Onur Karadirek profil resmi
16 okur puanı
31 May 2018 tarihinde katıldı.
  • _Yavaş yürüyenler doğru yoldaysa, hızlı yürüyüp yoldan çıkanlardan daha çok ilerleyebilir.
    _Kalabalığının arasında, yoksun kalmadan en uzak çöllerdeki kadar yalnız ve kopmuş yaşayabildim.
    _Hiç engellenmeden boş zamanlarımdan yararlanmamı sağlayan kişilere, bana dünyanın en onurlu görevlerini veren kişilerden çok daha bağlı olacağım.
    _Tüm özü düşünmekten başka bir şey olmayan ve varolmak için herhangi bir yere gereksinimi bulunmayan, herhangi maddesel bir şeye bağımlı olamayan bir töz olduğumu anladım.
    _Tanrı ben olsaydım tanrının varlığına inanabilirdim…
    _Zihinde hiçbir şey yoktur ki daha önce duyularda olmuş olmasın.
    _Yanılmış olabilirim, altın ve elmas diye aldığım belki de yalnızca biraz bakır ve camdır. Amacım insanların akıllarını nasıl daha iyi kullanması için gereken yöntemleri öğretmek değil ama benim yöntemimi anlatmaktır.
    _Akıl herkeste eşittir. Görüşlerimizdeki çeşitlilik, düşüncemizi değişik yollardan götürüyor ve aynı şeyleri düşünmüyor olmamızdan gelir çünkü iyi bir zihne sahip olmak yetmez, önemli olan onu iyi kullanmaktır.
    _Öğüt verenler kendilerini daha üstün görüyorlardır ve en çok onlar eleştirilmeliler.
    _Bilimlerde doğruyu yavaş yavaş bulanların durumu, yoksul olduklarında çok emekle az kazanırken zengin olmaya başlayınca daha az emekle daha çok kazanç sağlayanların durumuyla hemen hemen aynıdır.
    _Doğruya ulaşmamızı engelleyen tüm güçlüklerin üstesinden gelmeye çalışmak savaş vermektir, yanlış görüşler edinmek bir savaş kaybetmektir.
    _En hoş buluşları ortaya koyanlar, bu buluşları en süslü ve en tatlı bir biçimde anlatmayı bilenler, şiir sanatından hiç haberli olmasalar da en iyi şairler olacaklardır.
    _Aklın öğütlediği her şeyi tutkuya kapılmaksızın yerine getirmek için sağlam bir kararlılık gerekir. Bence erdem, bu karar sağlamlığıdır.
    _İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.
    _Sana ışık tutanlara sırtını dönersen, göreceğin tek şey kendi karanlığındır.
    _Ukalâ takımı öylesine becerikli olmaya alışmıştır ki cahillerin bile gördükleri apaçık şeyleri görmemenin bir yolunu bulur.

    _Descartes kendini soğuktan korunmak için bir fırına kapattı ve içerideyken kutsal ruhun kendisine yeni bir felsefe konusunda aydınlattığına dair üç imge gördü. Çıkana kadar analitik geometriyi formüle etmişti ve matematiksel metodu felsefeye uygulama fikrini bulmuştu. Gördüğü imgelerden bilim arayışı onun için gerçek bilgelik arayışıydı ve hayatındaki çalışmalarının merkezi bir kısmıydı. Descartes ayrıca gerçeklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu açıkça gördü, yani temel bir doğru bulmak ve mantık ile ilerlemek tüm bilimlerin yolunu açacaktı. Bu temel gerçeği Descartes kısa süre sonra buldu “Düşünce _Harfler üzerine çalışmayı tamamen bıraktım. Sadece kendi içimdeki ve dünyanın büyük kitabındaki bilgiyi, gençliğimin kalanında gezerek, mahkemeleri ve orduları ziyaret ederek, farklı mizaç ve rütbelerdeki insanların arasına karışarak, kaderin karşıma çıkardığı durumlarda kendimi test ederek ve her zaman karşıma çıkan şeyden bir çıkarsama elde etmeye çalışarak aradım.
    _Fransa Kralı tarafından aslında hiç ödenmeyen bir maaş ile ödüllendirildi.
    _Tüm felsefe bir ağaç gibi olduğundan; metafizik kök, fizik gövde ve diğer bilimler bu gövdeden dallanan dallardır, bu dallar üç ana başlığa indirgenebilir : Tıp, mekanik ve etik.
    _Ahlak bilimiyle, bilgeliğin son derecesi olan, diğer bilimlerin en yüksek ve en mükemmel bütün bilgisini anladım.
    _Eğer biri varoluşundan şüpheliyse, bu edimin kendisi onun var olduğunun kanıtıdır.
    _Duyuların limitlerini göstermek için mum argümanını kullanır Duyularıyla şekli, dokusu, boyutu, rengi ve kokusunu kavrar. Mumu ateşe doğru tuttuğunda, bu karakter özellikleri tamamı ile değişir fakat hala aynı şeydir: duyularını bir kenara bırakmalı ve aklını kullanmalıdır
    _Felsefe düşünmektir; var olan bilgileri olduğu gibi kabul etmek ya da bu doğrultuda düşünmek değil, var olan bilgiler üzerinde tekrar düşünmektir; var olmayan düşünceleri ise temellendirmek için çabalamaktır."
    _Felsefesiz yaşamak, sahip olunan bir çift kapalı gözü açmaya hiç tenezzül etmemektir.
    _Her çözdüğüm matematik problemi, daha sonra başka bir problemi çözmeye yardım edecek bir kural koydu.
    _Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir
    _Akıllı olmak bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.
    _Rüyalarımda şunu bunu yaptığımı, şuraya buraya gittiğimi görürüm; uyanınca da hiçbir şey yapmamış, hiçbir yere gitmemiş olduğumu, uslu uslu yatakta yattığımı anlarım. Benim şu anda da rüya görmediğim, hatta bütün hayatımın bir rüya olmadığı güvencesini bana kim verebilir? İşte bütün bunlardan, içinde bulunduğum dünyanın gerçekliği tümü ile şüpheli birşey oluyor
    _Her gün bir halk kalabalığının ortasında dolaşıyorum, sizin gezilerinizde olduğu gibi özgürlük ve dinginlik içinde. Rasladığım insanlar bana ormanlarımızdaki ağaçların ve kırlarımızdaki sürülerin verdiği duyguyu veriyor. Satıcıların gürültüsü kulağıma bir ırmağın gürültüsü gibi geliyor, düşlerim bozulmuyor hiç. Hatta bazen onların davranışları üzerine düşündüğüm zaman haz bile duyuyorum. Tarlalarımızı eken köylüleri bir göreceksiniz. Anlıyorum, tüm çabaları oturduğumuz yerleri güzelleştirmek içindir, tüm çabaları hiçbir şeyimiz eksik kalmasın diyedir." (Guez de Balzac'a yolladığı mektupta)

    _Almanlar arasında yetişen bir kişinin, tüm yaşamını Çinliler ya da yamyamlar arasında geçirmiş olsaydı, şimdiki durumundan ne kadar ayrı durumda olacağını düşündüm; 0n yıl önce beğendiğimiz şeyin bugün bize ne kadar garip ve ne kadar gülünç geldiğini gördüm ve şu sonuca vardım: Bizi inandıran şey, herhangi bir kesin bilgiden çok alışkı ve örnektir.
    _Eski evi yeniden yapmak için onu yıkmak gerekir. Köhnemiş bir ülkeyi de yenilemek için onu yıkmak akılsal değildir diye düşünüyordum ama sonra fikirlerim değişti. Hayatımı da hiç düşünülmeden inandığım eski fikirlerden arındırmanın ve yeni fikirler üzerine kurmanın gerekli olduğuna inandım. __Dağlarda dolanan büyük yolların kullanıla kullanıla, yavaş yavaş düzgün duruma gelmesi gibi; onları izlemek en doğru yolda gitmek için kayalara tırmanmaktan ya da uçurumların dibine inmekten çok daha iyidir.
    __Eskiden doğru saydığı tüm görüşlerden kopma kararı herkesin benimseyebileceği bir örnek değildir; zaten dünyada hemen hemen bu işe hiç yatkın olmayan iki çeşit insan vardır. Birinciler kendilerini olduklarından daha usta sanarak acele yargılar ortaya koymaktan çekinmeyen, tüm düşüncelerini bir düzen içinde sürdürme konusunda yeterince sabır gösteremeyen kimselerdir: bu yüzden edindikleri ilkelerden bir kere kuşkulanmaya ve herkesin tuttuğu yoldan ayrılmaya yöneldiler mi bir daha doğru yola çıkaran patikayı bulamazlar ve tüm yaşamlarında doğru yoldan ayrılmış kalırlar. İkincilere gelince, onlar doğruyu yanlıştan ayırt etme konusunda kendilerini yetiştirenlerden daha az becerikli oldukları yargısına varacak kadar akıllı ya da alçakgönüllü olduklarından daha iyisini kendileri aramaktansa başkalarının görüşlerini izlemekle yetinirler. Bana gelince, tek bir hocam olsaydı ben de bu sonuncular arasında olurdum. Duyguları duygularımıza oldukça ters düşen kimselerin barbar ya da vahşi olmadıklarını, ama pek çoklarının uslarını bizim kadar hatta bizden daha iyi kullandıklarını gördüm.

    _Bilginin sağlam bir temele oturması için 5 kural_1- Kesin olarak doğru olduğunu bilmediğim hiçbir şeyi doğru kabul etmemektir; _2- Her bir zorluğu parçalara ayırmaktır._3- En basit şeylerden başlayarak, en karmaşık şeylere kadar kademeli olarak ilerlemek_4- Her aşamada hesaplamalar yapmak ve böylece herhangi bir şeyi unutmadığından emin olmak. Sonunda bunların daha kesin bir beşincisi olduğunu söyledi: Asıl sebepleri aramak.
    _Etrafına baktığında hiçbir şeyin kendisinde güven uyandırmadığını ve öğrendiği bilgilerde hep kuşkulu bir yan olduğunu gören Descartes, geçmiş yaşamının tümüyle çelişik bilgiler üzerine kurulduğunu anlar ve o güne dek öğrenip bildiği ne kadar şey varsa hepsinden şüphe etmesi gerektiğine karar verir. Sonuçta insan duyularla elde ettiği bilgilerin aldatıcılığına mahkûm olduğundan sürekli hatalar yapmakta ve yanılgılar içinde debelenip durmaktadır. Yeni çıkış yolu da, Descartes'a göre, bütün bilimlerin içinden çıktığı felsefenin temel ilkelerini bulup çıkarmakla mümkündür. Öyle bir doğru bulmalıdır ki, bu doğrunun içeriğinde hiç kuşku olmadığı gibi, kuşku duyulma imkânı bile bulunmamalıdır. Demek ki kuşku, onun felsefesinin biricik yöntemi olmalıdır. Ama kuşku duyabildiğine göre, düşünmekte olduğunu ve düşünmekte olduğuna göre var olduğunu da bu arada keşfeder. Böylece tek kuşku duyamayacağı şeyle karşılaşır, yani düşünen Ben'iyle.
    _Kendine, dayanak olarak düşünceyi alması itibariyle, Descartes modern felsefenin hakikî kurucusudur. .»–HEGEL
    _Olumlu kuşkucudur. Bir de olumsuz kuşkuculuk var.
    _Descartes felsefesi skolastik felsefeye kökten bir karşıtlığı içerir, bir tür Karşı-skolastik'dir. Leibniiz: Descartes'çı düşünce doğru bilgiye geçiş yeridir. skolastiğin küllerini karıştırırsak derinde bir yerlerde nice değerli maden bulabiliriz.
    _Kilise ölü kesmeyi yasaklamıştı. Bu da anatomi bilgisini zayıflatmış….. Descartes'ın düşünce yaşamında en çok etkili olmuş olan kişi ünlü bilim adamı Isaac Beeckman'dır. Beeckman ünlü bir tıp doktoruydu; matematik-fizik alanında önemli çalışmalar yapıyordu…..
    _Zor şeylerin daha güzel olduğuna inanmak ölümlülerin ortak yanlışıdır"
    _Doğruyu yanlıştan ayırma gücü olan akıl, bütün insanlarda eşittir. Kişinin verimli sonuçlar alamamasının tek nedeni usunu iyi kullanamıyor olmasıdır.
    _Descartes felsefesi yöntem felsefesidir. Descartesçı yöntemin temel kuralı apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru diye almamaktadır.
    _Düşünceyle ruh aynı şeydir ve "İnsan ruhu tanrısal bir şeylere sahiptir." İnsanda ruh ya da düşünsel olan, bedenle birleşmiştir. Bu birleşme kozalaksı bez'de gerçekleşir. "Ruh bedenin tüm parçalarıyla ayrılmaz bir biçimde birleşmiştir" Demek ki tutkular ruhta gerçekleşirler ama onların kaynağı bedendir, bedendedir.
    _En büyük ruhlar en büyük erdemlere olduğu kadar en büyük kötülüklere yatkındırlar;

