Galip Erdem'in milliyetçiliği, asıl ülkücülüğünde belirir, yani milliyetçiliğinin gereklerini yaşamasında. Bir fikre bağlanmak güzel ve kolaydır; ama, onun gereklerini yerine getirmek zordur. Onun için, "herkes milliyetçi olabilir; fakat ülkücü olamaz." Ülkücülük için, sevdiğine inançla bağlanacak zengin ruhlara, "çekilen cefayı safa gibi karşılayacak yüreklere ihtiyaç vardır ”
Nihayet ünlü Alvarlı Hoca'ya gitmeye karar verir. Alvarlı Mehmet Efendi, mertebesi yüksek bilinen, âlim bir Nakşi şeyhidir.
Huzuruna varir; aynı senaryoyu sergilemeye başlar. Alvarlı Hoca, "Küfürdür!" der. Galip yine aynı üslupta, "Ama, Efendi hazretleri bu sözü Veled Çelebi, Maarif in- de söylüyor." der. Efe, aynı sükûnetle "Yine küfürdür!" der. Bu sefer bozum olma sırası Galip'tedir. Söyleyecek sözü yoktur; çünkü Maarif e karşı çıkılabileceğini düşünmemiştir. Alvarlı Efe, genç adamı böylece bir silkeledikten sonra, "Bak" der, "sen akıllı bir çocuğa benziyorsun. Şimdi de bana doğruyu söyleyeceksin. Maarif te o cümleleri okuduğun zaman, namaz köprüsünü atlayarak geçebileceklerden biri de ben olabilirim, diye içinden geçirdin mi, geçirmedin mi?" Galip doğruyu söyler: "Geçirdim Efe hazretleri." Alvarlı yumuşak bir tebessümle, "İşte oğlum, onun için küfürdür." der ve gencin sırtını sıvazlayarak uğurlar.