bir evrenin sırlarını her gün biraz daha fazla oranda çözmekteyiz. _Bilinç, uyku halinde de faaliyetine devam etmektedir. Fromn daha da ileriye giderek, bilincin, tüm dış baskılardan arındığı uykuda uyanık hale oranla daha gerçekçi ve özgür olduğunu söyler. Bizim bilinçli durumdayken bastırıp, ittiğimiz ya da duyup, görmek istemediğimiz birçok şey de, rüyalar aracılığı ile dile gelip, karşımıza dikilirler. Fromm'a göre uyku, yalnızca bir dinlenme aracı değildir. Uyanık halimizdeki her türlü zihinsel ve ruhsal etkinlik, doğrudan doğruya rüyaya yansır. Bu nedenle rüyalara gereken önemi vermek ve onların şifrelerini çözmeye çalışmak, insana bilinçli durumdayken farkedemediği birçok gerçeği keşfetme fırsatını verir. _Akılcılık ve hareketlilik, uyunmayan bir insanın en büyük özellikleridir. Kesin olan tek şey; rüyamızda hangi rolü oynarsak oynayalım, o rolün yaratıcısı biziz. Rüya görürken, zaman ve uzay kanunlarının egemen olamadıkları bir dünyanın yaratıcıları olabiliyoruz. Fromm _Mitoslarla, günlük yaşantımızın ürünleri olan rüyalar, birbirleri ile şaşırtıcı bir benzerlik gösterirler. Günümüz insanları, mitos ve masallara gereken değeri vermeyi, onları, bir tecrübe ve hatıra hazinesi olarak görmeyi unutmuşlardır. _Rüya insanın kendi diğer yansını farkedip, keşfetmesidir _Halk geleneğimiz içinde rüyalar gelecekle ilgili bazı ipuçlarını direkt olarak elde etmek umudu ile istiareye yatırılarak görülen "istiare rüyaları", yüce katlardan gelen yol göstermeler olarak görülen ve "mana" rüyaları adlı verilen bilgi rüyaları, toplumsal bilincimizde yer etmişlerdir. Kimilerine göre de ruh, uyku sırasında bedeni terkederek astral planda bir geziye çıkar. Uyandığında ise çoğu kez bunları farkedip, hatırlamaz. Oysa bu dönemdeki bilgiler bilinçaltına yerleşir. Daha sonra beynini kullanıp, çalıştırdıkça bu bilgileri de bulup, kendine maledebilir. _Rüyaları, hatta masal ve mitosları bile yorumlarken dikkat edilecek nokta, önce, hakkında yorum yapılacak kişinin ruhsal gelişmişlik düzeyi ve yaşanılan kültürdür. Karınca ya da bilgisayar, rüyayı gören kişiye çalışması gerektiğini vurgularlar. Aydın ARITAN _Fromm - Önsöz 1951_ _Bu kitabın özünü, lisansüstü dersler oluşturmaktadır. Bu kitap, psikiyatri ve psikoloji öğrencileri ile konuya ilgi duyan diğer okuyuculara seslenecek biçimde yazılmıştır. Bu eser, sembol dilini anlayabilmek için yazılmış bir "giriştir. Burada amaç, unutulmuş olan sembol dilinin hatırlanmasına bir katkıda bulunmaktır. Amacımız onu yorumlamak değil, onu bütünüyle anlamak olmalıdır. ______ _Erich Fromm_ ............
Onur
tekrar paylaştı.
_Uyuyan Kahin Cayge : Neden Rüya Görürüz?_ _Rüyaların çeşitli işlevleri vardır. Günlük yaşamdaki sorunlara çözümler getirmek, gizli güçlerin ortaya çıkışını hızlandırmak, gelecekteki olayları işaret etmek, gerginlikleri yatıştırmak, duyular üstü algıları geliştirmek, sağlığı korumak ve yaşam için içgörü kazanmak gibi. _Rüyalar, uyanık haldekinden daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Gelecek, geçmiş ve şuan iç içedir. Sorunların çözümüne ulaşmada rüya gören, duyular dışı algılama biçimlerinden birini kullanır. _Rüyalar, insana yeni sorumluluklar almanın zamanı geldiğini ve daha olgun değerler geliştirmesi ya da düşüncelerini genişletmesi gerektiğini işaret eder. Rüyalar, rüya görende yeni nitelikler geliştirir; sabır, denge, mertlik, özveri, merhamet, düşüncelilik gibi. _Rüyalar yalnızca gündelik sorunları çözmekle kalmaz, rüya görenin de gelişmesine katkıda bulunur. _Anlamlı rüyalar, rüya görenin gizli güçlerinin ortaya çıkarılışını hızlandırır. (Bu görüşle psikanalize yaklaşır) _Bazen problem çözücü rüyalarla karışık olarak bu rüyalar insanı daha zengin ve daha olgun benliğe yükseltirler. Aklı daha iyi kullanmaya davet ederler ve insanın yaşamına yön veren bazı değerlere meydan okurlar. _Rüyaları yalnızca ruhani mesajlar olarak görmek yanlıştır. Bilinç ve bilinçaltı tasarımlar arasında bir ayrım yapmak önemlidir. Örneğin huşu uyandırıcı sakallı bir insan, ruhani bir varlık değil, rüya görenin ciddi bilincini gösterebilir. _Rüyada insan Tanrının yaratıcı gücü denen daha yüksek benliğiyle ilişki kurabilir. _Rüyalar insanın içindeki değişik katmanlardan kaynaklanmaktadır. Beden, bilinçaltı, bilinç, üstün bilinç. _Rüyaların Kaynakları_ _Rüyalar, insandaki değişik düzeylerden kaynaklanır. Rüya gören bir gemiye benzetilebilir. Bilinç-Kaptan, Bilinçaltı-Tayfalar, Can-Gemisin sahibi-Varlığımız, gövde, pervane, makine dairesi… Bazı donanımlar başka donanımları harekete geçirir. _Bedenden kaynaklanan rüyalar, benin kendi işleyişinden doğarlar ve anlamsızdırlar. _Bilinçaltı: Gemideki tayfalardır. Bazen gemi çok yük ya da garip yolcular alır. Sorun, yüksek bir otorite tarafından çözülmeye çalışılır ve bu, bilinmeyeni ortaya çıkaran ruhsal bir güçtür. Dili semboliktir. Bilinçaltı, insanı gelecekteki olumsuzluklara karşı uyarabilir. _Bilinç: Tayfaların kaptanın emirlerine uyması gibi, rüyaların çoğunda da bilinçli kararlara çağrı vardır. _Üstün bilinç düzeyi: Gemiyi kontrol için bazen tayfaların geminin ötesinde bilgiye ihtiyacı vardır; yıldızların yönü, güneş zamanı… Bunu yapan bilinçaltının eps gücüdür. Bilinçaltının dışındaki bir yardım kaynağı da üst bilinçtir. Bu bilinçaltından daha yüksek bir bölümdür. İhtiyacına göre insanın temas kurabileceği evrensel güçler vardır. Bunlar tanrısal benliğin yaratıcı akıntılarıdır. Bu insanüstü üstbene ulaşarak kendi gücümüzün çok ötesine geçebiliriz. _Can düzeyi-Varlığımız_ Kaptan bazen çiğneyebileceği emirler verir ama gemi sahibine karşı sorumludur. Bilinçten ayrı bu bölüm sorumluluklarını ve gerçek idealini temsil eder. Bilinçaltının işlevi olan vicdana kişilik verir. Kaptan ölür ama can ölmez. Her gezi canı zenginleştirir. Gemi sahibi, her gemiden sonra yeni gemiler alır. (Reenkarnasyon) _Rüyada 3 düzey_ _Beden, akıl ve ruh düzeyi. Beden, bilinçaltının yardımıyla rüyaları başlatabilir. Bedene hayal yaratıcı maddeler alınabilir; içki, uyuşturucu gibi ya da salgı bezinin aşırı faaliyetleri, sinir sistemindeki bozukluklar değişik rüyalar yaratabilir ve bunlar zihinsel faaliyetlerin başlattığı rüyalardan ayrı tutulmalıdır. Zihinsel rüyalarda inisiyatif bilinçaltındadır. Bilinçli düşünceler, geceleyin yeniden sahnelendiğinde bilinçli tecrübe yeni bir ışık altında ele alan bilinçaltından tepki almak amacını taşırlar. _Geleceği Gösteren Rüyalar_158 _Eps – Duyular dışı algılama söz konusu olduğunda tümevarım devreye girer. Bu bileşik iki görev anlaşıldığında rüyaların öyle sanıldığı gibi karmaşık olmadığı ortaya çıkar. _Evlerin üzerine basarak yürüyen bir örümcek görmek, saçma gelebilir. Evlilik dışı ilişkisinin yuvayı yıkmaya doğru gittiğinin ortaya çıkana kadar. Yasak ilişki bir örümcek ağı gibi büyümektedir. Aşığın yakıcı sözleri yuvanın üzerine basıp örümcek gibi öldürücü etki yapmaktadır. Tek çözüm rüyada gösterilmiştir. Örümcek ağını-ilişkiyi koparıp atmak. Rüyanın devamı şöyleydi. Örümceği ve yavrularını yakaladım ama örümcek kaçmaya başladı ve kaçarken de konuşmaya. Sonra evime geldi ve evi dolduran bir ağ ördü. Dışarı attım ve ezdim ama yine konuşmaya başladı ve bahçeye ağ kurdu. Bozup bıçakla parça parça ettim. _Amerikalılar, borsaya boğa pazarı derler. Giydiği kırmızı, tehlikeyi gösteriyordu. 