1000Kitap Logosu
Onur
TAKİP ET
Onur
@onur2o2oo
21 okur puanı
13 Eyl 2021 tarihinde katıldı.
0
Kitap
0
İnceleme
117
Alıntı
28
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Sabitlenmiş gönderi
_Anlamak, sevmenin başlangıcıdır. _Üzülme, kızma, sadece anla. İnsanlara kahkahalarla gülmek ya da nefret duymak yerine onları anlamak için çaba sarf ettim. _Tanrının hiçbir duygulanışı yoktur. O hiçbir zaman kederlenmez, sevinmez. Ödül vermez ve intikamı almaz. _İnsan zihninin “farkında” olduğu sadece kendi bedeni değildir. Zihin, kendisinin de farkındadır. İnsan bir şeyi bilir ama aynı zamanda, bildiğini de bilir, bildiğini-bildiğini de bilir. _Aklın kılavuzluğunda yaşayan insan başkasının kendisine olan nefretine, öfkesine ve küçümseyici türden ya da benzer tavırlarına elinden geldiğince sevgi ve yüce gönüllülükle karşılık vermeye çalışır. _Önerme, çelişiğinin saçmalığıyla daha kolay kanıtlanır. _İnsandaki temel üç yanılsama: Bilinç, özgürlük ve tanrıbilimsel yanılsama. _Hepimiz mutlak bir tözün görünümleriyiz. Tanrı bir töz'dür. _Tutkulardan kurtulup özgürleşmek için, eylemlerimizin gerçek nedenlerini anlamalıyız. Anlaşılmak, onları dönüştürür. _Paul’un, Pierre hakkında söyledikleri, Pierre’den çok Paul’u tanımamızı sağlar. Dış cisimler hakkında edindiğimiz fikirler dış cisimlerin tabiatından ziyade tenimizin halini gösterirler _Eğer doğal nedenleri bilmezsek tanrısal gücü bilmeye kalkışmak abestir çünkü tanrısal güç ve doğa yasaları bir ve aynı şeylerdir. Tanrı doğayı yaratmadı. O doğadır. _Barış, savaşın olmaması demek değildir. O; bir erdem, bir ruh hali, iyilikseverlik, güven ve asalettir. _Köpek kavramı havlamaz. _Kibirli insan asalakların ve dalkavukların varlığından hoşlanır, asil ruhluların varlığındansa nefret eder. _Monarşik yönetimin en büyük sırrı ve tüm çıkarı, insanları aldatmakta ve onları dizginlemesi gereken korkuya din maskesi takmakta yatar. Onlar böylece, sanki kurtuluşları için savaşıyormuşçasına, köleleşmek için savaşırlar. Tek bir adam kibirlenebilsin diye kanlarını ve canlarını vermeyi bir utanç değil de, en büyük onur sayarlar. _Doğanın mucizelerinin gerçek nedenlerini araştıran ve doğal olaylara bir budala gibi hayretle bakmak yerine onları bir âlim gibi anlamaya çabalayan insan; doğanın ve tanrıların yorumcuları olarak taptığı kişilerce dile düşürülür ve sırtına sapkın ya da dinsiz yaftası yapıştırılır. _Kendimizi hür sanıyoruz. Halbuki ellerimizde ihtiraslarımızın görünmez zincirleri vardır. Bileklerimize görünmez kelepçeler takılmıştır. _Havaya atılan bir taş düşünebilseydi kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı _Herkesin hakkı gücü kadardır. _İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçlar. _Gerçek bilgi sadece yanlış düşüncelerle bozulmaz. Zihnimizi bulandıran duygularla da bozulmuştur. _Zihinsel ile fizikselin aynı şeyin ayrılmaz yanları olduğunu savundu. _19 yüzyılın en büyük icadı icat etmenin metotlarının bulunmasıydı. _İnsanın duygularını kısıtlama güçsüzlüğüne kölelik diyorum çünkü duygulara tabi olan insan, kendisinin değil ama kaderinin hükmündedir. Öylesine onun hakimiyetindedir ki, kendisi için daha iyi olana bakmasına rağmen, yine de kötü olana bakmaya zorlanır. _Kibirli insanlar, kendilerinden tiksinenlerdir. _Alçakgönüllülük, şöhret hırsıdır. _Felsefe, bir matematiktir. _Kalpler silahla değil, sevgiye fethedilirler _ Arzu, insanın özüdür. _Din hürriyeti bir insan hakkıdır. _Kişilik farklarının inanç farklarına sebeptir. _Bir cevher başka bir cevher tarafından meydana getirilemez. Çünkü tabiatta cevher ve duygulanışlardan başka hiçbir şey yoktur. _Bilgisizlik, metafizikçilerin sistemlerinde temel yoldur. Bilgisizliği yıkmak budalaca hayreti yıkmaktır. Adamın başına düşen kiremit tanrının nedenselliğiyle düştü diyecekler ama asla tesadüfen demeyecekler. Siz rüzgardan diyeceksiniz ama onlar rüzgarın nedenini, havanın, o adamın neden oradan geçtiğini sorup duracaklar. Soruları sonsuz olarak uzayacak ve gerçekten onlar bu suretle, sizi bilgisizliklerinin dayanağı olan Tanrının iradesini ileri sürmeye götürünceye kadar nedenlerin nedenlerini sorarak takip edecekler. Her kim bir budala gibi hayrete düşecek yerde, tabiat şeylerini bilgince bilmeye kendini verirse, çoğu kere bir müşrik ve dinsiz diye karşılanır. _Ne zenginlik, ne şehvet tadı, ne şeref insan için hakiki iyilik olamaz. Zihni doyurmaya elverişli biricik şey, sabit bilgi araştırmasıdır. Hayatı çok sade idi. _Sevinç ne kadar büyükse, yükseldiğimiz yetkinlik hali o kadar büyüktür, yani tanrısal tabiata o kadar karışırız. Bunun için bilge kişi yiyerek ve içerek kendi bedenini besleyecek ve kuvvetlendirecektir; nitekim kokuları, çiçekleri, musikiyi, zevkle yapılmış elbiseleri, beden egzersizlerini ve gösterileri sevecektir _Doğada herhangi bir şey bize gülünç, saçma ya da kötü gelirse, bunun nedeni nesneler üstünde yalnızca sınırlı bilgi sahibi olmamızdır, doğanın bir bütün olarak düzeni ve tutarlılığını bilmediğimizdendir; her şeyin kendi aklımızın buyruklarına göre ayarlanmasını istediğimizdendir. Aslında aklımızın kötü dediği şey, evrensel doğanın yasaları bakımından kötü değildir. Yalnızca, ayrı olarak düşündüğünüz kendi varlığımızın yasaları bakımından kötüdür. İyi ve kötü sözcükleriyse, tek başlarına ele alındıklarında kesin hiçbir şey anlatmazlar. Çünkü tek ve aynı şey, aynı zamanda hem iyi, hem kötü, hem de hiç biri olabilir. Söz gelişi müzik üzüntülü kişiye iyi gelir, yas tutanlara kötü, ölüler içinse anlamsızdır. _Bir hükümet söz özgürlüğünü ne kadar kısmaya çalışırsa, ona o kadar karşı konur; bu karşı çıkış elbette açık gözlülerce değil, iyi eğitimin, sağlam ahlakın ve erdemin daha özgür yaptığı kişilerce olur. _İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçlar. _Eğer ben doğruyu biliyorsam ve sen cahilsen, senin düşüncelerini ve yolunu değiştirmek benim için ahlaki bir görevdir. _Bilinç, insan için ıstırap çekmek değilse de, hiç değilse edilgin olmak, güdülmek, çoğu kere yük altında kalmaktır. _Her şey algıdır. Bir insan insanlara bakınca çıplak dik bir maymun görür. Diğeri gülen eğlenen bir hayvan görür. _İnsan ruhu, insan bedenini bilmez fakat bedenin duygulanış fikirleri, insan ruhunun tabiatını meydana getirmesi bakımından Tanrıdadır, başka deyişle, Ruh bu duygulanışları algılar. Asıl ruh bedenle nasıl birleşmişse, bu ruh fikri de ruhla aynı suretle birleşmiştir. İnsan ruhu, dış cisimleri ancak kendi bedeninin duygulanışlarının fikirleri yardımıyla, fiilde var gibi hayal edebilir. İnsan ruhu kendi kendisini ancak bedenin duygulanışlarının fikirlerini kavraması bakımından bilir. Asla kesin değil bulanık olarak bilir. _Soyut ve aklî varlıkları gerçek varlıklarla karıştırdığımız zaman kolaylıkla aldanırız. _İnsan kendisinin efendisi olamayacağı için, skolastikler insanı toplumsal hayvan diye adlandırdılar. Buna ben de katılıyorum. Kişi bir başka kişinin baskısına uğramayacak biçimde kendini koruyabildiği sürece kendinin efendisidir. Elbette, kişiyi korkutan nedenler ne kadar çoksa, kişinin gücü ve dolayısıyla hukuku da o kadar azdır. Bir şey kendisini var olmaktan alıkoyan hiçbir sebebin bulunmadığı yerde zorunlu olarak vardır. Şeylerin hakiki nedenlerini bilmeyenler, her şeyi birbirine karıştırırlar. Tanrının tabiatını insan tabiatı ile karıştıranların hepsi, kolaylıkla Tanrıda sırf insan duygulanışlarını varsayarlar. kendi varoluşunun bir nedeni bulunmayan şey var değildir. Şeyin varoluşunun nedeni bu şeyin tabiatında vardır.Tabiatta belirli sayıda fertler varsa, bu sayıdan ne fazla ne eksik olan fertleri meydana getiren bir neden bulunmalıdır. 20 adam varsa 20 neden olmalıdır. Her şeyin niçin var olduğunun ve niçin var olmadığının gösterilecek bir nedeni olmalıdır. üçgenin tabiatında niçin dört köşeli üçgenin var olmadığı bulunur. Bunun sebebi şudur ki, aynı şeyde birleşen üçgen ve dörtgen şekli çelişikliği gerektirir. cevherin tabiatında da onun varlığının nedeni vardır. Çünkü, onun tabiatı ya da özü varlığını gerektirir. _İnsanlar kendileri nasıl bir gayeye göre hareket ediyorlarsa, bütün tabiatın da bir gaye için etki ettiğini var sayarlar ve Tanrının bütün şeyleri insan için ve insanı da kendisi için, yani tapılmak için yapmış olduğunu söylerler. İnsanlar arzularının peşinden giderler ve bu arzuların nedenleri öğrenince içlerinde bir huzur oluşur. Kendi kendilerine ait bu yargılama metodu ile kendi ruhlarını bütün ruhların ölçüsü yaparlar. onların kendi kendilerine yapılmış olduğuna inanamamışlardır. her şeyi yapan tabiatın bir ya da birçok idare edicileri olduğuna kanaat getirmeye mecbur olmuşlardır. insanlar doğal felaketleri tanrıların azabı olarak gördüler. Halbuki en dindar ve dinsizlerin aynı derecede bu felaketlere maruz kalmalarını dikkate almadılar. Peşin hükmün gülünçlüğünü kanıtlamak ve tabiatın belirli bir gayeye göre asla hareket etmediğini ve tasarlanan bütün bu nedenlerin insan zihninin kuruntularından ibaret olduğu. _Şayet ruhlara hükmetmek dillere hükmetmek kadar kolay olsaydı, bütün hükümdarlar güvenli bir şekilde hüküm sürerdi ve zalim güç diye bir şey olmazdı. Zira o zaman bütün insanlar hükümdarlarının fıtratına göre yaşar, neyin doğru neyin yanlış olup olmadığını sadece onların buyruklarına göre değerlendirirdi. Fakat... bir insanın ruhunun, başka bir insanın hakkına tamamen bağlı olması imkansız bir şeydir. Hiç kimse kendi doğal hakkını, yani özgürce düşünme yetisini bir başkasına devredemez; dahası, hiç kimse bu bapta baskı altına alınamaz. İşte bu yüzden diyoruz ki, devlet ruhlara yöneldiğinde şiddet uygular. _İradeye dayalı kararın zorunlulukla kendisinden önce gelen bir olaya dayandığı fikrinden hareket eder. Bu şekilde yaklaşılınca irade özgürlüğü olarak adlandırılan özgürlüğün reddedilmesi ortaya çıkar. Özgürlüğü bir yanılsama dahası bir fantezi sayar. Aşağı doğru akan bir su düşünebilen bir varlık olsaydı, kendi özgür istenci ve iradesiyle aşağı doğru akmakta olduğunu düşünürdü. Karar verme durumumuzu başka bir açıdan da özgürlük olarak kabul edemeyiz, çünkü kararlarımız çoğunluk hafıza denilen yapının etkileriyle oluşur, özgürlük, insanın kendi doğasında mevcut olan zorunluluklara uyması durumudur. Eylemleri yalnızca kendisi tarafından belirlenen şey özgürdür. İnsan eylemliliği ise zorunlu olarak belirlenmiştir. Spinoza, daha yüksek bir algı düzeyine çıkmış, duygularını denetim altına alabilen, kendisinin ve dünyanın kavrayışına sahip olmayı özgür insan olarak tanımlar. _Kararınız kendiliğinden bir anda ortaya çıkmamıştır, öyle hissedilse bile. kararlarınızı ön kararlar, fiziksel olaylar ve benzerleri belirlemiştir. Yalnızca Tanrı gerçekten özgür olabilir. insanın özgürlük umudu yoktur. Yine de Spinoza’ya göre, tutkulara kölelikten kendimizi kurtarabiliriz. Tutkuların taşıyıcısı olma pasifliğinden kendimizi kurtarabildiğimiz ve eylemlerimizi anlama durumuna gelebildiğimiz zaman, özgür oluruz. İnsan köleliği, eylemlerinin nedenlerini bilmeyenlerin durumudur. Bu durumdaki insanlar, yalnızca dışsal nedenlerle hareket ederler. Onlar idrak etmedikleri kuvvetler tarafından itilip kakılan taşlara benzerler. Etika, olmayı okura öğretmek için tasarlanmıştır. Düşüncesi bir tür psikoterapi önerir. _Aşkın bir tanrı anlayışı yerine içkin bir doğa anlayışı getirmiştir. _Bütün kavramlarımız hayal gücümüzün tavırlarından başka bir şey değildirler. Bilgisizler onları şeylerin başlıca sıfatları gibi görürler. Herkes kendi hayal gücünün hayaletlerine asıl gerçekler gözüyle bakıyor. İnsanların hiçbir şey üzerinde anlaşamamış olmaları şüpheciliği doğurmuştur. Birinin iyi diye hükmettiği başkasına kötü görünür. Ne kadar insan varsa o kadar görüş vardır. Herkes kendi fikrinde ısrar eder. Kafalar arasındaki farklar damaklar arasındaki farktan daha az değildir. Onlar hayal oyunlarından başka bir şey değildir ve halk bize aslında şeylerin tabiatının ne olduğunu öğretmekten ziyade kendi hayalinin yapısı ne olduğunu öğretir. _Cevherin varlığı insanın özüne ait değildir, cevherin varlığı, zorunla varlığı kuşatır. İnsanın özüne ait olsaydı, insan zorunlu olarak var olacaktı ki bu da saçmadır çünkü aynı tabiatta iki cevherin var olamayacakları gösterilmişti. şu sonuç çıkar ki, insanın özü Tanrının sıfatlarının bazı tavırlaşmaları üzerine kurulmuştur __Ruh kendi bedenindeki kendisini meydana getiren tanrısal özü kavrar. Eğer beden gerçekten insan Ruhunun objesi olmasaydı, bedenin duygulanışlarının fikirleri, ruhumuzu teşkil etmesi bakımından Tanrıda var olmayacaklardır. Halbuki bizde bedenin duygulanışlarının fikirleri vardır, o halde insan Ruhunu teşkil eden fikrin objesi beden veya fiil halinde var olan cisimdir. __Cisimler birbirinden hareket veya sükûn sebebiyle ayrılırlar yoksa cevherleriyle ayrılmazlar. Sükûn halindeki bir cisim başka bir cisim tarafından hareketi gerektirilinceye kadar sükûn halinde kalır; aynı tarzda hareket eden cisimler birleşmiştir ve hepsi aynı cisimdir. En basit cisimlerden bileşik olup birbirlerinden hareket ve sükûn, hızlılık ve ağırlık bakımından ayrılan bir ferdi tasarladık. Şimdi farklı tabiatta birçok fertten, bileşik bir başkasını tasarlarsak, bütün cisimlerin, bu bütünsel ferdin tavrında hiçbir değişiklik olmaksızın, sonsuz bir tarzda değişikliğe uğrayan tek ve aynı fert olduğunu kolaylıkla tasarlarız. İnsanın teni (bedeni), her biri çok bileşik olan türlü tabiatta birçok fertten birleşiktir. Dış cisim, insan teninin sıvı olan kısmına çarparak kendi izini bırakır. Gerçekten, bir cismin bütün duygulanış tarzları, duygulanan cismin tabiatından ve onu duygulandıran cismin tabiatından çıkar. _İnsanlar, eylemlerinin bilincinde olup bu eylemleri belirleyen nedenlerden habersiz oldukları için özgür olduklarına inanırlar. _Eğer biri, başka biri tarafından nedensiz olarak sevildiğini düşünüyorsa zorunlu olarak o da onu sevecektir……… _Sadece yoksunluk açısından uyuşan şeyler, yani sahip olmadıkları özellikler açısından uyuşan şeyler gerçekte hiçbir açıdan uyuşmazlar.” _Eylemlerini yalnızca kendisi belirleyen özgürdür ve bu insan