    _Mantık bir sanat mı, yoksa bir bilim midir? Mantık hem bir bilimdir hem de başka bilimlerin kurulmasını sağlayan bir sanattır. Bütün insanlar ölümlüdür / Sokrates insandır / Sokrates de ölümlüdür" dediğimde Sokrates'in ölümlü oluşunu doğrudan doğruya insanın ölümlü olmasından çıkarıyorum.__Mantık çok doğru ve çok iyi pek çok kural içermesine karşın, araya karışmış o kadar çok zararlı kural vardır ki onları ayıklamak henüz yontulmamış bir mermer kitlesinden bir Diana çıkarmak kadar güçtür. Bazı kurallara ve bazı rakamlara o kadar bağımlıdır ki zihni geliştiren bir bilim olmak yerine zihni engelleyen karışık ve karanlık bir sanat olur.
    _Bulunamayacak kadar gizli bir şeyin kalmayacağını düşünme olanağı sağlamıştı bana. Beklediğim tek yarar zihnimi doğrularla beslenmeye ve boş nedenlerle yetinmemeye alıştırmaktı. Tümdengelimi kullanır.
    _Lullus sanatı bilinmeyen şeyler üzerine saçmasapan konuşmaktan başka işe yaramayan Llull(1233) din bilimcidir. Büyük sanat dediği mantık yönetmini bulmuş ve her şeyi aydınlatma amacıyla saatlerce konuşmaya başlamış bir geveze.
    _Skolastikler, gökbilim, müzik, optik gibi bilimleri "matematikler" diye adlandırırlardı.
    _Aşırılıklardan kaçınıp ılımlı görüşleri seçiyorum. İnsanın özgürlüğünü kısıtlayan tüm yükümlülükleri aşırılıklar arasına koyuyordum.
    _4 Mantık kuralı_ ikinci kuralım kararlı olmak. Ormanda yolunu kaybetmiş kişi, hep aynı yolu izlemeli, en kötü ihtimalle ormanın ortasından uzaklaşacaktır. Kesin bir doğru vardır, o da en doğru görüşleri belirleyecek durumda olmadığımız zaman en olası görüşleri izlemek zorunda olduğumuzdur. Üçüncü kuralım her zaman yazgıdan çok kendimi yenmeye, dünyanın düzenini değiştirmekten çok arzularımı değiştirmeye çalışmak. dışımızda olan tüm iyi şeyleri gücümüzü aşan şeyler diye belirlersek, Çin krallıklarına sahip olmadığımıza üzülmeyiz; zorunlulukları erdem sayarak, hastaysak sağlıklı olmayı ya da hapisteysek özgür olmayı, elmaslardan daha dirençli maddelerden yapılmış bedenlere ya da kuşlar gibi uçmak için kanatlara sahip olmayı istemeyeceğiz. Bu stoacı görüştür. her istediklerini kullanamayan insanlardan kendilerini daha zengin, daha güçlü, daha özgür, daha mutlu saymakta bir bakıma haklıydılar.
    _Descartes felsefesinin temelindeki sorun felsefenin en eski sorunudur: Değişen madde ile değişmeyen ruh karşıtlığıdır. Bilgin olarak dünyayı metafizikçi olarak aşkın dünyayı inceler. Galileo fizikle matematiği birleştirdi, Dekart ise fizyolojik ruhbilimin kurucusu.
    _sanatın, matematiğin, masalların, elfalı, toprakfalı, cincilik, büyücülük, dinin, felsefenin, güzel söz söylemenin, şiirin farklı zenginliklerini övüyor. Her alanda bilgi edinmek istiyor. Kitaplar geçmiş yüzyıllarda yaşamış bilginlerle yüzyüze konuşma olanağı sağlar. Konuşmak hemen hemen yolculuk yapmakla aynı şeydi ama yolculukta çok zaman kendi ülkemize yabancı düşeriz.
    _Şkolastikler toprağı ölçmek adına aritmetiği ve geometriyi kullanmaktır. Descartes matematik gibi kesinlikli bir bilimin bu kadar basit işlerde kullanılıp başka işe yaratılamamasından son derece kaygılıdır.
    _Başkalarından daha iyi şeyler başarmayı ummam için yeterli özgüvene sahip olmadığımı görüyorum, aynı konuda bilgin insanlarca savunulan hepsinin doğru olmaması gereken görüşleri yanlış diye belirliyordum.
    _Onur da kazanç da bilimi öğrenmeye yönelmem için yeterli değildi çünkü yazgımı kolaylaştırmak için beni bilimden bir meslek edinmeye zorlayacak koşullarda duymuyordum kendimi; bilimsel araştırmaları tümüyle bıraktım. Kendimde ya da dünyanın koca kitabında bulunabilecek olandan daha başka bir bilim aramamaya karar vererek gençliğimin geri kalanını yolculuk yaparak, sarayları ve orduları görerek, çeşitli mizaç ve koşullarda insanlarla görüşerek, çeşitli deneyimler kazanarak, yazgının bana sunduğu raslantılarda kendi kendimi sınayarak ve her yerde kendini sunan şeyler üzerine onlardan bazı yararlı sonuçlar çıkarabilmek için düşünerek geçirdim. odasında çalışarak hiçbir sonuç getirmeyen kurgulamalar yapan ve böylece düşüncesini doğru göstermek için kullandığı zekâ ve ustalık ölçüsünde kendisine olsa olsa genel görüşten uzaklaşmış olmanın boş övüncünü sağlayacak olan bir bilim adamının ortaya koyduğu usavurmalardakinden daha çok doğruyla karşılaşabilirdim.__Öyle ki bundan çıkardığım en büyük yarar şuydu: Bize çok garip ve gülünç gelen birçok şeyin genellikle öbür büyük halklarca benimsenmekten ve onaylanmaktan geri kalmadıklarını görerek, ancak örneklemeyle ve alışkıyla inandırılmış olduğum hiçbir şeye tam tamına inanmamayı öğreniyordum ve böylece doğal ışığımızı karartabilen ve bizi doğruyu anlamaya daha az yatkın kılabilen pek çok yanlıştan kendimi yavaş yavaş kurtarıyordum. Dünyayı inceledikten sonra kendi zihin güçlerimi de incelemeye karar vardim.
    _Dünyada oynanan tüm komedilerde oyuncu olmaktan çok izleyici olmaya çalışarak kuşku götürebilecek ve bizi yanıltabilecek her konu üzerinde özellikle düşünerek, zihnimden, ona daha önce sızmış olabilecek tüm yanlışları temizliyordum.__Eski evi yıkarken onun yıkıntılarını yenisini yapmak için kullanır ve eski görüşlerimin yıkıntılarından da yeni düşünceleri temellendirdim.
    _Nasıl ressamlar düz bir tabloda katı bir cismin çeşitli yüzlerini tümüyle aynı biçimde iyi gösteremediklerinden, onlardan yalnızca ışığa karşı koydukları başlıcalarından birini seçerler ve öbürlerini gölgelendirerek onları ancak birinciye göre görülebildikleri ölçüde gösterirlerse, ben de böylece düşüncemde varolan her şeyi konuşmama koyamayacağımdan korkarak, orada yalnızca ışıktan ne anladığımı uzun uzun açıklamaya giriştim; sonra, ışıktan yola çıkarak, ışığın hemen tümüyle kendilerinden çıktığı güneşten ve sabit yıldızlardan, ışığı geçirdiği için göklerden, ışığı yansıttıkları için gezegenlerden, kuyrukluyıldızlardan ve dünyadan, özellikle renkli ya da saydam ya da ışıltılı oldukları için yerde olan tüm cisimlerden ve sonunda bunların izleyicisi olduğu için insandan bazı şeyler katmaya giriştim.
    _Mektupta Galilei için şunları yazar: "Doğanın ilk nedenlerini göz önünde tutmadan bazı özel durumların nedenlerini araştırdı ve böylece temelsiz bir yapı kurdu.
    _Harvey'e göre kanı atardamarlara gönderen yüreğin kasılmasıdır. Descartes'a göreyse, kanı genleştiren yürek ısısı onun devinimini sağlamaktadır.
    _Işığın, seslerin, kokuların, tatların, sıcaklığın ve tüm öbür dış nesnelerin niteliklerinin beyinde duyular aracılığıyla nasıl çeşitli fikirler oluşturabildiğini; açlığın, susuzluğun ve öbür iç tutkuların beyne kendi fikirlerini nasıl gönderebildiklerini; bu fikirleri edinen ortak duyunun; onları saklayan belleğin; onları çeşitli biçimlerde değiştirebilen ve onların yenilerini oluşturabilen ve böylece can ruhlarını kaslara dağıtarak bedenin üyelerini, duyulara kendilerini sunan nesnelerin ve kendinde bulunan tutkuların etkisiyle, tıpkı üyelerimizin istem kendilerini yönetmeden devinebilmeleri gibi çeşitli biçimlerde devindiren imgelemin ne olması gerektiğini göstermiştim.
    _Ussal ruhu tanıtlamıştım, onun hiçbir biçimde söylediğim öbür şeyler gibi maddenin gücünden çıkarılmış olamayacağını ama kesinlikle yaratılmış olması gerektiğini ve onun insan bedeninde, gemisinde bir kaptan gibi üyelerini devindirmek için yerleşmiş olmasının nasıl yetmeyeceğini, ama bundan başka bizimkilere benzer duygulara ve isteklere sahip olmak ve böylece gerçek bir insan oluşturmak için bedenle çok sıkı bağlanmış ve birleşmiş olmasına gereksinim olduğunu göstermiştim
    _Umutlanacak hiçbir şeyimiz olmadığının düşünülmesi kadar hiçbir şey, zayıf ruhları erdemin doğru yolundan uzaklaştırmaz; ruh tanrısaldır. Ana damar nasıl ağaç dalları gibi yan damarları oluşturursa tanrın ruhu da öyledir. ruhun ölümsüz olduğu yargısına varılır.
    _Ruh bile mizaca ve bedenin organlarının konumuna bağımlıdır……
    _Sonuncular öncekilerin ulaştığı yerden başlayarak birçoklarının yaşamlarını ve çalışmalarını birbirine bağlayarak hep birlikte her birimizin tek başına yapabileceğinden çok daha uzağa gidebilecektik.
    _Sokrat öncesi..çömezlerinden hiçbirinin hemen hiçbir zaman onları aştığı olmamıştır; Onlar tutundukları ağaçtan daha yükseğe çıkmaya yönelmeyen ve hatta genellikle tepeye kadar ilerledikten sonra yeni baştan aşağıya inen sarmaşıklar gibidirler. Onlar bana, gözü gören bir kişiyle zorluğa düşmeden dövüşmek için onu çok karanlık bir mahzenin dibine indirmek isteyen bir köre benzer görünürler; ben bu ilkeleri yayımlarsam aynı şeyi yapmış ve onlara birkaç pencere açmış olacağım, böylece dövüşmek için indikleri mahzene ışık girmesini sağlamış olacağım.
    …………öbür insanlar onun amaçlarına ulaşmasına yardıma çabalasalar, onun için gereksinimi olan deneylerin giderlerini karşılamaktan ve kimsenin uyarsız davranışlarıyla onun zamanını elinden almasını engellemekten başka bir şey yapabileceklerini düşünmüyorum _Hak etmediğime inanılacak herhangi bir iyiliği kabul etmeyi isteyecek kadar sığ ruhlu da değilim. aşırı ünü sevmesem de, hatta onun her şeyin üzerinde saydığım dinginliğe aykırı olduğunu düşündüğüm için ondan nefret ettiğimi söylesem de, eylemlerimi suç gibi gizlemeye de, tanınmamış olmak için birçok önlem almaya da hiçbir zaman çalışmadım. Her zaman tanınmaya da tanınmamaya da ilgisiz kaldığım için, bazı ünler elde etmemi engelleyemedim.