1929 buhranıyla büyük bir çöküş olacaktı. Piyasaların sıkıntıları ve bankaların uğrayacağı başarısızlık önceden bildiriliyor ve sıkıntılara karşı silahlandıracak bilgiler sufle ediliyordu. _Bırakın gitsin. Gene görünecektir. Daha anlaşılır bir şekilde bu sefer. _Kötülüğe kötülükle karşılık veriş, muhalefeti arttırıp onu daha da öldürücü yapar. Sorumsuz sarhoşun zehirli yaratığa dönüşmesi gibi. Yükseğe tırmanmak, yaşam yolculuğunda yüksek yerlere ulaşmayı simgeliyordu. _Emerson: Rüyalar bazen bilgelik doludur ve sorunlarımızı çözüp, gerçeği gösterebilirler. _Bergson: Bellek, sonsuz anı deposudur. Rüyalarımızda bilincimizin mahseninde hapsedilen bu anılar o günkü duygu ve düşüncelere göre ortaya çıkarlar. _Jung: Bilinçdışı bazen bilincimizin ötesinde bir akıl ve hedef sergiler. Rüyalarımıza anlamlı bir neden vardır. _Fromm: Rüyalar çok kapsamlı ve gizemlidir ve sadece cinsellikle ve dinsellikle açıklanamaz. Rüyamızda ruhumuzun bilinmedik bir yönü kendini gösterir. Uyanıkken dış baskılar yüzünden yeteneklerimiz körelir ve kısıtlanır ama rüyalarda gerçek ruhsal yapımız ortaya çıkar. _Rüya işlevlerinden bazıları_ _Problem Çözücü Rüyalar: Bunlara kuluçka rüyalar deniyor. Çözülemeyen sorunlara çözüm yolu bulurlar. Bilim insanlarının ve sanatçıların yaşadığı rüyalarda araştırıcılar, çözmeye çalıştıkları bilimsel konularda şaşırtıcı çözümler bulmuşlardır. Arkeolog Herman’ın çivi yazısını çözen rüyası gibi. _İnsanın gizli güçlerini ortaya çıkarıcı rüyalar: Telepati, geleceği görme gibi güçlerini sergilerler. _Serüven sunan rüyalar: Tecrübe eksikliğini gidermeye yardımcı olurlar. _Eğitici Rüyalar: Yanlışlarımızı sembolik olarak gösterip, bize ışık tutarlar. _İnsanı üst benliğine yükselten rüyalar: Mesaj niteliğindeki rüyalar. Vizyon ve Rahmani adını alırlar. _Geçmişi ve geleceği gösteren rüyalar _Haberci rüyalar. _Sağlık koruyucu rüyalar. _Negatif rüyalar: Eskiler şeytani rüya derler. _Korkulardan kaynaklı Rüyalar: _İhtiyaçları gösteren rüyalar. _Öte alemle ilişki rüyaları: Ölülerle buluşma. _Anlamsız rüyalar _Sembolik rüyalar _Rüyalar maddi benliğin yanı sıra, aklı ve ruhu geliştirirler. Elbette onlardan yararlanmak koşuluyla. _Rüyaların, insanın çeşitli varlık düzeylerinden kaynaklandığı çıkarılabilir. Bunlar, beden düzeyi, bilinç düzeyi ve en üst realite olan can düzeyidir. Rüya yorumlarken rüyanın düzeyini saptamak ilk adımlardandır. _Rüya Yasaları_ _1. Yasa_Rüya görenin ruhsal durumu teşhis edilmeli. Rüyanın yarattığı duygular olumlu mu yoksa olumsuz mudur? _2. Yasa_Rüyalar hangi ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. _3. Yasa_Rüyalar hangi düzeyden kaynaklanmaktadır. Her düzeye göre yorum farklılaşır. _Daldisli Artemidor_ _Rüyalar üzerine ilk kitabı 2. yüzyılda, Daldisli Artemidor yazmıştır. Ona göre 5 tür rüya vardır: _1_Günlük olayları yansıtanlar _2_Geleceği gösteren haberciler _3_Melekler tarafından iletilen, tanrının dileklerini bildiren kehanet rüyaları _4_Baskın duyguların kendini açığa vurduğu fantastik rüyalar. _5_Kabuslar _Rüyalar zaman ve kişilere göre farklılık gösterdiklerinden tam olarak yorumlanamazlar. _Rüya yorumlamak, piyasadaki kitapları karıştırıp, o açıklamalara göre rüyaları yorumlamak değildir. Çünkü onların dayandığı ne bir yasa ne bir metot, ne de bir ilke vardır. _Peki yaptığımız rüya yorumundan nasıl emin olabiliriz? Bunun için 3 metot vardır: 1_ Rüyalar arası kıyas yapmak 2_Duygulara ve sezgilere bakmak. 3_Doğru yaşamak ve yararlı olmak çünkü doğru yaşamak, insanın aklını ve ruhunu geliştirip daha net görmesini sağlar. _Rüyaları pek hatırlamayız. Onları hatırlamak için metotlar vardır. Önce hazırlık yapılır ve bilinçaltına hatırlama telkinlerinde bulunulur. Rüyayı hatırlayacağım ve rüyayı gördükten sonra uyanacağım gibi. Sonra beden hazırlanır. Dinçliği sağlanır. Akılda tekrarlanır ve incelenir. Bazı rüyalar hiç hatırlanmaz. Kural olarak, anlamı olup da hatırlanmayan rüyalar, değişik varyasyonlarla tekrarlanır. _Eski primitif-ilkel kültürlerde rüyalar, uykuda bedenen ayrılan ruhun hayatıdır. Ayrıca insanüstü güçlerin ilettiği haberleri bildirmektedir. Kayda geçen en eski rüya yorumlarından birine Tevratta rastlıyoruz. Yusuf bir rüya yorumcusu ve mısırı felaketten kurtarıyor. Gılgamış destanında da Tevratınkine çok benzer rüya yorumlarına rastlıyoruz. Rüyaları ilk analiz eden kişi de Homeros: rüyalar, en akılcı ya da en az akılcı güçlerin etkisiyle ortaya çıkar. Birincisi doğru, ikincisi saçma rüyalardır. _Sokrat’a göre rüyalar vicdanımızın sesidir. Bu ses ciddiye alınmalıdır. Platon da rüyaların psikolojik kökeninden söz eder. İyi ve kötü iki tür rüya vardır. Kötü rüyalarda kontrol edilemez dürtüler ortaya çıkar. Kendini kontrol edebilen insana, kötü rüyalar rahatsız etmez. _4. yüzyıldaki Assuanlı Sinesius: Rüyalar yoluyla insanın eğitilip ayınlanabileceğini söylüyor. İnsan olmanın gereği olan rüyalar, yaşamın bir gerçeği olarak, bazen bize iyi bir hayatın nasıl olması gerektiğini gösterir. Rüyalarda geleceği görüp tehlikelere karşı hazırlıklı oluruz. _12. yüzyılda Aginolu Thomas da: 4 tür rüyadan bahsediyor. _1- Geleceği gösteren rüyalar _2- İzlenimlerden kaynaklanan rüyalar _3- Tanrısal rüyalar _4-Şeytani rüyalar. _Hobbes : Rüyalar, hastalıkların etkisiyle oluşurlar ve anlamsızdırlar. _Voltaire: Uykularında savunma yapan avukatlar tanıyorum der. Rüyaların sadece bedensel dürtüler olduğunu ve geleceğin görünemeyeceğini söyler. _Kant: Rüyalarda kutsal mesajlar alınamayacağını ve geleceğin görünemeyeceğini söyler ancak rüyadaki düşüncelerimizin daha açık olduğunu kabul eder. _Goethe: Rüyalarda insanın potansiyel güçleri açığa çıkar. _Freud_ _Freud: Toplum baskısıyla içe attığımız düşünceler, bilincin kontrolü azaldığı için rüyalarda ortaya çıkar. Arzuların temeli, çocukluktaki cinsel arzulardır ve bir de sansürcü vardır. Bu sansür, yasak duyguların net bir biçime bürünmelerini engeller. Yani sansürcü, akıldışı arzuları sembolleştirir. O hale semboller gizli şifrelerdir. Rüya yorumculuğu da bu şifreleri çözümlemekten ibarettir. Elmalar göğüslerin, kapı vajinanın sembolüdür. Yılan ve kule penis, suya atlamak cinselliği simgeler. Bilinçaltının derinliklerinden gelen görüntü, bilinçten geçerken biçim değiştirip sembollere dönüşmektedir. ______ _Önsöz_ _Neden rüya görüyoruz? Rüyalar bilinçaltının fantezileri midir? Duygu ve düşüncelerle ilgili görüntüler midir yoksa yaşadıklarımızın yeniden gözden geçirilmesi midir? _Bu kitap, rüyaların çok daha üstünde anlam ve işlevleri olduğunu gösteriyor. Rüya ile ilgili bilinenler, aysbergin sadece su yüzünde görünen bölümü. Dipteki derinliklerden pek haberleri yok. _Uyuyan Kahin Edgar Cayge hakkında: _Onu özel kılan şey neydi? Çocukken 5 duyunun dışına taşan algılama yetenekleri dikkat çekiyordu. Kitapların üzerine başını koyup uyuduğunda sayfaları belleğine kaydediyordu. Ölmüş akrabalarının düşüncelerini gördüğünü söylemişti. Gençken geçirdiği bir hastalık için çare bulunamadı ama cayge, transa girip hastalığının sebebini anlattı ve tedaviyi önerdi ve düzeldi. Doktorlar bile ondan yararlandılar. Hastanın adı ve adresini söyleyince sanki hasta odasındaymışçasına hastalığın nedenini söylüyordu. 1910’da New York Times, ona yer verdi ve amerikada mucize adam olarak tanındı. Öldüğünde arkasında 40 yıllık dönemi kapsayan, 14 binden çok doküman bıraktı ve bunlar okumalar olarak anılır. Okumalar ruhsal algılama kayıtlarıdır. Kayıtlar psikologların, öğrencilerin, araştırmacıların incelemelerine sunulmuştur. _Edgar Cayge_ (1877-1945) _Amerikalı medyum. Cayce, hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan "okumalar"la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur. Cayce, hipnoz uykusundan uyanınca hiçbir şey hatırlamıyordu. _Edgar Cayce, küçükken hastalanmış komaya girmişti. Köyündeki doktor tüm çabalarına rağmen onu komadan çıkaramamış, bu haldeyken Cayce konuşmaya başlamış: "Enseme bir beyzbol topu çarptı. Özel bir yakı yapın ve enseme kuvvetlice basın. Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var" demişti. Sonra da yapılacak yakının formülünü vermişti. Ailesi başka çare olmadığı için denilenleri uygular ve akşama doğru ateşi düşen Edgar, ertesi gün ayağa kalkar. _Hipnoz uykusu sırasında hastalara koyduğu teşhisler o kadar isabetliydi ki buna hayret eden doktorlar aslında kendisinin de doktor olduğunu fakat bu yola saptığını söylüyorlardı. _Uykudayken bu işi nasıl başardığı sorulduğunda, yaşayan herhangi bir insan beyni ile ilişki kurabildiğini, bu beyin veya beyinlerdeki bilgilerden, kendisine gelen hastaları teşhis edebildiğini, ilaçlar verebildiğini söylüyordu _Cayce, öleceği günü ve saatini önceden haber vermişti. Çaresiz bir hastalığa tutulduğunu anlamıştı. "Akşam 05.00'te tamamen kurtulacağım" demişti. ______
Onur
tekrar paylaştı.