olamaz olsa olsa tanrıdır. İnsan eylemleri ise zorunlu olarak belirlenmiştir. _Bir insan sevdiği bir şeyden sevgisi tamamen yok olacak şekilde nefret etmeye başlamışsa, o şeye karşı o şeyi hiç sevmemiş olduğu zamankinden daha fazla nefret duyacaktır ve bu nefret, önceki sevgisi ne kadar büyükse o kadar büyük olacaktır. Minnie Manga _Bir şey kendisini var olmaktan alıkoyan hiçbir sebebin bulunmadığı yerde zorunlu olarak vardır. , Tanrı zorunlu olarak vardır. hurafeler… _Hurafeyi doğuran ve besleyen şeyler; korku, umut, öfke, hile… Hurafe, kaynağını akıldan değil, yalnızca duygudan alır. Kalabalığı yönetmek için, hurafeden daha etkili hiçbir şey yoktur. Din maskesi altında krallar tanrılaşır. Türklerde kralları tartışmak bile küfür sayılır. _Biz bir şeyin iyi olduğunu sandığımız için o şey bizim araştırmalarımızın ve arzularımızın nesnesi olmaz; tersine, onu istediğimiz, araştırdığımız ve arzu ettiğimiz için iyi olduğunu sanırız _Erdemi öğretmektense kusurları eleştirmeyi çok iyi bilen batıl inanç sahipleri, insanları akıl doğrultusunda yönlendireceklerine korkuyla baskı altına almaya çalışırlar. Çünkü insanların erdemi sevmelerini değil de kötüden kaçınmalarını isterler. Böylelerinin tek amacı başkalarını da kendileri gibi zavallı hale getirmektir;bu yüzden genellikle insanları sinirlendirmelerine şaşırmamak gerekir.. _Pişmanlık bir erdem değildir. Akıldan doğmaz. Tersine yaptığından dolayı pişmanlık duyan insan iki kat zavallı, yani aciz bir insandır _Eğer Tanrı bir hatayı cezalandırmıyor olsaydı, birini suç işlemekten ne alıkoyabilirdi? Şüphesiz ki, böyle şeylerden ancak ceza korkusuyla kaçınan kişi asla sevgiyle hareket etmez ve hiçbir erdeme sahip degildir. _Umut, özgür bir topluluk üzerinde korkudan daha etkilidir; buna karşılık, koruyla boyun eğmiş bir topluluk için en güçlü etken umut değil korkudur. _Zihin algılar¬ken ne kadar az anlıyorsa, hayaller de o kadar fazla olur; ve ne kadar çok anlıyorsa, hayaller de o kadar azdır. _Bir şeyin korkutucu veya arzu etmeye değer olduğuna karar veren akıldır. Olan bitene baktığımızda aynı şeyin başka kişilerde başka duygulara yol açtığını, hatta aynı kişide farklı zamanlarda farklı duygulara yol açtığını görürüz. Sahip olduğumuz korkular, arzular hatta takıntılar geleceğimizi ve yazgımızı belirleyen bir şey olarak karşımıza çıkar. _Aklın rehberliğine ulaşmamız için kendimizi güvende hissetmemiz gerekir. İçgüdüsel durumdayken akıl, duyguların egemenliğindedir. Böyle bir durumda koşullar değişse bile insan aynı şekilde düşünmeye devam eder. Bu da rasyonel olmayan duygulara yol açar. İçgüdüsel hâldeyken sözün bağlayıcılığı çıkarın bittiği yere kadardır. Çıkarın sona erdiği noktada söze sadakat beklemek de saçmadır. Oysa yasalara dayanan bir örgütlenmede, bu yasallığın sürekliliği için, sözleşme gerekir. Bu fayda ortadan kalktığında sözleşme de ortadan kalkacaktır. Ancak bu, daha büyük zararlara yol açacağından insanlar sözleşmeyi ve siyasal birliği her şeyin üstünde tutarlar. Bu sayede akla itaat eden insanın, Tanrı’ya da itaat ediyor olduğunu ve bu yüzden özgür olduğunu öne sürer Sözleşmeden önce gücü ölçüsünde hak sahibi olan insan, sözleşme sonrasında kendi hakkı olan kadarını alır. . Neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veren egemen gücün buyruğu dışına çıkılamaz. _Tanrı veya Doğa’nın aklı olduğunu, bunun farklı görünümlerinin farklı mizaçlardan kaynaklanan ve doğal olarak zorunlu, zorunlu olarak doğal olduğunu söyler. Bu ifadelere özgürlük tanımak bizim kendi özgürlüğümüzü arttırmamız anlamına gelir. _Spinoza, Yahudi cemaatinden törenle kovuldu. Katolikliğe davet eden arkadaşına, hür bilginin meşruluğunu savunan ve her türlü hakiki dinin özünü kabul etmeyi ve sevmeyi bildiren bir mektupla cevap verdi. Hakiki bir inancın ne zorla kendini kabul ettiremeyeceğine ve başkasının inancını sarsmamak nezaketi vardı. Teleolojiyi bırakıp fizikle uğraşır. Bruno’nun tabiatın sonsuzluğu Spinoza’nın Tanrı fikrini Tabiat fikrine bağlamasına yardım etti. _ Mistisizm ile Natüralizm, onda aynı kişiliğin bütünleyici elemanları olmuştur ve onun sonuna kadar mantıkla geliştirmeye çalıştığı şey budur. _Rahip Colerus, Yahudi cemaatinden törenle kovulan bu hür düşünceli ateistin bu kadar güzel bir hayat sürebilmesine ve bu kadar rahat ölebilmesine şaşmıştı. Etika, dinsizliğin özeti gibi. _Spinoza'nın Etika'sı, ele aldığı "Tanrı, İnsan, Zihin, Beden, Akıl, Duygular, Özgürlük" gibi derin felsefi konulara matematiksel bir düşünme yöntemiyle ve mantık kuralları çerçevesinde yanıt arayan, özgün bir üslupla kaleme alınmış, zorlu, çarpıcı ve kışkırtıcı bir eserdir. tek hedefi: insan aklını varlığın en üst bilgisine erişecek kıvama getirmek ve bu şekilde insana sonsuz bir mutluluk yaşatmak. _____________________ __Teolojik - Politik İnceleme__ (Bu incelemede bir toplum, diktatörlüğe sürüklenmemek için nasıl örgütlenmelidir sorunu ele alınmıştır.) _Özgürlük bir erdemdir. İnsan ancak aklın yönetimindeyse, kısmen özgür olabilir. Günah ise köleliktir. Doğada günah diye bir şey yoktur. _İki kötüden daha az kötü olanı seçmek aklın işidir. _İnsanları akıldan çok kör arzu yönetir. Toplumu, aklın kurallarına göre davranmaya yöneltmeye inananlar, hayale kapılmaktadırlar. Bilge olsun vurdumduymaz olsun, insan her zaman doğanın bir parçasıdır. Aklıyla da arzusuyla da davransa, insan doğanın yasalarına uymayan hiçbir şey yapmaz. İnsanların çoğuna göre vurdumduymaz kişiler, doğanın düzenine uymaktan çok doğanın düzenini bozmaktadırlar. Akla ya da kör arzuların yönetiminde yaşamak da bizim istemimize bağlı bir iş olsaydı, herkes akla göre yaşayacaktı, oysa bu olacak şey değildir ve her kişi peşine düştüğü arzunun çekiciliğine boyun eğmektedir. _Filozoflar, insanların içinde çarpışan duyguları kötülük sayarlar ve bu yüzden hafife alıp kınarlar. Böyle yaparak tanrı gibi davranmış olup, bilgeliğin doruğuna çıkarlar ve dünyanın hiçbir yerinde olmayan mükemmel insana ait övgüler düzerler ve gerçek insanı da bozarlar. İnsanları oldukları gibi görmezler de olmasını istedikleri gibi görürler: Devlet yönetiminde, filozoflardan daha uyarsız kişiler düşünülemez. _Siyasetçiler, insanları en iyi yöneten değil, onları oyuna getiren kişilerdir ve bilge değil de usta olarak görülürler. _Bir devlette barış, sürü gibi yönetilen ve köleliğe alıştırılan insanların hantallığından geliyorsa, o devlete devletten çok yalnızlık şehri demek gerekir. _Yöneticilerin keyfi adaletine kalmış devlet kalıcı değildir. Öyle bir mekanizma gerekir ki, yöneticiler hukuka aykırı davranamasınlar _Devleti tehdit eden tehlikelerin nedeni her zaman dışardaki düşmanlardan çok yurttaşlardır, çünkü iyi yurttaşlar çok azdır. Yöneten kişi dışardaki düşmanlardan çok yurttaşlardan korkacaktır ve dolayısıyla kendini korumaya çalışacaktır ve yurttaşları gözetmek yerine" onlara, özellikle de erdemli kişilere tuzaklar kuracaktır. _Devlet, aklın yönetimine uyduğu zaman kendi kendisinin efendisidir. Bir insanın ya da devletin yapacağı en iyi iş, kendi kendinin efendisi olmaktır. Devlet, kendi kendisinin efendisi olarak kalmak için, korku ve saygı koşullarını elinde tutmalıdır. Devlet, varlığını sürdürmek için kendinden başka kimseye hoş görünmek zorunda değildir; Devletin kendisi için belirlediği şeyler dışında iyi ya da kötü yoktur. _Bir masaya ne istersem yaptırabilirim dediğim zaman, ona ot da yedirebilirim demek istediğim anlaşılmaz. İnsanların siteye bağımlı olduklarını söylediysek, buradan insanların insani doğalarını yitirecekleri ve başka bir doğaya bürünebilecekleri anlamı çıkmaz. _İnsanlar, ortak bir yasa olmadan yaşayamazlar. _Devlet aldatılmışsa, suçu kendi ahmaklığında aramalıdır. _Kişiyi korkutan nedenler ne kadar çoksa, kişinin gücü ve hukuku da o kadar azdır. _İnsan, kendi kendisinin efendisi olamayacağı için, skolastikler insanı toplumsal hayvan diye adlandırdılar, buna ben de katılıyorum. _Her birey gücü olduğu ölçüde hakka sahiptir. _Dini inancı, barışın ve kamu düzeninin bozulmasına neden olacak biçimde koymamak gerekir. _Özgürlük bir erdemdir yani bir yetkinliktir. İnsan hiçbir biçimde özgür diye nitelendirilemez çünkü o var olmayı ya da aklını kullanmayı bilememektedir. İnsan ancak var olma gücüne, insan doğasının yasalarına göre eylemde bulunma gücüne sahip olduğu ölçüde özgürdür. _Günah, köleliktir, güçsüzlüktür. Doğada günah diye bir şey yoktur ya da biri günah işliyorsa, bunu bir başkasına karşı değil kendine karşı işlemektedir: o kişiye göre hiçbir şey, iyi ya da kötü diye belirlediği şeyler dışında, iyi ya da kötü değildir. _İnsan, doğanın küçük bir parçasıdır ve yalnızca bu düzenin zorunluluğundan ötürü var olmaya zorlanmıştır. Demek ki doğada bize gülünç, saçma ya da kötü gözüken her şey, algılarımızdan dolayı öyle gözükür ve biz genellikle tüm doğayı ve şeyler arasındaki bağları bilmeyiz, evren yasalarının düzenini değil de yalnız doğamızın yasalarını göz önünde bulundurduğumuz zaman, aklımız kötü olmayan bir şeyi kötü diye bilebilir. _İnsan davranışlarını aşağılamamaya, üzülmemeye, yadsımamaya ama onlar üzerine gerçek bir bilgi edinmeye büyük özen gösterdim: ayrıca, aşk, kin, öfke, arzu, üstünlük, acıma gibi insani duyguları ve ruhun öbür devinimlerini, kötülükler olarak değil, insan doğasının özellikleri olarak ele aldım; sıcak ve soğuğun, fırtına, şimşek ve tüm gökyüzü olaylarının havanın doğasına bağlanmaları gibi. _İnsanlar, mutsuzlara acırlar, mutlulara özenirler; acımadan çok öç almaya yatkındırlar; ayrıca herkes, başkalarının kendi yaradılışına uygun olarak yaşamasını ister. İnsan ölümün eşiğine geldiği zaman inanç doğruya üstün gelir; _Doğadaki herhangi bir varlığı var eden güç, özgürlüğü sınırsız olan Tanrı'nın gücünden başka bir şey değildir. Öyleyse doğada her varlık, varolma gücünü doğadan alır: doğal hukuk sözünden doğanın gücünü anlıyorum. Demek ki, insan, kendi doğasının yasalarına uyarak yaptığı her şeyi en yüce doğal yasaya uyarak yapmaktadır. _İlk insan dürüst ve kendine hakim olsaydı ve henüz kötülüğe bulaşmamış bir doğaya sahip olsaydı, bilgili olduğu halde, nasıl olur da onu şeytan aldattı diyebilirlerdi. O da bizim gibi tutkularının tutsağıydı. İyi ama şeytanı kim aldattı? Tanrı'dan daha büyük olmak isteyecek kadar çıldırtabilen kimdir? _İnsanlar doğal bir yasa tarafından yönetilmeye zorlanmış olsaydı, her kişi, zorunlu biçimde, yol gösterici olarak aklı seçecekti, çünkü doğa yasaları Tanrı'nın saptadığı yasalardır, demek ki, vurdumduymaz kişi ve aklı kıt kişi doğal hukuk tarafından yaşamlarını bilgece düzenlemeye zorlanamazlar, nasıl hasta kişi sağlıklı bir bedene sahip olmaya zorlanamazsa. _Nasıl kil, çömlekçinin gücüne boyun eğiyorsa, biz de Tanrı'nın gücüne öyle boyan eğiyoruz; çömlekçi, aynı topraktan onurlandığı ya da utandığı kaplar yapar, aynı biçimde insan da, Tanrı'nın bu buyrultularıyla tersleşen bir biçimde davranabilir, _Doğal hukuk- (Devlet hukuku), Tek tek yurttaşların gücüyle değil, kitlenin gücüyle belirlenir. Bu yasalana uymaya zorunlu kişiler yurttaş diye adlandırılırlar. Medeni hukuka göre, yurttaş, devletten daha az hukuka sahiptir ve devletin isteyebileceği şeyler dışında, ne bir şey isteyebilir ne de bir şeye sahip olabilir. Devlet kendi hukukunu bir kişiye devrediyorsa, gücünü bırakmaktadır. Eğer devlet hukukunu tüm yurttaşlara veriyorsa dağılır ve doğal duruma dönülür. Buna göre devletin kuralının yurttaşlara verilmesi düşünülemez. Her bireyi kendi kendinin yargıcı yapan bu doğal hukuk, toplumsal durumda zorunlu olarak ortadan kalkar. Her insan önce çıkarlarını gözetmektedir. Her yurttaş, kendi kendine değil, devlete bağımlıdır ve neyin adaletli neyin adaletsiz olduğuna hiç kimsenin hakkı yoktur. Devletin emirlerini adaletsiz diye kabul etse de onlara uymak zorundadır. Ama, bir başkasının yargısına bütünüyle boyun eğmek aklın buyruğuna ters düşmez mi? İnsan ne ölçüde aklın yönetimindeyse, o ölçüde özgür olur, o ölçüde titizlikle sitenin yasalarına uyar ve yöneticiye boyun eğer. Aklın yönettiği bir insan, bazen, akla yatkın olmadığını bildiği bir şeyi yapmak zorundadır, bu kötülük, onun toplumsal durumdan sağladığı yararla kolayca dengelenir: iki kötüden daha az kötü olanını seçmek de aklın işidir. _Bir insan, düşündüğüne karşıt olan bir şeye nasıl inandırılabilir? Kötülüklerden daha da kötü şunları sayabiliriz: Bir insanın kendine karşı tanıklık etmesi, kendini işkenceye koyması, babasını ve annesini öldürmesi, ölümden kaçmaması… Devletin böyle şeyleri buyurmaya hakkı olsaydı, insanın vurdumduymaz olmaya ya da aklını yitirmeye hakkı olduğunu söylenebilirdi. İnsanın böyle bir yasaya uyması çılgınlık değil de nedir? Korkusuz ve umutsuz kişiler ancak kendi kendilerine bağımlıdırlar ve devletin düşmanıdırlar; bunlara zora başvurarak karşı çıkmaya hakkımız vardır. (_Eleştiriler için: Bütün söylediklerimi insan doğasının zorunluluğuna dayanarak öne sürdüm.) _Birine, emanetini saklamak için söz vermişsem ve emanetin bir hırsızlık sonucunda elde edildiğini biliyorsam, yükümlülüğüme bağlı kalmak zorunda değilim. Bu emaneti asıl sahibine vermekle en doğru işi yapmış olurum. Aynı biçimde, yönetici herhangi bir şeyi yapmak için birine söz vermişse ve daha bunun zararlı olduğunu gösteriyorsa, yüce yönetici üstlendiği yükümlülüğü bırakmak zorundadır. _Yöneticinin hukuku, kamunun düşüncesine dayanmalı. İyiyi, kötüyü, adaletliyi ve adaletsizi belirleyen, yasaları düzenleyen, savaş ilan eden, yalnızca odur. Bir uyruk, yöneticinin haberi olmadan, bir kamu işiyle uğraştığı zaman, devletin yararı için davrandığına inansa da, iktidara el uzatmış olur. _Vatandaşların kötülüklerinin ve başıbozukluklarının suçu nasıl devlete yüklenmek gerekiyorsa, onların erdemleri, yasalara sürekli boyun eğişleri de devetin erdemine ve medeni hukuka bağlanmalıdır. _Bir sitede, uyruklar, şiddetin etkisinde oldukları için ayaklanamıyorlarsa, o sitede barışın var olduğunu değil, savaşın varolmadığını söylemek gerekir. Gerçekte barış, yalnızca savaşın olmaması değildir, o, kökeni ruh gücünde bulunan