• 672 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Ömrünü Mustafa Kemal’e adamış bir tarihçimiz, bir aydınımız Sinan Meydan’da Ekim ayına kısmet oldu bizlere. Birkaç ay sonra konusunda 24 yılını dolduracak olan Sinan Meydan bu alanda Ön Türk Tarihi, Cumhuriyet Tarihi ve Atatürk üzerine araştırmalar yapıyor. Bu araştırmalar bizim sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlar üzerine yapıldığında ben bir de kanıt ve belge sunularak yapılan araştırmalarsa bunlara tutulup kalıyorum adeta.
    Kitabın Giriş bölümü bile o kadar uzun ki çok değerli geldi gözüme. Özellikle birkaç başlangıç yazısı sonrasında en çok okuyan lider olarak anlatılması da benim çok hoşuma giden bir konu. 4289 kitaplık bir kütüphanesi olduğunu tekrar hatırlatalım. Nasipse 6 kitap sonra bende 1000 Kitap diyeceğim. O günü sabırsızlıkla bekliyorum. Öngörüsü, tarih bilinci ve en önemlisi de Türklük bilincinin nasıl geliştiği anlatılıyor. Bir zamanlar Ziya Gökalp okurken de bu konudan bahsetmiştim ama bu değerli büyüğümüzün yanında Namık Kemal, Mustafa Celalettin, Leon Cahun, Deguignes gibi aydınların da onun üzerindeki etkisini görüyoruz.
    Tüm bunların ardından (yaklaşık 50 sayfa) kitabımızın 1. Bölüm diye adlandırılan kısmına geçiyoruz. Bu bölümde Tarih, Emperyalizm, Türk Tarih Tezi ve Atatürk, Türkiye’de Tarih ve Arkeoloji başlıkları adı altında Osmanlı’da Tarih ve Arkeoloji konusuyla başlıyoruz, kulağımızın aşina olduğu Osman Hamdi Bey konusunu inceleyip, Atatürk ve Arkeoloji konusunu öğreniyoruz. Yine aynı bölüm altında açılan Ulus Devlet, Milliyetçilik ve Türk Tarih Tezi konusu içerisinde Türkiye’de Ulus Devlet ve Milliyetçilik, Kimlik ve Milliyetçilik, Tarih ve Dil Çalışmaları, Ümmetten Ulusa Geçiş ve Osmanlı Eleştirileri ile bu başlığı da tamamlıyoruz. Bölümün son başlığında ise Emperyalizm, Batı Merkezli Tarih ve Atatürk başlıkları altında bunların dışında Darwinizm, Irkçılık, Antik Tarih, Oryantalizm, Batının Irkçı Tarih Görüşü ile son olarak da Atatürk ve Türk Tarik Tezi’nin Doğuşu konusunu işleyerek ilk bölümü kapatıyoruz.
    2. Bölüm olarak adlandırdığımız bölümde Batı Merkezli Tarihe Başkaldırı, Türk Dil Tezi Doğuşu ve Dil Kongreleri ile Hititler, Sümerler, Türkler ve Atatürk konuları inceleniyor ki buraya kadar 260 sayfa gibi bir yere geliyoruz ki ne kadar derine, detaya indiğimizi belirtebileyim.
    3. Bölüm ise Atatürk ve Antropoloji, Batı’da Antropoloji ve Irkçılık, Atatürk’ün Antropoloji Çalışmaları ve bunların kaynaklarını işliyoruz. Kafataslarının dili, kan grupları ve parmak izleri gibi konular işleniyor.
    4. Bölüm ise kitabın en uzun bölümüdür, yarısından fazlasına tekabül eder. Bu bölümde neredeyse tamamen Sümerler’e odaklanıyoruz. Orta Asya, oradan Mezopotamya göçünden bir anda Orta Asya’nın tarih öncesi yerleşik uygarlıklarından Karatav, Anav, Ceytun ve Kut Kültürüne geçiyoruz. Sümer Dili ve Türkçe arasındaki benzerlikler, inanç şekilleri ve kanıtlar olarak sunulan yazılarla beraber kitabı bitiriyoruz. İyi ve faydalı okumalar dilerim efendim..
  • 283 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    XIX. bidayetinden beridir batı dünyasında İslam medeniyetine dair tedkiklerin başladığı; batılı insanların İslâmiyet hakkında artık daha şeffaf ve güvenilir bilgi kaynaklarına ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Bu ihtiyacın hasıl olması yine aynı yüzyıl içinde tarih konusunun bilimsel bir arka plana oturtulmasından da kaynaklanıyor olabilir. Nitekim Kur'an'ın eleştirel bir bakış açısıyla ilk incelenmeye başlanması Theodor Nöldeke ve şakirdlerinin eseridir. Ondan sonra bu sahayı, hocasından çok daha uzak görüşlü ve tutarlı olan Ignace Goldziher devralmıştır.

    Doğu medeniyetlerine dair batılıların yaptıkları tedkikatları basit bir oryantalizm olarak adlandırmak Edward Said ile birlikte moda oldu. Evet, doğrudur, böyle bir yaklşaım batılı ikinci, üçüncü kalite muharrirlerin eserlerinde sıkça önümüze gelmektedir. Lakin buradan yola çıkıp tüm batıyı ve meydana getirdiklerini görmezden gelmek ''oksidentalizm'' şeklindeyeni yeni ifadesini bulmaktadır.