_Rüyalar, simgelerin yetiştiği zemindir. Bir yapıtı simgeleri ile kavrarız. Eğer simge yoksa olduğu gibidir. Bilincimizdeki şeyler bile bilinçdışı bir alt renge sahiptir ve tasavvurumuzu boyar. _Bir bitkinin çiçek açması gibi, psike de simgelerini ortaya çıkarır. Her rüya bu sürecin bir kanıtıdır. Kiliseler, psikolojik teknikleri taklit ederler. Rüyalar, günah çıkarmayı andırır. Freud, rüyada psikenin, "sansür" adını verdiği özgün bir işlevi olduğunu varsayıyordu. _Freud, rüyaların analizi üzerine muazzam bir kitap yayımladı. Araştırmalarının sonuçları şöyledir: Rüya, çoğunlukla inanıldığı gibi rastgele ya da anlamsız çağrışımlar veya uyku sırasında meydana gelen somatik duygulanımların bir sonucu olmaktan çok uzaktır. Rüya, psişik etkinliğin özerk ve anlamlı bir ürünüdür ve diğer bütün psişik işlevler gibi sistemli bir şekilde incelenebilir. Rüyaların sebebi, uyku sırasında hissedilen organik duyular değildir; bunlar rüyanın oluşumunda ikincil öneme sahiptir ve sadece psikenin etkilendiği unsurları oluştururlar. _Freud’a göre her karmaşık psişik durum gibi rüya da, amaçları geçmişe dayanan çağrışımları olan bir oluşumdur. Mantığa dayanan bir sürecin, farklı eğilimler arasındaki rekabetin ve bir eğilimin diğeri üzerindeki zaferinin sonucudur. _Freud, rüyadaki karmaşık imgeler dizisini, rüyanın açık içeriği olarak adlandırır; açık içerik rüyaların görünen yüzüdür ve Freud bu görünen yüzün arkasında asıl düşünceyi -yani rüya düşüncesini- ya da gizli içeriği arar. Burada Freud’un, rüyanın büyük bir binanın ön cephesi olduğunu ne sebeple düşündüğünü ya da rüyaların gerçekten de bir anlamı olup olmadığını sorgulayabiliriz. Onun bu düşüncesinin temelinde bir dogma ya da a priori bir fikir değil, yalnızca ampirizm vardır -yani hiçbir psişik (ya da fiziksel) gerçeğin tesadüfi olmadığını gösteren tecrübeler. O halde rüyanın sebepleri olmalı çünkü var olan her zihinsel unsur, daha önceki bir psişik durumun sonucudur. _Freud kendisine basitçe şu soruyu sorar: Neden bu insan bu rüyayı görüyor? Kendince bazı özel sebepleri olmalı; yoksa nedensellik kanunu çöker. Bir çocuğun rüyası bir yetişkininkinden farklıdır; tıpkı eğitimli birinin rüyasının, eğitimsiz birininkinden farklı olması gibi. _Freud rüya düşüncesini oluşturan arzuların açıkça kabul ettiğimiz arzularımız değil, acı verici olmaları sebebiyle bastırdığımız arzularımız olduğunu söyler. Birisi kendinden gayet emin bir şekilde rüyasında Freud’un bahsettiği hiçbir şeyi bulamadığını söylerse kendimizi gülümsemekten alıkoyamayız; çünkü doğrudan görmenin imkansız olduğu şeyleri görmeye çalışmıştır. _Rüya, bastırılmış karmaşanın anlaşılmasına engel olmak için onu değiştirir. Freud, bastırılmış düşüncenin kendisini gizleme mekanizmasını, sansür olarak adlandırır. _Freud, “Psikanaliz yöntemini” geliştirerek bize, en kuvvetli dirençlerin bile üstesinden gelebileceğimiz çok değerli bir araç vermiştir. Bu yöntemde çağrışım tekniği uygulanır. Kişinin, rüyanın bu bölümüyle ilgili olarak aklına ne geliyorsa söylemesi ve mümkün olduğunca eleştiride bulunmaması istenir. Eleştiri, işlemekte olan sansürden başka bir şey değildir; eleştiri karmaşaya karşı geliştirilen dirençtir ve en önemli olan şeyi bastırmaya çalışır. _Freud’un çalışması “bilimsel” sıfatını hak etmiştir çünkü Freud, sadece kendisinin değil başka pek çok araştırmacının da belirttiği gibi asıl hedefe ulaşan, yani rüyaların anlamını çözen bir teknik geliştirmiştir. Freud’un rüyaların gizli anlamlarını tümdengelim yöntemiyle değil, deneysel yöntemlerle keşfetmiş olduğu gerçeğidir. _Sansür, Freud tarafından öne sürülen ve adına sansür denilen psişik bir otorite bu arzunun bilince şekil değiştirmeden geçmesine engel olur. _İsa, tabuta dokunup: "Delikanlı, sana kalk diyorum!" dedi. Rüya sahibinin psikolojisinde ölü adamın dirilmesi, kocasının iktidarsızlığının tedavi edilmesi gibi bir öneme sahiptir. _Rüya, kişinin psikolojik durumuyla uyumludur. Psikolojik durumumuz, psişik geçmişimizin bir sonucudur. Şu anki zihinsel durumumuz, geçmişimizle alakalıdır. Her insanın geçmişinde psişik “çağrışımları” belirleyen farklı değer unsurları vardır. _Sebep mahiyetinde ele alındığında her psişik yapının, daha önceki bir psişik içeriğin sonucu olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla sonuç mahiyetinde ele alındığında her psişik yapının, fiili psişik işleyiş içerisinde kendi özel anlamı ve amacı olduğunu da biliyoruz. Bu kriterin rüyalara da uygulanması gerekir. Yani bir rüyanın psikolojik açıklamasını istiyorsak, öncelikle bu rüyayı oluşturan daha önceki yaşanmışlıkları bilmeliyiz. _Modern düşünce yapısının hurafe fobisiyle tartışmaya girmek yersiz; çünkü bilinçdışının sırları bu şekilde gizli tutulur. _Bilinçdışı bir ürün, fantezinin yarattığı bir şeydir; oyunun kendisi, bu psişik dürtüden ortaya çıkar. Bu bilinçdışı ürün, boşlukta azalarak yok olan bu oyunların keyfini çıkarmaya çalışan bilimsel zihin yapısına terstir. _Gözlemlerimle bir belirsizlik denizinin ortasında yüzüp durduğunun farkındayım ama bunları söylememenin yanlış olacağına inanıyorum. Bizlerden sonra bazı şanslı araştırmacılar çıkıp bunları doğru bir perspektife yerleştirebilirler. Bizler bunu uygun bilgi eksikliğinden dolayı yapamıyoruz. _Her duygu, benim “duygu tonlu düşünce karmaşası” olarak adlandırdığım yoğun çağrışım karmaşalarına sebep olur. _Fausttaki, Gretchen’in bilinçsizce seçtiği şarkı, bizim ruya-malzemesi olarak adlandırdığımız şeydir ve rüya-malzemesi gizli düşünceye tekabül eder. Faust sadık değildir, Gretchen de onun, hikayedeki kral gibi sadık olmasını arzu eder. Onun rüyası —aslında şarkısı— onun ruhunun kuvvetli arzusunun kılık değiştirmiş halidir. _Şarkı ve rüya arasında fazlasıyla fark olduğu söylenerek itirazlar olabilir. Öncelikle bunların hepsi karmaşanın çeşitlemeleridir _Ölümsüzlük düşüncesi arzudan başka bir şey değildir. Hayatımızı arzularımızın farkına varmak için mücadele ederek geçiririz: Yaptığımız her şey bir şeylerin olmasını ya da olmamasını istememizden kaynaklanır. Eğer gerçek hayatta bir arzuyu gideremezsek en azından bunun hayalini kurarız. Her yaştan her insanın içinde bulunduğu dini ve felsefi sistemler bunun en iyi kanıtıdır. _Her şeyden önce ön cepheden kurtulup evin içine girmek için ne yapmalıyız? Yani rüyanın görünen içeriğinden, arkasındaki asıl ve gizli düşünceye ulaşmak için? _Dirençler o kadar büyüktür ki çok fazla deneyiminiz yoksa doğrudan sorgulama hiçbir sonuç vermez. _Rüyada bir bey: Kendimi küçük bir odada, masada Papa X. Pius’un yanında otururken buldum. Papa bekardır, Müslüman ise çok eşli. Rüyanın arkasındaki fikir açık: “Ben Papa gibi bekarım ama bir Müslüman gibi pek çok karım olmasını isterdim”. _Zihinsel ketlenme olarak bilinen bu olgunun ortaya çıkması, her zaman güçlü dirence sebep olan bir