bir erdemdir. __Umut, özgür bir topluluk üzerinde korkudan daha etkilidir; buna karşılık, kuvvet zoruyla boyun eğmiş bir topluluk üzerindeki en güçlü etken umut değil korkudur. Birincisine bir yaşam inancı, İkincisine yalnızca ölüme yöneliş diyebiliriz: birincisi kendi başına yaşamaya çalışır, öbürüyse yenenin yasasını zorla kabul eder. Bunlardan birinin köle öbürünün özgür olduğunu söylerken anlatmak istediğimiz budur. _Prensi tirana dönüştüren nedenler_ Çoğunluk, Prensi örnek bir kişi durumuna getirdiğinde ve yüce yöneticiye karşı girişilen bir suikastı, yüce bir eylem olarak övdüğünde bu durum ortaya çıkar. Belki de Machiavelli, topluluğun, kendi esenliğini tek bir insana bağlamaktan ne denli sakınması gerektiğini göstermek istemiştir. __insanları akıldan çok duygu yönetir, insanlar uyuşmak istiyorlarsa bunun nedeni aklın kavrayışı değil, daha çok umut gibi, korku gibi ortak bir duygudur. Tüm insanlar yalnızlıktan korkarlar. İnsanların toplumsal duruma karşı doğal bir açlıkları vardır. Gerçekte en uyanık kişi bile arada bir uyuklar ve en güçlü ve en sağlam ruh yapısına sahip kişi bile-ruh sağlamlığının en gerekli olduğu yerde acı duyar. _Barış için tüm gücün tek bir kişide toplanması uygundur. Hiçbir devlet önemli herhangi bir değişiklik olmaksızın Türkler'in devleti kadar uzun süre ayakta kalmadı ve buna karşılık hiçbir demokratik siteler kadar az kalıcı olmadı. _Tüm gücün tek bir kişinin elinde bulunmasını gerektiren şey özgürlük değil köleliktir. _Barış demek savaşın yokluğu demek değildir, ama ruhların birliği demektir, uyuşma içinde olmak demektir. _Çocuk, hasta ya da yaşlı bir kral ancak sözde kraldır ve gerçekte iktidarda bulunanlar devletin en önemli işlerini yöneten kişilerdir ya da krala en yakın kişilerdir; kendini bedensel hazlarına kaptıran bir kral elbette her şeyi şu ya da bu metresin, şu ya da bu gözdenin isteğine göre yönetir. _Krallar oğullarından kuşku duyarlar ve oğullar yurttaşlar tarafından daha çok sevildikleri ölçüde bu kuşku daha da artar. Krallığın görevlileri, prensin çekip çevirmesi daha kolay kültürsüz bir insan olması için ellerinden geleni yaparlar. __Kralın yabancı bir kadınla evlenmesine izin verilmeyecektir, bir yurttaşın kızıyla evlenmesi koşuluyla kızla kanbağı bulunan kişiler hiçbir kamu işiyle uğraşamayacaklardır. Krala üç dört göbek öteden hısım olan erkeklerin evlenmesi yasaklanacaktır; elçiler yalnızca soylular arasından seçilecektir_ Kral çevresinden olan kişilere kral kendi kasasından aylık vermelidir. Her türlü çalışmadan ve her türlü kamu görevinden dışta tutulmalıdır. _Ancak barış amacıyla savaş yapmak gerekir ve savaş bittiği anda silahlar bırakılmalıdır. _Büyük kurul her şeyi denetlemeli, mahkemeleri, adaleti. Devletle ilgili her türlü yönetimi gözetmeli. Kurula aday olacak kişiler, düzeni, temel ilkeleri, sitenin durumunu ve koşullarını bilen yurttaşlar olmalıdır; Kral kamu yararı için ne gibi kararlar almak gerektiğini bilsin diye, bu kurulun temel görevi devletin temel yasasını korumak ve sorunlarla ilgili düşüncesini bildirmek olacaktır ve kral hiçbir konuda kurulun düşüncesini öğrenmeden karar veremeyecektir. Kralın oğullarını yetiştirmek görevi de kurula ait olacaktır, _Bir kentte inanç üzerine temellenmiş yasalar da bulunmak gerekir, yeter ki bu yasalar kışkırtıcı olmasınlar ve sitenin temellerini yıkmasınlar. __
4
_Oyun başlasın! _İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır. _Yalan söyleyin ve sürekli tekrarlayın. Mutlaka inanan çıkacaktır. İnanmazlarsa yalana devam edin. Bir süre sonra söylemin nereden geldiği unutulur ve insanlar onu kendi fikirleri gibi benimser ve savunurlar ve hatta siz de ona inanmaya başlarsınız. Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır. Yalan ne kadar büyük olursa etkisi de o kadar artar ve insanların inanması kolaylaşır. Devletin muhalefeti bastırmak için tüm yetkilerini kullanması hayati önem taşır çünkü gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır ve dolayısıyla gerçek, Devletin en büyük düşmanıdır. Bir kez söylenen yalan, yalan olarak kalır, ancak binlerce kez söylenen bir yalan gerçeğe dönüşür. Bir karenin aslında bir daire olduğunu, yeterli bir tekrarla ve ilgili kişilerin psikolojik bir anlayışıyla kanıtlamak imkansız olmazdı. Onlar sadece kelimelerdir ve kelimeler, fikirleri giydirip gizleyene kadar kalıplanabilir. Bir gün gelecek, tüm yalanlar kendi ağırlıkları altında çökecek ve gerçek yine zafer kazanacak. _Tek millet, tek devlet, tek lider, büyük Almanya. _Düşüncelerim, yalnız kuğular gibi yıldızlara uçuyor. _Gece benim en iyi dostumdur. Ruhumdaki fırtınayı yatıştırır ve yol gösterici yıldızın yükselmesini sağlar. _Ancak ve ancak olumsuzluğun kökünü kurutmayı başarırsak olumlu şeyler yapma fırsatı elde edebiliriz. _Bu ülkede huzura ancak mezarda erişebilirsiniz. _Nasyonalizmin yaşaması için Marksizmin ölmesi şart! _Vatanınız, anneniz gibidir. Her kim vatanınızı aşağılıyorsa, hem size, hem annenize hem de atalarınıza düşmandır ve o her kim olursa olsun çekinmeden suratına bir yumruk indirin ve o kansızlarla mücadele edin. _Dua ederken en çok bağıranlar gedikli günahkârlardır. _Bir Yahudi benim için bir tiksinti nesnesidir. Birini gördüğümde kusmak gibi hissediyorum. _Politik konuşmanın amacı, insanları düşündüğümüzün doğru olduğuna ikna etmektir. _Tehlike dediğiniz şey insanın duyularını keskinleştirir. _Kültür kelimesini duyduğumda tabancamı çıkarıyorum. _Gerçek, devletin en büyük düşmanıdır. _Entelektüel faaliyet, karakter inşası için bir tehlikedir. _Dua ederken en çok bağıranlar, gedikli günahkarlardır. _Doğanın ebedi kanunu adalet değil, güçtür. Bu yüzden biz de insanlarımızı daha da güçlendirip bu dünya üzerindeki her türlü mücadeleden sağ çıkmalarını sağlamayı hedefliyoruz. _Diktatörlük için üç şey gerekir: Bir adam, bir fikir ve o adam ile o fikir için yaşayacak, hatta gerekirse de uğrunda ölecek müritler. Şayet adamınız yok ise, umudunuz olmaz; fikriniz yoksa da imkanınız... _Zayıf olanın eline güç vermeye kalkarsanız, güçlü olanı baskılamaya ve ulus mantığını yok etmeye çalışacaktır zira varlığını sürdürmesinin tek yolu budur. _Her şeyden önce hazırlıklı olmak gerek! _Kişi yirmi beş sene boyunca karanlık bir hücrede kalınca ufacık bir gaz lambasını bile güneş zannedebilir _Baylar, eğer zafer ufukta göründükten sonra bize sadakatinizi sunmaya niyetlenirseniz, o sadakat zerrece umurumuzda olmaz. _Basını, hükûmetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün. _Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım. _İnsanların kaderini ekonomi değil, politika belirler. _Doğanın ebedi kanunu adalet değil, güçtür. _Görecelik, bugün tek mutlak şey gibi görünüyor. _Yargı devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkarı olmalıdır _Özgürlük, insanın her şeyidir. Zira tarih boyunca, elindeki tüm imkanlarla özgürlüğünü savunmaya çalışan bir ulusun yenildiği görülmemiştir. Bilakis, yenilgiye uğrayanlar her daim, çaresizliğe boyun eğerek teslim olanlar olmuştur. En büyük servet özgürlük ise, insan bu servet uğruna her şeyini verebilmeli: Yaşamını bile. Bir halka ve baskı altındaki bir sınıfa sunulabilecek en büyük şeyi vaad ediyoruz aslında; “Özgürlük ve refah için savaşmayı!” _İnsan bir hayvandır ve öyle de kalır. Burada bir yırtıcı hayvan, orada bir ev kuşu ama her zaman bir hayvan. _Kriz, mutluluğa giden yoldur. Çürüme ve parçalanma kıyamet anlamına gelmez, yükselme ve başlangıç anlamına gelir. Yeni bir yaratımın güçlü güçleri, günün gürültüsünün ötesinde sessizlik içinde işler _Sokağı kim fethedebilirse, bir gün devleti de fethedecektir çünkü her türden güç politikası ve diktatörlük tarafından yönetilen herhangi bir devletin kökleri sokağa dayanır. _Hitler, yenilgilerle daha da hırslanan insanlardandır. Büyük mücadeleler vermek zorunda kalan insanlar, yorulmak şöyle dursun, giderek daha da güçleniyorlar. _Sonsuza dek geçerli olacak bazı kanunlar vardır ve insanlar bu kuralları görmezden geldiği için hep aynı olaylar yaşanır durur. _Halkları ve devletleri yaratan şey savaşlardır; savaşmayanlarsa her şeylerini kaybetmeye mahkumdur. _Geçmişte bizimle canla başla savaşıp bizi karalamaya çalışanlardan bazıları bugün en ateşli savunucularımıza dönüşmüş durumda. _ Cafcaflı sözler ederek güveninizi kazanmaya çalışan ve sonrasında dedikodular ve söylentilerden oluşan bir bariyerle metanetinizi yıkmayı hedefleyen vaizlere karşı dikkatli olun. Size söylediklerini iyice analiz ederseniz eğer çok geçmeden bu kişileri yönlendiren şeyin sağduyu değil, korkaklık olduğunu farkedeceksiniz. _İnsanlar ahlaktan bahsederken İngiltere'nin yapabileceği en iyi şey, çenesini kapalı tutabilmek! _Gece benim en iyi arkadaşım. Ruhumdaki fırtınayı yatıştırıyor ve yol gösterici yıldızların yükselmesine izin veriyor. _Kitlelerin onlara dehşet heyecanı verecek bir şeye ihtiyacı var. _Harika olacak kadar basit ve basit olacak kadar harika bir öğretmeni arıyorum. _Yalnızca kamera sayesinde bireyin deneyimi, insanların deneyimine dönüşmüştür _Bağlılık, şevk, özlem! Bunlar benim dayanaklarım. Geleceğe köprü olmalıyız _İnsan sadece fethettiği veya savunduğu şeyi onurlandırır. _Yücelik sadedir ve sadelik yücedir. _İstediğimizi biliyoruz ve bildiğimizi de istiyoruz. _İnanç, dağları hareket ettirir, ancak yalnızca bilgi onları doğru yere taşır. _Halk, karşı karşıya kalacağı bu kaderi hak etti _Şans her daim onu hak edenin yanında olmuştur ve tarih, daima yüksek idealleri uğruna hiç pes etmeden savaşanların yanındadır _Tarih kimseye hediyeler sunmaz, fırsat verir ve o fırsatı nasıl elde edeceğini bilmeyen en sonunda her şeyini kaybeder. _Yaşlılar özellikle kendi gençlik dönemlerini tamamladıktan sonra gençlerden ahlaklı olmalarını beklerler. _Benim görüşüme göre; eğer bir durumu değiştiremiyorsanız, bu durumun gayet aşikar olan dezavantajlarını ciddiye almamanız ahmaklık olur. _Kadın sağlıklı olursa toplumda sağlığını korur. Kadınlarını ve annelerini ihmal eden ulusların vay haline ki kendilerini böyle helak ediyorlar. Modern yaşamı iyice idrak etmiş olan hiç kimse, kadınları toplumsal yaşamdan, iş hayatından, mesleklerinden ve ekmek savaşından alıkoymak gibi delice bir fikre kapılamaz _Kişi, zor zamanları atlatabilmek için önce kendi savunma sistemini güçlendirmeyi bilmelidir. _Yorgun düşmüş bir toplum, yalnızca zayıflığı yüzünden çöküşü deneyimlemez; hataları, yanılsamaları, gerçeği görmekteki başarısızlığı ve kaçırdığı fırsatlar yüzünden kadere mahkum olur. _Bizler diktatör değil, halkımızın arzularını yerine getiren emir erleriyiz. _Tüm zamanların en büyük devlet adamları veya en büyük suçlular olarak tarihe geçeceğiz. _Biz Almanlar hakiki hayatı anlamayabiliriz ama harika bir şekilde ölebiliriz. _Her şey için çok umutsuzum. Denediğim her şey tamamen yanlış gidiyor. Buradaki bu delikten kaçış yok. Tükenmiş hissediyorum. Şimdiye kadar hayatta gerçek bir amaç bulamadım. Bazen sabah yataktan kalkmaya korkuyorum. Ayağa kalkacak bir şey yok. _Saldırıya uğrarsak, kendimizi ancak tereyağlı değil silahlarla savunabiliriz. _Gitmemiz gereken gün gelirse, bir gün tarih sahnesinden ayrılmaya mecbur kalırsak, kapıyı o kadar sert çarparız ki evren sallanır ve insanlık sersemlemeyle geri çekilir… _Hitler'in mantığını görmesi için kıçının altına bir bomba koymak gerekir. _Kişi, kural olarak sırlarını ifşa etmemelidir çünkü bir daha onlara ihtiyaç olup olmayacağını ve ne zaman ihtiyaç duyacağını bilemez. _Hayat yaşamaya değer. _Saklayacak bir şeyiniz yoksa korkacak hiçbir şeyiniz yok _Belli bir kalıbın içine sıkışıp kalsaydık asla zafere ulaşamazdık. _Birbirinden farklı iki yapı bir araya geldiğinde içlerinde en radikal olan üstün gelir. _Kendi halkınıza ne kadar büyük bir haksızlık ederseniz, bir adamın çıkıp da kamçısını eline alarak bu sarrafları anavatanımızın tapınağından kovacağı günler o kadar çabuk gelecektir! _Artık tek bir kitap için ölmeye hazır milyonlarca insan bulmanız çok zor. Ancak ilkeleri uğruna ölebilecek milyonlarca insan bulabilirsiniz. _Ancak bizler, düşmanımızın bizimle aynı anlayışa ve aynı görüşlere sahip olamayacağını idrak edemedik. Tüm dünyanın kardeş olması gerektiğine dair attıkları nutuklara inandık ve bunun bir palavra olduğunu anlamamız yıllar sürdü. _Aşk eğer sadece akıldaysa platonik denilebilir, sadece fizikselse alçakça, çirkin, güzellikten uzaktır. Örnek aşkı yaratan bu iki faktörün asil birliğidir. _Mozart'ın müziği için bir şemaya ihtiyacı yoktu. Bir çocuğun göksel hafifliğiyle oynadı ve şarkı söyledi. _Bir halk, ancak entelektüel tabaka ona ne öğrettiyse onu düşünebilir, rehberleri onlara neyi gösterdiyse muhakkak ona inanır. _Propaganda _En iyi propaganda tekniği, tekrardır. _Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin. _Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin. _Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin. _Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın. _Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın. _Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun. _Propagandanın özü, insanları bir fikre öylesine samimiyetle, öylesine hayati bir şekilde teslim etmektir ki, sonunda ona tamamen kapılırlar ve ondan asla kaçamazlar. _Herhangi bir propagandanın gerçek ya da yalan olduğunu o propagandanın kaynağı belirler. Her saptırma kendini güvenli konuma almak zorundadır aksi halde düşman gerçekliği yönetir. _Propaganda kendi başına bir amaç değil, amaca yönelik bir araçtır. Araçlar amaca ulaşırsa araçlar iyidir. _Propagandanın sırrı şudur: Onunla ikna edilecekler, propagandanın içine dalmış olduklarını hiç fark etmeden, tamamen propaganda fikirlerine dalmalıdırlar. _Reich'ı propaganda ile yaptık. _Propagandanın görevi zeki olmak değil, görevi başarıya götürmektir. _İyi propagandanın yalan söylemesi gerekmez, yalan söylemez. Gerçeklerden korkması için hiçbir neden yok. İnsanların gerçeği alamayacağına inanmak yanlıştır. Yapabilirler. Sadece gerçeği insanlara anlayabilecekleri bir şekilde sunmak meselesidir. Yalan