Hayat akışında çok fazla şeye geç kalıyoruz. Derse, işe, arkadaşlarımızla buluşmaya, bazı cümleleri kurmaya, bazı duyguları söylemeye hatta belki hissetmeye bile... Bunu dibine kadar yaşadığım bir yıl oldu 2025. Oradan oraya savrulduğum bir yıldı. Bu cümleyi daha önce kurmuş muydum başka bir yıl için hatırlamasam da o zamanlar için kesinlikle abartılı bir cümleymiş, bu yıl içinse kesinlikle başka şekilde tanımlama yapamam.
Uzun zamandır, sanırım 2 yıla yaklaşan bir süredir de buraya uğramıyordum. 2026'nın ilk zamanlarında hayatımdaki neredeyse her şey değişmişken tanıdık hissettiren, ben olabildiğim bir yere gelme ihtiyacı duydum. Ve işte buradayım, upuzun bir iç dökme yazısıyla!
Bir sürü yeni insan tanıdım, hiç yapmadığım aktiviteler deneyimledim, çok fazla yer gezme şansım da oldu. Başlangıç masalsıydı, sonu ise tam bir kabus. Sahip olduğum çoğu şeyi kaybettim. Kendime inancımı, özgüvenimi, arkadaşlarımı, sevdiğimi bir tık geç fark ettiğim için hatalarla kendimden uzaklaştırdığım bir insanı... Tüm bunların akabinde gerçek bir kimlik krizi de peşimi kovalamaya başladı. Hiç bu kadar duygusal yükün ve düşüncenin altında aynı zaman dilimi içinde kalmamıştım. 1 haftada bir insanın hayatı tepetaklak olabilir miydi, bu mümkün müydü? Ertelemenin ne kadar lanet bir şey olduğunu her detayıyla görmüş oldum. Kafa karışıklıklarının çok büyük sonuçları olabileceğini de... Kötü bir karar vermek bile kararsız kalmaktan iyiymiş gerçekten. Bu söze inanmazdım, doğru bulmazdım daha doğrusu.
Tüm bunların sonucunda yoruldum. Bir şeyleri toparlayabilmek için fazlasıyla geç kalmıştım ve toparlamaya çalışırken elime yüzüme bulaştırdığım için artık imkansızdı da. Oturup bir mucize gerçekleşmesini beklemek bile faydasızdı, gerçekleşmeyeceğini biliyordum, o kadar da şanslı değildim o dönem.