çağrışıma rast gelindiği anlamına gelir. _Yıllar boyunca her yıl yaklaşık 2 bin rüya analiz ettim ve bu konuda ciddi bir deneyim kazandım. Jung _Rüya Psikolojisi ve Psişik Enerji_ _Rüyalar, bilincin diğer içeriklerinin aksine psişik bir yapıya sahiptir; çünkü bilinçli içerikler gibi sürekli bir gelişim sergilemezler. Diğer bilinçli içerikler gibi fark edilir, mantıklı ve duygusal bir deneyim sonucu oluşmazlar; uyku sırasında meydana gelen olağandışı bir psişik aktivitenin kalıntılarıdırlar. _Rüyalar, batıl inançlara sahip olduğu ya da anormal oldukları düşünülen insanların bile bilinçli zihinsel yaşamında ara sıra da olsa önemli etkiler bırakırlar. _Rüyalar, nahoş ve anlamsız sıfatıyla tarif edilirler. Bu tarz bir hüküm vererek, aslında sadece anlama yetisinden yoksun olduğumuzu nesneye yansıtmaktan başka bir şey yapmamış oluyoruz. Bizim anlamamamız, rüyaların kendine has içsel bir anlamı olmadığı manasına gelmiyor. _Bir aslan ve eşeğin yaptıklarıyla ilgili anlatılan fantastik bir masal vardır. Yüzeysel ve somut olarak ele alındığında hikaye gerçek hayatta mümkün olamayacak bir hayalden ibarettir; ancak biraz kafa yoran herkes gizli mesajı bulabilir. _Aynı hatırlama yöntemiyle daha fazla malzeme toplamaya devam edilir; buna ayrıca serbest çağrışım yöntemi de denir. _Malzemenin sınırlanması, Kant’ın “bir şeyi ‘kavramak’, bizim amacımız için gereken kadarını bilmektir” prensibine uygun olarak tamamen gelişigüzel bir yöntemle yapılır. _Nedensellik - Sonuçsallık_ _Psikolojik bir gerçeğin açıklanmasında psikolojik verinin iki taraflı bir bakış açısına ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır: nedensellik ve sonuçsallık. Sonuçsallıkla, özümüzde var olan bir amaç uğruna mücadele etmeyi kastediyorum. Amaç uğruna mücadele etmek” yerine “amaç sahibi olma” da denebilir. Bütün psikolojik fenomenlerin özünde bu tür bir amaç sahibi olma yatar. Hakaret karşısında duyulan öfkenin amacı intikamdır; yas tuttuğunuzu göstermenin amacı diğerlerinden anlayış görmektir vesaire. Nedensel bakış açısını rüyayla ilişkili malzemeye uygularken rüya içeriğini, eğilim ve düşüncelere indirgeriz. Rüyasında bahçede elma koparan bir adam tedirgin olmuştur. Bunun nedeni çocukluğundaki bir olaydır gibi. _Rüyada genç adam Cennet’ten elma koparır. Bu, insanın Cennet’ten kovulmasıyla ve çocukluğunda işlediği, babasının da ağır bir şekilde cezalandırdığı cinsel bir suçla bağlantılıdır. Rüyada bu arzu, elma sembolüyle giderilmiştir. Fakat neden bu giderme açıkça cinsel bir düşünceyle ifade edilmek yerine sembolik bir imge altına saklanmış ve kılık değiştirmiştir? Freud bu malzemedeki suç unsuruna dikkat çeker ve genç adama çocukluğundan beri aşılanan ahlak kavramının, bu tarz arzuları bastırmasına ve bu doğal arzulan acı verici ve uygunsuz olarak damgalamasına sebep olduğunu söyleyecektir. Bastırılmış acı verici düşünce kendisini ancak “sembolik” olarak ifade edebilir. Bu düşünceler bilincin ahlaki içeriğiyle uyumsuz olduğu için, adına sansür denilen psişik bir otorite bu arzunun bilince şekil değiştirmeden geçmesine engel olur. _Freud’un nedensel yaklaşımı bir arzu ya da ihtirastan, yani bastırılmış rüya-arzusundan başlar. Bu ihtiras her zaman, nispeten basit ve temel bir şeydir ve pek çok şekilde kılık değiştirerek kendini gizleyebilir. Bir rüyayı sonuçsallık bakış açısıyla incelerken, ki ben bunu Freud’un nedensellik bakış açısından farklı görüyorum. Bu rüyanın amacı nedir? Nasıl bir etki bırakmaya çalışmıştır? Genç adam rüyasında bir anahtarla bir kapıyı açması gerektiğini, bir uçakta uçtuğunu ya da annesini öptüğünü de görebilirdi. Bu bakış açısından bakıldığında bunların tümü aynı anlama gelebilir; çünkü Freud ekolünün daha sıkı taraftarları - kötü bir örnek vermek gerekirse – rüyadaki bütün uzun nesneleri fallik semboller, bütün yuvarlak ve delik nesneleri de dişil semboller olarak yorumlama noktasına gelmişlerdir. _Nedensel bakış açısı, doğası gereği anlam birliğine, yani sembollerin değişmez olduğuna yönelir. Öte yandan sonuçsal bakış açısı, değişikliğe uğramış rüya-imgelerinde değişikliğe uğramış bir psikolojik durum algılar. _Rüyanın çağrıştırdığı malzeme, genç adamın o ana kadar dikkatsizce gözünden kaçırdığı pek çok şeyi fark etmesine yol açacak bir konuya dokundurmuştu. Ama bunları dikkate almayarak aslında kendi içinde bazı şeyleri gözünden kaçırıyordu; çünkü onun da diğer insanlar gibi bir ahlak standardına ve ahlaka ihtiyacı vardı. Bu durumu hesaba katmadan yaşamaya çakşırken hayatı, sanki iyi koordine edilemiyormuşçasına tek taraflı ve eksikti - tek taraflı ve eksik bir beslenmenin vücutta neden olduğu sonuçların aynısına psişik yaşamda neden olarak. Bir bireyselliği tamamlanmışlık ve özgürlüğü yakalayabilmesi için eğitirken, çok az bilinçli gelişim göstermiş ya da hiç göstermemiş bütün işlevlerin gerçekleşmesini sağlamalıyız. Bu amaca ulaşmak için de, terapötik nedenlerden ötürü, rüya-malzemesinin yaptığı katkının bilinçdışındaki kısımlarına girmeliyiz _Davranışları ahlaka uygun insanların gördüğü rüyalar, kelimenin tam anlamıyla “ahlaksız” olarak tarif edilebilecek bir malzeme açığa çıkarabilir. Bu yüzden Aziz Augustinus11, Tanrı onu gördüğü rüyalardan sorumlu tutmadığı için memnun olmuştur. (354-430 Hıristiyan bir düşünürdür. İtiraflar adlı eserinde, uykusunda, uyanık haldeyken yapmayı aklından bile geçiremeyeceği şeyler yaptığını (ki bunlar çoğunlukla cinsel içeriklidir) ve bunların rüyasında kendisine büyük haz verdiğini itiraf edip Tanrıdan yardım dilenmektedir) _Sayı Rüyalarının Anlamı_ _Sayı sembolizmi, Freud ve ekolünün analitik araştırmalarına da konu olmuştur. _Sayılar arasındaki sembolik bağlantılarla ilgili bilinçli spekülasyonlar yerine, sayı sembolizminin bilinçdışı sebeplerini keşfetmekteyiz. _Bilinçdışı saptamanın bir örneğinde kesin kanıtlar eksikse, bireysel keşifleri sadece tecrübelerimizin toplamı doğrulayabilir. _Luka l:37 ’ye baktığımızda İsa’nın Doğumunun Bakireye Bildirilmesini görüyoruz. Ama mantıklı bir şekilde devam edebilmek için Luka 13:7’ye de bakmamız gerekir. Luka 13:7_ 6. Adamın birinin bağında dikili bir incir ağacı varmış. Adam gelip ağaçta meyve aramış, ama bulamamış. 7. Bağcıya, "Bak" demiş, "ben üç yıldır gelip bu incir ağacında meyve arıyorum, bulamıyorum. Onu kes. Toprağın besinini neden boş yere tüketsin?" _Çok eski zamanlardan beri erkek üreme organlarının sembolü olan incir ağacının, meyve vermediği için kesilmesi gerekir. Bu pasaj, rüya sahibinin penisi kesmek ya da ısırmak gibi pek çok sadistik fantezisiyle doğrudan örtüşmektedir. Kocasının meyve vermeyen organına gönderme yaptığı açıktır. İsa, tabuta dokunup: "Delikanlı, sana kalk diyorum!" dedi. Rüya sahibinin psikolojisinde ölü adamın dirilmesi, kocasının iktidarsızlığının tedavi edilmesi gibi bir öneme sahiptir. ............