propaganda, kötü bir nedeni olduğunu kanıtlar. Uzun vadede başarılı olamaz. _Propagandayı gerçekleştiren kişi olaylar, halkın görüşü ve gidişat hakkında haberdar olmalı ve propaganda tek bir kaynaktan yapılmalıdır. Çok seslilik propagandanın etkisini yitirmesine yol açar. _Bazen ulaşılması istenen belgeler sızdırılmalı, gizlilik hallerinde ise her şey müthiş bir gizlilik altında tutulmalıdır. _Tembel zihin propagandayı daha kolay sindirir. _Şayet düşmanın prestijini yok edecekse düşman propagandasından faydalanıp onların ilkeleri geçici olarak benimsenebilir. _Aydınları hedef almayın, propagandanın hedefi her zaman kalabalık toplum kitleleri olmalıdır. _Propagandanın amacı ne samimi, ne nazik, ne zayıf ne de mütevazı olmaktır, propaganda yalnızca başarılı olmayı hedefler. İşte bu sebeple ben, bilinçli olarak propagandayı ikinci bir konu başlığı ile birlikte tartışmayı tercih ediyorum: Bilgi. _Kara propagandada yegâne hedef, karşıt görüşü ya da inancı benimseyen kimselerin zihinlerinde o görüşü ve inancı bütünüyle yerle bir ederek değersiz hale getirmektir. _ Bir fikri, belli bir süreliğine güç kullanmak suretiyle elbette ki yavaşlatmak mümkün. Ancak gerçekte bu eylem yalnızca o fikrin gelişip daha da güçlenmesine katkı sağlar çünkü uygulanan güç, en fazla fikrin zayıf kısımlarını baskılayabilir. Fikre tam anlamıyla uygun olmayan kısımlar, bu süreç içerisinde tam olarak fikirden ayrışarak ortadan kaybolur. Böylece bir anda birey topluluğa, ardından bir harekete ya da tercihe göre bir partiye dönüşür. _Eğer biri karşınıza çıkıp size "Siz sadece bir propagandacısınız," derse verebileceğiniz en iyi yanıt şu olacaktır: "Peki sizce İsa bundan farklı bir şey mi yapıyordu? Ya Muhammed Peygamber? İnsanlara gidip onlardan ne istediğini açıkça söylemedi mi? Buda ve Zerdüşt de birer propagandacı değil miydi? _Hıristiyanlık _Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar. _Hristiyanlık bugün ne anlama geliyor? Nasyonal Sosyalizm bir dindir. Tek eksikliğimiz, modası geçmiş dini uygulamaları kökünden söküp onların yerine yenilerini koyabilen bir din dehası. Geleneklerden ve ritüellerden yoksun. Yakında bir gün Nasyonal Sosyalizm tüm Almanların dini olacak. Partim benim kilisem ve onun iradesini yerine getirirsem ve ezilen halkımı köleliğin zincirlerinden kurtarırsam en iyi şekilde Tanrı'ya hizmet edeceğime inanıyorum. Bu benim müjdem. _Mallarınızı fakirlere verin: İsa. Mülkiyet hırsızlıktır - benim olmadığı sürece: Marx. _Hıristiyanlık, bırakın herkes için, kitleler için bir din değildir. Çok az kişi tarafından yetiştirilen ve amellere çevrilen, iyi bir insanın ruhunda yetişebilen en muhteşem çiçeklerden biridir _Tanrıya inanıyorum. Her şey çöktüğünde, son eli ele geçiriyoruz, güvenli cennetten eski, kutsal Avrupa'nın tanrısız toplumunun nasıl parçalandığına bakıyoruz. Oyun başlasın. _Dinsiz bir millet - nefessiz bir adam gibidir. _Sabah okyanus kıyısında oturup ayetlerimi yazdığımda ve sudan gelen tuzlu rüzgarı soluduğumda, Tanrı'da sevinirim ve çocukluğum gibi mutluyum. _Sürekli dini kelamlar ediyorlar çünkü bunlarla eğleniyorlar ancak gizliden gizliye, sonrasında bunun bedelini ödemek zorunda kalmaktan korkuyorlar. _Tanrı cezalandırmak istediği kişiyi, körlükle imtihan eder. _Führer derinden dindar birisi fakat tamamen Hristiyanlık karşıtı. Hristiyanlığı çürüme belirtisi olarak görüyor. Haklıdır da. Çünkü Yahudiliğin bir alt dalıdır. _Yahudiler_ _Yahudilerden nefret etmeye karşı bir yasa, genellikle Yahudiler için sonun başlangıcıdır. _Sadece önemsiz sorunların değil, tehlikeli sorunların da üstesinden geldik. Yahudilerin eşek arısı kovanına ilişmedik! Dünya Yahudiliğinden korkmadan, Yahudileri toplumsal yaşamın dışına süpürdük! Artık onlar, Alman halkı adına konuşamaz! _Kapitalizm tamamen bir Yahudi sistemi. Bizler sosyalistiz, ama Marksizme karşıyız. Sosyalizmi, Marksizmden ibaret sananlar bizi sosyalist olmamakla suçluyor. Oysaki kapitalizm ve Marksizm aynıdır, Yahudi'ye hizmet eder. Nasyonal sosyalizm ise insanımıza hizmet eder... _Yahudiler, kendi doğalarında herhangi bir değişiklik yapmaksızın etraflarına uyum sağlamak konusunda uzmandırlar. _Halkın parası ve mal varlıkları çarçur ediliyor. Her şeyin arkasında ise yahudiler var ancak kuklalarının onların yerine konuşmalarına, oy almalarına ve sonunda kendi paylarını toplamalarına izin veriyorlar- zira yönetim onların tekelinde ! _Düşmanlarımıza bakarken, bir Yahudi arkasında hemen başka bir Yahudi görüyoruz. Yahudiler Roosevelt'in arkasında! Onun bizzat danışmanları Yahudilerden oluşuyor. Yahudiler, Churchill'in arkasında ve onu hep kontrol ediyorlar. Yahudiler, İngiliz-Amerikan-Sovyet basının arkasındaki kışkırtıcılardır. Yahudiler, Kremlin'in karanlık düşüncelerine saklanmış olan Bolşevizm'in gerçek sahipleridir. _Yahudi varlığımıza aykırıdır. Halkımıza saygısızlık etti, ideallerimize tükürdü, milletin gücünü felç etti, adetlerimizi çürüttü, morali kirletti. _Bir Yahudi benim için bir tiksinti nesnesidir. Birini gördüğümde kusmak gibi hissediyorum. İsa muhtemelen bir Yahudi olamazdı. Bunu bilimsel olarak kanıtlamak gerekli değildir - bu bir gerçektir. Bunu bilimle veya bursla ispatlamama gerek yok. Böyle! _Yahudiler ancak gizlenebildiklerinde kendilerini güvende hissederler. Birinin kendilerini fark ettiğinde sezdiklerinde ise kontrollerini kaybederler. _Toplumların belli bir düzeni olmasını istemiyorlar. Her iki ideoloji de kaosa, anarşiye ve düzensizliğe bel bağlıyor. Bunları istiyorlar çünkü kötülük ve yıkıma neden olmak için kullandıkları şeytani güçler ancak bu kaynaklardan ediniyorlar. Yahudilik, karma toplumlar üzerinde hükümranlığını kurmak ve korumak için iki ideolojiyi kullanıyor. Uluslararası kapitalizmi ve uluslararası Bolşevizmi. Biri diğerinin radikal kardeşi olmaktan öteye gitmiyor. _Bir zamanlar Schopenhauer'ın dediği gibi, Yahudiler yalanın ustalarıdır. Gerçeği çarpıtma konusunda o kadar uzmandırlar ki karşısındaki masum insana, hakikatin tam tersini inanılmaz basit yöntemlerle anlatır ve bunu da olağanüstü bir inandırıcılıkla yaptıkları için masum dinleyicilerinin kafaları karışır ki bu, tam da Yahudilerin kazandığı andır genelde. _Demokrasi_ _Demokrasi cephaneliğinde kendimize kendi silahlarını sağlamak için parlamentoya giriyoruz. Demokrasi, bu ayının işi için bize bedava bilet ve maaş verecek kadar aptalsa, meselesi budur. Biz arkadaş olarak gelmiyoruz, hatta tarafsız olarak gelmiyoruz. Düşman olarak geliyoruz. Kurt sürünün içine daldığında biz de geliyoruz _Demokrasi denen olgunun sonu yaklaştığında, demokrasinin güçlerini gizlice kullanacak olan kapitalist diktatörlüğün dehşetine başvuracaktır. Ancak bunun gerçekleştirilmesinden evvel biraz daha zamanımız var, bu arada yoldaşlarımız, parlamenter sistemin nimetlerinden, cephemizi giderek genişletecek şekilde faydalanacaklar ve nihayetinde öyle büyüyeceğiz ki bizi yok etmek demokrasinin arzu edeceği kadar kolay olmayacak. _Şayet demokrasi hemen hemen hepimize ücretsiz seyahat etme fırsatı sunacak ve çalıştırmaksızın maaş verecek kadar ahmaksa bu durum ancak ve ancak içinde bulunduğumuz demokratik düzenin sorunu olabilir. Akıllı olanla aptalı, üretken olanla tembeli aynı kefeye koyan sahte bir demokrasi'nin ilelebet karşısında olacağımızı da herkes bilmeli. _İngiliz – Amerika_ _ Amerika'nın dünya çapında tanınan ne bir şairi, ne bir ressamı, ne bir mimarı ne de bir bestecisi var. Elinde kültür namına var olan ne varsa Avrupa'dan devşirildi. Her şeyi bir yerlerden çalarak, üzerinde hiçbir şey koymaksızın basitçe Amerikanlaştırmaktan başka bir şey yapamıyorlar. _İngiliz liderlik sırrı, belirli bir istihbarata bağlı değildir. Aksine, oldukça aptalca bir kalın kafalılığa bağlıdır. İngilizler, yalan söylediğinde büyük yalan söyleme ve ona bağlı kalma ilkesini izler. Gülünç görünme riskine rağmen yalanlarını sürdürürler. _Suçluların dünyaca ünlü gangsterler olup komiserler ya da belediye başkanları tarafından misafir edilme fırsatı buldukları; milyonlarca kişiye ulaşan gazetelerin muhabirleriyle röportaj yaparak günlük meseleler hakkındaki fikirlerini beyan edebildikleri tek ülke Amerika Birleşik Devletleri'dir. _Kendi diline, kültürüne ve medeniyetine sahip olmayan bir ülke yalnızca. Her şeyi bir yerlerden çalarak, üzerine hiçbir şey koymaksızın basitçe Amerikanlaştırmaktan başka bir şey yapamıyorlar. _ Şayet savaştan önce Amerikalı ya da İngiliz gazeteciler gelip de bize ısrarla İngilizce konuşmayı bilip bilmediğimizi sorsalardı bundan ne rahatsız olur ne de gocunurduk ve gururla Alman topraklarında İngilizce bilsek bile kendileriyle İngilizce konuşmayacağımızı söyleyerek onları kapı dışarı ederdik. _Bir İngiliz karşısında kim olursa olsun kendisiyle İngilizce konuşmasını beklerken bizler, bir yabancının bizimle Almanca iletişim kurmasını beklemiyoruz örneğin. Sonuç olarak kendileri İngiliz, dünyanın kendileri için yaratıldığını düşünüyorlar ancak biz Almanlar, dünyaya hizmet etmek için yaratıldığımızı sanıyoruz. _Devrim_ _Bizler, bir devrim yapacağız! Evet, şu anda hükümeti devirecek imkânlara sahip değiliz, bu doğru. Diğerleri ise hükümetlerini korumak için her türlü güce sahipler: Silah, basın, propaganda gücü, parlamento, çoğunluğun desteği, para ve iktidar. Ancak bir şeye asla sahip olamayacaklar ki bu çok önemli şey bizde fazlasıyla mevcut olduğundan zafer kazanmamız neredeyse kesin kılıyor: iktidar için ihtiyacımız olan irade. "Her yerde ve her zaman, bedeli ne olursa olsun kazanmanızı sağlayacak bir iradedir bu. Yoksulluğu ve açlığı, endişeyi ve korkuyu, sırf o büyük ideale ulaşmak uğruna her şeyi kabullenmenizi sağlayan acımasız bir iradedir. Azınlığın fedakârlık yapmasını sağlar ve bu da besili, karnı tok, sırtı pek çoğunluğun zevklerine baskın gelecek bir haz verir insana. _Bizleri devrime ulaştıracak her türlü yol nazarımızda mubah ve güzeldir. Devrimler manevi eylemlerdir. Önce insanlarda, sonra siyasette ve ekonomide ortaya çıkarlar. Yeni insanlar yeni yapılar oluşturur. İstediğimiz dönüşüm her şeyden önce ruhsaldır ve işlerin varoluş şeklini zorunlu olarak değiştirir. _Devrim zor kullanarak gerçekleştirilmez, aksine halk tarafından başlatılır ve devrim yapan ulus, kitleler halinde savaşır. Devrimin yasaları basit ve primitiftir, zenginlik ve eğitim gibi fırsatlar yaratmaz. Bu halk, devrimin anlamını gerçekten kavradığında, her bir vatandaşımız bu uğurda hiç düşünmeden kendini feda edebilecektir. _Dünyayı değiştiren hareketler; başarılı konuşmacılar, kelimelere hükmeden ustalar tarafından başlatıldı! Politikacıyla konuşmacı arasında öyle belirgin bir fark yok. Tarih, başarılı politikacıların aynı zamanda çok başarılı birer hatip olduklarını açıkça gösteriyor: Napoleon, Sezar, Büyük İskender, Mussolini, Lenin ve daha adını sayabileceğimiz pek çok kişi… Hepsi hem çok büyük birer yönetici hem de başarılı konuşmacılardı. Şayet. bir kimse bünyesinde retorik yeteneği, organizasyon becerisi ve felsefe yapabilme yetisini bir araya getirebilmişse; bilgiyi yayma becerisi varsa ve insanları kendi bayrağı altında toplayabiliyorsa, işte o zaman gelecek vadeden bir devlet adamı olabilir. _Her çağ tarihsel olarak aristokrasiyle yönetilmiştir. Aristokrasinin anlamı "en iyilerin yönetimidir. Hiçbir zaman insanlar kendi kendilerini yönetmez. Bu kaçıklık hali liberalizm tarafından tezgahlanmaktadır. "Halkın egemenliği" ardına, tanınmak istemeyen sinsi hilebazlar saklanmıştır. _Şartlar olgunlaştığında, görevler yerine getirilmelidir, tıpkı olgunlaşan elmanın muhakkak dalında düşeceği gibi! Bizler kadere karşı çıkamayız, ancak onun peşinden gidebiliriz _Gelecek ya bizim olacak ya da ortada gelecek diye bir şey olmayacak _Göreve geldiği ilk günden itibaren adım adım ülkedeki bütün basın yayın organlarını ele geçirmişti. Savaş boyunca halkın yaşadığı her türlü sorunda ortaya çıkıp toplumu teskin etmesini biliyor ve bunu yaparken de olanlar hakkında kötü yorumda bulunan yahut hükümeti eleştirecek ufacık bir yorumda bulunan herkesi vatanını sevmemekle suçlayabiliyordu. _Entelektüelleri dönüştürmeye çalışmanın hiçbir anlamı yoktu. Çünkü entelektüeller asla din değiştirmeyeceklerdi ve zaten her zaman daha güçlü olana teslim olacaklardı ve bu her zaman sokaktaki adam olacak. Bu nedenle argümanlar kaba, açık ve zorlayıcı olmalı ve zekaya değil duygulara ve içgüdülere hitap etmelidir. Gerçek önemsizdi ve tamamen taktik ve psikolojiye bağlıydı _Gelenek, eğitim ve insan sevgisi olarak bizim için kutsal olan her şeyi yok ederken, ezerken gülme gücüne sahip olduğumuzda hedefimize ulaşacağız. _Sosyalist olmak, Ben'i sana teslim etmektir sosyalizm, bireyi bütüne feda etmektir. _Führer'in doğum gününü kutladığımız bu güzel günde, Almanya'nın bugün hala hayatta olmasının tek nedeni olduğu için ona teşekkür ediyoruz _Zafere ya da acı sona kadar savaştığımız savaş, en derin anlamıyla Mesih ile Marx arasında bir savaştır. Mesih: aşk ilkesi. Marx: nefret ilkesi _Halk topluluğu yalnızca bir ifade olmamalı, işçi sınıfının temel yaşam ihtiyaçlarının radikal bir şekilde gerçekleştirilmesinin ardından gelen devrimci bir başarı olmalıdır. Yolsuzluğa karşı acımasız bir savaş! Sömürülmeye karşı bir savaş, işçiler için özgürlük! Ulusal politika üzerindeki tüm ekonomik-kapitalist etkilerin ortadan kaldırılması… Çürümüş bir ekonomik sistemi sürdürmenin, Anavatan'ın bir onaylaması olan milliyetçilikle hiçbir ilgisi yoktur. Almanya'yı sevebilir ve kapitalizmden nefret edebilirim. Sadece ben değil, yapmalıyım. _Çocukları için her şey olmayan bir anne: bir arkadaş, bir öğretmen, bir sırdaş, bir neşe kaynağı ve temelli gurur, teşvik ve yatıştırıcı, uzlaşmacı, yargıç ve bağışlayıcı, bu anne açıkça yanlış işi seçti. _Barışsever olmak barış getirmiyor. Tam aksine! Tarih; kendi yaşamlarını savunmaktan imtina eden halkların, gerekirse güç uygulanarak nasıl utanç verici şekillerde öldüklerini gösteriyor hepimize. Biz de insanlarımızı bundan korumak istiyoruz. Hem irade hem de ruh olarak güçlü olmak zorundayız. Kimse ne bizi