Onlara göre ülke bir birlikti, onların birliği. Kendileri de bir birlikti, bilinçli bir gruptular ve her şeye toplum açısından bakıyorlardı. Bu nedenle zaman algıları tek bir bireyin umutları ve amaçlarıyla sınırlı değildi.
Tüm nüfusun sevgisiyle büyüyen çocukları, ülkemizdeki çocukların yanında öyle medeni kalıyordu ki, yeni açmış güllerle rüzgârda savrulan çalı topraklarını karşılaştırmak gibi bir şeydi bu.
Giderek kalabalıklaşan nüfus kaçınılmaz olarak standartların da düşmesine sebep oluyordu.
Peki bu kadınlar bu sorunla nasıl başa çıktılar dersiniz?
İnsanların mütemadiyen birbirinin önüne geçmeye çalıştığı, kimisi geçici olarak da olsa yükselirken çoğunun altta ezilmeye mahkûm olduğu, fakirlerden ve yozlaşmış insanlardan ümitsiz bir alt tabakanın oluştuğu, kimsenin ne huzur ne de dinginlik bulduğu, insanların hiçbirinde gerçekten asil özellikler bulunmayan bir topluluğa dönüşmelerine sebep olacak "varoluş mücadelesi" ile değil.