• Lacancı sistemde, Kadın olamaz, var olamaz. Lacan düşüncesinde, kadınlar yalnızca farklılığın göstergesidir. Kadınlar yalnızca farklılıkla ilişkiliyse, özne olmaktan dışlanmışlardır. "Efendi" karşıtı konuşurken Lacan yalnızca Kadın'a/kadınlara hükmetmekle kalmaz fakat onları Öteki (Other) ya da erkek özne için var olan daimî-mevcut Öteki olarak ele alır. Fakat kadınların bu Öteki'liği de ikincildir ve konumu Simgesel Öteki'nin, Simgesel Bir'e ya da özne-olmayanın konumuna kıyasla daha aşağıda yer alır. Kadınlar Öteki olarak dahi var olamazlar, Simone de Beauvoir'nın İkinci Cins kitabında belirttiği gibi:

    "...kadın, basitçe erkeğin kararına göre belirlenmektedir. Bu yüzden kadının "bir cins" olarak anılması, erkeğe cinsel bir varlık olarak bağlı olduğu anlamına gelir. Erkek için kadın cinstir - mutlak cinselliktir, daha azı değil. Erkek kadına referansla değil, kadın erkeğe referansla tanımlanır ve farklılaştırılır. Kadın rastlantısal olandır, özsel olana karşıt özsel olmayan varlıktır. Erkek Özne'dir, Mutlak varlıktır; kadınsa Öteki Cins'tir."
    Kolektif
    Sayfa 29 - Jeanne Willette, Lacan ve Kadınlar, Çeviren: Zeynep Duran, Kaynak: arthistoryunstuffed
  • Oisi kırmızı ve beyaz iple bağlanmış ve ince bir kâğıda sarılmış paketi japon goreneklerine göre bir yelpazenin üstünde rihei'ye uzattı. Rıhei öfkeyle kağıdı yere fırlattı. Kağıdın içinde sono'nun saçları ve tarağı duruyordu! - bu da ne diye bağırdı sono. Bana saldıran siz miydiniz?
    Evet diye karşılık verdi oisi. Rihei beni anlamaya çalış... karınla yaptığın konuşmaları işittim. Önümüzdeki yüz gün içinde karının bir başkasıyla evlenmesine kesinlikle engel olmak gerektiğini düşündüm. Sacları yaşlı bir kadın yada manastıra çekilmiş biri gibi kesilmis bir kadını hiçbir baba evlendiremez. Hiç bir erkek öle kadınla evlenmek istemez. Oisi sono'ya döndü:
    Yüz gün sonra saçlarınız uzamış olacak, böylece bu evdeki eski yerinizi alacaksınız.
    Hayatımi kurtardınız efendim, dedi sono. Yüzü neseyle aydınlanmıştı. - hayır dedi oisi. Eşinizden gordugumuz yardima karsilik ancak borcumuzun küçük bir bölümünü ödemiş oluyorum... görevimizi yerine getirirken parolamiz amano-ya adı olacaktır. Birimiz ama diye seslendiği zaman öteki noya diye karşılık verecek. Böylece siz bizimle savaşmış olacaksiniz. Siz, samuray yürekli tüccar... hoşçakalın
  • '' İçimde kırk kadın, Kırkı da yabancı. Kırkı da öteki ''
  • İnsan!

    Garip,çözülemez,tahmin edilemez,ne istediği/isteyeceği kestirilemez bir acayip canlı formu.Kuşkusuz gezegen üzerindeki en zeki ama aynı zamanda acımasız format.

    Robert WINSTON bu kitabında insan içgüdüsünü araştırıyor,savannah'ın ilkel toplumlarından günümüze Psikoloji,Sosyoloji,Biyoloji,Antropoloji,Fizyoloji,Cinsellik dürtüsü,Özgecilik,Kıskançlık,Ahlak,Din ve İçgüdü konularını ele almış ilgi çekici,kendisini rahatlıkla okutabilen bir çalışma.Bazı konuların bizim memlekette tabu olduğunu düşünürsek,HARARI'nin kitabı Sapiens'i çağrıştıran,hatta paralel çizgilerde ilerleyen birçok konu var ama kesinlikle aynı dil değil.

    Kitabı okuyunca insanın katetmiş olduğu yolda hem zeka,hemde fiziksel değişimini (aslında değişmemesi mi desem çıkamadım işin içinden),kültürler arası farklılıklarla izah etmeye çalışmış.Olmuş mu?Bence çok güzel olmuş.

    İçgüdülerimiz,şiddet,aşk,cinselik DNA'mız da mı işli?Acaba bu hislerle birlikte mi doğarız yoksa içinde yaşadığımız toplumun kültürel yapısı mı bizi yönlendirir.

    Kitabı okurken çoğu bölümde eğlenceli yazılar var,ama bir bölüm var ki bizim toplumun kültürel yapısı DANK!! diye kafanıza vuruveriyor :) Nemi? 'Çok seviyordum öldürdüm Hakim Bey'

    Kitabı okursanız eğer sundan eminim Kadınlar diyecek ki 'işte!Erkekler her zaman her yerde aynı!
    Erkeklerde diyecek ki 'Vayy kadınlara bak az değillermiş valla!'

    Aşağıda kitaptan azbuçuk bişiler çaldım spoiler yerine geçmez merak etme oku bu kadarcık seyi ;)

    Okunası kitaplardan biri,ben ilgi ile okudum.