aşağılayabilir ne de dışlayabilir. _Bilgi, yalnızca kendi bünyelerinde var olmasından tatmin olmayan bireyler tarafından fikir şeklinde söze dökülür. Bunu deneyim örneğinden de bilirsiniz. Bir insan bir şey öğrenmişse, elde ettiği bilgiyi gizli bir hazine misali kendi içinde saklamaya çalışmaz, bilakis yakınlarına da aktarmaya çalışır. O bilgiye ihtiyacı olabilecek insanlar bulmayı dener. Herkesin o bilgiye erişmesi gerektiğini hisseder ve kimse onun bildiklerinden haberdar olmazsa yalnız olduğu hissine kapılır. Örneğin, bir sanat galerisinde güzel bir resim gördüğümde onu arkadaşlarıma da anlatma ihtiyacı duyarım. lyi bir arkadaşımla karşılaştığımda ona şöyle derim: "harikulade bir resim gördüm. sana da mutlaka göstermem gerek!" gerçek fikirlerde de aynı ihtiyaç söz konusu olur. Eğer bir fikir bireyin içinde var olmayı başardıysa, kişi bu fikri başkalarıyla da paylaşmaya ihtiyaç duyar. İçimizde, bizi o fikri başkalarına aktarmaya sevk eden gizemli bir güç uyanır. Bir fikir ne kadar büyük ve ne kadar yalın ise, günlük yaşama uyarlanabilmesi o kadar kolay ve kişinin onu başkalarına anlatma isteği o kadar güçlü olur. _ Tarihin en büyük prensibi birlikten ziyade çeşitlilikten yana olmaktı. Bu her zaman böyle oldu ve böyle olmaya da devam edecek. Halkları ve devletleri yaratan şey savaşlardır; savaşmayanlarsa her şeylerini kaybetmeye mahkümdür. Bunun berbat bir görüş olduğunu da söyleyebilirsiniz. Öyledir de. Bunu kabul edip mücadeleye girişmek zorundayız. Tarih, kardeşlik üzerine atılan Marksist nutuklarla değil, ebedi ve ezeli doğa yasalarına uygun olarak şekilleniyor. Doğa ise birlik değil çeşitlilik talep ediyor. Tek tip bir insanlık değil, güçlünün her daim zayıf olanı yöneteceği, farklı ırklardan ve halklardan oluşan bir insanlık talep ediyor. _Gazetelerimizden biri, düşmanın safında dahi olsa bir devlet adamına iftira atarsa - ki bu tür ifadeler İngiliz gazetelerinde hemen hemen her gün geçiyor-ırkımıza özgü adalet duygumuz bir anda uyanır ve o devlet adamını korumak, zayıf yönlerini savunup iyi yanlarını ortaya çıkarmak için canla başla çalışırız. _ Hitler Münih'teki mahkemede kendisine sorulan şu soruya aynı şekilde karşılık verdi:"Böyle ufacık bir azınlıkla 60 milyon insan üzerinde bir diktatörlük kurabileceği nizi nasıl düşündünüz?". Hitler'in yanıtı şöyleydi: "Eğer koca bir ulus delicesine korkuyorsa ve korkaklardan geriye, harika bir şeyler yapmak ve devleti dönüştürecek güce sahip olmak isteyen sadece bin kişi kaldıysa, ulus dediğiniz aslında o bin kişiden ibarettir." _Nazi ilkeleri_ Vatanınız, hepiniz için öz annenizin hayatı kadar mühimdir. 1. Vatanınız Almanya'dır, onu her şeyden daha çok sevmeli ve sevgiyle bağlanmalısınız. 2. Almanya'nın düşmanı sizin de düşmanınızdır, düşmanlarınızdan tüm kalbinizle nefret edin. 3. Her bir yoldaşımız, Almanyanın parçasıdır. Her vatandaşınızı en az kendinizi sevdiğiniz kadar sevin. 4. Kendinizi yalnızca görevlerinize adayın ve unutmayın; Almanya hakkını tekrar kazanacaktır. 5. Almanya'yla gurur duyun; milyonlarca insanın uğruna can verdiği bir vatanın parçası olduğunuzu unutmayın. 6. Her kim Almanya'yı aşağılıyorsa, hem size hem de ölmüş atalarınıza dil uzatıyor demektir. O kişi her kim olursa olsun çekinmeden suratına bir yumruk indirin. 7. Sebepsiz yere kötülük etmeyin ancak şayet biri hakkınızı elinden almaya çalışıyorsa, Tanrı size o kimsenin yüzüne bir yumruk indirme hakkını vermiştir, bunu unutmayın. 8. Çılgın antisemitistlerden olmayın. 9. Yeni Almanya'nın varlığından utanç duymak için hiçbir nedeniniz yok, bunu katiyen aklınızdan çıkarmadan yaşamınızı sürdürün! 10. Geleceğe inanın, zira hakkımız olan geleceği kazanmanın tek yolu budur! _____________ _Joseph Goebbels_ (1897-1945) _Nazi propaganda bakanı ve ikinci şansölyesi. Büyük Yalan olaɾak bilinen tekniğin mucidi. Bedensel engelli oluşu nedeniyle savaş hizmetine uygun bulunmadı ve kısa süɾeliğine büɾo askeɾi oldu. Alman filolojisi, taɾih ve antik filoloji okudu. Banka memuɾu ve boɾsacı olaɾak çalıştı. Sonɾa işsiz kaldı. Ayɾıca ɾoman ve oyunlaɾ da yazdı ancak yazdıklaɾı yayınevleɾi taɾafından beğenilmedi. 1925'te Nazi Partisi'ne girdi. Zekâsıyla ρarti içinde hızla yükseldi. 1930 Reich Proρaganda Sorumlusu olmuştur. 1933 yılında Nazilerin iktidara gelmelerinin ardından 1933'te Proρaganda Bakanı oldu. İlk işlerinden biri Nazi karşıtı tüm kitaρları yaktırmak oldu. Sonrasında medyayı kontrol altına aldı. Hitler'in intihar etmesinin ardından 1 günlüğüne Üςüncü Reich'ın Şansölyeliğini yaptı Goebbels önce karısını sonra da kendisini vurdu. Karısının ve kendisinin cesetleri vasiyeti üzerine yakıldı. _Şiddetin her türlüsünden çekinen Goebbels, okumuşlardan nefret eden, şiddetin benimsendiği Nazi ideolojisinin peşinden gitmeye karar vermişti. Partiye katıldıktan sonra kendi gibi olan herkesten nefret etmeye başlamıştı. Irkçılık, göçmen düşmanlığı, entelektüel nefreti... Edebiyata yatkınlığı sayesinde insanlar onu saatlerce dinliyor, yazdığı propaganda metinleri kitleleri sürüklüyordu. Kültürlü bir yönetici olarak halkın cahil kalması için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Goebbels'in onayından geçmeyen kitaplar, sanat eserleri, şarkılar yok olup gidiyor, Nazileri öven sanatçılar için özel bütçeler ayrılıyordu. Akla hayale sığmayan ödemeler yapılıyor ve propaganda için insanları etkileyen sanat eserleri pompalanıyordu. Tüm bu eserler herkes tarafından tüketilsin diye radyolar ucuzlatıldı, sinemalar küçük köylere bile gitti, sergiler teşvik edildi. __________ _Hermann Göring_(1893-46)Nazi, Hava kuvvetleri komutanı. _Ben vicdansız biriyim. Benim vicdanım Adolf Hitler'dir. _Silahlar bizi güçlü yapacak, tereyağı ise sadece şişman. _Ona Hitler karar verdi. Aptalca olduğunu düşünmüştüm çünkü ilk olarak İngiltere'yi yenmemiz gerektiğini düşünüyordum. (Sovyetler'e saldırmak konusunda, 1946 _Önce vurun, sonra yargılayın. Eğer hata yaparsanız sizi ben koruyacağım. _____________
1
_Evrim, bilincin gelişme sürecidir. Ağaçlar taşlardan daha bilinçlidir; hayvanlar ağaçlardan, insanlar hayvanlardan, Budalar insanlardan daha bilinçlidir. Budalık, İsa bilinci ve aydınlanma aynı anlamdadır: bilincin tamamen gelişmesi. Madde tamamen bilinçsizdir; bir Buda ise tamamen bilinçlidir. İnsan ikisi arasındadır, ne o, ne de ötekidir; boşlukta bir yerdedir. Artık hayvan değildir ama henüz bir Tanrı da değildir. Artık "olduğu" değildir ama henüz "olabileceği" olmamıştır. _Bilinçsiz evrim insanla sona erer ve bilinçli evrim başlar. _Yaşam devinim demektir. Olduğumuz yerde kalmamız imkansızdır. Ya daha yüksek bir bilinç düzeyine doğru evrim geçiririz ya da gerileriz. Seçim bizimdir. Seçmememiz söz konusu değildir. Seçmemek bile bir seçimdir. Çoğu insan hiçliği seçer. Bu, bilinçsizliğe dönüştür. Bunu alkol ve uyuşturucular, aşırı çalışma, seks ya da duyuların uyarılması yoluyla yaparlar. Pek az kişi daha yüksek bir bilinç düzeyine doğru yolculuk yapmayı seçer. _Bu psikolojik konu değildir. Daha çok bir varolma konusudur. Akıl sağlığı meselesi değil, ruhsal büyüme meselesidir. Ne yaptığınız değil; ne olduğunuzdur. _Yeni bir insan yaratmak için de, insanı bütünlüğü içinde kabul etmemiz gerekir. Ne mantık inkar edilmeli ne de mantıksızlık; ne zeka ne de duygular; ne bilimsel olan ne de dinsel. İnsan akmaya devam etmeli, sıvı olmalı, bir kutuptan diğerine gidebilmeli. _(Osho, Batı psikolojisinin bittiği yerden başlıyor. Freud'un, Jung'un ve "potansiyel insan" anlayışının ötesine gidiyor. Freud'un psikolojisi hasta insanın psikolojisi ise; Maslow'unki sağlıklı insanın psikolojisi ise, Osho'nun psikolojisi de aydınlanmanın, Budalığın psikolojisidir. Osho yalnızca aydınlanmış bir usta değil, aynı zamanda usta bir psikologdur.) _İçsel Devrim_ _Doğal evrim insanla sona erer. İnsan bilinçsiz evrimin son ürünüdür. İnsanla bilinçli evrim başlar. Bilinçsiz evrim mekanik ve doğaldır, kendi kendine oluşur. Bu evrim sonucu, bilinç oluşur. Ama bilinç oluştuğu anda bilinçsiz evrim sona erer çünkü amacına ulaşmıştır. Doğal evrimle ulaşılması mümkün olan son ürün oluşmuştur. Şimdi insan gelişmeye ya da gelişmemeye karar vermekte özgür. İkinci nokta ise, bilinçsiz evrimin toptan olmasıdır. Ama evrim bilinçli hale gelir gelmez bireyselleşir. Hiçbir toptan, otomatik evrim insandan daha ileri gidemez. Bilinç bireyselliği yaratır. Bilinç evriminden önce bireysellik yoktu, yalnızca türler vardı. _Evrim henüz bilinçsizken, otomatiktir. Hiçbir belirsizlik içermez. Ama insan bilinçlendiğinde ortaya belirsizlik çıktı. İşte bu yüzden anksiyete (endişe) insana has bir fenomendir. Bilinçli insandan önce anksiyete yoktur çünkü seçim yoktur. Artık her şeyin seçilmesi gerekir. Sorumlu tek başınıza sizsiniz. _Seçiminiz kaderinizdir. Ama seçmek her zaman bir kumardır. Her seçim karanlıkta yapılır çünkü hiçbir şey kesin değildir. İnsan bu yüzden anksiyete çeker. Bunu mu yapmalı, yoksa şunu mu? "Seçmemek" mümkün değildir. Seçmediğinizde seçmemeyi seçiyorsunuz demektir ki, bu da bir seçimdir. Evrim geçirerek bir Buda olabilirsiniz ya da olamazsınız. Seçim sizindir. _Evrimin iki türü vardır: Toplu evrim ve bireysel, bilinçli evrim. İnsandan söz ederken "devrim" sözcüğünü kullanmak daha doğru. Devrim insanla mümkündür. Kendi evriminizden yalnızca siz sorumlusunuz. _İnsan kendi evriminin sorumluğundan ve seçim özgürlüğünden kaçmak ister. Özgürlükten çok korkar. Esir olduğunuzda yaşamınızın sorumluluğu asla sizin değildir; sorumlu bir başkasıdır. Yani bir anlamda esaret rahat bir durumdur. Yükü yoktur. Bu bağlamda esaret özgürlüktür; bilinçli seçim yapmaktan özgür olmaktır. Özgürleştiğiniz an kendi seçimlerinizi kendiniz yapmak zorundasınız. İşte o zaman zihinsel çatışma başlar. Böylece özgürlükten korkmaya başlarsınız. Faşizm gibi ideolojilerin çekiciliğinin bir nedeni de bireysel özgürlükten ve bireysel sorumluluktan bir kaçış yolu sağlamalarıdır. Ama faşizm, bireysel özgürlüğü reddetmekle insan evrimini de reddetmiş olur. Böyle olduğunda en yükseği başarma olasılığı yok edilir. Gerilersiniz, yeniden hayvanlar gibi olursunuz. _Sorumluluk müthiş bir lütuftur. Bu çaba sonunda insanı farkındalığa götürür. _Bireysel çabanız olmadan aydınlandığınızda, o aydınlanmanın değeri yoktur. Siz de böyle bir aydınlanma ile yeniden doğabilirsiniz. Pek çok şey kazanmış olacaksınız ama onları çabasız elde etmiş olacağınız için sizin için bir anlam ifade etmeyecekler. İlahi bir lütuf olarak toplu ve bilinçsiz aydınlanma, yalnızca imkansız değil aynı zamanda anlamsızdır da. Aydınlanma için uğraş vermelisiniz. _Evrimi bilinçli bir biçimde seçmek büyük bir maceradır. İnsanın yaşayabileceği yegane maceradır. Ona giden yol tehlikelerle doludur; öyle de olması gerekir. Hatalar yapılacaktır, başarısızlıklar olacaktır çünkü kesin olan hiçbir şey yoktur. Bu durum zihinde gerginlik yaratır. Nerede olduğunuzu, nereye doğru gitmekte olduğunuzu bilemezsiniz. Kimliğiniz kaybolmuştur. _Yaşamımızın, kendi evrimimizin sorumluluğundan kaçmak için tanrılar yaratırız, gurulara sığınırız. Sorumluluğu üstümüzden atmak isteriz. Bir tanrıyı ya da bir guruyu kabul edemiyorsak o zaman alkol ya da uyuşturucularla, bizi bilinçsiz yapacak herhangi bir şeyle sorumluluktan kaçmaya çalışırız. Ama bu kaçış çabaları gülünç ve çocukçadır. Sorunu yalnızca erteler, çözüm getirmez. Ölene dek erteleyebilirsiniz ama sorun yine olduğu yerde durur. Yeni doğumunuz da aynı yoldan devam eder. _Farkında olmak, her şeyin size bağlı olduğunu bilmektir. Tanrınız bile size bağlıdır çünkü o sizin hayalinizde yaratılmıştır. Her şey sonuçta size bağlıdır ve tek sorumlu sizsiniz. _Ve yalnızsınız. Bunu çok iyi kavramalısınız. Bir kişi bilinçlendiği anda yalnız olur. Bilinciniz ve farkındalığınız ne kadar artarsa o kadar yalnızsınız. Bu gerçekten, eş dost ve kalabalıklar yoluyla kaçamazsınız. Ondan kaçmayın! O müthiş bir fenomendir; tüm bilinçli evrimin amacı buydu. Bilinç artık öyle bir noktaya geldi ki, artık siz yalnız olduğunuzu biliyorsunuz. Ve aydınlanmaya ancak yalnızlık içinde ulaşabilirsiniz. _Yalnızlık duygusunu kastetmiyorum. Yalnızlık duygusu yalnızlıktan kaçarken duyduğumuz, yalnız olmayı kabullenmeye hazır olmadığımız zaman hissettiğimiz bir duygudur. Yalnızlığı kabullenemezseniz kendinizi yalnız hissedersiniz. O zaman kalabalığın içine girersiniz ya da kendinizi unutmak için bir yolla kendinizi uyuşturursunuz. Yalnızlık kendi unutma sihrini yaratır. _Eğer tümüyle yalnız olabilirseniz, sadece bir an bile yalnız olabilirseniz, ego ölür, "ben" ölür. Patlarsınız ve yok olursunuz. Ego yalnız kalamaz, yalnızca başkaları ile ilişkisi aracılığıyla var olabilir. Yalnız olduğunuzda ise bir mucize gerçekleşir. Ego zayıflar. Artık varlığını daha fazla sürdüremez. İntihar daima başka insanlarla ilintilidir. Asla bir yalnızlık hareketi değildir. _Tohumun büyüyüp bir bitki olmak için kendini yok etmesi gerektiğini unutmayın. Ego bir tohumdur, bir potansiyeldir. O parçalandığında ilahi olan doğar. İlahi olan "ben" değildir, "Tanrı" da değildir; tekliktir, olandır. Yalnız olmakla o tekliğe ulaşırsınız. _Kalabalığın içinde geriler ve hayvanlaşırsınız. Kalabalık teklik duygusunun sahtesidir. Tek olan, durumunun, bir insan olarak sorumluluğunun, insan olmanın getirdiği zor görevlerin farkındadır ve bunların yerine sahtelerini seçmez. Gerçeklerle oldukları gibi yaşar, hayaller yaratmaz. Dininiz ve politik ideolojileriniz yalnızca hayallerden ibarettir ve yarattıkları tek olma duygusu hayalidir. _Yalnız olmak yegane gerçek devrimdir. Çok büyük cesaret gerektirir. Bir Buda yalnızdır, bir İsa ya da Mahavir de yalnızdır. Yalnızlıkta mutlak mutluluk vardır. Ancak o zaman aydınlanma başarılabilir. Bütün uluslar, bütün aileler ve bütün gruplar kalabalıklardan, yalnız olacak kadar cesaret sahibi olamayanlardan oluşur. _Gerçek cesaret yalnız olma cesaretidir. İster kendinizi aldatırsınız, ister bu gerçekle yaşarsınız. Bilinçlilik bireyseldir. Yalnız bilinçsizlik toptandır. Hazır biçimde elinize verilirse, onu siz kazanmadığınız için değerini yitirir. Mutlak