    _17. Yüzyıl kıta rasyonalizminin temellerini atmıştır.
    _Bu kitap descartesin entelektüel otobiyografisi, felsefesinin ve fikir hayatının özetidir. Bu eserinde, metodik şüphesi, ruh ile madde ayrımı, Tanrı’nın mevcudiyetine dair ispatları ve metodunun kuralları yanında; geçici ahlâk düsturları, düşünce ve dil arasındaki ilişkiye yaklaşımı, kan dolaşımı ve benzeri fizyolojik gözlemleriyle bir arada sunulmaktadır.
    _Her zaman yalnız yaşamayı yeğleyen Descartes'da birileriyle birlikte çalışma isteği pek yoktur. İlkin her şeyin ilkelerini ya da ilk nedenlerini bulmaya çalıştım. Bazılarını ben yaşarken yayımlanmasına hiçbir zaman evet dememeliydim çünkü belki de karşı çıkışlara ve tartışmalara konu olacağı için, hatta böylece bana kazandırabileceği ün kendimi yetiştirmeye kullanmak amacında olduğum zamanı yitirmemden başka bir şey getirmeyecekti.
  • _Nesnel olana karşı olan her tavır özneldir ve ironiktir.
    _İnsan iki şekilde kendini yanıltabilir, ilki olmayan bir şeye inanarak, ikincisi olanı görmeyerek.
    _En büyük sessizlik susmak değil konuşmaktır. Benim içinden içtiğim sessizliğin sonsuz denizi ile kıyaslandığında, bir bardağın sarhoş eden içeriği bir damlacık değil de nedir? Sadece gerçekte nasıl suskun kalacağını bilen bir kişi gerçekten konuşabilir. Suskunluk içe bakışın, iç dünyanın özüdür.
    _Bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır; çıkmak ise bir başyapıt. Kız ruhu uçurum gibidir ve olası her yöne, azar azar ve ansızın esintilerle değil, bütünüyle sürüklenmeli. Sınırsızı keşfetmeli ve bir insana en yakın olanı yaşamalı.
    _Bir insanın özgünlüğü ne kadar büyükse, o insan boğuntu karşısında o kadar çaresiz kalır.
    _Bilinç arttıkça, umutsuzluk şiddetlenir.

    _Adem havayı seçti çünkü başka seçeneği yoktu.
    _Nefret başarısızlığa uğramış sevgidir.
    _Nerede kalabalık varsa hakikatsizlik oradadır.
    _Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir. İki kişi birbirleri için yaratıldıklarını düşünmeye başladıkları anda ayrılma vakti gelmiştir çünkü devam ederlerse her şeyi jaybedecekler ve hiçbir şey kazanamayacaklardır. Paradoks gibi gelebilir.
    _Her şeyden vazgeçmiş olan kendi kendine yeter.
    _Herkesin maskesini çıkarıp atacağı bir gece yarısının geleceğini bilmiyor musun?
    _Tiyatroda bir yangın çıkar ve palyaço herkese haber vermek için sahneye koşar ama bunun şaka olduğunu sanan izleyiciler alkışlamaya başlamış. Dünyanın sonu da her şeyin şaka olduğunu sananların alkışları arasında gelecek.
    _Umutsuzluk ölümcül hastalıktır. Ölüm umut olduğu sürece umutsuzluk ölememenin neden olduğu umutsuzluktur. Buradaki ölüm, hastalığın sonu değil, bitmeyen bir sondur. Bu hastalıktan kurtulmayı ölüm bile sağlayamaz çünkü ölüm ölememektir.
    _İronist, içine kapalı ve havalıdır. Tıpkı ademin hayvanların geçişini izlemesi gibi insanoğlunun önünden geçip gitmesini izler. Kendisine arkadaş bulamaz. Böylelikle sürekli ait olduğu edimsellikle çarpışır.
    _Kendimi hasta hissediyordum ve doktora gittim ve doktor bana: Muhtemelen çok kahve içiyorsun ve yeterince hareket etmiyorsun dedi. 3 hafta sonra yine gittim ve iyi olmadığımı fakat bu sefer kahveden olamayacağını çünkü ağzıma sürmediğimi ve her gün yürüdüğümü söyledim. Doktor ise: o zaman sebep kahve içmemen ve hareket etmemen dedi.
    _Yalnızlık tinselliktir. Kuşbeyinli insanlar sürüsü bu gereksinimi o kadar az hisseder ki muhabbet kuşları gibi yalnız kaldıkları an ölürler. Kendilerine ninni söylenmeden uyuyamayan çocuklara benzerler.
    _Kurnaz insanlar bir delinin söylediği her şeye inanacak kadar aptaldırlar ya da bir delinin söylediği hiçbir şeye inanmayacak kadar aptaldırlar.
    _Aslında avarelik hiç de kötülüklerin anası değildir, tam tersi, neredeyse tanrısal bir hayattır, yeter ki can sıkıntısına kapılma
    _Benim için hakiki olan bir hakikat bulmalıyım. Yaşayıp uğruna ölmek isteyeceğim bir fikir
    _Bir erkek hiçbir zaman bir kadın kadar acımasız olamaz.
    _Kadının erkekten daha duyusal olduğunu, onun vücut yapısı bile gösteriyor.
    _Karşılaştırma eylemi mutluluğun terki ve memnuniyetsizliğin başlangıcıdır.
    _Nedir bir şair? İç çekmelerini ve çığlıklarını güzel bir müziğe dönüştüren dudaklara sahip olan, fakat ruhunda gizli acılar barındıran mutsuz bir insan.
    _Günah kavramından dolayı gerçeklik gizlenmiştir.
    _İnsan kendisini sessizce kaybeder. Kaybettiği başka her şeyi fark eder kendini kaybettiğini anlayamaz. /
    _Bulutların hızlı uçuşları, ışık ve karanlığın birbirini kovalaması beni öylesine sarhoş eder ki uyanık olduğum halde düş görürüm.
    _Her aptal, mutlaka, kendisine hayran olacak başka aptallar bulur.
    _Tecrübe sahibi insanlar bir ilkeden yola çıkmayı çok akıllıca bulurlar. Ben de onların gönlü olsun diye, ?bütün _insanlar sıkıcıdır' ilkesiyle başlıyorum. Bu konuda bana karşı çıkacak kadar sıkıcı biri yoktur heralde.
    _Bütün düşüncenin en yüksek çelişkisi, düşüncenin, düşünemeyeceği bir şey bulma çabasıdır.
    _En çok yaşamış olan uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamının anlamını en fazla anlamış olan insandır.
    _Soren, hakikatin öznellikte olduğunu savundu ve asla hegelinki gibi nesnellikte değildi.
    _İdeaların dinlenmeye ihtiyacı varsa, aralarında çekiştikleri, varoluşlarını ruhun derinliklerinde, yüzeydeki küçük baloncuklar olarak gösterdikleri, asla çiçek açmadıkları ve birer goncayken harcandıkları, varoluş için başlarını hafifçe kaldırdıklarında doğar doğmaz düyevi kaygılardan boğulan ve anne karnına geri dönen çocuk gibi kahırdan öldükleri zaman dinlenemez de ne zaman dinlenir?
    _Günah, tanrı önünde kendi olmanın istenmediği umutsuzluktur.
    _Kısskançlık gizli hayranlıktır. Mutsuzluğun olanaksızlığını hisseden hayran kıskanmayı seçer.
    _Ölüm deliksiz bir uyku yada diğer insanlarla toplanacağımız bir yerse bundan daha büyük bir iyilik olur mu_

    _Sokrates_Beni dinleyenler başkalarının bilgisizliğini ortaya çıkardığım için bilgili sandılar hep. Hegel :Böylece Sokrat tanıştığı kişilere hiçbir şey bilmediklerini bilmeyi öğretti, üstelik de hiçbir şey bilmediğini, bu nedenle hiçbir şey öğretemeyeceğini söylüyordu. Sokrat ne zaman istese onlardan kurtulmaktadır. Kurtulmuyorsa bu yalnızca kurtulmak istemediği içindir. Eğer sofistler bir şeye cevap verirlerse o her şeyi sorabilirdi. Her şeyi bilirlerse o hiçbir şey bilmezdi. Durmadan konuşurlarsa o hiç konuşmazdı. Sofistlerin ukalalığı karşısında Sokrat alçakgönüllüydü. Sofistler lüks içinde yaşıyorsa Sokrat sadelik içinde yaşardı. Sofistler yemeğin onur konuğuysa, Sokrat masanın bir ucunda oturmakla yetinirdi. Sofistler bir şey olmak istiyorsa Sokrat hiçbir şey olmazdı. Bunların hepsi sokratın ahlaki özellikleriydi. Sofistler ve Sokrates zıtlıktan iler igelen uyum içinde olduklarından ve birbirleri için yaratılmış olduklarından bahseder.
  • _Doğada özgürlük yoktur. Akıl, iradeyi kontrol ettiği için yasaya bağlılık özgürlüktür. Ödev yasaya uymaktır.
    _İnsanın akıllı varlık olması onu hayvanlardan üst bir seviyeye çıkarmaz.
    _Anlayış eğitime, eğitim de anlayışa bağlıdır.
    _Cömertliğin üç belirtisi vardır: Sözünün eri olmak, övünmemek ve sorgusuz sualsiz bağışlamaktır.
    _Kurnazlık zeka değildir.
    _Umut, mutluluğun tomurcuğudur.
    _Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalıp ezilmekten yakınmamalıdır.
    _İnsanlar ışığı görmez, ışıkla görür.
    _Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz.
    _Hayvan sevgisi, insanların kişiliğinin ele verir.
    _Kategoriler evreni anlamamızı sağlar.
    _Neden sonuç ilişkisi aklımızın eseridir.
    _Her kuruntu metafiziğin nesnel sayılmasından ortaya çıkmıştır.
    _Zihnimizin sınırlarını aklımızla belirleyebiliriz.
    _Her şey zihnin kanunlarına göredir. Aristoda ise varlığın kanunlarına.
    _Anlamanın en iyi yolu yapmaktır.
    _Ruhu bilemeyiz ruhtan çıkan davranışla anlayabiliriz. Bu nedenle ruh bilimi değil davranış bilimidir.

    _Tanrı, evren, ruh deneyimde olmayan saf aklın ideleridir. İnsan aklı çözemeyeceği sorunlarla doludur. Bunlar safa aklın yapısının gereğidir. İnsan bilgisini genişletmek istemiş ve saf aklın idelerini pratik akla yükleyerek metafizik denen boş inançlar doğurmuştur. Her tez bir anti tez üretir. Evrenin sınırları yoktur. Evrenin sınırları vardır.
    _Disiplinden yoksun insanlar her hevesi takip etmeye yatkındırlar. Bu soylu bir özgürlük duygusu değil, fakat bir tür barbarlık, deyiş yerinde ise hayvanlık, henüz geliş¬memiş insani tabiattır.
    _Kantın dünyası matematik, yolu fizik, ulaşmak istediği yer metafiziktir.
    _Ahlak bir şahsiyet meselesidir. Dürüstlük en mükemmel politikadır. Espri, ince zekalıları ve avanakları ortaya çıkarır.
    _Her şeyin nedeni vardır. Yalnızca özgürlüğün nedeni yoktur. Özgürlüğün temeli akıldır. Özgürlük ahlak yasasının koşuludur. Özgürlük, olanaklı saf bilgi olabilecek tek ideadır. Kendisini mümkün kılan ahlak yasası olduğu gibi, ahlak yasasını da mümkün kılan da bizzat özgürlüğün deneysel olmayan nedenselliğidir.
    _Kritik üçlemesi ile idealist felsefeyi temellendirir. Newton fiziğini yöntem olarak felsefesine taşır.
    _Bilim olarak metafizik, saf sentetik akıl ile olanaklıdır der. Metafizik güvenilir olmak istiyorsa sentetik priori olmalı. Hem akılla hem deneyle kanıtlanabilmeli.

    _Çok var ki bu topraklar adam yetiştirmiyor. Hasbelkader yetişmiş olanlara da dünya dar ediliyor.
    _Boğa yılanı gibi yaşamışsın! O da bir kerede karnını doyurur ve bir ay boyunca ağır yüküyle ölü bir kütük gibi yatar.
    _Bir yara durduğu yerde neden kangrenleşir? Hekim adıyla ortada dolaşan kendini bilmezlerin destursuz müdahaleleriyle…
    _Suçlama, sığ kafaların en kolay bulunur aracıdır. Sorunun özüne inecek gücü olmayanlar için, en kolay yol, suçlamalardır. _Savaş öldürdüklerinden daha fazla neden olduğu şeytanilikler yüzünden kötüdür.
    _Plan yapmak, insana yaratıcı deha havasını vermesinin yanında, lüks, farfaralı bir tinsel uğraştır. Bu uğraşıda insan kendi yapamadığını talep eder, kendisinin daha iyi yapamayacağı şeyde kusur bulur ve nerede bulunabileceğini bilmediği şeyi önerir. "
    _Nasıl oluyor da kurguda ketegorilerin duyu üstü kullanımına özgü nesnel gerçeklik yadsınabiliyor; öte yandan salt pratik usun nesneleri bakımından bu gerçeklik onaylanabiliyor?
    _Hiçbir çıkar gözetmeksizin hoşlanma beğeni yargısıdır. Hoşlanmanın nesnesine güzel denir. Beğeni öznel bir yargıdır. Yüce zihinde ortaya çıkar.