Semboller + Arketipler
_Rüyanızda şeytanla mücadele ettiğinizi gördüğünüzde fark edeceksinizdir ki mücadele ettiğiniz yalnızca kendinizdir. Düşünü gördüğümüz kimse, İçimizdeki diğer yandır. Tanrım şükürler olsun ki beni böyle yaratmamışsın. Düş, düşü gören kişiye değil, bir topluluğa, halka, insanların tümüne aittir. Gelecekteki kişiliğimiz çok önceden oradadır ama karanlıklar içinde gizli bekler. Bilinçaltı kuşaktan kuşağa miras. _Sinir hastaları, azgın dalgaların kenarında denize düşmemek için çırpınırlarken, normal kişiler ise, güvenli, kuru ve yüksek alanlarda oturanlardır; hiçbir deniz kabarması, ne denli güçlü olursa olsun onlara ulaşamaz ve dalgaların kenarında çırpınanlara şaşkınlıkla bakarlar. _Hint düşüncesine göre, kişisel egolarımız okyanustaki ada gibidir: Oradan kendi dünyamıza bakar ve birbirimizden ayrı varlıklar olduğumuzu düşünürüz. Göremediğimiz şey ise, birbirimize suların dibindeki okyanus katı ile bağlı olduğumuz gerçeğidir. Hint dış dünyaya maya -ilüzyon- adı verilir. Öldüğümüzde uyanır ve başlangıçta kim olduğumuzu fark ederiz: Tanrı. _Bir erkek ilk kez gördüğü bir kadına ansızın âşık olmaktadır. Çünkü o, âşık olunan kadını yıllarca içinde taşımıştır. O an sadece içindeki kadını dıştaki bir kadına yansıtmaktadır. Gerçekte âşık olunan kadın erkeğin psişesinde yaşamaktadır. Erkek zihninde animanın oluşması için 4 etken gereklidir. Saf kadın Havva, seksi eros, ruhi eros Meryem ve sevgi ve evlilik mona lisa. Karşı cinste diğer yarımızı, Tanrıların bizden aldığı diğer yarıyı, ararız. İlk görüşte aşık olduğumuzda bu, zihnimizdeki anima ya da animus arketipine oldukça uyan biriyle karşılaştık demektir. _Freud ve Josef Breuer. Nörotik semptomların, örneğin histerinin, gerçekte simgesel anlamları olduğunu fark ettiler. Bunlar da tıpkı rüyalar gibi, bilinçaltının dışavurum biçimleridir. _Bir teolog bana, İlyas Peygamber'in hayallerinin aslında hastalık belirtileri olduğunu, Musa ve öbür peygamberlerin ise "sesler" duyduklarında aslında hallusine olduklarım söylemişti. ______ __İnsan ve Sembolleri__ _Bir yapıtı sembolleri ile kavrarız. Eğer sembol yoksa olduğu gibidir. _Din, trans halidir. _Eski mitolojik Tanrılar ve yaratıklar bugün müze parçalarıdır. Ama onlarla anlatılan arketipler güçlerini henüz yitirmemiştir. Gök gürültüsü artık öfkeli tanrının sesi değil, şimşek de onun cezalandıran mızrağı değil. Hiçbir ırmakta bir ruh barınmıyor, hiçbir mağara da büyük bir cinin evi değil. Bu muazzam kayıp rüyalarımızdaki sembollerle dengelenir. Dünyamız, gizemli varlıklardan, cadılardan, kurt adamlardan, vampirlerden arındırılmış bulunuyor ama insanın iç dünyasını ilkellikten kurtulmuş olup olmadığı başka bir sorudur. _Bilinçli düşüncelerimiz sık sık gelecekle nasıl meşgul oluyorsa, bilinçdışı ve rüyalarımız da öyledir. Rüyaların tahmini bir yönü de olabilir ve bu dikkate alınmalıdır. Çünkü, bir şeyden haberi olmayan yalnız bilincimizdir. Bilinçdışının çoktan haberi olduğu bellidir ve vardığı sonuçlar rüyada ifade edilmiştir. _Sanatçı ya da filozof en iyi fikirlerinin bazılarını, bilinçaltmdan birdenbire çıkıveren esinlere borçludurlar. Böyle zengin malzeme bulunan damarı bulmak, genellikle deha olarak adlandırılan şeyin bir belirtisidir. Descartes'ın "mistik yaşantısı" dediği yaşantı da onun şimşek gibi birden "bütün bilimlerin düzenini" fark ettiği benzer bir "vahiy"e dayanmaktadır. _Zihnimizi bilerek bastırmak uygarlığın kazancı, kendiliğinden olması ise bir nevroz nedenidir _Hintli, İngilizlerin hayvanlara taptığım anlatır çünkü kilisede hep kartallar, aslanlar ve öküzler resmedildiğini görmüştür. Hayvanların bir işaret olduğunu bilmiyordu._Dört İncil yazarı havarinin hayvan olarak görülmesi: Aslan Marko'dur, boğa Luka, kartal Yuhanna - Aynı şekilde Mısır tanrısı Horus'un oğulları da hayvan biçimindedir._Aslan maskesi takmış bir büyücü. Bir aslanı taklit etmiyor, kendini gerçek bir aslanla özdeşleştiriyor. Modern adam bu tür psişik çağrışımlardan bilinçdışında yaşamayı sürdürür. _Birey: Doğru, uyumlu, olgun ve sorumluluk sahibi olan. Özgürlük ve adalet gibi insani değerleri benimseyen. İnsan doğasının ve evrenin işleyişi hakkında iyi bir kavramaya sahip olan kişidir. Simya'daki işleyişin saf olmayan ruhun (kurşun), kusursuz ruha (altın) dönüşümü olduğunu ve bunun bireyselleşme sürecinin bir metaforu olduğunu savunur. _Jung ve arkadaşlarının kanıtları, konuları üzerinde, bir kuşun ağacın üzerinde dolaşması gibi, spiral tarzda yukarı doğru ilerler. _Bilinç, doğası gereği, bütün bilinmeyenlere, bilinçdışı olanlara karşı koyar. Her yeni olana batıl bir korku vardır. İlkel insanlar beklenmedik olaylar karşısında, yaban hayvanlar karşısmdaki davranışın aynım gösterirler. Uygar insan da yeni fikirler karşısmda benzer şekilde tepki gösterir, Felsefe, doğa bilimleri hatta edebiyatın birçok öncüsü, kendi çağdaşlarının ete bürünmüş tutuculuklarının kurbanı olmuşlardır. _Leonardo da Vinci, duvarlardaki lekelere, bulutlara, çamura ya da benzerlerine barak şaşırtıcı fikirler bulabilirsin". (Rorschach mürekkep lekeleri testi) _Ortaçağ fizyologlara göre her erkeğin içinde bir kadın vardır. Kişiliği normal görünse bile, o "İçindeki kadın" ın zavallı halini herkesten hatta kendisinden bile gizliyor olabilir. Rüyasında çirkin dejenere bir kadın gören erkeğin derinlerdeki sorunu buydu. Dişi tarafı hiç de güzel değildi. _Freud "İlkel kalıntılar" diyordu. Bu ad, insan ruhunda tarihsel gelişmeye direnerek yaşamda kalabilmiş ruhsal unsurlar anlamını vermektedir. Bu tarihsel çağrışımlar, bilincin rasyonel dünyasıyla dürtülerimizin dünyası arasındaki bağlantı halkasıdır _Bilinç, önyargılardan ve fantezilerden ne kadar etkilenmişse, nevroz da o denli büyür ve doğallıktan, sağlıklı dürtülerden o kadar uzak bir yaşama götürür. _Bugünkü insanın tanrıları ile cinleri sadece yeni isimler almışlardır. _Arketiplerin doğrudan atalardan gelerek mi yoksa göçler sonucu bir "çapraz dölleme" ile mi oluştuğu henüz araştırılmaya muhtaçtır. Anlamlandıramayan rüyalar arketiplerle gelmiş olabilir. _İnsanları uyandırmak için güçlü duygusal şoklar gereklidir. 