mutluğu hissetme kapasiteniz olmaz. _Yalnız olduğunuzun farkındaysanız, başkalarının acısını da fark edersiniz. O zaman tek bir sorumsuz eylem yapamazsınız çünkü sadece kendi adınıza değil başkaları adına da sorumluluk duyarsınız. Yalnız olduğunuz gerçeği ile yaşayabiliyorsanız, herkesin yalnız olduğunu da bilirsiniz. Bunu bir kere kavradıktan sonra şefkatli, sevecen olmamak mümkün değildir _Gerçeklerle yaşamak yegane yogadır, yegane öğretidir. İnsanın durumunu tamamen kavradığınızda kendinizin efendisi olursunuz. _Sahip olma dürtüsü yalnız olamama dürtüsüdür. Bir eşle yaşamak zordur; bir araba ile yaşamak o kadar zor değildir. Böylece sahiplenme duygusu nesnelere yönelir. İnsanları objelere dönüştürmeye bile çalışabilirsiniz. Onları kişiliklerini, bireyselliklerini kaybedecekleri kalıplara sokmaya uğraşırsınız. Bir eş bir objedir, bir kişi değil. Kendi yalnızlığınızın farkına vardığınızda başkalarının da yalnızlığını fark edersiniz. O zaman başka bir insana sahip olmaya çalışmanın onun varlığına tecavüz demek olduğunu kavrarsınız. Ama sahiplenmeyi asla somut biçimde reddetmezsiniz, bunu her şeyi terk ederek yapmazsınız çünkü reddetmek yalnızlığınızın olumsuz gölgesidir. Yalnızlık size sahiplenmemeyi öğretir. İşte o zaman bir karı ya da koca değil, bir sevgili olursunuz. _Sahiplenmeme, şefkati ve kendine hakimiyeti getirir; masumlaşırsınız. Hayatın gerçeklerini inkar ettiğinizde masum olamazsınız; yalnızca kurnazlaşırsınız. Hem kendinizi hem de başkalarını aldatırsınız. Ama gerçeği olduğu gibi yaşamaya cesaret edebilirseniz, masumlaşırsınız. Masumiyet, alabilme kapasitesidir, ilahi olanın bir parçası olmaktır. Masum olmak gerçek farkındalığın zirvesine ulaşmaktır. _Sartre bir yerde şöyle yazmış: "İnsan özgür olmaya mahkumdur." İster cehennemi seçersiniz, ister cenneti. Özgürlük iki şeyden birini seçebilmek demektir. Yalnız cenneti seçebilme olanağınız varsa bu bir seçim olmaz. Cehennem seçeneği olmadan cenneti seçmek cehennemin ta kendisidir. Seçim ya o ya bu demektir. Yalnızca iyi olanı seçmekte özgür olduğunuz anlamına gelmez. Öyle olduğunda özgürlük yok demektir. Yanlış bir seçim yaptığınızda özgürlük lanete dönüşür; doğru seçim yaptığınızda mutluluk olur. _Eğer hazırsanız, içinizin derinliklerinde yeni bir boyut açılabilir: Devrim boyutu. Evrim sona erdi. Şimdi onun ötesindekine sizi açmak için bir devrime gereksinim var. Bu, bireysel bir devrimdir. İçsel bir devrimdir. .........................>
3
_Ahlak yasası, saf aklın yargısı dahilinde, kendi içinde bir güdüdür ve onu ilke edinen kişi ahlaki olarak iyidir. Bu yasa kişinin iradesini belirlemiyorsa, seçimini etkileyen karşıt bir güdü olmalıdır. Bu hipotez, kötü bir insanın bu güdüyü ilke edinmesi halinde ortaya çıkacağından, sonuçta ahlak yasasından sapması halinde, ahlak yasası bağlamındaki tasarrufu asla ne iyi ne de kötü değildir. _İnsan aynı ana hem iyi hem de kötü olamaz. Bu çelişkidir. _Şimdi birisi çıkıp, ahlakın estetik karakteri ve tabiatı nedir, cesaretli ve neşeli midir yoksa korkak ve üzgün müdür diye sorarsa, cevap verme gerekliliği nereyse yoktur. Bu kölece düşünce yapısı, ahlak yasasına duyulan gizli bir kin olmadan ortaya çıkamaz. O halde iyi ilerlemeyle teşvik edilen karar, ister istemez, neşeli bir halet-i ruhiye'ye sebep olur. Bu ruh hali olmadan insan asla iyiye uyulan aşka kavuştuğundan, yani maksimini kendi bünyesine kattığından emin olamaz. _Tüm kurguların en iyisi olan papazlık dini hristiyanlığının lideri olan Papalık, ne kadar mütevazi olduklarını iddia etseler de, ruhani bir despotizm hizmetinde, yasaklayıcı ve baskı uygulayıcıdır. Mezhepler tanrı krallığına duyular aracılığıyla ulaşabilmenin farklı yolları olduğu sürece saygıyı hak eder ama tanrının temsilini, şeyin kendisiymiş gibi gösterilmelerinde hep birlikte suçlanmalıdırlar. _Yanılsama_ _Bir şeyin temsiline, o şeyin kendisiymiş gibi bakma aldanışıdır. Ünvan ve mevki tutkusu da buradan doğar, zira bunlar başkaları üzerindeki üstünlüğünün dışsal temsilleridir. Hatta deliliğe de böyle denir çünkü basbayağı başka bir şeyin temsilini, şeyin kendisi yerine koyar. Hangi şekilde olursa olsun, bir varlığın ona başkası tarafından bildirilip tanrı iye tanımlanması hatta mümkünse böyle bir varlık ona görünse de ilk olarak yapması gereken şey, ona saygı gösterme ve tanrı olarak bakmaya yetkin olup olmadığına karar vermek için bu temsili, kendi idealiyle karşılaştırmaktır. Dolayısıyla salt vahiyden doğan, başka bir deyişle, bu kavramı tüm saflığıyla mihenk taşı olarak belirlememiş bir din olamaz. Bu olmadan tanrıya yapılan her tür gönderme putperestlik olur. _Batı düşüncesi, gerek Ortaçağ, gerekse Yeniçağ boyunca hep Kilisenin ekseni etrafında dönüp durmuştur. Düşünce adamları Ortaçağda, Kilisenin doğrularını rasyonel temellere oturtma, Yeniçağda da kiliseden kurtulma yönünde hamleler yapmakla uğraşmışlardır. Bu hamleler farklı boyutlarda kendini göstermiştir. Kiliseyi reddetmekle birlikte Tanrı’yı ve Din’i reddetmeyen eğilim ile her tür dinsel anlayışı toptan reddeden iki eğilim belirmiştir. _Batı felsefe hareketlerini anlamanın yolu biraz da bu hareketleri üreten sosyal şartları ve anlayışları kavramakla mümkün olacaktır. Kant yaşadığı dönemde Kilise paradigmasının sağlıklı bir dinsel anlayıştan uzak olduğunu tespit eder ve diğer dinlerin varlığını da dikkate alarak sağlam bir dinsel anlayış için ortak bir zemin bulmayı ister. Onun bu çerçevede yaşadığı toplumun dinsel anlayışının üstüne çıktığını ve din fenomenine bütüncül bakmayı başardığını söyleyebiliriz. _Kant, akıl dini olarak tanımladığı kendi din anlayışını, vahyedilmiş din olarak gördüğü Hıristiyanlığın karşısına koymaktadır. Yegâne din, ahlaklılık veya akıl dindir. _Saf pratik akıl kendine yeter. Kendi içinden ve kendi özgürlüğünden doğmayan hiçbir şeyin, ahlâkındaki eksikliği gidermesi mümkün değildir. İşte bu yüzden, ahlâk kendi içindir ve bir dine ihtiyaç duymaz. _Kendimize mutlu ya da mutsuz dememizin tek sebebi başkalarıyla karşılaştırma yapmamızdır. _İnsan Doğasındaki Kötülük Üzerine_ _Dünya kötünün boyunduruğundadır, sözü dünyanın tarihi kadar, tüm kurguların en iyisi olan papazlık dini hristiyanlık kadar eskidir. Herkes, dünyanın başlangıçta iyi olduğunu ve cennet bahçesinde başladığına hemfikirdir. Ancak bu rüyanın hızla yitip gittiğini ve kötülüğe düşüşün insanoğlunu daha beter hale getirdiğini ve şimdi son devirde, dünyanın yok oluşunun yakın olduğunu belirtirler. _Varsayalım ki inanç, Seneca’dan Rousseau’ya kadar, ahlakçının iyi niyetli varsayımıdır ve insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Şöyle diyelim: İnsan, doğası itibariyle bedenin(doğa) sesi olduğunu kabul ettiğimize göre, ruhunun da sağlıklı ve kötülüklerden muaf oluğunu varsaymamak için sebep görünmez. O halde içimizdeki iyiliği ortaya çıkaran doğanın kendisi değil midir? _İnsanı, eylemleri yasaya aykırı olduğu için değil, bu eylemlerin, içlerinden, kişiye ait kötü maksimler(kişisel düşünceler) bulunduğu varsayımını çıkarabilmemiz türden olmaları sebebiyle kötü diye adlandırırız. Kötülüğün kaynağı ne iradeyi eğilim aracılığıyla belirleyen bir amaçta ne de doğal bir dürtüde bulunabilir, bu kaynak yalnızca özgürlüğün içindeki iradenin oluşturduğu kuralın içinde bulunabilir. Eylemi gerçekleştirenin kötü biri olduğu yargısında bulunulamaz. _Bir insana kötü diyebilmek için, kötülüğünün bilincinde olarak gerçekleştirdiği eylemlerden yola çıkarak, altında yatan kötü maksimi görme, bu maksimden hareketle temel zemini görme imkanına sahip olmak gerekir. _İnsan iyidir ya da kötüdür dediğimizde, bu sadece onun içinde iyi ya da kötü maksimlerin benimsenmesine dair nihai bir zemin bulunduğu anlamına gelir ve kendi türünün karakterini ifade etmiş olur. Dolayısıyla insanı diğer rasyonel varlıklardan ayıran kişiliğin, iyiliğin ve kötülüğün doğuştan olduğunu söyleyebiliriz. Kötüyse suçu ve iyiyse itibarı sahiplenmesi gerekenin doğa olmadığına, insanın bizzat bunun faili olduğu yönünde tutum almış oluruz. _Ahlaki maksimlerin benimsenmesinin, nihai öznel zemininin anlaşılmaz olduğu düşüncesi şuradan anlaşılabilir. Bu benimseme özgür olduğundan, zemini(örneğin, neden iyi değil e kötü bir maksimi seçmiş olduğum) herhangi bir doğal dürtüde eğil, yine bir maksimin içinde aranmalıdır. Şimi bir maksimin bir zemine sahip olması gerektiğinden ve maksimler haricine özgür seçime dair herhangi bir belirleyici zemin öne sürülmeyeceğinden ve de sürülmemesi gerektiğinden, yeniden ve durmadan, hatta nihai zemine bile ulaşamadan, öznel belirleme zeminleri dizisine dönüyoruz. _İnsan doğası itibariyle ahlaki olarak iyi ya da kötüdür. Bu ayrımın yanlış olacağı, başkalarının bazı açılardan iyi bazı açılardan kötü yani aynı anda ikisi de birden olduğu iddia edip etmeyeceği soruları akla gelir. Böyle bir durumda tüm maksimler kesinliklerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Bu durumda taraf tutanlar, tutucular(hakaret üzere tasarlanmış ama aslında öven) karşıtlarına ise özgür düşünceliler yada serbest fikirliler denir. serbest fikirliler ise, fark etmez dediğimiz tarafsız serbest fikirliler ile ittifakçı serbest fikirliler olarak ikiye ayrılır. _İrade özgürlüğü, içinde bir güdünün bir eylem niyetini belirleyebilmesi için birey tarafından maksimi içinde bulundurmasını gerektiren bütünüyle benzersiz bir tabiata sahiptir. Her ne olursa olsun bir güdü ancak bu şekilde iradenin(özgürlüğün) mutlak kendiliğindenliğiyle bir arada var olabilir. _İnsan, doğası itibariyle kötüdür_ _Baskıcı bir dinde, tanrıya yapılan sahte hizmet üzerine_ _Tek hakiki din sadece yasalardan, başka bir deyişle, koşulsuz gerekliliğinin farkına varabileceğimiz, saf akıl yoluyla vahiy edildiklerini kabul edeceğimiz pratik ilkelerden oluşur. Eşit düzeyde farklı formları olan kiliseler uğruna, birtakım kaideler yani saf ahlaki yargımız tarafından keyfi görünen ancak ilahi kabul edilmesi gereken hükümler bulunabilir. Bu inancın tanrıya hizmet etmek için gerekli olduğunu idia etmek ve onu insanın tanrı tarafından takdir edilişinin en yüksek koşulu olarak görmek, sonunda sahte hizmete yani bizzat tanrının talep ettiği hizmetin doğrudan tersini yaparak sözde bir tanrıyı onurlandırmaya götüren dini yanılsamadır. _1_Dini Yanılsamanın evrensel öznel zemini üzerine_ _Tanrının kuramsal temsili ve iradesi, ahlakımız bakımından son derece tehlikelidir çünkü burada kendimiz için bize nasıl en kolay yarar sağlayacağına inanıyorsak o formda tanrı yaratır ve ahlaki yaratılışımızın en iç kısmı üzerinde çalışmayı gerektiren yorucu çabadan kaçarız. İnsan böylece sadece uluhiyeti hoşnut etmek için her şey, ahlaksız olsa bile, tanrıya itaatkar hizmetkarlar olarak hizmet etme gönüllülüğümüzü gösterir. İnsan, tanrıya hizmet için bu fedakarlığın yeterli olmadığına da inanır. Hac, kurban, cezalandırılmalar, günahlardan arınmak için daha uygun görülmüştür. İnsanlar, ahlaki olmasa da, tanrıya sınırsız itaat gösterip yanılsamalar içinde yararsızca kendilerini cezalandırırlar ve böylece daha kutsal olduklarını sanırlar. Çünkü bu cezalar dünyada hiçbir işe yaramasa da zahmetli olduklarından doğrudan tanrıya adanmışlık kanıtı gibi görülürler. Tanrının, buradaki iyi niyeti aslında onun ahlaki buyruklarına uyamayacak kadar zayıf olan ancak bu konudaki onaylanmış iyi niyeti sayesinde bu eksikliği kapatan kalbi gördüğü söylenir. Bu aslında kendi içinde hiçbir ahlaki değeri bulunmayan bir yönteme duyulan yönelim açıktır. Tanrıya adanmış yaradılışların kendisine ait olan bu değeri, uydurulmuş ve adına dindarlık denen düşünce yapısına yorarız. Bu dinsel yanılsamadan ibarettir. Bir kandırmaca olmakla kalmaz bilakis bir araca, amaçtan ileri gelen değer yerine kendine kas bir değer atfeden bir maksim haline gelir. Dolayısıyla yanılsama, bu maksim nedeniyle tüm biçimlerde aynı derece saçmadır ve aldatmacaya yönelik gizlenmiş bir eğilim olarak kınanması gerekir. _İnanç yandaşlarının, inanç olgusu sayesinde kendilerini bir nevi asilleşmiş ve daha aydınlanmış hissetmeleri psikolojik bir olgudur. Bu hayali saflık yüceliklerinden, kilisesel yanılsama içindeki kardeşlerine aşağılamayla bakmışlardır. Bunun sebebi, inanç farklılıkları nedeniyle kendilerini saf ahlaki dine birazcık aha yakın görmeleridir. _İyi = a dersek, bunun karşılığı iyi-değil olacaktır. Bu ikincisi, ya bir iyilik temelinin yokluğunun, =0, ya da iyinin karşıtının pozitif zemininin varlığının, =-a sonucudur. İkinci durumda iyi eğil, olumlu kötü olarak adlandırabiliriz. (Haz ve acı konusunda da benzer bir terim vardır: Haz =a, acı =-a ise, ikisinin e b ulunmadığı durum, yani kayıtsızlık =0 olacaktır.) İçimizdeki ahlak yasası, iradeyi harekete geçiren bir güç olmasaydı, ahlaki iyi(iradenin yasayla uzlaşısı) = a, iyi-değil ise = 0 olurdu, iyi-değil ise sırf ahlaki bir motive edici gücün yokluğunun sonucu olarak, =a’0 oluru. Ne var ki bizde, yasa güdüleyici bir güç oluğundan =a’dır. Dolayısıyla iradenin bu yasayla uzlaşısının bulunmaması(sıfıra eşit olması) yalnızca iradenin gerçek ve çelişkili bir belirleniminin yani – a’ya eşit olan yasa ihlalinin, başka bir deyişle, kötü iradenin sonucu olabilir. O halde bir eylemin ahlaksallığını yargılama ölçütü olan iyi ve kötü yaratılış arasında bir zemin yoktur. _Bilincin inanç konularındaki rehberliği üzerine_228
1