    _Saf aklın eleştirisi__Aklın sınırlarını belirlemekte, metafiziğin olanaklılığını araştırmakta. Zaman mekan transendental kategorilerdir. Kendinde şey numendir ve kategorilerle bilinemez. Bugünkü bilimle birlikte kantın Newton ve Öklid temelli terorisi önemini kaybetmiştir. Newton fiziğine göre zaman mekan, evrenin değişmez koşullarıdır. Modern fiziğe göre değişmez değildir ve numenlerin bilinemeyeceği görüşü çürümüştür. Kendinde şey saf aklın ürünleri tanrı ruh hala modern felsefenin konusudur. Sentetik yargının izafiliğini aşmak için sentetik apriori yargıyı geliştirmiştir. Her şeyin bir nedeni vardır. Doğru çizgi 2 noktanın en kısa yoludur. Sezgi için zaman mekan gereklidir. Zaman iç duyum üzerinden sezgiyi şekillendirirken, mekan dış duyum üzerinden sezginin koşullarını biçimlendirir. Sezgi anlama yetisinin sınırlarını belirler. Duyu, zaman mekan zorunluluğunda algıya taşınır ve sezgiye dönüşür ve görüngü olur. Anlama yetisi bu görüngüyü sentezler ve yargıya varır. Transandantal algı, insan bilgi alanının en üst ilkesidir. Algı sezgiden farklıdır. Düşünmek tam algının özgür etkiniğidir. Sezgi düşünceden önceki veridir. Anlama yetisi kategorilerle algının priori birliğini sağlar. Kategoriler, sezgide belirmiş görüngüyü, bilgiye, nesneye dönüştürmek için aklın kullandığı düşünce biçimleridir. 4 tür kategori vardır…Nicelik= birlik çokluk 2.Nitelik=gerçeklik 3.Kiplik=varlık zorunluluk 4.Bağlantı. nedensellik

    _Pratik aklın eleştirisi_Pratik akıl hem numeni hem fenomeni bilir ve daha üstündür. Ahlak, güdüye bağımlılıktan kurtarılmalı ve saf akıldan ortaya çıkan yasayı insana ödev kılmalıdır. İhtiyaçtan ortaya çıkan buyruk pratik kural olabilir ama ahlak yasası olamaz. Ahlak dünyanın koşullarından alınmamalı saf akıldan alınmalı. Özgürlük ahlak yasasının koşuludur. Biricik idedir. Fenomenler dünyasına ait değildir. Özgürlük olmasa ahlak yasası, varlık zeminini bulamazdı. Saf ideler özgürlük zemininde imkan bulur ve görüngüsü bilinmeyen ama düşünülen olmalarıyla varlık kazanır. Ahlak yasaları saf aklın yasalarıdır. İrade akla bağlı değil güdülere bağlı ise raslantısallık oluşur. İlgi, eğilimlere bağlı aklın iradesidir. Saf akıl, ahlak yasası ile idelerine nesnel gerçeklik veren pratik akla dönüşür.
    _Ahlak metafiziğinin görevi, rastlantısal olmayan, deneyim ve güdülere dayanmayan, saf aklın düşüncesinde ortaya çıkan idelerin, iradeye yansımasını araştırmaktır. Ahlak yasasına bağlılık ile ortaya çıkan yükümlülük, saf aklın iradeyi yönlendirmesi olduğu için akıl sahibi varlıkta ortaya çıkan özgürlüktür.
    _Ödev en yüksek ahlaki değerdir. İyilik yapmak ödevdir. Alışkanlıklarından dolayı ilik yapan kimse ahlaklı olmaz bu ben sevgisidir ve yıkıcı olabilir. Ahlaki eylem 2ye ayrılır. Ödevden doğan ve ödeve uygun.. ödevden.doğan saf akıldan çıkan. Ödeve uygun ihtiyaçlardan çıkan. Buyruklar koşullu ve kesindir. Eylem kendi başına iyi ise kesin, amaç için araç olarak iyiyse koşulludur.
    _Aydınlanma, insanın insanlığı, herkes için bir amaç olarak görecek şekilde eylemde bulunmasıdır. İntihar aklın yasalarını reddedip, kişisel amaçlara göre hareket eder.
    _Ahlak yasasının amacı sevgi değil saygıdır._ Ahlaklılık saf aklın pratik talebidir. _İde ahlak yasasıyla kendini görünüşlere sunabilir ve pratik aklın gerçekliğine dönüşebilir. Düşünce olmadan yasa olmaz. Düşünceden bağımsız ahlak boş bir kuruntudur
    _Arzu doğanın iradesidir ve özerk değildir. Ahlak iradenin özerkliğini şart koşar. Ahlak yasası nesneldir. Maksimler öznel. Ahlaklılık yasaya uygun olarak kendine yöne veren akıldır. Mutluluk ve ahlaklılık arasında ayrım yapılamaz. Mutluluk isteği, doğa yasalarınca iradeyi belirlerken, ahlaklılık doğa yasalarından bağımsız olarak kendi iradesini özgür kılar. Arzu, payını almak için iradeyi yönlendirir. Ahlaklılık ise ideye gereksinim duyar. Mutluluk, hayat şartlarından bağımsız olarak bilinçtedir ve buna entelektüel mutluluk denir. bu yetkinliğe ulaşmak çok zor ve idealdir. İde=deneyle kanıtlanamayan düşünce.
    _Tanrı, ruh…din tanrıdan gelen ahlaktır. İnsan ise kötü bir varlıktır ve din insana ahlaki buyruklar verir. Fakat doğasındaki kötücül irade karşısında insanın aşkın iradeye yönelmesi, onu kötülük eylemlerinden uzakşaltırmaz ve din yetersiz kalır. İnsan saf özgürlük idesine yönelmedikçe, kesin ahlaki buyrukların sorumluluğunu almadıka kötülük kendini yeniden üretecektir. Pratik aklın ahlak yasası: ben başkası olandır. Empati…saf akıl insanı evrensel ahlaki eylemin hem özne hem de nesnesi olarak araç kıldığı için başka öğelerin varlığını ve iyiliğini gözetmekle yükümlü kılacaktır….
    _Ahlak kanunu, mutluluktan çok insanı mutluluğa layık hale getirmeyi emreder. Fazilet hayatta kazanılmaz ise onu kazanabileceğimiz başka bir hayat olmalı. Bu durumda ahlak kanunu imkansızı emreder. Bu sorunu kant: tanrının varlığı ile çözmeyi ortaya koyar. Tanrının varlığını varsaymaksızın en yüksek iyinin gerçekleşme imkanı yoktur….
    _Kişiler kendileri yasa koymaları ile krallığın başı olabilirler….
    _Özgürlük kutsallık değildir ama iradeyi belirlemesi ve kendisini duyumların etkisinden uzak tutabilmesi bakımından kutsallığa yakındır.
    _En yüksek iyi olan tanrı 2 farklı anlam taşıyabilir. 1 en üstün 2 en yetkin. En üstün: kendi koşulsuz olan koşuldur. En yetkin. Bütünün bir parçası olmayan daha büyük bütündür. ..tanrının varlığının kabulü sonlu varlık için ihtiyaçtır ve umut ilkin din ile başlayabilir.

    _Aristoya göre akıl nesnesin formunu alır. kantta ise zihin nesneyi şekillendirmektedir.
    _Deney konusu her şey fenomendir.
    _İnsanları kasvetli yapan bir din sahtedir; çünkü biz Tanrı'ya zoraki değil, neşeli bir yürekle hizmet etmeliyiz.
    _İnsanın daha atılgan, daha cüretkar olması değil, tersine önce kendisini sonra etrafını durup dinlemesi, temkinle hareket etmesidi.
    _Farkında mısınız ayağımızın altındaki zemin her gün biraz daha kayıyor. Tutunmak için sarıldıklarımız bir bir elimizde kalıyor.
    _Dogmalar, insanın doğal yetilerinin kötüye kullanılmasının araçları, olgunlaşma için sürekli bir ayak bağı olurlar.
    _Eğer gerçekten özgürleşmiş olsaydı insan, özü gür olması gerekirdi, şimdiki gibi cılız, mecalsiz, takatsiz, hakikatsiz değil. Bu bağın bu kadar açık görünebilmesinden ötürü Türkçe ile ne kadar övünsek azdır.
    _Göğün bize çalışmak zorunda kalmaksızın bütün ihtiyaçlarımızı sunarak büyük alicenaplık göstermiş olup olmayacağı sorusu kesinlikle olumsuz cevaplanmalıdır, çünkü insan meşguliyete ihtiyaç duyar, bu belli ölçüde bir sınırlama gerektiren bir meşguliyet olsa bile.
  • _Gomenayı okuyan kişi metafizik biliminden şüpheye düşmekle kalmayacak, ayrıca böyle bir bilimin hiç var olmayacağından emin olacaktır. Gelecekte kendisini bilim olarak sunabilecek her metafiziğe Prolegomena. Newton’un fiziği yasalaştırması gibi felsefeyi sağlam temellere oturtmaya çalışır.

    _Şimdiye kadar transendental Felsefe hiç olmamıştır. Bu ismi taşıyan, aslında Metafiziğin bir bölümüdür; oysa bu bilim her şeyden önce Metafiziğin olanağını oluşturmak zorundadır.
    _Metafizik, deneyin ötesinde kalan saf akıl bilgisidir. Metafizik kendinden değil akıldan ortaya çıkar yoksa dogma olur. Hem analitik(hacimsel) hem sentetiktir(ağır). Analitik yargılar çelişmezlik ilkesine dayanır. Sintetikler hem çelişmezlik hem de deney ilkesine dayanır. Asıl matematik yargılar deneysel değil, her zaman a priori yargılardır. Hakiki metafizik yargıların hepsi sintetiktir. Metafiziğe ait olan yargılar, hakikî metafizik yargılardan farklıdır. Örn töz sonucu şudur: Metafiziğin asıl işi sintetik a priori önermelerdir ve yalnızca bu, onun amacını oluşturur. Saf bilginin kavramlara göre meydana getirilmesi metafiziğin amacını oluşturur. Bunları sadece hayal meyal görmüş olanlardan kolayca öğrenilmez. İnsan önce kendisi kafa yorarak bunlara varmalıdır;
    _Prolegomenanın temel sorunu: Metafizik hiç olanaklı mıdır? Öklid kitabı gösterir gibi bir tek kitap göstererek denemez ki: Bu Metafiziktir; Burada bu bilimin en soylu amacını, en yüce bir varlığın ve öte dünyanın bilgisini saf aklın ilkeleriyle kanıtlanmış olarak bulacaksınız.
    _Metafizik, köpük gibi suyun üstüne çıktı ama öyle bir şekilde çıktı ki, biri tüketilip köpük erir erimez bir başkası su yüzünde göründü. Onu da hep bazıları hemen toplayıverdi; buna karşılık başkaları bu görüntünün nedenini derinlerde aramak yerine, ötekilerin boşuna zahmetleriyle…
    _Sintetik a piori bilgilerimiz vardır. Bu bilgilerin olanaklılıklarını sorulamamız gerekmez çünkü bu bilgiler gerçektir. Yapmamız gereken nasıl olanaklı olduklarını sormak.
    _Saf akıldan gelen bilgi nasıl olanaklıdır?_Çelişme ilkesinden başka ilkelere dayanmak zorundadır. Olanaklı olup olmadıklarını sormamız gerekmez. Çünkü onlardan yeteri kadar vardır. Analitik adı, Mantığın bir ana bölümünü oluşturur ve orada o, hakikatin mantığıdır ve dialektiğin karşısına konur.
    _Kurgucu filozoflar yaptıkları işi bilim olarak değil de, iyileştirici ve genel sağduyuya uygun düşen inandırmalar sanatı olarak yürütmek istiyorlarsa, bu zanaatla uğraşmaları adalet adına engellenemez. İtiraf edeceklerdir ki, tüm olanaklı deneyin sınırlarının ötesinde bulunanı bİlmek şöyle dursun, hakkında tahminde bulunmaya bile kendilerine izin verilmemiştir

    _Hume_Hiç kimse hume kadar metafiziğe saldırmadı. Hume öyle bir kıvılcım sıçrattı ki kor büyüseydi bir ışık yakılabilirdi. Hume, aklı, kendisine hesap vermeye çağırdı: Akıl hangi hakla bir şeyin öyle bir yapıda olabileceğini düşünebiliyor ki? Metafizik hayal gücünün gayri meşru çocuğundan başka bir şey değildir. Aklın metafiziği düşünebilecek yetisi yoktur çünkü o takdirde kavramları sırf uydurmalar olurdu. Metafizik hiç yoktur. Olamaz da"anlamına gelirdi. Kanta göre: Hume'un vardığı sonuç, vakitsiz ve yanlıştır. Keskin görüşlü selefim HUME'un korktuğu gibi deneyden türetilmeyip, saf anlama yetisinden kaynaklandıklarına artık emin olduğum bu kavramların türetimine geçtim. HUME'un sorununu saf akıl yetisinin tümü açısından çözmeyi başardm._Humenin yanılgısı : Bir şeyin doğru olduğunu bulunca öznel zorunluluğu nesnel sanma alışkanlığından başka birşey değildir.
    _Eğer insan başka birinin bize bıraktığı, bir temele oturtulmuş ama sonuna kadar geliştirilmemiş bir düşünceden işe başlar ve bu düşünce üzerine düşünmeye devam ederse, kendisine bu ışığın ilk kıvılcımını borçlu olduğu o keskin görüşlü adamın ulaştığı yerden daha ileriye gitmeyi umabilir.