13. yüzyılda yaşamış bir İspanyol soylusu olan Ramon Lull'u öyküsü: Uzun uğraşlardan sonra, bir hanımdan gizli bir randevu koparabilmişti. Buluştuklarında kadın hiç ses çıkarmadan elbisesinin önünü açmış ve kanserder harap olmuş olan göğsünü göstermişti. Bu şok Lull'un yaşamını baştan başa değiştirdi. Daha sonra mükemmel bir teolog, kilisenin en önemi misyonerlerinden biri oldu. Böyle ani değişim durumlarında çoğunlukla, bir arketipin uzun süreden beri bilinçdışından etkilediği, krize yol açan durumu da ustaca hazırlamış bulunduğu gösterilebilir. _Bastırılan enerji, bilinçdışınn yeniden canlanır. Bastırdıklarımız cinlere, hortlaklara dönüşürler. _Toplumlar, ayı tanrı olarak görmüştür. Modern doğa bilimleri bize ayın yalnızca bir küre olduğunu göstermiş olsa da, ayı romantizmle ilintilendiren arketipsel şeyleri de koruyoruz. _Ruh yitimi, bilinçliliğin bölünmesidir _Psikolojik bir gerçek, insanın kendini bilinçdışı olarak bir nesneyle kimliklendirebileceği gerçeğidir. Örneğin kardeşi timsah olan bir insan, timsahlarla dolu bir ırmağı hiç duraksamadan yüzebilir. _Freud'un serbest çağrışım yöntemim kullanarak, rüyaların, altta yatan belirli temalara kadar izlenebileceğim fark eder. Hastanın neyi gizlemek istediği, kolaylıkla fark edilebilir. _Aşağılık kompleksler(Mutad), ruhun yumuşak noktalarıdır. Dış uyaranlara çok çabuk tepki gösterirler. Bu yüzden serbest çağrışım her rüyadan yola çıkarak gizli düşüncelere ulaşabilir. _Geyik avı: Cinsel ilişki için sayısız simgesel ya da allegorik resimlerden biri. _Hatırlayamadığımızı belirtiriz ama aslında bellek bilinçdışı olmuştur. Amacını unutsak bile bilinçdışı hâlâ o amaç için yönlendirilmektedir. Nörotik insan birçok şeyi farkında olmadan yapar. Bunlara "yalan" denmez. Hastalık belirtileri olarak değerlendirmek hatalıdır. _İlkellerde "Büyülenme" bir tanrı ya da cinin insan vücudunu ele geçirdiği anlamına gelir. ABD'de bir dinsel tarikatta, şarkılar ve el çırpmalarla histeri sağlanır; sonra insanlar zehirli yılanları elden ele geçirirler. _Güney Amerika'da kendilerinin kırmızı Papağan olduklarına yemin eden yerliler vardır. Elbette kendilerinin kanatları ya da gagaları olmadığım görmektedirler. Ne var ki ilkel insanın dünyasında nesnelerin, bizim "akıllı" toplumlarımızda olduğu gibi keskin sınırları yoktur. _Hastamıza Sabahleyin "Nasılsınız?" diye sorduğumda. Gece boyunca bütün gökyüzünü süzdüğünü ama tanrının izini bulamadığını söyledi. İşte bir nevroz. _Eğitimli bir insan için, kendisini bir ruhun ele geçirmiş olduğunu kabul etmek, ilkel insan için olduğundan çok daha zordur. _Rüya, kişiliklerindeki eksikliği tamamlamakta, onları gittikleri yolun tehlikelerine karşı uyarmaktadır. Buna rüyaların armağanı diyorum. Rüyasında dağdan düştüğünü söyleyen arkadaşımı uyarmıştım ama gerçekten dağdan düştü. Yalnızlığı nedeniyle ruhça biraz rahatsız; bilinçdışı bunu tamamlamak için hayali bir dost uydurmuş; Dün kendimi kendi kendime konuşurken buldum!" diyor. _İlkel insan, modern torunlarından daha fazla içgüdüleriyle hareket etmekteydi. Uygarlaşma sürecinde bizler giderek bilincimizi, içgüdüsel katmanlardan uzaklaştırdık ama dürtüsel katmanları tümüyle yitirmedik. Hiçbir rüya simgesi, o rüyayı görmüş olan kimseden ayrı ele almamaz. _Sahibinin ölümüyle duran saatlerer. Birisi öldüğünde kırılan aynalar ya da duvardan düşen tablolar _Psikoloji, karşıtların dengesine bağımlı olduğu için, karşıtı hesaba katılmamış olan hiçbir yargı kesin olarak kabul edilemez._ Çok mütevazı ve çekingen görünen bir adam. Rüyalarında hep, Napolyon gibi önemli kişiliklerle karşılaşıyordu. Bu rüyalar bir aşağılık kompleksiydi. Rüyalar gizli bir büyüklük hezeyanım göstermekteydi. Rüya, görenin egosunun durumuna bağlıdır. _Psike Pusulası : jungçu insan gözlemi türüdür. Dairedeki her noktanın bir karşıtı bulunur. Bir "Düşünmek" tipi için "Duygu" yanı en az gelişmiş olandır. _Duyum, bir şeylerin var olduğunu, düşünce bunun ne olduğunu, duygu bunun hoş ya da nahoş olduğunu söyler ve sezgi de onun nereden gelip nereye gittiğini belirtir _Tıpkı vücudumuzun sürüngenlerin anatomik modeline dayalı olması gibi, "psike" de ruhumuzun esasını oluşturur. Anatomicilerin, biyologların gözleri vücudumuzda o eski modelin pek çok izini bulur. Ruhun deneyimli araştırıcısı da modern insanların rüyalarıyla ilkel ruhun ürünleri "kolektif imgeleri" ve mitolojik motifleri arasında benzer analojileri tanıyabilir. _Roma atasözü "Yaşam kısa bir düştür." _Kahraman miti daima canavar, cin, ucube vb biçiminde görünen kötüyü yenen, halkını ölümden kurtaran bir güçlü insandan söz etmektedir. Bireyler kendilerini kahramanla özdeşleştirir. Kutsal metinlerin anlatılması ya da törensel olarak yinelenmesi, böyle bir kahraman figürünün dans, şarkılar, dualar ve kurbanlarla yüceltilmesi izleyicileri gizemli bir büyü gibi sarar. _Simgeler: İsa'nm doğuşu, daima yeşil kalan çam ağacı ile _Bir şeye üflemek ya da tükürmek büyülü bir etkiye sahiptir. Örneğin İsa körlerin gözünü açmakta tükürüğünü kullanır. Zulu büyücüsü, inek boynuzundan kulağına (ruhları kovmak için) üfleyerek bir hastayı tedavi ediyor. Bir ortaçağ yaratılış resmi tanrının Adem'e yaşam üflediğini gösteriyor. _Yaşam bir savaş alanıdır. Öyle olmasaydı hiçbir şey varlığını sürdüremezdi. _Dinler ilkçağlardan beridir insanlara yoldaşlık etmişlerdir. Dine inanmayanlar bir boşluğa düşüyorlar ve hayatı sorguluyorlar. Dine inanmayanlar daha çok psikiyatriste gidiyor. İnsanlar inançlara mutlaka muhtaçtır. İnsanlar inanç ile dayanılmaz acılara katlanabilir; ancak "aptalın birinin uydurduğu bir masal" içinde yer aldığım kabul etmek zorunda kalırsa yıkılır. Kendi yaşamının daha derin bir anlamı olduğu duygusu insanı yükseltir. Bu duygu yoksa insan zavallı ve yitiktir. _Hiçbir ders kitabı psikolojiyi sahiden öğretmeyi başaramaz. _Rüya sembolleri daima, sanki bilinçdışı, ruhun kendi gelişimi sırasında terk etmiş olduğu ne varsa geri getirebilmeye çalışırmış gibi. _Yavaş yavaş mahvoluşa doğru ilerliyoruz. Artık yardım isteyeceğimiz tanrılarımız yok. Bugünkü yaşamımız, akıl adlı tanrıça tarafından yönlendirilmekte. _Bilinçdışı görmezden gelinemez; o yıldızlar gibi doğal, sınırsız ve kudretlidir. _Bbc röportajı için, Jung beni bahçesinde, hemen hiç kesmeden neredeyse iki saat dinledi ve olmaz dedi. _Bu kitap onun okur kitlesine vasiyetidir. İnsan ve Sembolleri"nin araştırılması aslında insanın kendi bilinçdışıyla ilişkisinin araştırılması demektir. Jung'un bilinçdışı görüşünde bilinçdışı, bilincin büyük kılavuzu, dostu ve akıl hocasıdır. _Jungiyen yaşam felsefesinin özü; bilinç ve bilinçdışı birbirlerini bütünlemeyi öğrendikten sonra, kendi içinde sakin ve mutlu olacağını anlatıyor. _Gölge, benliğin tersidir. Acımasız birinin gölgesi şefkatlidir. Gölgeyle yüzleşmek, çıraklık eseridir. Anima ile olan ise başyapıttır. _Ruh çağırma seansı - Kelime çağrışım testi ______ __Arketip__ _Toplumun ortak bilinçaltı. Atalardan gelen, nesilden nesle aktarımlar. _Kişisel bilinçaltında kompleksler ve ortak bilinçaltında arketipler etkindir. _Bir arketip uzaydaki bir kara deliğe benzer; orada olduğunu yalnızca içine çektiği madde ve ışık sayesinde anlayabilirsiniz. _Arketipler, insanlığın gizli hazinesidir. Algılarımızı ve bilincimizi düzenleyen yapılardır. İnsanlık Tanrılarını ve şeytanlarını, öngörülerini ve güçlü düşüncelerini hep bu hazineden çıkarıp almaktadır. Arketipler dinlerde rüyalarda mitolojilerde hayallerde bulunur. Psişe, bilinç ve bilinçdışı olarak iki kısımda ele alan Jung, bilinçdışını da kişisel bilinçdışı ve kollektif bilinçdışı olarak iki bölüme ayırır ve arketipleri kollektif bilinçdışının çekirdek yapıları olarak tanımlar. Jung mitlerin arketiplerin temsilcileri olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla mitlerde ve mitsel öykülerde gördüğümüz karakterlerin ve olay örgülerinin her birinin bir arketipe tekâbül ettiğini söyleyebiliriz. Mitlerdeki kahramanların olaylarla nasıl başa çıktıklarını görmenin insanlar üzerinde cesaret arttırıcı tesiri olduğunu ifade etmiş ve dinsel mitlerin, açlık, savaş, hastalık, ölüm gibi yaşantılarda, insanlara bir tür ruhsal terapi etkisi yaptığını söylemiştir. _Ruh-zihin_Bütün