    Montgomery Watt, daha evvel yazmış olduğu Hz. Muhammed'in Mekkesi gibi eserlerle birlikte, şarkiyat camiasında ve bilhassa İslâm araştırmaları mütehassıslığında kendi yerini hazırlamış ve yaklaşımını diğer Batılı gözlemcilerden ayırmayı başarmıştır. O, peygamberi gerçek dinin kurucusu olarak görmemekle beraber, onu büyük bir ahlakçı ve akıllı bir stratejist olarak tanımlamıştır.

    Hazreti Muhammed adlı bu eser ise ne peygamberin eksiksiz bir biyografisi ne de peygamber ashabının mufassal bir tarihini içerir. Bu eserde, senelerini İslâm uygarlığına harc etmiş bir âlimin peygamberin hayatında önem verdiği noktaları göreceksiniz. Watt, bu eseriyle peygamberin kendisi için ne anlam ifade ettiğini de okuyucuya açıklamaya çalışmıştır.
  • Türkçede tam olarak ne anlama geldiği konusunda pek de fikir birliği olmayan kavramlardan biridir hümanizm. Kimilerine göre, din merkezli dünya tasavvurundan çıkışı sağlayan en büyük devrimdir, kimileri için ise dünyaya Batı'nın gözlükleriyle bakmanın diğer bir adı. Modernlik eleştirisi literatüründen baktığımızda ise hümanizm eleştirel bir anlamda insan merkezciliktir. Etimolojiden başlamakta yarar vardır hep. Latincedeki humanitas, humando'dan yani ölü gömmekten gelir."

    Cemil Meriç'in ifadesiyle “zihnimizin deli gömlekleri” olan ideolojilerden biraz da olsa uzaklaşıp sakin bir bilinçle değerlendirdiğimizde hümanizmin öncelikle bir disiplin olduğunu görmek o kadar da zor değildir. Hümanist öncelikle beşeriyat çalışan kişidir. Yani insanı araştırma konusu olarak değerlendiren disiplindir hümanizm. Tıpkı Oryantalizmin öncelikle “Doğu” çalışmak anlamına gelmesi gibi! Oryantalist, Doğu üzerine bilgi üreten kişidir. Bu bilgi üretimi tarafsız değil, önyargılıdır, elbette hegemonya hedeflidir. Bu çağda bundan şüphe duymamak mümkün değildir. Ama bütün bunlar Oryantalizmin ciddi bir disiplin olduğu gerçeğini görmemizi engellememelidir. Oryantalizm için söylediklerim hümanizm için de geçerlidir. Hümanistler bir zamanlar beyaz olmayanların “insan” olup olmadıklarını tartışmışlardır. Evet, maalesef tarihte insanı tartışmanın çok farklı biçimleri mümkün olabilmiştir!
  • 160 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Yaşadığımız dünyadaki derin çelişkilere ve gerçeğe inanılmaz bir bakış açısı sunan etkileyici bir kitap.Kitabın neredeyse tamamının altını çizdim.

    Anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-rasist, anti-fundamentalist bir eser. Ayrıca Oksidentalizm ve oryantalizm çıkmazını eleştiriyor.

    Ancak bu harika mesajlar içeren kitabı anlamak için biraz tarih bilmek gerek, felsefe bilmek gerek, psikoloji, hümanizm, teoloji ve satranç bilmek gerek.
    Bu kavramlara hakim okur için kitap tadından yenmez.
  • Ördeklerin kuğuyu aşağılaması onların "oryantalizm"idir. "Ötekileştirme" budur. Fakat bundan daha acı ve vahimi, şarklı ilan edilip aşağılanan milletlerin kendi öz çocuklarının bu ötekileştirmeyi kabullenmesi, kendilerinin çirkin ördek yavrusu olduğuna inanması ve kendi kardeşlerine hakaret yağdırmasıdır.
  • “Bazı belirgin ve ayrışık nesnelerin zihin tarafından üretildiğini,
    nesnel varoluşa sahip gibi görünseler de bu nesnelerin ancak
    kurmaca bir gerçekliklerinin olduğunu savlamak pekala
    mümkündür. Birkaç dönümlük arazilerde yaşayan insan
    toplulukları, kendi toprakları ve yakın çevreleri ile ‘barbarların
    toprakları’ dedikleri öteki topraklar arasına sınırlar çekerler.
    Başka deyişle, kişinin zihninde, ‘bizim’ olan tanıdık bir uzam
    ile ‘bizimkinin’ ötesinde ‘onlara’ ait olan yabancı bir uzam
    belirlemesi evrensel bir edimdir; tamamıyla keyfi olabilecek
    coğrafi ayrımlar yapmanın bir biçimidir bu. Burada ‘keyfi’
    sözcüğünü kullanıyorum, çünkü “bizim toprağımız - barbarların
    toprağı” dedirten imgesel coğrafya çeşitlemesi, barbarların
    da bu ayrımlamayı kabul etmesini gerektirmez. Bu sınırları
    kendi zihnimizde çizmek ‘biz’e yeter; ‘onlar’ böylelikle ‘onlar’
    haline gelir, hem yurtları hem düşünüşleri, ‘bizimkinden’ farklı
    olmasıyla belirlenir.”
  • "Avrupa'ya ait bir felsefe geleneğinin, bize ait bir şiir geleneği üzerinde hegemonya kurması, olsa olsa, modernleşmenin, bu ülkede bir tür Oryantalizm olarak hayata geçirildiğini kanıtlayan yeni bir örnek sayılabilir; -başka bir şey değil!.."