    _Sayduyu: Mantıklı yargılar vermek: Sayduyu ile en yavan gevezenin bile en sağlam kafa ile boy ölçüşmesi olağandır. Einstein ise, “Sağduyunun önyargılardan başka bir şey olmadığını” söyler.
    _Parçayı anlamak için bütünün tam kavramınını bilmek gerekli.
    _Eleştiri tam olmadıkça güvenilir değildir. Ya her şey belirlenmeli ya hiçbir şey.

    _Matematik ve doğa bilimleri biz her gerçekliğie gösterebilirler. Temelin temelinin gerçekliği için 4 soru karşımıza çıkar. Matematik, doğa bilimleri, metafizik ve bilim olarak metafizik nasıl olanaklıdır.
    _1. Matematik nasıl olanaklıdır? Deneye dayanmayan, kesin gerçekliğe dayanan, ufku gittikçe genişleten, saf ve sentetik bir bilgi nasıl olanaklıdır? Matematik görüseldir ve bir adım daha atlayarak onun temelindeki görüyi bulabilirsek matematik olanaklı hale gelir. Sintetik a priori bilgi olarak Saf Matematik, ancak ve ancak sırf duyuların nesneleriyle ilişki kurmakla olanaklıdır.
    ..........................................................
  • _Vatandaşlık; herhangi bir yerde işlenmiş haksızlığı her tarafta hissedilmesi durumudur.
    _Birbiriyle uyumsuz insanları bir arada yaşatan şey hukukun üstünlüğüdür. _Hukuk önünde herkes eşittir. Bir gruba şefkat diğer gruba nefret beslenirse adalet yara alır ve adaletin olmaması düzensizliğin ve kaosun başlangıcıdır.
    _Cumhuriyette harbe vatandaşların oyu karar verir. Savaşacaksın, harap olacaksın, para ödeyeceksin, yıkıntıları onaracaksın, gelmeyen barış yüzünden sürekli borçlanacaksın. Krallıklarda ise harp ilanı eğlence ilanı kadar kolaydır.
    _Tabiat ebedi barışı teminat altına alan büyük sanatçıdır. Her iklimde yaşayabilme imkanı, savaş aracılığı ile hukuki münasebetleri girişmeye zorlama. Kutuplardaki yağlı ayılar, çöldeki develerle evrimsellikten uyumdan bahsediyor. Altaylar, fin, Macarların kardeşliğinden ve tabiatın bu halkları harp despotluğuyla ayırıp yaymasından kaynaklanır.
    _Ahlak politika zıtlığı. Politika yılanlar kadar ihtiyatlı olun der ve ahlak ise kumrular kadar saf olun der. Ahlak tanrısı kudret tanrısının önünde boyun eğmez. Dürüstlük en mükemmel politikadır. Ahlaken doğru politik olarak yanlıştır. Ahlakı menfaatlerine göre kullanan politikacılar hukuksuzluğu meşru göstermek için bahaneler bulur ve ellerinden geldiği kadar hukukun ihlalini ebedileştirirler. Buna bütün milleti hatta dünyayı feda ederler. _İnsan hakları politikacılardan uzak tutulmalıdır. Politika ahlakın önünde eğilirse ışıkla parıldayacağı bir mertebeye yükselmeyi umabilir.
    _Bir Bulgar prensi, yunan imparatora: Anlaşmazlıklarımızı kan dökmeden teke tek bir düelloyla çözelim der. Yunan imp ise: Kıskaçı olan bir demirci kızgın demiri ateşten elleriyle mi çeker?

    _Mukadderat, azmedenleri yürütür, ayak diretenleri sürükler Seneca
    _Felaketlere boyun eğme, cesaretle karşı koy. Virgil
    _Devletin ağaç kökü gibi kendine has kökleri vardır. Devlet sadece bir toprak parçası değil, bağımsız insan topluluğudur. İnsan toplulukları birleşerek cemiyetleri oluşturur ve cemiyet birlikte yaşamak için hukuk kurallarına ve bu kuralları uygulayan devlet mekanizmasına ihtiyaç vardır._Devlet borç almamalı
    _Devletlerin gelirlerini aşan bir borç yükü diğer devletin savaş hazinesidir. Başka devletlerin iç işlerine karışmamalı.
    _Zehirleyici taktikler: Beyin yıkamak, kendi devletine düşmanlaştırmak, katiller kullanmak, kışkırtmak…
    _Harpte bile düşman hakkında az olsa bilr bir parça güven kalması gerekir yoksa barış and yapılamaz ve harp soysuzlaşır. _Harpte hukuk olmadığından kuvvet kullanarak hak savunmak zaruridir ve ebedi barış mezarlıkta gerçekleşecektir.
    _İlkel kabilelerde suçsuzluğu anlamak için: Kafalarını suya sokarlar, ateşte yürütürler ve çiğnemeden lokma yuttururlardı.
    _Liyakat mı önemlidir yoksa makam mı? Bir memur makamından ayrılıldığı zaman halkın arasına söner….
    _Demokrasi de bir istibdattır. Oy vermeyenlere karşı da kararlar alınabilecek bir kuvvettir.

    _Yönetimlerin devamlılığı için bazı sofizmalar: 1_Önce yap sonra özür dile. Bu hareketleri mazur gösterir. Önce şiddet sonra özür iknadan daha zahmetsizdir ve hareketi meşrulaştırır. Başarı en mükemmel tanrısal bir avukattır..2_İnkar et, suçu başkalarına at, söz oyunu yap..3_Halkı ayrıştır ve daima vatansever görünerek güçsüz halkı güzel bir gelecek umudu ile oyala.
    _Ebedi barışın nihai maddeleri: 1 -Cumhuriyet olmalıdır. Bir arada yaşayanların arasındaki hal barış hali değil her an patlayabilecek bir harp halidir. Bunu engelleyecek şey yasadır. 2 - Devletler hukuku :Hür devletlerden kurulu bir federasyona dayanmalı. Hukuktan yoksun bir devlet komşuları için de tehlikelidir. Vahşiler hukuku tanımayıp sorumsuz bir bağımsızlık içinde dövüşerek üstün gelmeye çalışıyor ve bu da medeni alemde hor görülüyor. 3- Dünya vatandaşlığı hukuku: Evrensel bir misafirlik şartları ile sınırlandırılmalıdır. Şehirde saygısız korkunç bir çılgın kalabalık kanlı bir ağızla uluyor. Vatandaşlık; herhangi bir yerde işlenmiş haksızlığı her tarafta hissedilmesi durumudur.
    _Tüm ahlaki kanunların yüce mahkemesi olan akıl, milletlerarası and olmadan barış kurulamayacağı için harbi telkin eder ve barış halini de mükellefiyet olarak tanır.
    _Filozofların kral olması beklenmemeli çünkü iktidarda olmak aklın muhakeme kabiliyetini yok eder. Fakat krallar filozofları konuşturmalı ve aydınlatıcı düşüncelerden ilham almalıdırlar.
    _İnsanla tanışmak başka tanımak başkadır.
    _Kötü düşüncelerin birbiriyle çarpışacak ve yerini ahlaki bir iyiliğe bırakır.
    _Ahlakın güzel tarafı kötülüklere karşı koymasından daha çok bizi aldatıcı düşüncelere inandırmaya yeltenen kötülüğe saldırması ve onu yenmesidir.

    _İhtilal_Bir diktatöre karşı halk ve askerler ayaklanır ve ihtilal yaparsa bu meşru bir hak mıdır? Haksızlıktır’! ve ihtilal başarısız olursa diktanın şiddetli cezalarına da şikayette bulunamazlar. Korkunç derecede güçlenen bir devletin komşuları kendi istikballeri için ittifak yapıp ona saldırma hakkına sahip midirler? Haksızdırlar. Güçlü saldırır zayıf savunur.