_Herkes, kendinden kaçar. Lucretius _Ama eğer kaçmazsa, neye yarar? Kendi kendinin yoldaşı olarak kendini zorlar. Böylece zahmet çektiğimiz zaafın, kendimize ait olduğunu bilmemiz gerekir. Hiçbir şeye katlanamayan bizler, her şeye katlanmaya yöneldiğimiz zaman zayıflarız. Bu, bazılarını ölüme sürüklemiştir. Yaşam ve dünyanın kendisi iğrençlik dolu olmaya başlar. _Bütün yaşam bir köleliktir. Böylece kişinin kendi durumuna alışması gerekir. Alışkanlıklar, zorluklara kolayca katlanmayı öğretir. Hangi sıkıntılarla doğduğumuzu bildiği için, çarçabuk en ağırlarına alışmaya bizi götürürken, felaketlere ve zorluklara alışkanlığı bulmuş olan doğa, başka hiçbir şeyde bize daha çok yardımcı olmamıştır. _Aklını zorluklar için kullan; sert olan şeyler yumuşatılabilir, dar olanlar genişlerilebilir ve ağır olan şeyler akıllıca katlanana daha az baskı yapar. _Bilge kişi, doğaya uygun yaşamalıdır ve en yüce iyiye ulaşmalıdır. Mutlu bir yaşam ancak bilgeliği öğrenmekle mümkün olur. Bilgeliği öğrenmiş olan kişi yaşamı boyunca karşılaşacağı zor koşullara katlanabilecek, kendi ruh durumunu doğanın yasaları ile dengelemek için çaba gösterecek ve böylece kısa süren insan ömrünü çekilir kılacaktır. Bilgeliği öğrenmek de ancak felsefe yoluyla olur. _Güvenilir ve tatlı bir dostluk kadar hiçbir şey insan ruhunu memnun etmemiştir. Her türlü gizliliğin güvenilir bir biçimde emanet edildiği yüreklerin varolmaları ne kadar iyidir. Bu yüreklerin konuşması huzursuzluğu giderir, bu yüreklerin bir düşüncesi senin kararını olgunlaştırır, neşeli halleri hüznü dağıtır, özellikle görünüşleri hoşa gider! Bunları, tabi ki hırslarından olabildiğince kurtulmuş olanları seçeceğiz; çünkü zaaflar yavaş yavaş yayılır ve sonradan gelenlerin her birinin üzerinden atlayarak geçip dokunma yoluyla zarar verir. Tıpkı vebada olduğu gibi hastalıklı bedenlere yakın durmamalıyız yoksa tehlikelerin ardından gidiyor oluruz ve soluk alıp vermede güçlük çekeriz. _Mutsuz bir tembellik, kıskançlığı besler ve kendileri ilerleyemedikleri için, herkesin kendileri gibi mahvolmasını isterler _Sağlıklı olanları hasta olanlarla karıştırmak hastalığın başlangıcıdır. _Hiçbir şeye uzun süre katlanmamak ve değişiklikleri çareymiş gibi kullanmak, hasta bir insanın özelliğidir. _Tedirgin ve her şeye hüzünlenen bir arkadaş dinginliğin düşmanıdır. _Bu kadar yüzyıldır aradığımız bu kişiyi nerede bulacaksın? En iyi olan yerine, en az kötü olan geçsin. _Kötü bir yazar, iyi şeyler de söyleyebilir ve bunları okumaktan utanç duymayacağım. _Bir kimsenin başına gelebilen şey, herkesin başına gelebilir. _Geldiğin yere geri dönmek ne ağır bir şeydir? _İyi bir biçimde ölmeyi bilmeyen her bir kişi kötü bir biçimde yaşayacaktır. _Deniz yolculuğuna çıkmak üzereyken, oturup fırtına üstüne düşünmeyen insanların sayısı çok fazladır. _Çoğu kez ölmenin sebebi, korkudan ölmektir. _Kaybetmektense sahip olmamak ne kadar daha hafif bir kederdir. Böylece, talihin yüzüstü bıraktığı kişilerden çok, hiçbir zaman önem vermediği kişilerin daha neşeli olduklarını göreceksin. _Ya ben yanılıyorum ya da açgözlüler, hilekarlar, yağmacılar… _Kendisine zarar verilemeyecek tek kişi olmak üstün bir şeydir. _Tehlikeler her yönden tehdit ederken, çevresinde silahlar ve zincirler şaklayıp dururken, erdeme zarar vermeyen ve de onu gözden kaybetmeyen bir adam olmuş olacak. Çünkü kendini yok etmek, kurtulmak demek değildir. _Birçokları da vardır ki, bunların, düşmeden inemeyecekleri yerlerde zorunlu olarak durmaları gerekir ama başkaları için yük olmaya zorlanmanın, kendilerine en büyük yük olduğunu, yükseltilmemiş ama çivilerle mıhlanmış olduklarını kanıtlasınlar. Birçok yardım sağlarlar, bu yardımların ümidiyle daha emin bir biçimde asılı kalırlar. _Yaşayanların arasından ölmeden önce ayrılman kötülüklerin en kötüsüdür. _Öncelikle kendimizi incelememiz gerekecek, sonra üstleneceğimiz görevleri, daha sonra da kendileriyle birlikte üstlendiğimiz kişileri. _Genellikle yapabileceğimizden daha fazlasını yapabiliriz gibi gelir bize. Birisi güzel konuşma yeteneğine duyduğu güvenle tökezleyecektir, bir diğeri zayıf bedenini zahmetli bir görevden dolayı yük altına sokmuştur. Bazıları öfkelerine hakim değillerdir. Bazıları nezaketlerini denetlemeyi bilmezler ve de tehlikeli kurnazlıklardan uzak durmazlar. Bunların hepsi için huzur, görevden daha yararlıdır. Senin karakterin acaba iş yapmaya mı yoksa serbest çalışmaya ve gözlem yapmaya mı daha uygundur diye düşünmek gerekir ve yeteneğinin gücü seni nereye götürürse, oraya eğilmen gerekir. __________ _Serenus: _Ey Seneca, bazı zaaflarım yüzünden kaygılıyım ve bu zaaflarım düşmanlar gibi. Ne savaştaymış gibi hazırlıklı olmaya izin vardır ne de barıştaymış gibi kaygısız olmaya. Ne hastayım ne de sağlığım yerinde. Saygınlığın, güzel konuşma şöhretinin ve başkasının yargısına bağlı her şeyin zamanla güç kazandığını söylüyorum. İyi şeylerle olduğu kadar, kötü şeylerle de uzun süreli ilişki, tutku yaratır. _Başıma neler geldiğini sana anlatayım: Sen hastalığıma bir isim bulursun. Beni aşırı derecede tutumluluk aşkı sarmaktadır. Gösterişli ve özenilmiş şeyler hoşuma gitmez ama sade ve kolay kazanılmış şeyler hoşuma gider. Fazla değer verilmemesi gereken şeyler çok zaman aldığında, inzivaya çekilirim. Yüzyıllar sürecek şeyleri kaleme almaya ne gerek var? Gelecek kuşaklar senden söz etmesinler diye, sen bunu yapmamayı mı istiyorsun? Gerçekten de yavaş yavaş tükenirim diye korkuyorum. Düşündüğümden belki de daha fazlası olur diye korkuyorum. _Birçokları, eğer kendilerinin bilgeliğe ulaşmış olduklarını düşünmemişlerse, kendi içlerindeki bazı şeyleri gizlemişlerse, bazı şeyleri kapalı gözlerle, görmeden geçmişlerse, bilgeliğe ulaşabildiklerini düşünüyorum. Çünkü bizim kendi kendimizi pohpohlamamızdan çok, başkalarının pohpohlamasıyla mahvolduğumuzu düşünmene gerek yoktur. Kim kendisine doğruyu söylemeye cesaret etmiştir? Övgüde bulunanların ve pohpohlayanların arasında bulunup da kim, yine de kendi kendini çok fazla pohpohlamamıştır? Benim bu gidip gelmelerimi denetim altına alacak bir çaren varsa, dinginliği sana borçlu olan benim yardıma değer biri olduğumu düşünmeni rica ediyorum. _Yakındığım şeyi sana ifade edeyim: Fırtınadan değil, deniz tutmasından rahatsızlık duyuyorum. ____________ _(Seneca, öğrencisi Serenus'un bozuk ruh halini giderebilmek için bilgece öğütler veriyor.) _Seneca: _Benim bu konuşmam, olgun olmayanlar, sıradan olanlar ve akıl sağlığı yerinde olmayanlar içindir. Akıllı adam için değil. _Uzun bir süredir kendi kendime soruyorum, böyle bir ruh halinin neye benzediğini sanıyorum diye. _Bedenleri sağlıklı değildir ama sağlıklı olmaya çok az alışkındır. Tıpkı dingin bir denizin fırtınadan hemen sonra durulsa bile, dalgalanması gibi. Ağır bir hastalıktan kurtulup da hafif ateş nöbetlerinden etkilenen insanlardan ve başka şeylerden sakınsalar da yine de kuşkularının rahatsız ettiği insanlardan, sağlıklarına kavuştukları halde doktorlara, bedenlerini suçlayan insanlardan. _Ruhun sarsılmaz temeline dinginlik diyorum. Buna nasıl ulaşılabilir, araştıralım. Kendini küçümseyerek gösterişli işlerle meşgul olanlardan ve büyük unvanlar altında ikiyüzlülük içinde çalışırken istençten çok, utanç duygusunun sardığı kişilerden ne kadar daha az sıkıntıya sahip olduğumu anlayacaksın. _Herkes aynı durumdadır. Hem değişkenlikten rahatsız olanlar hem de canlılığını yitirenler ve uykulu olanlar. Değiştirmeye karşı duyulan öfke değil ama yenilenmeye karşı uyuşuk davranan yaşlılık onların karşısına çıkar. _Zaafın sayısız özellikleri vardır ama bir tek sonucu vardır: Kendinden memnun olmamak. Bu, ya arzu ettikleri kadarına cesaret etmedikleri ya da arzu ettikleri kadarına ulaşamadıkları zaman ve tamamıyla umuda bel bağladıkları zaman, ruhun taşkınlığından ve korkakça ihtiraslardan ya da yok denecek kadar az başarıya ulaşmış ihtiraslardan doğar. Hiç yerinde duramaz. Hep hareketlidirler çünkü kararsız kalanlar için, talihsizliğe uğramak zorunludur. Sonra onları girişimden duyulan pişmanlık ve bir işe başlamaya karşı duyulan korku sarar ve çıkışı bulamayan ruhun o heyecanı gizlice yaklaşır çünkü ne şiddetli arzularına söz geçirebilirler, ne de bunlara boyun eğebilirler. Zahmet dolu talihsizliğe duyulan nefretle boş zamana ve gizli eğilimlere kaçtıklarında, bunların hepsi daha ağırlaşırlar. _Buradan şu olur: Kendinden bıkkınlık ve hoşnutsuzluk ve hiçbir yerde durulmayan ruhun huzursuzluğu ve kendi boş zamanına karşı duyduğu hüzünlü ve zayıf hoşgörürlük. *_Sebepleri itiraf etmek utanç verdiğinde ve utangaçlık, kederleri içeri sürüklediğinde dar bir alanda kapalı kalan tutkular, çıkış yolu olmadığından boğulurlar. Buradan, üzüntü ve cansızlık ve gerçekleşmemiş umutların endişeli, terk edilmiş umutların melankolik saydığı kararsız zihnin sayısız dalgalanmaları ortaya çıkar. Buradan, kendi aylaklıklarından nefret edenlerin ve yapacak hiçbir şeyleri olmadıklarından yakınanların o ruh hali ve de başkalarındaki ilerlemeye duyulan aşırı derecede düşmanca kıskançlık ortaya çıkar. Çünkü mutsuz bir tembellik, kıskançlığı besler ve kendileri ilerleyemedikleri için, herkesin kendileri gibi mahvolmasını isterler. Daha sonra da başkalarının ilerlemesinden kaynaklanan bu nefretten ve kendi ilerlemelerine ilişkin ümitsizlikten dolayı kadere öfkelenen ve tenha köşelere çekilerek kendinden bıkıp canı sıkılıncaya kadar cezasını kara kara düşünen ruh gelir. Çünkü insan ruhu doğası gereği atılgandır ve harekete eğilimlidir. _Bazı yaraların, kendilerine zarar verecek elleri arzulamaları ve onların dokunuşundan hoşlanmaları gibi, bir şey kışkırttığı zaman, bedenlerin çirkin kaşıntısı hoşa gider. Arzularının tıpkı kötü yaralar gibi yardığı bu zihinlere, zevkin içinde zahmet ve sıkıntı bulunduğu için, başka bir şey söylememişimdir. _Yaşlı bir adamın, kendisinin uzun süre yaşamış olduğunu ispat edeceği, yaşından başka hiçbir delili yoktur. _Erdemimize daha geniş alan tanınsın diye, dünyayı kendimiz için vatan ilan ettik. _Kendini yeniden çalışmalarına vermişsen, yaşamının her türlü iğrençliklerinden uzaklaşmış olacaksın, birçoklarını dostluğa çekeceksin ve en iyi olan herkes senin yanına toplanacak. _Bazılarımız tutumlu bir biçimde kullanırlar, bazılarımız tutumsuzca, bazılarımız hesabını verebileceğimiz biçimde harcarız, bazılarımız ise, geriye hiçbir şeyimiz kalmayacak biçimde; bundan daha utanç verici hiçbir şey yoktur. _Suçluları destekleyen ve barış ve savaşla ilgili görüş bildiren kişi devlete yarar sağlamaz ama gençliği teşvik eden iyi öğretmenlerden bu derece yoksun olunduğu bir sırada, ruhlara erdemi damla damla akıtan, paraya ve lüks düşkünlüğüne koşanları yollarından alıkoyan ve geri çeken, başka bir şey yapamasa da, en azından engel olan kişi, resmi görevini özel yaşamında yerine getirerek de devlete yarar sağlar. _Askerde bazıları ön safları tutacak olsalar bile, kura ile belirlenen bir görev seni ihtiyatlar sınıfına koymuş olsa bile, oradan sesinle, öğüdünle, örnek davranışınla, ruhunla hizmet ver. Elleri kesilmiş olduğu için yerinde duran ve sesiyle yardım eden bir kişi savaşta bile birçokları için verecek bir şey bulur yine de. Şöyle bir şey yaparsın: Eğer talih seni devletin en öndeki safından uzaklaştırmışsa, yine de olduğun yerde durasın ve bağırmanla yardım edesin. İyi bir vatandaşın hizmeti asla yararsız değildir. İşitilen ve görülen bir kişi yüz ifadesiyle, başını önüne eğişiyle, susmadaki inatçılığıyla ve yürüyüşüyle yararlı olur. Niçin sen, iyi bir biçimde dinlenmeye çekilen bir kimse örneğinin çok az yararı olduğunu düşünüyorsun? Böylece, etkin yaşam rastlantısal engellerle ya da devletin koşulları sebebiyle engellendikçe, boş zamanı işlerle harmanlamak en iyinin de iyisidir; onurlu bir eyleme yer verilmedikçe hiçbir şey engellenmiş sayılmaz. _Atinalıların kentini 30 tiran mahvettiğine göre, onların kentinden daha acınası bir durumda olan başka bir kent bulabilir misin acaba? Her biri çok iyi kişiler olan 1300 vatandaş öldürmüşlerdi. Buna rağmen katliama son vermiyorlardı, aksine kendi zalimlikleri onları kışkırtıyordu. Sokrares bunların ortasında idi. Kederlenen kent babalarını yüreklendiriyordu. Bu adamı Atinalılar zindanda öldürdüler ve güvenilir tiranların topluluğuna sataştığı için, özgürlük, onun özgürlüğünü taşıyamadı. _Hem parçalanmış bir devlette akıllı bir adamın kendini göstermesine fırsat bulunmadığını hem de refah içinde bir devlette yüzsüzlüğün, kıskançlığın, başka binlerce arıl kusurun üstün geldiğini bilirsin. _Doğal yetenek, zorlamalara iyi yanıt vermez. Yaradılış direnç gösterirken, çabalamak boşuna olur. _Cato'nun anlaşılabilmesi için, her iki topluluğa da ihtiyaç vardı. Hem kendisini beğendirmesi için iyilerin, hem de üzerlerinde gücünü denemesi için kötülerin bulunması gerekmiştir. _Zenginlerin zarar-ziyana daha yüreklilikle katlandıklarını sanıyorsan yanılıyorsun. Bir yaranın acısı en büyük ve en küçük bedenler için eşittir. _Zenginlere şaşırıp kalan her biriniz, utanç duymuyor musunuz? Haydi evrene bir dönüp bak; her şeyi veren, hiçbir şeyi olmayan tanrıların yoksul olduklarını göreceksin. Rastlantısal olan her şeyden kendini sıyırmış olan bu kişinin sen zengin olduğunu mu, yoksa ölümsüz tanrılara mı benzediğini düşünüyorsun? Yüce ruhlu bir kişi olan Diogenes bunu gördü ve bir şeyin kendisinden koparılıp götürülememesini sağladı. Sen bunu yoksulluk, kıtlık, mahrumiyet olarak adlandır. Eğer hiç kaybetmeyen başka birisini bana bulacak olursan, bu adamın mutlu olduğunu düşünmeyeceğim. Ya ben yanılıyorum, ya da aç özlüler, hilekarlar, yağmacılar arasında, kendisine zarar verilemeyecek tek kişi olmak üstün bir şeydir. _Tutumluluk olmadan hiçbir servet yeterli olmaz, ne de yeterince artar, ayrıca çaresi kendine çok yakın olduğundan, yoksulluğun kendisi, tutumluluğu davet ederek kendini zenginliğe dönüştürebilir. _Eğer kötülükleri nefret edilen şeyler olarak yapmaktan çok önemsiz şeyler olarak düşünmeyi istemişsen, hangi tür yaşamda olursa olsun, eğlenceler, gevşemeler ve zevkler bulacaksın. _Bilelim ki dışardan farklı görünümlere sahip olan, içte ise bir o kadar yararsız olan her şey aynı derecede önemsizdir. _Yüksekte duranları kıskanmayalım; yüksek görülen yerler engebelidirler. _Akıllı adamın korkakça yürütmemesi gerekir çünkü özgüveni o kadar büyüktür ki kaderine karşı yürümekten kuşku duymamaktadır ve asla vazgeçmeyecektir. Çünkü her şeyi ve hatta kendisini de güvenilir olmayan şeyler arasında sayar. Kendisine borç olarak verilmiş şeyleri de istendiğinde somurtmadan geri verecekmiş gibi yaşar. Girişimlerinden vazgeçmesi emredildiğinde, kaderden yakınmayacaktır. Minnettar ve hoşnutluk içinde, geri vermeyi kabul ediyorum. Zorluk çıkarmıyorum ve de geri çekilmiyorum. ........................