kişiliğin merkezinde bulunur. Bir başka deyişle self bilinç, bilinçdışı ve egoyu da içine alır. Zihin, bireyleşme sürecini başlatan önemli bir dürtüdür bireyin kişiliğinin bilinç ve bilinçdışı bölümlerini birleştirme girişimini bireyleşme süreci olarak isimlendirmektedir. _Gölge_Gölge: Benliğin tersidir. İstenilmeyen tüm kişisel özelikler gölge arketipine dâhil olmaktadır. Örneğin, kişi kendini ince olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kabadır. Acımasız birinin gölgesi çok ince ve şefkatlidir. Bastırılmış karanlık ikizimizdir. Engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen, olamadığımız her şey olan gölge, kolektif bilinçdışına ait ise mitolojik bir varlık olarak ortaya çıkar. Rüyalarda ve sanat eserlerinde. Bazen kendi gölgemizi kendi dışımızdaki insanlara yansıtırız. Böyle yaptığımız zamanlarda kendi kişiliğimizin bir parçası karşı tarafta kalmaktadır. Sonuçta istencimizle olmasa da sürekli olarak, bu karşı yanı destekleyen şeyler yaparız, böylece istemeden düşmanımıza yardım etmiş oluruz. _Gölge, egonun karanlık yüzüdür; potansiyel kötülüğümüz genelde burada saklanmaktadır. Gerçekte gölgenin bir etiği yoktur; iyi ya da kötü değildir, tıpkı hayvanlardaki gibi. Hayvanlar saftır ama insanın bakış açısına göre vahşi görünür. Gölgenin sembolleri, yılan, ejderha, canavarlar ve şeytanlardır. Rüyanızda şeytanla mücadele ettiğinizi gördüğünüzde o şeytan sizsiniz. _Anima animus_ Erkeğin bilinçaltında, iç benlikte kadınsı olarak ifade bulan arketip anima, aynı şekilde kadının bilinçaltında erkeksi olarak ifade bulan arketip animus'tur. Bireyin gelişiminde gölgeyle yüzleşmek, çıraklık eseridir. Anima ile olan ise başyapıttır. Anima arketipi akılcı erkekte duyguları, animus arketipi ise duygusal kadında aklı ön plana çıkarır. Erkekte animanın görünüşü önce annesinin karakteri tarafından biçimlenir. Eğer onu olumsuz olarak algılamışsa anima çoğunlukla depresif tabiat, sinirlilik, sonsuz hoşnutsuzluk ve alınganlık özelliklerini taşır. Ama eğer erkek bunu aşabilirse bunlar onun erkeksi yönünü güçlendirecek biçimde etkiler. Anima edebî eserde cadı, yılan, ejdarha gibi olumsuz sembollerle… Kadın Günlük yaşamında ne denli nazik ve uyumlu olursa olsun animusu harekete geçirilince acımasız ve saldırgan olur, her türlü mantığa karşı büyük ölçüde körleşir. Olumlu animus, Halide edip savaşa girip 10 başı olmuş. _İçedönüklük, "Anlamak" üzerine ışıldayan Apollo'ya benzer. Görüşün içsel dünyasına odaklanır. Dionysus ile bağdaştırılan Dışadönüklük, aktivitelere katılmaya meraklıdır. Nesnelerin dışsal dünyasıyla ilgilenir. _Persona: Romalı oyuncular tarafından giyilen maske. Her insan topluma uyabilmek için maskeler takar. _Yaşlı Bilge Adam Arketipi_Bu arketip başka kılıklara bürünmüş olarak da göründüğünden -örneğin bir kral, bir kahraman, bir doktor ya da bir kurtarıcı- _Büyükanne arketipi_ Bu kadın aynı zamanda kendi etki alanına gelen herkesin „kendi çocukları‟ olduğu konusunda ısrar eder. _Aşama arketipi_Ayrılma-olgunlaşma-dönüş_Kahraman mitosu da denir. Bilinç ve bilinçdışı bölümlerinin uyum içerisinde bir araya getirilmesine bireyleşme süreci denir. Bireyleşme süreci kahramanın yolculuğa çıkması şeklinde edebî esere yansımıştır. Farklı kültüre ait çeşitli masallarda masal kahramanının yaşadığı yeri terk ederek uzak bir diyara gitmesi ve oradan bir kazançla dönmesi en sık işlenen bir temadır. Bu yeni dünyada kahramanlar türlü güçlüklerle mücadele ettikten sonra, yanlarında bir ödülle geri dönmektedirler. Evlenilecek bir kız, unvan ya da para şeklindeki bu ödül kahramanın geçirdiği aşamayı sembolize etmektedir. Uzaklara giden ve değişikliğe uğrayarak geri dönen kahramanın geçirdiği bu süreci yansıtan sembol aşama arketipi olarak adlandırılır. _Anne arketipi_Bereket, sihirli dönüşüm, yeniden doğuş yeri, bilgelik ve ruhsal yücelik ve bunun gibi özelliklerle karşımıza çıkar. Hikâyemizdeki mağaranın kapısı bir dağın eteğindedir. Dağ, yolculuğun ve tırmanışın hedefini temsil eder, bu nedenle psikolojide genellikle Kendilik (self) anlamına gelir. Dağın büyüklüğü ve yüksekliği yetişkin kişiliğe işaret eder. Bilinçli bir tercih yerine bilincin dışındaki karanlığı temsil eden mağaraya yönelmiştir. Mağara kahramanın kolektif bilinçdışının mekân olarak görünmesidir. Bu mağaraya giren kişiler kendilerini bilinçdışı bir dönüşüm içinde bulacaklardır. Bu dönüşüm olumlu veya olumsuz bir biçimde karşımıza çıkabilir. Mağarayı Tabiat Ana‟nın rahmi olarak ele aldığımızda Vefâ mağaradan çıkmakla dönüşüm geçirerek yeni bir hayata başlamış olur. Anne Arketipi, Evrimsel olarak bir anne istemeye, ilgilenmeye hazır olarak dünyaya geldik. Çevrede bu arketipi yansıtacak belli bir kişi bulunmadığında bile, bu arketipi kişiselleştirerek bir mitolojik “roman” karakteri haline dönüştürmeye çalışırız. Zihnindeki anne arketipinin ihtiyaçları gerçek annesi tarafından karşılanamayan bir kişi ileriki yaşamında kilisede huzur aramaya veya kendini anavatanıyla özdeşleştirmeye eğilim duyacaktır. _Mana_Freudun aksine, penis gördüğümüz rüyalar bile doyurulmamış bir seks ihtiyacından daha farklı şeylere işaret ediyor olabilir. Ruhsal gücü sembolize ederler. Penis ve güç, semen ve tohum, gübre ve bereket arasındaki bağlantı _Anima ve animus_ Oynamak zorunda olduğumuz dişi ya da erkil rol kişiliğimizin –persona’nın bir parçasını oluşturur. Anima anlık ve sezgisel davranan genç bir kız ya da bir cadı veya toprak ana olarak kişileştirilebilir. Animus yaşlı, bilge bir adam, bir sihirbaz. _Baba arketipi_ Karanlık baba arketipi ise gölgeyi, gücün karanlık yüzünün hakimini simgeler Çocuk, geleceği, oluşu, yeniden doğuşu ve kurtuluşu sembolize eder. _Hayvan arketipi; insanlığın hayvan dünyasıyla ilişkilerini temsil etmektedir. Kahramanın sadık atı buna bir örnek olabilir, yılanlar da çoğu zaman hayvan arketipinin sembolü olmuşlardır ve oldukça zeki oldukları düşünülür. _Tanrı arketipi_ Evreni anlamaya, olanlara bir anlam vermeye, herşeyi bir amacı ve bir yönü varmış gibi görmeye olan ihtiyacımızı gösterir. _Kahraman, sık sık bakireyi kurtarmak için yola çıkar. O, saflığı, masumiyeti ve tecrübesizliği temsil etmektedir. Kahramana yolunda yaşlı, bilge adam rehberlik eder. O animusun bir biçimidir ve kahramana kollektif bilincin doğasını gösterir. _Bilinçaltının yüzeysel katmanı kişiseldir. Fakat bu kişisel bilinçaltı daha derin bir katmana dayanır. İşte derinlerdeki bu katmana ortak bilinçaltıdır. Bilinçaltının bu kısmı kişisel değil, evrenseldir. Ortak bilinçaltı, tüm insanlarda aynıdır. İlkel insan için güneşin doğuşunu ve batışı ruhsal bir olay olmalıdır. Hareket halindeki güneş, insanın ruhundaki bir tanrı ya da kahramanın kaderini temsil etmelidir. _Jung’a göre Tanrı salt bir mit değil, insanın içindeki tanrısallığın ortaya çıkmasıdır. Sadece Tanrı değil, şeytan, melek, dinin mitleri, ritüelleri ve dogmaları ki bunlar metafiziksel varlıklar olarak düşünülse de yalnızca psişede ortaya çıkan imgelere dayanmaktadır. Tanrı formu tam olarak ifade edilip kavranılamadığı için, arketipal içerik olarak sunumu ancak semboller aracılığıyla olmaktadır. _Sîmurg_ _Jung’cu