    Önsöz: Kant büyük bir alçakgönüllülükle deneme dediği bu eserde devrinin politik olayları karşısında çözüm arayan derin bir zekanın ışıklarını ve milletler arası barış için düşünürün fikirlerini…Fransız ihtilali ve Amerikan bğm. savaşı dönemleri yazılmıştır. Birleşmiş milletlerin işbirliğinden ilk kez bahsetmiş.
  • _Her şey algıdır. Başkalarında tiksinmeye neden olan şeylerden bazı insanların keyif almasının nedeni budur.
    _Yüce öznitelikler saygı uyandırırken, güzel öznitelikler sevgi. Gece yücedir; gündüz güzeldir. Dostluk yüce, sevgi güzeldir. Anlayış yücedir, nükte güzeldir. Cesaret yüce, maharet güzeldir. Dürüstlük yücedir; sevimlice gönül okşama zarif ve güzeldir. Bencil olmayan hizmet etme gayreti soyludur; incelik (kibarlık) ve teveccüh güzeldir.Dehşet duygusu uyandırcak derin yalnızlık yücedir. Yüce büyük ve yalın olmalıdır. Trajedi yüce komedi güzel. İleri yaş yüce, gençlik güzel. İri esmerler yüce, küçük mavişler güzel.
    _Kadın güzel, erkek yücedir. Bir kadın, bazı yüksek içgörülere sahip olmamasına, ürkek olmasına, ciddi işlere uygun olmamasına ve benzeri şeylere fazla içerlemez; güzeldir ve kendisine hayran bırakır, bu yeterlidir. Diğer yandan, bir erkekteki tüm nitelikleri talep eder ve ruhunun yüceliği, erkekte bulunduğu ölçüde bu soylu niteliklere değer vermeyi bilmesiyle kendini gösterir. Yoksa kaba saba suratlara sahip bu kadar çok erkeğin, hangi meziyetlere sahip olurlarsa olsunlar, bu kadar iyi yetişmiş ve güzel kadını eş olarak kazanması nasıl olanaklı olurdu!" yani çirkinliklerin güzellikle bütünleşmesi anlayışı, yüceliklerin güzellikle bütünleşmesine dönüşüyor. kadın kendinde olmayan "yüce" davranışları herhangi bir erkekte bulur ve eksik parçalarını çirkinliğine bakmaksızın ondan alır. Kant'a göre güzel olan büyüler, yüce ise harekete geçirir. Öyleyse bu durumda, çirkin, kaba saba olanlar, yücenin harekete geçirmesiyle bütünlüğü bulmuştur. Yani ki, yukarıda bahsettiğim bütünleşmeyi daha çok kadınlar istemiştir. Erkekler sadece büyülenmiş ve hayran kalmıştır. Kadın her ne kadar yüce olmaya ve erkek her ne kadar güzel olmaya çalışırsa çalışsın doğa buna müsaade etmeyecektir. Böyle bir durumda kadın erkeksileşmeye, erkek ise kadınsılaşmaya yönelecektir. Hiçbir şey tiksinti kadar güzele aykırı değildir; ve hiçbir şey gülünçlük kadar yücelikten aşağı değildir. Bu yüzden, hiçbir hakaret, bir erkeğe budala denilmekten, bir kadına da tiksindirici denilmekten daha fazla acı vermez. Bir erkek, yüce gönüllülükten kaynaklanan gözyaşları dışında asla ağlamamalıdır. Acıdan ötürü döktüğü gözyaşları, erkeği rezil eder.
    _Kadının felsefesi duyumsamaktır, muhakeme değil. Kadının tüm çekiciliğinin temelinde cinsellik vardır.
    _Sevilemeyecek kadar yüksek saygı duyulan kişiler vardır. Hayranlık uyandırırlar ama kendilerine sevginin teklifsizliğiyle yaklaşmaya cesaret edemeyeceğimiz kadar bizden yukarıdadırlar.
    _Yücelik, güzellikten daha güçlüdür ama güzellik heyeceanıyla yer değiştirmezse yücelik heyecanı yorucu olur. Uzun süre tadı çıkarılamz. Seçkin bir topluluktaki sohbetin ulaştığı canlı duygular neşeli şakalarla hemen dağılmalıdır ve gülme duygusu her iki duygunun birbiribi izlemesine fırsat vererek coşkun karşıtlık oluşturmalıdır. Yumuşaklık ve derin saygı güzelliğe yücelik katar.
    _Gözlem, diyalektiktir. Kant‟ın felsefesi hayatında, eleştirel-dönüş- transandantal-dönüş, öncelikle onun öze/töze dair bilgiye ulaşılıp ulaşılamayacağına, özün/tözün bilinip bilinemeyeceğine dair sergilemiş olduğu tutumla ilgilidir.
    _Metafizik gerçeği kavratma bilimidir. Asıl öz kavranamadığı sürece adına layık bir doğa bilimi de kurulamaz.
    _Trajedide başka birinin iyiliği için büyük fedakârlıklar, tehlike anında cesur kararlılık ve kanıtlanmış sadakat tasvir edilir. Orada sevgi acıklı, abartılı ve saygıyla doludur; ötekilerin talihsizliği izleyicinin göğsünde sempati duygularını harekete geçirir ve cömert kalbinin ötekilerin sıkıntısı için çarpmasına neden olur. İzleyici usulca duygulandırılır ve kendi doğasının asaletini hisseder. Kant, sempati duygusunun sadece başkalarının karşılaştıkları talihsizlik ve duydukları acı karşısında duyulduğunu ima eder gibidir. Smith de benzer düşünmektedir Fakat Smith‟e göre, aynı düşünce başkalarının yaşadığı sevinç duygularına ve yaşadıkları mutluluğa da uygulanabilir. Bu durumlarda yaşanan sevinç ve mutluluk ikiye katlanır. Yaşanan talihsizlik ve acı karşısında duyulan sempati (talihsizlik ve acıyı paylaşmak) ise onların şiddetini azaltır. Kant kendinden 5 yıl önce çıkan smithin Ahlaksal Duygular Kuramından etkilenmiştir. Kantın öznel duygulanışı her konuda rehber edinir ama yalnızca güzellik ve yücelik duyguları için geçerli değildir. Acıyanın acısını, sevinçlikini sevincini hissetmek nesneldir. Çirkin ve korkutucu yüce ve güzel olabilir.
    _ Kant, günlük dilde birbirine karıştırılan fakat çok farklı felsefe dallarının araştırma konusu olan bu anlamlar arasında ayrım yapmıyor. Tersine bu çok anlamlılığı üstleniyor. Bu doğal olarak estetiği moralize ve ahlakı estetize etmesine yol açıyor. Mesela güzel ama tatsız yemek, yakışıklı ama kötü insana güzel diyor. Ve güzel kadın yüce erkek derken biyolojik bir yaklaşım sergiliyor. __“İçinde her iki duygu birleşen kişiler, yücelik heyecanının güzellik heyecanından daha güçlü olduğunu görür; ama güzellik heyecanıyla yer değiştirmez ya da ona güzellik heyecanı eşlik etmezse, yorar ve uzun süre tadı çıkarılamaz._Yüce daha büyük olduğundan erkek daha mı üstündür.
  • _Ahlak Metafiziğinin işi, olanaklı bir saf istemenin yani ahlakın en yüksek ilkesinin araştırılmasından öte bir şey değildir. İnsanın istemesinin eylem ve koşullarını araştırmak değil. Saf ve pratik eleştiri arası geçiştir.
    _Metodum_1- Sıradan ahlaktan felsefi ahlaka geçiş 2. Yaygın ahlak felsefesinden ahlak metafiziğine geçiş 3- Ahlak metafiziğinden pratik alha yolculuk
    _Temel soru, özerklik ve özgür istenç, belirlenimci bir Newton evreninde nasıl olanaklıdır?

    _Evrende İyi istemeden daha iyi bir şey yoktur. Karakter ve mizaç özellikleri, zenginlik, itibar iyidir ama iyi bir istemenin olmadığı yerde insanı haddini bilmez yapar. İsteme yalnız kendi başına iyidir; isteme hiçbir şeyi başaramıyorsa da yine mücevher gibi parlar. İsteme dilek değildir. Tüm gücün harekete geçirilmesidir. Yararlılık veya verimsizlik bu değere ne bir şey ekleyebilir, ne de ondanbir şey eksiltebilir. Yararlılığı alışverişte dikkat çekilmesi için bir çerçeve gibidir, değerini belirtmek için değil.
    _İnsan ne kadar çok bilgiyle zenginleşirse o kadar yük yüklenir ve mutsuz olur. Akıllarını kullanmayan ve içgüdüleriyle yaşayan cahiller ise hafif ve mutludur. Bilgili insanlar cahilleri küçük görmekten çok onların mutluluklarına imrenirler.
    _Duyular dünyası ve akıl dünyası farklıdır. Duyular dünyasında aynı nesneye bakan herkes farklı şeyler görür. Akıl dünyasında herkes aynı şeyi görür. Aklı dünyası duyular dünyasının da sınırlarını çizdiği için daha yücedir. Özgürlük, doğa yasalarının, ahlakın temelinde olduğu gibi akıl dünyasının da temelini oluşturur. Kendimizi ozgur olarak duşunduğumuz zaman, akıl dunyasında ve ahlaklılıkla birlikte kabul ediyoruz. Kendimizi yukumluluk altında duşunduğumuz zaman ise, kendimizi duyular dunyasına ve anlama yetisinin dunyasına ait sayıyoruz._Akıl dünyasında ahlak, duyular dünyasında mutluluk vardır. Duygu dünyası da zaten akıl dünyasının içindedir.
    _Doğada her şey yasalara gore etkide bulunur. Yalnızca akıl sahibi bir varlığın, ilkelere gore eylemde bulunma istemesi vardır.
    _Kesin buyruk tektir ve şudur: Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre eylemde bulun. Yalnızca kesin buyruk pratik bir yasa olduğu etkisini uyandırıyor, geri kalanların hepsi, gerci istemenin ilkeleridir,
    _Akıl sahibi varlıklara kişi denir, akılsız varlıklara da şey denir. Çünkü akıl sahibi varlıklar kendilerini kullandırmazlar, şeyler ise kullandırır. Akıl sahibi varlık ise istemenin krallığında kendini bir yasa koyucu olarak görmelidir. Yasa koyucu olarak başkalarının istemesine bağlı olmadığında ise krallığın başıdır. Akıl sahibi bir varlığın en büyük amacı ahlaklılıktır çünkü sadece onun sayesinde amaçlar krallığında yasa koyucu üye olabilir.

    _Felsefeyi Mantık, Fizik ve Etik olarak üç bölüme ayırır. Mantık düşünmenin genel kurallarıyla uğraşır. Fizik doğa yasalarıyla Etik ise özgürlüğün yasalarıyla ilgilenir. Saf bir ahlak felsefesinin imkanını araştırır.
    _Yunan Felsefesi 3 bilime ayrılıyordu: Fizik etik ve mantık. Önemli olan bunların dayandığı ilkeyi belirlemektir. Her akıl bilgisi ya içeriklidir ve bir nesneyi ele alır ya da biçimseldir ve nesnelerde ayırım yapmaksızın, anlama yetisi ile aklın yalnız bicimiyle ve duşunmenin genel kurallarıyla uğraşır. Bicimsel Felsefeye mantık denir. İçerikli felsefe de 2ye ayrılır. Doğa yasalarını kapsayan fizik ve özgürlüğün yasalarını kapsayan etik. Doğa olan ve etik ise olması gereken yasalardır. Etiğin deneysel kısmına pratik antropolojii, mantıksal kısmına ahlak denir .Sırf biçimsel felsefeye mantık, biçimin belirli parçalarıyla yetinen felsefeye metafizik denir. böylece doğa ve ahlak metafiziğinin özü ortaya çıkar.
    _Butun meslekler ve sanatlar işbolumunden kazanclı cıkmışlardır; İşlerin bu şekilde ayrılıp bolunmediği, herkesin her telden calar olduğu yerde, meslekler hala en buyuk barbarlık durumundadırlar.