Seneca
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret ve Sanayi A.Ş
3
_Nevrotik kişi, tek başına vahşi bir kurt gibi yaşar. Gururunun dikenli telleriyle çevrili çiti içerisinde, tehlikelere karşı kendini korumak için her an tetikte olup, sadece kendi yasalarına uyar. Yalıtılmıştır ve başkalarını kendinden farklı bireyler olarak görmek onun için zordur. Başkalarına ilişkin tablo bulandırılmış ama çarpıtılmamıştır. Gurur içinde onun başkalarını oldukları gibi görmesini engelleyen başka etkenler de vardır. Onun beğenilme ihtiyacı, çevredeki insanları ona hayranlık duyan dinleyiciler kitlesine dönüştürür. Onun büyülü yardım ihtiyacı, onları mistik, büyülü becerilerle donatır. Onun haklı olma ihtiyacı, onları hatalı ve yanılgıya açık insanlar yapar. Onun zafer ihtiyacı, onları yandaşlar ve düzenbaz muhalifler diye ikiye ayırır. Onun onları karşılığında ceza görmeksizin yaralama ihtiyacı, onları "nevrotik" yapar. Onun kendini küçümseme ihtiyacı onları birer deve dönüştürür. _Bir Evrimin Ahlakı_ _Nevrotik süreç, insan gelişiminin özel bir biçimidir ve içerdiği yapıcı enerjilerin boşa harcanması yüzünden talihsiz bir süreçtir. Sağlıklı insan gelişimine zıtlık da gösterir. Bireyin kendine özgü kişilik yapısı çık farklı olabilir ama izlediği yol onu nereye götürürse götürsün, geliştirebildiği şeyler onun kendi potansiyelleri olacaktır. _İç stresin baskısı altındaki bir insan, kendi özüne yabancılaşabilir. Bu durumda tüm enerjisiyle kusursuz olmaya çalışacaktır. Çünkü tanrısal bir kusursuzluktan başka hiçbir şey kendine ilişkin ideal imajını gerçek kılamaz ve yüceltilmiş gururunu doyuramaz. Nevrotik gelişmede görülen bu eğilim, dikkatlerimizi, hastalıklı olgulara duyulan ilginin ötesine çekmektedir. Çünkü bu eğilim ayrıca temel bir ahlak sorununu da içermektedir. İç buyrukların insanın kendiliğindenliği üzerinde kötürüm edici bir etki yarattığını düşünürsek, Hıristiyanlığın buyruğuna ("Kusursuz olunuz...") uyarak kusursuzluk için çırpınmayı sürdürmeyecek miyiz? _( Freud’daki Yüceltme: Bastırılan düşüncenin toplum tarafından kabul edilebilir bir kılıkta yeniden ortaya cıkmasıdır. _Horney’deki Yüceltme ise: Gerçekte olduğundan daha görkemli olma çabası anlamında kullanılmıştır.) _İnsanın kendine karşı dürüst, üretken ve etkin olmadığı, karşılıklılık ruhu içinde başkalarıyla ilişki kurmadığı sürece, kendi insanca becerilerini geliştiremeyeceği açık bir gerçektir. Eğer "özün karanlık tapmağında" kendinden geçer ve kendi özürlerini değişmez bir şekilde başkalarının kusurlarına bağlarsa, gelişemeyecektir. İnsan, ancak kendi sorumluluğunu üstlendiği ölçüde gerçek anlamda gelişebilecektir. _Disiplinci yöntemlerle bazı istenmeyen etkenleri bastırmayı başarabiliriz ancak bunun bizim gelişimimizi yaralayacağı bir gerçektir. Bu tür disiplinci iç buyruklara ihtiyaç duymayız çünkü kendi içimizdeki yıkıcı dürtülerle baş edebilmenin daha iyi bir yolunu; bu dürtüleri kendi gelişimimiz içinde gerçek anlamda aşmanın olası bir yolunu görürüz. Kendi üzerimizde kazanacağımız bilgi, kendi içinde bir amaç değil, kendiliğinden gelişim güçlerini özgür bırakmaya yönelik bir araçtır. *_Özümüzle yani kendimizle olan nevrotik saplantılardan kurtulunca, kendimizi gerçekleştirmekte özgür olunca, sevgide ve başkaları için tasalanmakta da özgür olacağız demektir. O zaman genç insanlarımıza budanmamış, engellenmemiş bir gelişme fırsatı tanımak ve gelişimleri engellendiği zaman kendilerini bulmaları ve gerçekleştirmeleri için onlara yardım etmek isteyeceğiz. _Bu kitabın, gelişimi köstekleyici etkenleri açıkça gözler önüne sermek suretiyle bu tür bir özgürleştirme sürecinde kendi çapında yararlı olacağını umuyorum. Bu kitap, gerçek Öz’ün önemini vurgulamayla başladı. _Kendine Yabancılaşma_Öz_ _Gerçek Öz’ün, bizim canlı, eşsiz kişisel merkezimiz olduğunu ve gelişebilecek olan tek parçamız olduğunu söyledik. Elverişsiz koşulların, gerçek özün kösteklenmemiş gelişimini ta başından itibaren engellediğini gördük. Gerçek özden, ideal öze olan ilgi kayması, nevrotik bireyin bir alandan diğerine yaptığı ilgi kaymasının tam bir kopyasıdır. *_Şeytanla antlaşma yani kişinin kendi özünden vazgeçmesi, ruhunu satmasına karşılık gelmektedir. Psikiyatride bunu "kişinin kendine yabancılaşması" olarak adlandırıyoruz. Tıpkı bellek kaybı ve kişiliksizleşmede olduğu gibi kişi kimlik duygusunu yitirmiştir. Sanki bir sis bulutu içindeymiş gibi yaşayan birçok nevrotik insan vardır. Onlar için hiçbir şey net değildir. _Bütün bu kendine yabancılaşma türleri beden ve sahip olunan varlıklarla ilgili olabilir. Nevrotik bir birey, evinin kendi evi olduğu duygusu taşımıyor olabilir; evi onun için bir otel odası kadar kişisel olmayan bir şeydir. Duygularının tamamı bulanmış ya da silinmiş olabilir. _William James: Gerçek öz, "titreşen bir ic yaşam" sağlar; ister sevinç, özlem, sevgi olsun, ister öfke, korku, umutsuzluk olsun, duyguların kendiliğindenliğini besler. Ayrıca gerçek öz, kendiliğinden ilgi ve güçlerin kaynağı, "irade yargılarından gelen ilgi ve çabanın kaynağıdır" ; arzulama ve irade gücünü kullanma yetisidir; yayılmak, gelişmek ve kendini gercekleştirmek isteyen parçamızdır. Gerçek öz, kendi duygu ve düşüncelerimize yönelik "hoşnut kalan ya da karşı çıkan, benimseyen ya da yadsıyan, uğruna ya da karşı çaba gösteren, evet ya da hayır diyen kendiliğindenlik tepkileri" üretir. _Güncel-İdeal-Gerçek Öz_ _Klinik yararlılığı açısından güncel ya da deneyimsel özü, hem ideal özden, hem de gerçek özden ayırmak isterim. Güncel öz, bir insanın her şeyini içine alan genel bir terimdir. Kendimizi tanımak istediğimiz zaman söz konusu ettiğimiz şey, güncel özdür. İdeal oz, kendi usdışı hayalimiz içinde ne olduğumuz ya da nevrotik gururun buyruklarına gore olmamız gereken özdür. Gerçek öz ise, nevrozun kötürüm edici zincirinden kurtulduğumuz zaman bize yine tam bir özdeşime ulaşabilme olanağı veren, bireysel gelişim ve doyuma yonelik "özgün" güctür. Dolayısıyla gercek öz, kendimizi bulmak istediğimiz zaman sözkonusu ettiğimiz şeydir. _Kierkegaard, özu yitirmiş olmak, "ölum hastalığına tutulmuş olmaktır" diyor; umutsuzluktur bu: kendimiz olmayı istemiyor olmanın verdiği bir umutsuzluk. _İnsan ilişkilerindeki Nevrotik Rahatsızlıklar_ _Ünlü olma arayışı, başkalarından üstün olma ya da onlar üzerinde zafer kazanma ihtiyaçları gibi, bireylerarası ilişkilerle ilgilidir. Nevrotik hak talepleri, temelde başkalarına yöneliktir. _Her basit iç ruhsal etken, dışsallaştırılabilir ve çevremizdeki insanlara yönelik tutumlarımızı şekillendirebilir. _Gurur, nevrotik bireyi benmerkezcil yaparak, onu diğer insanlardan uzaklaştırır. Benmerkezcillik, bencillik anlamında değil, kendini bütünüyle kendine kaptırmış olması anlamındır. _Nevrotik kişi, kendi öz-idealleştirmesini algılamaz; bunun yerine başkalannı idealleştirir. _Dışsalaştırmalar, öz-nefretle ilgili olanlardır. Eğer bu ağır basan aktif bir eğilimse, birey başkalannı aşağılık ve rezil yaratıklar olarak görme eğilimi gosterir. Eğer kötüye giden birşey varsa, bu onlann suçudur. Onlar zavallı, günahkar, olumlu yaratıklar olduklan icin, o, onlara karşı tanrısal bir sorumluluk üstlenmelidir. _Nevrotik birey, çevresindekileri tanrısal kusursuzluk ve güçle donatılmış tam anlamıyla ideal insanlar olarak görebilir. Onlan aşağılık ve suçlu birer yaratık olarak görebilir. Onlan birer deve ya da cuceye de dönüşturebilir. Onun kişilik uzerindeki bakış acısı öylesine tek yanlıdır ki, amaçlı olarak çarpıtılır. _Aile bireyleri, ailedeki en belirgin nevrotik üyeyle iyi geçinmek için sık sık büyük çabalar harcarlar. Örneğin, onu eleştirmeyerek, yemeklerini ve elbiselerini tam istediği şekilde hazırlayarak vb yollarla, militanca haklılık duygusuna sahip bir insanla iyi gecinmeye çalışabilirler. Ama onlann bu güzel çabalan ondaki öz-suçlumaları alevlendirebilir ve o, kendi suçluluk duygularından kurtulmak için onlardan nefret etmeye başlayabilir ve güvensizlik önemli ölçüde artar. _Korkular, ister daha saldırganca, ister daha uysalca olsun, bireyin başkalanna karşı temel savunmacı bir tutuma girmesine neden olurlar. _Gurur sistemi temel kaygıyı pekiştirirken, aynı anda da yarattığı ihtiyaclar aracılığıyla, bireyin gözünde başkalarına aşırı bir önem kazandırır. _Nevrotik icin başkaları, şu üç yoldan vazgeçilmez olur: Nevrotik insan, kendi kendine yuklediği fantastik değerlerin onayı (beğeni, benimsenme) için başkalarına ihtiyaç duyar. Nevrotik suçluluk duygulan ve öz-aşağılaması, onun kendi aldanışına yönelik hayati bir ihtiyaö yaratır. Ama bu ihtiyaçtan derinleştiren öz-nefret, bu aklanmaya bireyin kendi gözüyle ulaşmasını neredeyse olanaksız kılar. Ve o ancak başkalarının aracılığıyla bu aklanmaya ulaşabilir. O, kendisi icin önemli olan değerlere sahip olduğunu onlara kanıtlamalıdır. _Asi tip bile enerjisini boşaltmak icin başkaldırabileceği insanlara ihtiyaç duyar. _Böylece, gurur sisteminin, nevrotiğin insan ilişkilerine temel bir çelişki kazandırdığı ortaya çıkar: Kendini başkalarından uzak hisseder, onlarla ilgili buyuk bir belirsizlik, güvensizlik duyar, onlardan korkar, onlara düşman olur, yine de kendisi için hayati olan acılardan onlara ihtiyaç duyar. _Gurur ve kendinden nefret etme, birbirlerinin ayrılmaz parçası, aynı sürecin iki ifadesidirler. ……………………… . . _Nevrotik_ _Nevrotikler, anormal davranışları olan, kültürlerinden sapmış kimselerdir. Kültürümüzün üvey evlatları olarak adlandırabiliriz. _Sevgi, nevrotik için hayatında ulaşmak istediği tek amaç olarak görünür. _Nevrotik bir birey insanları “güçlü” ya da “zayıf olarak sınıflandırır; ilkine hayranlık besler, ikincisini hor görür. _Nevrotik bir kadının bir erkek için hissettiği çekim, erkek ona aşık olursa aniden küçümsemeye dönebilir. _İdeal benlik nevrotik insan için kendi gerçek kimliklerini sakladıkları bir maskedir. Bu nevrotikler kendi içlerindeki çatışmaların farkında değildirler. Nevrotikler ideal benliklerinin etkisiyle kendilerini olduklarından daha üstün görürler _Nevroz, kişinin arayışlarında ve tepkilerinde katılık yarattığı için kişinin normal gelişimini engeller ve baş edemediği çatışmaların içine düşürür. _Nevrotik her durumda acı çeken bir kişidir. Nevrotik kişinin kendisi bile acı çekiyor olduğunun farkında olmayabilir. Sadist kişi diğerlerine acı çektirerek kendi ısdırabını hafifletmeye çalışır. _Nevrotik kızlar, herhangi bir zayıflığa yönelik küçümsemeleri nedeniyle, “zayıf“ bir adamı sevemezler; eşlerinden sürekli boyun eğme bekledikleri için “güçlü“ bir adama da katlanamazlar. Dolayısıyla gizlice aradıkları şey, aynı zamanda onların bütün isteklerine tereddüt etmeden uyuyacak kadar zayıf olan bir kahraman, süper güçlü bir adamdır. _Bazen nevrotik kişiler herhangi bir amaç konusunda şaşırtıcı bir kararlılık gösterir: - Erkekler, haysiyetleri dahil her şeylerini hırsları uğruna feda edebilir; - Kadınlar aşk dışında başka bir şey istemeyebilir; - Ebeveynler kendilerini tamamen çocuklarına adayabilir. Bu tür kişiler samimi oldukları izlenimini verir. Gelgelelim, gördüğümüz üzere bu kişiler, aslında bütünlükten çok umutsuzluk ve çaresizlikten ileri gelen bir adanmışlık yanılması peşinde koşuyorlardır. _Gerçekte insanların bizi sevmesi genelde çok korkunç derecede önemli değildir. Aslında, sadece sevdiğimiz kişilerin bizi sevmesi önemli olabilir. Böyle kişilerin haricinde sevilip sevilmememiz pek de önemli değildir. Ama nevrotik kişiler; varlıkları, mutluluk ve güvenlikleri sanki sevilmeye bağlıymış gibi hisseder ve davranır. Bir nevrozun yapısı karmaşık olsa da, nevrotik süreci devreye sokan ve etkinliğini sürdüren motor gücü kaygıdır. Korku, kişinin göğüslemek zorunda kaldığı tehlikeyle orantılı bir tepkidir; oysa kaygı, tehlikeyle orantısız bir tepkidir; hatta hayali tehlikeye yönelik bir tepkidir. _Nevroz, nevrotik bireylerde kişiler arası ilişkileri kontrol etme ve başa çıkma çabalarının sonucunda meydana gelir. Sağlıklı çabalarla nevrotik itkiler arasındaki temel fark, bunları güdülendiren güçlerde yatmaktadır. Temel anksiyete çocukluk çağında ebeveyn-çocuk ilişkisinden kaynaklanır. Bu insanların çocuğa yönelik tutum ve davranışları kendi nevrotik ihtiyaçları ve tepkileri tarafından belirlenmiştir. Sonuç olarak çocuk ait olma duygusunu geliştiremez. Bunun yerine Horney’in temel kaygı dediği derin bir güvensizlik duygusu ve belirsiz bir kaygı geliştirir. Bu kaygı ve güvensizlikle başa çıkabilmek için çocuklar çeşitli davranış stratejileri geliştirirler ve bu stratejiler kişiliklerinin değişmez parçası olur. _Nevrotiklerde “yorgunluk ve tutarsızlık” belirtileri sıkça ve yüksek düzeyde gözlemlenir. Örneğin çocuklarını çok sevdiğini sık sık söyleyen bir annenin çocuklarının doğum gününü unutması tutarsızlığın bir belirtisidir. Çatışmaların temel kaynağı bencil itkilerimizle yasaklayıcı bilincimiz aramızdaki çatışmadır. Yani arzular ve korkular çatışır. Bu nevrotik bireyler sosyal ilişkilerin bir kaygı kaynağı olduklarını öğrenmişlerdir. _Yeterince sevgi almayan çocuk, bu eksiklik ve doyumu hayatta aramaya başlar. Aramakta olduğu bu sevgi duygusunun yerine başka duygular yerleştirir, saldırganlık ve cinsellik gibi. Bazı kültürlerin etkisiyle kişi bu duyguları baskılamak zorunda kalır; yoksa ayıplanır, aşağılanır, kişi kendini suçlu hisseder. Bu nedenden dolayı kendini baskılayan bireyde kaygı oluşmaya başlar. Temel kaygı duygusu kişinin kendisinin yetersiz olduğu ve bu eksikliğinin farkında olmasıdır. Kişi kendisine karşı hissettiği bu güvensizliği başkalarında aramaya başlar ve diğerleriyle güven ilişkisi kuramadığında kendisiyle çatışmaya girer ve tekrar kaygı oluşturur. Bu kaygı ne kadar güçlü olursa kişinin geliştireceği savunma mekanizması da o kadar güçlü olur. Bu savunma mekanizmaları her kültürde farklı yapılanma gösterir. Karen'in yaptığı nevrotik açıklama kültürel ögeleri içinde barındırır. Kişinin sergilediği davranışların ve tutumların içinde olduğu kültüre göre anlam kazanacağı ve o kültüre göre normal olup olmadığını hakkında bilginin kültürel ögelerden alınabileceğidir. Örneğin bazı kültürlerün şizofreniyi bir hastalık değil de bir üstünlük olarak görmesi buna güzel bir örnektir. _ Sonuçta kendi öz değerlendirmesinde, muhteşem hissetmeyle işe yaramaz hissetme arasında salınır. Her an bir uçtan diğerine kayabilir. Kendi istisnai değerine en çok inandığını hissettiği sırada, herhangi onu ciddiye alırsa hayrete düşebilir. Kendini sefil ve mağdur hissettiği sırada herhangi biri onun yardıma ihtiyacı olduğunu düşünürse öfkeli hissedebilir. Onun hassasiyeti, bütün vücudu yara bere içinde ve en ufak bir dokunuşta irkilen bir kişi ile kıyaslanabilir. Kolayca incinmiş, küçümsenmiş, ihmal edilmiş, hiçe sayılmış hisseder ve orantılı kindar bir kırgınlıkla tepki verir. _Narsist_ _Narsisist “kendine aşık olan kişi” olarak tanımlanabilir. Narsisist kişi kendini aşırı ölçüde önemli görme ve başkalarından aşırı hayranlık bekleme eğilimi vardır. Narsist eğilimli kişiler hem kendine hem başkalarına yabancılaştığından kendilerini de başkalarını da sevmezler. _Mazoşizm_ _Mazoşizm nevrotik bir acıdır. Ona göre acı çekmekten yararlanmak; kişinin benliğini zayıflatan, mutsuz olmaya eğilimli kılan bir dürtüdür. Mazoşistik kişilik eğilimleri iki ana davranış örüntüsü içerir. Bunlardan birincisi çekici olamama, önemsiz, etkisiz, değersiz olma duygularına neden olan öz-küçümseme eğilimidir. Kişi yeteneksizliklerini abartır. İkinci eğilim ise doyumsuz bir sevecenlik ve ilgi açlığına neden olan asalakça yapıdaki kişisel bağımlılıktır. Fromm’a göre, mazoşist dürtü eğilimli insan özgüveni olmadığından, temel çaresizlik duygularıyla isteklerini dile getirme becerisini hemen hemen kaybetmiş durumdadır. Abartılmış acı yaşayarak bundan kurtulmaya çalışır, çünkü bu acının uyuşturucu etkisi vardır. Acılara gömülme yolu ile sevgi elde etme, kişinin kendini daha büyük bir şey içinde yitirmesi, bireyselliğinin çözülmesi ve kuşkuları, kaygıları benliğinden bu şekilde uzaklaştırması ile doyuma ulaşır _Çocuğun, baş etme stratejileri 3 başlık altında: _1_İnsanlara yönelen tip (itaatkâr, uysal tip)_ _Bu insanlar sevecenlik ve onaylanma ihtiyacı hissederler. Bir arkadaş, sevgili ve eş arayışındadırlar. Her bir arayışta yakınlık ve ait olma arzusu vardır. Bunlar zorlanımlı ihtiyaçlardır. Sevecenliğe dair bu arayışları normal gözükse de aslında bu arayışları çaresizlikten kurtulup güvenmeye yönelik doyumsuz dürtülerdir. Başkalarının kendilerinden bekledikleri şeyleri körü körüne onlara veren insan hâline gelirler. Her olayda kendilerini suçlarlar ve sürekli özür dileme potansiyellerindedirler. Nevrotik bağımlı kişiler karşısındaki insanı kaybetme korkusuyla yüz yüze kaldığı zaman hatayı kendinde arar. Nevrotik insan her şeye dayanabilmeli, ülkesini sevmeli ya da hiç kimseye hiçbir zaman kırılmamalı, her zaman rahat ve sakin olmalıdır. Düşünceleri bu denli katıdır. Tek başına çaresiz ve zayıftır. Kendi niteliklerini küçümserler ve aşağılık duygusu geliştirirler. _2_Saldırgan tip (insanlara karşı)_ _Bu saldırgan tip her zaman güçlü olmaya veya en azından öyle gözükmeye çalışır. Korkularını kabul etmekten kaçarlar ve bu korkularının üstlerine giderler. İnsanlara yönelmiş uysal tipin aksine kazanmak için kavgaya tutuşan, zafer isteyen insanlardır. Uysal ve saldırgan tipler birbirlerine göre polar uçlardır. Birine hoş gelen diğerine iğrenç gelebilir. Biri herkesle anlaşmak ister, diğeri herkesi potansiyel düşman olarak görür. Bu seçimler özgürce yapılmayan içsel zorlanımlardır ve esnek değildirler _3_Kopuk tip (insanlardan uzaklaşan)_ _Nevrotiklerde diğerleriyle bir arada olmak onlar için bir gerilim kaynağıdır. Bu tip insanlar yaşamda genelde seyirci konumundadırlar. İster sevgi, ister kavga ister herhangi bir iş birliği, rekabet, coşkusal bir durum yaratacak her durumdan kaçmak isterler. Hiçbir şeye fazla önem vermeden, bir başkasına bağlanmadan sadece kendileri başarılı olmak isterler. Haz aldıkları şeyler bile bağlılık gerektiriyorsa onlardan vazgeçerler. Uysal tipin aksine paylaşımı sevmezler. Bu aşırı bağımsızlık ihtiyacı zorlanımlı bir ihtiyaçtır. Kendisinden bir şeyler beklenmesi, zamanında bir yerlere yetişmesi gerekmesi gibi durumlar onları rahatsız eder. Üstünlüklerini hiçbir çaba olmaksızın gelip birilerinin fark etmesini isterler. Kendini eşsiz bir varlık olarak düşleyebilirler. Bağlılık gerektiren her durum onu coşkusal olarak geri iter. Nevrotiğin herhangi bir bağlanma durumu nevrotikte sinir krizlerine neden olabilir. Nevrotik insan kendini bütünüyle kendine kaptırmış olması anlamında her zaman benmerkezcidir. Gerçek nerede gizli olursa olsun, o her tartışmadan zaferle çıkmalıdır.
8