İnsanı düşüncesiz, duygusuz, anısız bir yaratık hâline sokan kâbuslu sıkıntıları, hiçbir şey, hiçbir dakika İstanbul'un hayalini zihninden silip çıkaramamıştı. Burada bıraktığı hayat, bütün yüzleri, bütün manzaraları, bütün anları, sesleri, adlarıyla, en küçük ayrıntısından en büyük coşkusuna kadar varlığının içinde hep canlı, hep hazır ve uyanık kaldı.
Zaten Anadolu çocuklarında bu büyük adam bakışı ve bu olgun erkek tavrı, seyrek görülen şeylerden değildir. Bunlar, bazı yaratıklar gibi, sanki doğdukları günden itibaren yürümeye, işlemeye ve hayatı anlamaya başlarlar.