    __Gorunuşlerin arkasında gorunuş olmayan bir şeyin, yani şeylerin kendilerinin olduğunu; ama aynı zamanda, onları bizi uyardıkları şekilden başka turlu hicbir zaman bilemiyeceğimizden, onlara daha cok yaklaşamıyacağımızı ve kendilerinin ne olduklarını hicbir zaman bilemiyeceğimizi kabul etmemiz gerektiği sonucu kendiliğinden ortaya cıkar. _Özgürlük, yaptıklarımızda ve yapmadıklarımızda aklı kullanmamızı olanaklı kılan tek patikadır ve ondan vazgeçmek olanaksızdır.
    _Pratik akıl, her şeyi anlamaya kalkarsa sınırını aşmış olur. Negatif duşunce sınırlarını aşmış ve hakkında hicbir şey bilmediği bir şey konusunda bir şeyler bildiğini ileri surmuş olur.
    _Saf aklın nasıl pratik olabileceğini açıklamakla, özgürlüğün nasıl olanaklı olduğnu açıklamak aynı şeydir ve sınırı aşmaktır.
    _İnsanın mutlak değerini tek başına oluşturan şey yasaya saygı gudusudur.
    _Eğer doğanın amacı aklı olan bir varlığın mutluluğu olsaydı, tüm istemeyi onun içgüdülerinde bırakırdı. Akıl, yaşamın tadını cıkarmak icin ne kadar cok uğraşırsa, insan hakiki memnunluktan o kadar uzaklaşır. Akıl varoluşun amacını çözmek içindir.
    _Yaderklik, özerkliğin karşiti. dışarıdan gelen yasaya, buyruğa göre davranma.
    _Koşullu buyruk: Bir şeyi başka bir şeyi istediğim için yapmalıyım. Buna karşılık ahlak buyruğu şoyle der: Başka bir şey istemesem de, şoyle eylemde bulunmalıyım. Soz gelişi biri der ki: Saygınlığımı korumak istiyorsam, yalan soylememeliyim; diğeri ise şoyle der: SSana en ufak bir ayıp getirmese bile, yalan soylememeliyim.
    _Kesin buyruk nasıl olanaklıdır?_ Özgurluk idesi beni duşunulur bir dunyanın uyesi yaptığından, kesin buyruklar olanaklıdır.
    _İlgi duymak, aklın istemeyi belirleyen bir neden olmasını sağlayandır. Bundan dolayı en cok akıl sahibi bir varlık icin “ ilgi duyuyor" denir, akıl sahibi olmayan varlıklar ise yalnızca duyusal dürtüler duyar.
    _Ödeve uygun eylemlerin ödevden dolayı mı, yoksa bencil bir amactan dolayı mı yapıldığı kolayca ayırt edilebilir._Yaşamak ödevdir. Mutsuz insanın intihar etmeyip yaşamını sürdürmesi eğer ödevden dolayı ise ahlakidir eğer korkudan yada başka nedenden ise değildir. _Karakterin eşsiz bir şekilde yuksek olan değeri, eğilimden dolayı değil, odevden dolayı iyilik yapmasında ortaya cıkar. Kendi mutluluğunu güvence altına almak ödevdir çünkü bunun sonucu mutsuzluk ödevi çiğnemek için ayartmaya dönüşebilir. Dinde düşmanını da sev der ama sevgi buyurulamaz ama ödevden dolayı yapılır._Ödevden dolayı yapılan eylemin ahlaksal değeri amaçta değil iradededir. İstemenin yasa tarafından belirlenmesinin ve bunun bilincinin adı saygıdır. Doğal yeteneklerimizi genişletmeyi de odev saydığımızdan, yetenekli bir kişide sanki bir yasanın örneğini goruyoruz. Bu da saygımızı oluşturuyor. Ahlaksal denen her ilgi yalnız ve yalnız yasaya saygıdır.
    _Maksim_Öznel ahlak ilkesi. Maksimimin genel yasa olmasını isteyebileceğim şekilden başka türlü davranmamalıyım.;
    Soru, zor duruma duştuğumde, tutmama niyetiyle bir soz verebilir miyim? Şunu sorarım: Yalanla, kendimi guc durumdan sıyırma maksimim genel bir yasa olacak olsa, memnun olur muydum? Boylece cok gecmeden farkına varırım ki, yalanı gerci istiyebilirim ama yalan soyleme konusunda genel bir yasa hic istiyemem. _Maksimler, akıl sahibi varlıkların bu nesnel ilkesiyle uyuşmuyorsa, eylemin zorunluluğuna pratik zorlama, yani ödev denir.
    _Dunyanın gidişi konusunda deneyimsiz, bu gidişteki olup biteni kavramaktan aciz, kendime yalnızca şunu sorarım: kendi maksiminin genel bir yasa olmasını da istiyebilir misin? Bunu isteyemeyeceğim yerde, o reddedilecek bir maksimdir; vereceği zarardan dolayı değil, genel yasamada ilke olarak yer almağa uygun olmadığından.
    _Ahlaksal değer soz konusu olduğunda, sorun olan, gorduğumuz eylemler değil, eylemlerin gormediğimiz o ic ilkeleridir.
    _Dedikodular sığ kafaların pek hoşuna gider.
    _Butun ahlak kavramlarının kaynağı akılda bulunur; onlara deneysel olandan ne kadar katıyorsak, eylemin sınırsız değerinden de bir o kadar eksiltiyoruz.
    _isteme pratik akıldan başka birşey değildir. İsteme, eğilimlerden bağımsız olarak iyi olduğunu bildiği şeyi secme yetisidir. …
    _Aklın emri buyruktur. Butun buyruklar bir “ gerek”le dile getirilirler. İyi olan bir isteme, nesnel yasalara bağlı olur, İşte bundandır ki, tanrısal bir isteme icin buyruklar gecersizdir. Bir istemenin aklın ilkelerine bağımlılığına ise ilgi denir.
    _Ahlaksal buyruklar, özgürlükle ilgilidir. Pragmatist-faydacı-buyruklar refahla ilgili, teknik buyruklar sanatla ilişkilidir.
    __Mutluluk kavramını oluşturan oğelerin hepsi deneyseldir, Zenginlik mi istese? Onu nice kaygılar, kıskanclıklar, tuzaklar icine boğazına kadar batırabilir. Cok bilgi ve kavrayış gucu mu istese? Belki de bu, şimdi ondan saklanan ama kacınılamıyacak olan kotulukleri açığa çıkarır, Uzun bir yaşam mı istese? Bunun uzun bir sefalet olmayacağma kim guvence verir ki? Bari sağlık mı istese? Kac kere bedenin rahatsızlığı, kusursuz bir sağlığın surukleyebileceği aşırılıklardan bir insanı alıkoymadı mı? Demek ki mutlu olmak icin, belirli ilkelere gore değil, yalnızca deneysel oğutlere gore, orneğin perhiz, tutumluluk, nezaket, sakınganlık oğutlerine gore eylemde bulunmak yeter; mutluluk aklın bir ideali değil, sırf deneysel nedenlere dayanan hayal gucunun idealidir;
    _Özgürlük, istemenin özerkliğini açıklamanın anahtarıdır. İsteme bir tür nedenselliktir. Doğa zorunluluğu, etkide bulunan nedenlerin yaderkliğiydi. _Özgürlük bütün akıl sahibi varlıklarını istemesinin özelliğidir. Ahlak bir yasadır ve ahlaklılığı sadece ozgurluğun ozelliğinden turetmek gerektiğinden, ozgurluğu de butun akıl sahibi varlıkların istemesinin ozelliği olarak kanıtlamak gerekmektedir.
  • _Hastanın sırlarını hissettiğimizde, deliliğin sistemini de keşfederiz ve ruh hastalığının yalnızca bize hiç de yabancı olmayan duygusal sorunlara verilmiş sıradışı bir tepki olduğunu görürüz. (Çağrışım test deneyleri Jung'a ün kazandırmıştır.)
    __Mantıksal düşünme ile düşsel düşünme farklıdır. Mantıksal düşünce, etkin ve bilimsel. Buna karşılık düşsel düşünme edilgin ve mitolojiktir. Antik çağlarda yaşayanlarda modern çağda edinilen mantıksal düşünme kapasitesi yoktu.
    _Rüyamda, yanımdan düşüncelere dalmış yaşlı biri geçiyordu. Birisi "O ölemeyen biri. Öleli 30-40 yıl oldu, ama hala çürüyemedi," dedi.
  • _Zihinsel anormallik gibi görülen şey, üstün zeka gücünün kılık değiştirmiş hali olabilir.
    _Kimi sanatçıların durumu sevgisiz çevrenin yıkıcı etkisinden korumak icin kötü özellikler gösteren terk edilmiş çocuk erotizmine benzer. Acımasız ve bencil. Ahlak ve hukuku çiğneyerek güçlü bir bencillik sergileyebilirler..
    _Ruh hastaları; bilinçsiz, gerçeklikten kopuk, sonu gelmez tutarsızlıkları olan, değer yargıları dumura uğramış, öznel ile nesnel gerçekliği karıştıran, hezeyanlar, çocukluk enkazı, ani düşünce değişiklikleri, duygu körlüğü… Şizofrenik kişilik gerçeğe yabancılaşır ve bölük pörçük kişiliklere, komplekslere dönüşür. Van gogh şizofrendir. Ruh hastasında anlamın grotesk gerçekdışılıkla bozulması kişiliğinin yıkımı sonucudur.
    _Sevginin olmadığı yerde sanat da olmaz. Sanat sevgiyle yapılır. Sanat yürekten gelir. Yürek bozuksa sanat da bozuktur.
    _İnsan ne yiyorsa odur.
    _Her yaratıcı pozitif yetenek, çocukluktaki negatif bir niceliğe dayanır.
    _Bilim, tarafsız, önyargısız ve kapsayıcı bir doğrunun peşinden koşar. Psikanaliz ise baskıcı dönemin sonundaki nevrotik bireylerini vaaz eder.
    _Parıldayan her şey altın değildir.
    _İdeallerimiz, güdülerimizin kılık değiştirmiş dışa vurumu olabilir._
    _Kültürlü Romalılar Hristiyanlarin boş inançlarına hayretle bakarlardi.
    _Bir şeyin sonu karsitinin başlangıcıdır. Pozitif negatife dönüşür.Tao.
    _Bir yapıtı sembolleri ile kavrariz eğer sembol yoksa olduğu gibidir.
    _Mitolojik figürler şekil degiştirmistir. Toprak ana sebze satan şişman kadındır. Kartalın yerini uçak almıştır.
    _Sanat eserleri psikolojik ilaçlardır. Bunlar parçalamaya başladıkları ilkel değerleri fanatik bir tekyanlılıkla zayıflatırlar.
    _Toplum o kadar çok içe kapanmış ve yalıtılmış ki, bu kabuğu kırmak için Joycevari patlayıcılardan aşağısı yetmezdi. Joycenin çağdaşları o kadar ortaçağ önyargılarıyla doludur ki bunu kırmak için joy ve Freud gibi peygamberlere ihtiyaç vardır
    _Hapisten kaçan için ıssız çöl bir cennettir, ışıktan gözleri kamaşan için karanlık bir nimettir._
    _Duygu körelmesi, ortalıkta çok fazla sahte duygu olduğunda kendini bir tepki olarak gösterir. Duygularımızın kurbanıyız. Duygusallık barbarlığın üzerine dikilen yapıdır
    _Peygamberler edepsizdir ve zamanın psişik sırlarını bilmeden sözcülüğünü yapmakta olup bir uyurgezer kadar bilinçsizdir. Zamanın ruhu onu konuşturur. _Zorba demagog musanın, sinanın tepesinde bulunduğunu düşündüğü ve zekice bir tezgahla insanlara zorla kakalanan bir çeşit metafizik polis olan gardiyanlardır.
    _Sanatçılar, kahinler ve peygamberler aynı kaynaktan beslenir. Ona sırt çeviren gunahkarlar yikicilar ve delilerdir. Çağa yüzünü karartan yikicilar, kurbanlar, ateşe yaklaşan deliler da vardır. Boş inanç yüzünden bir çok şeyi reddediyoruz ama ilkeller bunun farkındaydı.
    _Psişe çok renklidir. Biz onun dışavurumlarını görebiliriz. Psiokojik süreçler nedenselike açıkanabir ama kökleri biinçdışının sonsuzluğuna uzanan yaratıcı süreç kaçmayı başarır. Kendini disavurumlarla belli eder. Psikolog ile eleştirmen yaklaşımları farklıdır. Eleştirici açısından değerli olan psikolog açısından önemsiz görülebilir. İlkel deneyimler öteki dünyaları mi yoksa ruhun karanlığını mi anlatıyor bilinmez

    _Hekim Paracelsus_1493 Zürih. Güneş akrep burcundaydı ve bu zehir dağıtıcıları ve hekimler için olumluydu. Akrep burcunun efendisi gücü cesaretinden, zayıflığı kavgacı huyundan kaynaklanan gururlu marstır._Doğa insandan daha güçlüdür ve hiç kimse onun bu etkisinden kaçamaz. Suyun serinliği, derin vadi, kayaların sertliği, ağaçların eğri büğrülüğü, yüksek dağlar... orada doğmuş olan bu hekime, karakteristik İsviçre inatçılığı, kararlılığı, soğukluğu, özgüven ve gurur kazandırmıştır. Aslında parac, İsviçreli değil gayrimeşru bir şövalye çocuğudur. Aristokratik yaşam damarlarında dolaşıyor ve gömülü halde duruyor._ Babasının aşağılık duygusu oğlu babasının haklarının intikamcısı yapacaktır. Babanın teslimiyeti oğulda yıkıcı bir hırsa dönüşecektir. Her türlü otoriyete babalık hakkı iddia eden her şeye babasının düşmanıymış gibi savaşacaktır. Babasının kaybettiği özgürlüğü kazanmaya çalışacaktır. İyi bir eğitim almadı çünkü otoriyer bir eğitim onun için bir tabuydu. Kendi kendini yetiştirdi. Sokakta cübbe yerine amele giysisi giyerek saygın kesimi öfkelendirmişti. En nefret edilen kişiydi. Lakabı azgın boğa-huysuz eşek._Dünya canlı ve büyük bir küredir. İnsan da küçük bir mikrokozmozdur ve dışarıda olan her şey içeridedir…paraca göre doğada cinler cadılar karabasanlar ile doludur. Vebanın genelevdeki şeytandan kaynaklandığnı yazmıştı imparatora. Hastalıklar cisim değildir ve ruha karşı ruhla mücadele edilmeli. O her şeyi kökünden koparan ve geride bir enkaz bırakan bir kasırgaydı. Patlayan volkan gibi harabeye çeviriyor ama aynı zamanda hayat veriyordu. İnsan onu ya küçümser ya abartır. onun çok yönlü doğasının tek yönünü bile anlama çabası doyuma ulaştırmaz. O bir okyanustur, kaostur ya da tanrının bir simyası._ Hem muhafazakar hem devrimciydi. Kiliseye ve batıla muhafazakar ama tıpta kulkucu ve isyankardı. Astrolojiyle ve bedendeki yıldız teorisiyle ilgilenirdir. Hekim içsel semayı bilmeli yoksa sadece astrolog olur. Gökkubbe sadece kozmik boşluk değil insan bedeninin bir parçasıdır. Leş neredeyse akbabalar orada toplanır. Hasta ve tıp neredeyse hekimler de orada toplanır. Gökyüzü-sema sadece yıldızlarden değil, içimizdeki yıldızlardan da oluşur. İnsanda da kutuplar ve burçlar kuşağı vardır. insan içindekileri bilirse hastalığını, sağlığını bilir. Sema insan, insan d asemadır ve bütün insanlar tek bir sema, sema da tek bir insandır. Yıldızlar hem hastalık hem de sağlık getirir. İlaçlar güneş tarafından kalbe, ay tarafından beyne, Venüs tarafından böbreklere, jübiter tarafından karaciğerlere, mars tarafından safraya yönlendirirli. Yıldızğanmesi olumsuzsa hekim tüyerdi ve bu da hoş karşılanırdı. Psişesinin ilkel karanlığından faydalanmıştır. En beter hurafelerden beslenen batıl inançlar ortaya çıkarılmış.

