"Evlerimiz ve işlerimiz arasındaki yoldan ibaret yaşamlarımız; iyi olan her şeyden mahrum bırakılmıştı. Nefes alacak tek bir boşluk, ışık görecek ufak bir penceremiz kalmamış; çarpık bir eşitsizlik sarmalında hunharca öğütülüyorduk. Mahkum edildiğimiz bu umutsuzluk, çaresizlik ve tahakkümü sorgusuz sualsiz ürkek bir çocuk gibi kabullenmiştik. İnsani olan, insanı yaraşan her şeyden mahrum edilen hayatlarımıza savaşmadan boyun eğmiştik. Ne iki kadeh bir şey içebiliyor, ne yemeğe çıkabiliyor, ne tatil yapabiliyorduk. Ne güzel filmler seyrediyor, ne iyi oyunları izliyor, ne kitapları okuyabiliyorduk. Kiralarımız, faturalarımız uğruna F tipi bir yaşama sürülmüştük. Yine de bunlara bile yetişemiyor; kirayı da faturaları da denkleştiremiyorduk..."