Arketip Teorisiyle Tasavvufî Değerlendirilme: _Freud’un sisteminde bireysel bilinçaltı bütün ruhsal olayları açıklamaya yetiyordu. Oysa Jung’a göre asıl önemli olan bireysel bilinçaltı değil, ortak bilinçdışıdır. Bu imgeler vaktiyle atalarının geliştirmiş olduğu tepkilere benzerlik göstermesine sebep olan eğilimler ve gizil güçlerdir. _Arketipler, Gerçek dünyada canlı varlıklara dönüşürler ve kişiliği etkilerler. Arketipler, rüyalarda, masal, mitos gibi anonim edebiyat eserlerinde ve sanatçıların ürünlerinde ortaya çıkarlar. Uzak bir ülkeye gitmek, orada bir takım esrarengiz güçlerle tanışıp aşama geçirmek ve bir ödülle geri dönmek motifini pek çok ülkenin masallarında, bazı bilge kişilerin öykülerinde görmek mümkündür. _Kahraman arketipi_Ayrılma-aşama-dönme_ Masallarda, rüyalarda veya edebiyat ürünlerinde rastlanır. Kahraman yurdundan yola çıkar ve uzak bir ülkeye varır. Yol boyunca başından birçok macera geçer ve sonunda bir ödül alarak ülkesine döner. Döndüğünde ise o artık çok değişmiştir. Uzaktan getirdiği ödül ise sosyo-ekonomik ve psikolojik açıdan değişimi sembolize etmektedir. Aslında kahramanın gittiği bu esrarengiz ülke kendi bilinçaltıdır. _Kendilik arketipi_ Mitolojideki devler ve ejderhalar ile yüzleşip onu yenen kahraman gibi, birey de egosuyla yüzleşmeli ve onu aşarak bütünlük haline ulaşmalıdır. _Sîmurg (otuz kuş) öyküsü_ _Kuşlar kendilerine kral seçmek isterler ve hüthüt kuşu zaten bir simurg adında bir kralınız var der ve oraya gitmek için rehberlik yapar ama oraya gitmek için önlerinde çok engel vardır ve bir sürü kuş yılgınlığa düşer ya da ölür ama 30 tanesi tüm engelleri aşar ve sonunda kendilerinin simurg kuşundan türediklerini ve her birinin kral olduklarını fark ederler. Kendileriyle yüzleşirler. Sîmurg birden ortaya çıkıverir. Fakat tecelli edenin kendileri olduğunu ve kendilerinin Sîmurg’dan, yani mana bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp adamakıllı hayrete düşerler. Sonra Sîmurg’dan bir ses gelir. Ses şöyle demektedir: “Siz buraya otuz kuş geldiniz; otuz kuş gördünüz._Kuşlar (kahraman) bireylerdir. Sîmurg Tanrıdır. Vadiler ise, sûfî yolun makamlarıdır. Otuz kuşun padişahı bulmak için yaptıkları bu yorucu yolculuk bireyin iç dünyasında yaptığı seyahattir. Çünkü bir “arketipal nitelik olarak Tanrı da bireyin kolektif bilinçdışındadır. _Pek çok masalda ya da mitte kahramanın gittiği ülke, gerçek anlamda belirli bir mekân olmayıp kahramanın kendi bilinçdışıdır. Kahraman gittiği bu yerde, yani kendi iç dünyasında, iç çatışmalarını çözebilir. Kişiliğinin zayıf ve güçlü taraflarını keşfedebilir. Kişiliğinin güçlenmesinin ve bireyleşmesinin önündeki engelleri kaldırıp ruhsal yönden gelişebilir ve aşama kaydedebilir. Zıtlıkların kabulü olmazsa bütünleşme sağlanamaz. Yolcu kolektif bilinçdışının arketipleriyle karşılaşacak, eğer şanslıysa sonunda ele geçirilmesi güç olan hazineyi, elmas vücudu, Altın Çiçeği vs. ya da “kendilik”e hangi isim ya da sembol verilmişse onu bulacaktır. Yan yollarda ve bataklıklarda başıboş akıp giden bir ırmağın aniden kendi yatağını bulması gibi birey de kendilik ile buluşabilir. Bilinç ve bilinçdışı bölümlerini birleştirme girişimi olarak değerlendirdiği bireyleşme süreci “ayrılma-aşama-dönme” şeklinde formüle edilen aşama arketipinin bir tür gerçekleşme biçimidir. _Muhammed ve arkadaşları hicret ile Medine’ye göç ettiklerinde orada zorluk, sıkıntı ve çileyi yaşamışlar, maddi-manevî (sosyo-ekonomik-psikolojik) açıdan aşama kaydetmişler ve geri döndüklerinde ödülleri Mekke’yi fethetmek olmuştur. O’nun Mekke’den ayrılışı (hicret) Tarihin başlangıcı, takvimin başı kabul edilmiştir. hicretin, peygamberleri psikofizik ve psiko-sosyal açıdan aşama kaydettirmek için ilahî bir terbiye yöntemi. Tarih hicret eden kavimlerin başarı öyküleri ile doludur. Hicret, bireylerin dünya görüşünü genişletmekte ve hareket kazandırmaktadır. Bir yerde çakılıp kalan yerlinin ise dünya görüşü donuklaşmakta ve daralmaktadır. _Manevî Rehber (Hüthüt) Sûfîlerin yaşadığı mistik tecrübede manevî rehber(şeyh), sûfinin kişi ötesi (transpersonal) boyutun uyanışını kolaylaştıran bir işlev üstlenir. Rehberin buradaki rolü arketip düzeyinde ve de insan kişiliğinin sınırları içindedir. Mürşid müridin transpersonal bölgeye geçmesine, orada keşfettiği boyutları kendi kişiliğinin ve hayatının dokusuna yerleştirmesine yardımcı olan bir kişidir. Yol göstericinin mistik boyutu keşfetmek isteyen arayıcılara vereceği şey sezgisine dayanan bir yardımdır. Çünkü analitik psikolojiye göre, mistik tecrübe arketiplerin tecrübesidir. Kılavuzsuz gidene iki günlük yol, yüzyıllık yol olur. Eğer Hüthüt’ün kılavuzluğu olmasaydı kuşlar Sîmug’a ulaşamazlardı. O’nun kılavuzluğuna rağmen, binlerce kuş (yolcu-sûfî) diğer eksiklikleri yüzünden yolda telef olmuşlardır. “sûfizmde mürşid mutlak ihtiyaçtır” denir. Suyu yeterli dereceye kadar ısıtmak için bir aracı gereklidir. Ateş ve su arasındaki çaydanlık* gibi. Sûfizmde rehber (mürşid) bir arayıcı(mürid) ile ilgilidir. Bu, doktorun veya terapistin hasta veya danışan ile ilgisine paraleldir. _İlâhî kelam ise arketiplerin Arketipidir. _Evrimsel Psikolojide Jung'un Arketipleri_ _Her birimizin bilinçaltında, kendi özerk kişiliklerine sahip onlarca arketip ve kompleks vardır. Bunlar, farkında olsak da olmasak da davranışlarımızı etkiler. Atalarımızın yaşam şekli, davranışlarımızın temelini oluşturur. Kişisel bilinçaltını kompleksler, kolektif bilinçaltını arketipler oluşturur. Kolektif bilinçaltı, tüm insanlığın ortak bilinçaltıdır. Kolektif bilinçaltındaki bazı arketipler, rüyalarda egzoterik ve karanlık imgeler halinde kendini gösterebilir. Personayı fazla özümseme sonucunda kişilik bozulmaları ortaya çıkabilir. Gölge, bastırılmış arzular bulunur. Anima, erkeklerdeki kadınsı yöndür. Animus ise kadınlardaki erkeksi taraftır. Kadınsal özelliklerini silmeye çalışan "aşırı erkeksi görünümlü" bir erkeğin bilinçaltında bu kadınsal enerji birikir. Bu yüzden böyle erkeklerin, belirgin zayıf özellikleri vardır. _Zenofobi- Yabancı düşmanlığı : Türlerinin yok olmasından korkan gruplar, başka gruplara karşı düşmanlık besler. _Etoloji, hayvanların davranış ve tabiatlarını ilişkilendiren bilim dalıdır. _Doğal seçilim_ _Cinsel seçilim: karşı cins ile çiftleşme şansını yakalamak için verilen mücadeledir. _Genetik çeşitlilik, arketipler üzerinde etkilidir ve onları bireyselleştirir. Arketipler gelişebilir ve bireysel olarak değişim gösterebilir. _Nöropsikoloji, beynin farklı yapı ve fonksiyonlarının psikolojik olaylarla ilişkisini inceler _Acı duygusu, bilinçaltında enerjisini biriktirir ve o duygu, anı ile ilgili bir kompleks oluşturur. Hatta bu durum, kompleks bizi baskı altına aldığında obsesif kompulsif bozukluğa kadar gidebilir. Kompleksler, egoyu ele geçirdiğinde bazı psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar. _Neden bize farklı başkalarına farklı davranıyorsun? Ailemiz için farklı, arkadaşlarımız için farklı süper egolarımız vardır. Bunları davranışa dökmeyi ‘’maskeler’’ olarak düşünebiliriz. ______
1
2
3
4
...
36
353 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.