    _Freud_Tekniği, kendi kendine geliştirdiği ve akademik bilime batan bir diken olmuş ve daha sonra serpilmiştir. Viktoria baskıcı politikaları dönemi, ortaçağ kültürünün devam ettirilmek istendiği ve devrimcilerin ezildiği… bu zorunlu koşullar, freudun öğretilerini belirledi. Voltairenin- Kötüyü ezelim. Düzturunu benimsedi. Freudun değeri, tıpkı sahte putları yıkan bir peygamber gibi, çürümüşlüğü teşhirinden gelir._rahipler eskiden beri psikanalizi uygulamaktadır. Freud geleceğe yönelik çözümler sunmaz. En cesaretli kişiler bile arzularını bastırırlar. Freud bu bilinç krampları için yüceltme fikrini ortaya attı. Simyacıların kötüyü iyiye, yararsızı yararlıya çevirme hilesinden başka bir şey değildir. Freuddan önce nevrozlar, tuhaflıktan ibaretti ve Freud cesaretle bunun üzerine giderek tıp-psişe ayrımına olanak sağladı. Freuz bir sinir uzmanıdır ama hiçbir felsefi görüşü yoktur. Ne psikoloji ne felsefe eğitimi görmüştür. Papaz psikanalizinde şeytan, normal psikanalizde şeytanın yerine başka nevrotik şeyler koyulur. Kötü ruh zararsız bir psikolojik takıntıya dönüştürülür. Freud, gözünden nevrozu hiç ayırmadı ve herkeste kusur aradı. Freud büyük bir yıkıcıydı. Peygamber gibiydi. freud, çürük dişi can yakarak oyan bir dişçidir ama altın dolguya gelince, dişin içini doldurmaz. Freud psikolojisi 19. yy. materyalizminin dar sınırlarındadır. Bu tek yanlılık bir zorunluluktu ama sonra yeni fikirlerin ortaya çıkmasıyla bir kusursa dönüştü. Bilimsel hakikatin anası sadece kuşkudur.
    Geçmişin hurafesinin bir karabasan olarak canlandırdığı şeyi bir yanılsama olarak görüp, maskesini düşürmek ve zararsız bir köpeğe dönüştürmek istedi.
    _Freud tekniğinde, düşünceler ile ahlak çeliştiğinde hasta duygularını bastırır. Bastirilanlar bilinç tarafından suçlu olarak algılanır. Kimse mükemmel değildir ve herkeste bu olay yaşanır. Bilinçaltı hareketlidir ve fanteziler üretir. Nevrozun tek nedeni bastırılmış cinsellik değildir. Freud onyargilidir...

    _Richart Wilhem_Farklı noktalardan başlayan yollarımız kuyrukluyıldızlar gibi kesişti. Doguyla batı atasi köprü kuran bu aklı saygıyla anıyorum. Çinlilerin zihinlerin derinliklerini araştıran ve oradaki gizli hazinesi ortaya çıkaran bir misyiner. Herkesi kucaklayan ve Hristiyan kiminden Avrupa kibrinden eser olmayan. Yabancı şeyleri yeniden şekillendirip form veren verimli bir beyin. En büyük başarısı Tao cevirileridir. Tao çin kültürünün ruhu. Çin alimleri binlerce yıl bu kitaba katkı sundu. Çin ruhuyla bakış açınız değişti. Tao bilimselliği aykırıdır. Tabudur. Bir prof Çin'in niçin bilim uretmedigini sormustu. Tao Çin'in bilimidir. Bizimkinden farklı bir bilim. Nedene değil eszamanlilifa dayanır. Nedensellik bilinçaltını açıklamaya yetmiyor. Psişik paralellikler başka bir tür ilkeye bagliydi. İnsan doğduğu zamanki astrolojik özellikleri taşır. Sonraki yorumları değil. Tao da astrolojik bağlantılara benzer. Wilhem taoyu kullanarak tahminlerde bulunmuş ve gerçekleşmiştir. Dilenciye yardım ona iş vermekle olur. Batili ruhani dilenciler doğunun düşünce dünyasını taklit etmekten öteye gidemedi. Doğudan sadaka aldılar. Binlerce yıllık çin kültürü çalınarak elde edilemez. Çalışarak haketmeliyiz. Korsanlar gibi değil. Çin bilgeligi karanlıkta parlar. O Çin'in savaş yoksulluk umutsuzluğu dan kaynaklidir. Doğuyu fethettik ama doğu kültürüyle bizi fethetti. Hastaların huzuru, ferahlığı için her türlü egzotik hurafeyi ithal ediyoruz. Hakikatler yakındır ama insan bunların gizli ve karmaşık olduklarını sanir. Çin, karmaşık şeyleri basit şekilde anlatır.

    _Psikoloji ve edebiyat_Psikoloji sanatın sadece yaratma aşamasını analiz edebilir, özünü değil. Dini de öyle. Yoksa bunlar psikolojinin alt kategorileri onlardı. Sanat hastalık değildir. Sanatın önemi kişisel sınırlamaların dısina çıkıp, yaratıcısının kişisel kaygılarının ötesine geçmesinden kaynaklanır. _
    _İnsanla sanatın ilişkisi, bitkiyle toprağın ilişkisi gibidir. Bitki yalnızca toprağın ürünü değil. Bağımsız bir süreçtir. Sanat eseri de böyle. İnsanı bir gıda olarak kullanarak yeteneklerini kendi amacını gerçekleştirmek için sekillendiren canlı ve özerk bir varlık. Sanatçı içindeki yabancı durtuye itaat ederek onun götürdüğü yöne gider. Kendine ait olmayan kontrol edilemez bir gücü kullanır. Sanatçı yaratilanla özdeş değildir. İkinci kisiymis gibi yabancı bir iradenin çemberine düşmüş gibidir. Şairin özgürlük içinde yarattığını dusünmesi aldanmadir. Yuzdugunu sanmakta ama o sadece nehirde yaratıcı bir süreç tarafından suruklenmektedir. Sanatçı kendi eseri tarafından esir alınmıştır. Yaratıcı dürtü bir ağaç gibi psisede büyür. Bu otonom komplekstir. Benliği kendine hizmetkar kilabilen otorite. Yaratıcı sürece uyan sanatçı boyun eğen birine dönüşür. Yaratıcı süreci yabancı gören öteki sanatçı ise boyun eğmeyen hazırlıksız yakalanan biridir. Toplum için sanat kontrollüdür anlaşılır dizeydedir. Sanat için sanat icseldir ozerktir ve sürükleyicidir. Bilinç devredışıdır. Bilincimiz gelişir ve zamanında göremediğimiz eserleri farkederiz. O anlam hep vardı ve zamanın ruhunun yenilenmesine semboller cozulur. Sembolik olmayan yapıt duygularımıza daha fazla seslenir çünkü tamamlanmıştır. Sembolik yapıt bize meydan okur, heyecan verir ama estetik haz vermez. Sanatçının psisesinde oluşmaya başlayan bağımsız bir kompleks. Bilinçle bağlantı demek onun ozumsendigi değil algılandığı anlamını verir. Kompleksin bağımsızlığı buradadır. Sanatçının coskunluk halı patalojik bir noktaya yaklaşır. Bağımsız kompleks psisenin bir özelliğidir. Bunun varlığının farkında olmaması yüksek bilincdisilik düzeyini açığa vurmakta. Bağımsız kompleks bilinçli yandan çekilen enerjiyle gelişir._
    __Bir yapıtı sembolleri ile kavrariz eğer sembol yoksa olduğu gibidir. Sanat yaratıcılığına nasıl bir ilksel imge yatmakta. Kaynağı bilinçdışı mitoloji alanı olan insanlığın ortak mirası kollektif bilinçaltı. _Freudun bağırsak boşaltan yöntemine bırakmak istiyorum. Sanata akarsuyun çamurlu kolları uzanmakta ve eseri sembol yerine septoma dönüştürür._ Kolektif bilinçaltı bastirilmamis bağımsız bir olusumdur ve unutulmamıştır ve teknikle geri getirilmesi mümkün değildir. Kalıtsal olarak geçen bir potansiyel. Arketip zamanla hortlak olarak ortaya çıkan mitolojik bir figurdur. Ataların deneyimlerinin psişik tortusudur. Nehir gibi bazın sığ bazen gür şekilde. Arketipik bir durumda sanki bir güç tarafından ele geçirilmiş ve coşkusuna kapılmış gibi rahatlar ve bireylikten çıkıp ırk olmuşuzdur. İçimizde atalarımızın sesi yankılanır. Gizli güçlere, kollektif bilinçaltının temsillerine idealler deriz. İdealler arketipik farklı çeşitleridir. Anne arketipi anavatan, baba arketipi Atayurt. Ataların ruhlarını barındıran toprağa gizemli katilisidir. Yaratıcı süreç de arketipsel etkinin bilincdisinda harekete gecirilmesyle ve değerlendirilmesiyle tamamlanır. Sanatçı ona şekil vererek bugüne aktarır ve geriye, yaşamın en derin kaynağına giden yolu bulmanızı sağlar. Sanatın önemi buradadır. Çağın ruhunu eğitir ve eksiklikleri ortaya çıkarır. Sanatçı bilinçdışı imgeyi cagdaslarina kabul ettirene kadar dönüştürür

    _Freud nevrozlarin ve yaratıcı sürecin çocukluk cagindaki psişik komplekskerde olduğunu keşfetmişti. Nevroz doyumun aracının yerini alır. Ne kadar çok kisisellik varsa ortaya çıkan şey o kadar az sanat eseridir. Kisisellik bir kusurdur ve nevrozdur. Kisiselligin üstüne çıkıp yürekten seslenmeli. Freud sanatçıların çocuksu otoerotik özellikler gösteren az gelişmiş kişilikler olduğunu söyler. Sanatci özgür bir birey değil, sanatın amaçlarına kendi üzerinden varmasina izin veren biridir. İnsanoflunun psişik yasaminin bir araci
    _Deha kendini farklı şekillerde gösterir. İçinde gizli bir tanrı olan üstün yetenekli kişiyi diğerlerinden ayirdeden düşüncesinin saflığı ve özgürlüğü. Ne olduğunu bilmediği yarati durtusunun esiridir. 2 guç savaş halindedir. Sıradan insan ile yaratıcı güç. Her birimiz bir enerjiyle dogmusuzdur. Sanatçı ise bu enerjiyi ele geçirir. Yaratıcı dürtü insanın içindeki enerjisini boşaltır ki insan ya ilkellige ya da cocuksuluga çevirir.
    _Bebek gibi sanat da insanın içinde gelişir. Faustu yaratan göte değil. Göteyi yaratan faussttur. Sanatçı kolektif bilinçaltının derinliklerine dalmıştır. İnsanları da sürükler. Büyük sanat eserlerinin etkili olmasının sırrı budur.

    _James Joyce_700 sayfalık boş bir kitap. Beklenti insanı mahveder. Joycenin malzemesi- metafizik bir nihilizim. Kitap geriye doğru da okunabiliyor, ne önü ne arkası vardı. Oscar wilde, sanat eserlerinin hiçbir işe yaramayan bir şey olduğunu savunuyordu. Kitabı eleştirme nedeni, beğeni ve eleştirenlerin çapraz ateşinde kalması ve bir prikitatristin düşündükleri. Psişenin tüm dışavurumlarına karşı önyargılıyım çünkü prikiyatristim.
    _Picasso_ joycenin edebi kardeşi. Picasso un psişik sorunlarıyla hastalarınınki aynı. Hastalar ya şizofren ya Nevrotiktir. Nevrotikler duygulu resimler üretirken sizofrenler duygusuz, kesik kesik, catlakli, psisik fay hatları gibi celiskili parcalanmalar. Picasso sizofrendir._ Picassoda koyu mavi bilincalti yeraltı anima, açık renkler, ve zitligin birlesimi....
    Soytarinin kim olduğu kendinden güçsüz birine olan baskıcı tutumuyndan anlaşılır. Kendinden daha iyi olanın yolunu tikiyorsun. O kabuğu kırıp çıkan büyük kisiliktir ve kabuk beyindi.

    _Kısa notlar_Histeri fantezileri. Sogukkanliligiyla tüm duygularını iliklerine kadar dondurabilir. Şeytanın sponsorluğu. Kozmik uzaydan dünyaya bakan ay gibi mesafeli ve kendi halinde. Aşkın önyargıların inancın nefretin esiri değil. Eserlerinden sanatçının ruhunu görebiliriz. Aklı bokuna karışmak. Yasam parlaricisi. Gelmiş gelecek en harika şey. Yuregi tazeler. Kızarmış ekmeğe sürülen kaymaklı Ballı tereyağı. Gübre yığını. İnsan dünyanın öteki ucuna kaçsa da kendinden kurtulamaz. Kendini asarak kendisi olur.
16 okur puanı
31 May 2018 tarihinde katıldı.