    Aşağıdaki Linkte İzlemek isteyeceğiniz bir belgesel var.

    https://www.youtube.com/watch?v=0fYyGGs9Qwg

    KİTAPTAN ;
    --------------------------------------

    Evrim acımasızdır ve yaratıcılığının sonu yoktur. Evrimin acı, üzüntü ve ahlak tanımayışı pek çok farklı türün çeşitli üyelerinin başlarına gelenlerden anlaşılmaktadır: Sürüye yeni
    gelen erkekler tarafından öldürülen aslan yavruları; kamikaze karıncalar; çiftleşme sırasında dişi örümcekler tarafından mideye indirilen erkek örümcekler; intihar eden asker
    karıncalar. Hepsi de matematiksel denklemlere göre hareket etmektedirler. Genleri için en iyi olan şeyi yapmaktadırlar.İnsanlar da vahşi ve anormal görünen eylemler gerçekleştirebilmektedirler.
    Bu kötü davranışların en kötülerinden biri bebek öldürmedir. İnsan nasıl olur da yeni doğmuş bir bebeğin gülümsemesi karşısında duyduğu sıcak ve sevecen hisleri bir kenara itip soğukkanlı bir katile dönüşebilir? Çocuk öldürmek gerçekten içgüdülerimizle ilgili bir şey olabilir mi?
    Aslında, bebek öldürme ister modem ister geleneksel olsun bilinen her kültürün gelenekleri arasında yer almaktadır.

    Venezüella'daki Orinoco Irmağı boyunda yaşayan Yanomamo halkı zaman zaman bebek öldürme uygulaması gerçekleştirmektedir. Napoleon Chagnon bu halk arasında yaptığı
    araştırmalarda eğer bir kadın ilkinden çok kısa süre sonra ikinci çocuğunu yaparsa o kadının ikinci bebeğini öldürmek zorunda bırakıldığını bildirmektedir. Bir köy liderinin
    karısı kendisinin tam olarak böyle bir şey yaptığını belirtmiştir.Ve kadın bu hareketinin sebebinin sütünü iki yaşındaki ilk çocuğuna ayırmak zorunda olması olduğunu söylemiştir.
    Ama bu kararı vermek zorunda oluşu bebeğini öldürdüğü için acı çekmesini engellememiştir. Sevgi, hatta bir canlının yavrusuna beslediği sevgi bile, tüm öteki faktörlere ağır basmamaktadır.

    ---------------------------------------

    Büyük kuzey İtalya kent devletlerinden biri olan Floransa' da yazılmış beş yüz yaşındaki bir kitabın insanın evrimine ilişkin modem teoriler üzerinde etkili olduğu ortaya çıkmıştır.
    Niccolo Machiavelli'nin bu en çok bilinen eseri 1513 yılında yazılan ama yazarın ölümünden sonra 1532' de yayımlanan Prens adlı kitaptır. Eser prenslerin hile dahil her türlü yola
    başvurarak kendi topraklarını kontrol altında tutmaları gerektiği temasını işler. Machiavelli "amaca ulaşmak için her yol mubahtır" özdeyişinin amansız savunucularındandı.
    Prens'in birkaç yerinde Machiavelli kuzey İtalya'nın Romagna bölgesinin kötü şöhretli tiranı Cesare Borgia'yı över. Prens manipülasyon ve kontrol konulan açısından bir ders kitabı
    niteliğindedir. Okuruna, sinsice taktikler kullanmanın ve istediğini elde etmek için yalan söyleyip hile yapmanın kurallarınıanlatır. Machiavelli bize rol yapmamız gerektiğini söyler.Örneğin "cömert lideri" oynayabilir, böylece karanlık motivasyonlarımızı ve kendi çıkarlarımızı gözetmekten başka
    en ufak bir kaygı taşımadığımız gerçeğini gizleyebiliriz.Machiavelli şöyle yazar: "Örneğin, merhametli, güvenilir, insancıl,masum, dindar görünmek (ve öyle olmak) faydalıdır,ama yine de, eğer öyle olmamanız gerekirse tutumunuzu kolaylıkla değiştirebilmeniz ve ters yöne çevirebilmeniz için, bu görünümün dozunu iyi ayarlamalısınız."

    -------------------------------------

    İnsanlar neden şiddete başvurur?
    Şiddet eğiliminin bir patoloji olduğu fikri yıllardır dile getirilmektedir.Patolojiler insan zihni ya da vücudunun bir yönünün uygun şekilde işlememeye başladığı durumları anlatırlar. Karaciğer hastalığı gibi, beyinde bazı biyokimyasal değişimlerle birlikte ortaya çıkan şizofreni de bir patolojidir. O halde, belki de şiddet zihinsel bir rahatsızlığın belirtisi, zihinsel süreçlerimizde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun işaretidir.
  • “ Kadın ancak bizim kültürümüz tarafından ‘öteki cins’ haline getirilmişti Beauvoir’a göre. Bu kültürde sadece erkek, özne olarak ortaya çıkabiliyordu. Kadın ise erkeğin nesnesi yapılmıştı. Böylece kendi yaşamına yönelik sorumluluğu da elinden çekip alınmıştı. Kadın bu sorumluluğu yeniden ele geçirmeli, diyordu Simone de Beauvoir. Kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğine bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadını baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamının sorumluluğunu ele almayan kadın kendi kendine de baskı uygular.”
  • Platon'un Şölen eserindeki Aristophanes'in dediklerine bakılırsa, çok eski zamanlarda, mitolojik zamanlarda üç farklı insan türü varmış; erkek-erkek, erkek-kadın ve kadın-kadın. Fakat Tanrı kılıcını kaptığı gibi hepsini ikiye bölmüş. Bunun sonucunda dünyada yalnız erkek ve kadın kalmış, insanlar öteki yarılarını bulmak için arayış içinde yaşamlarını sürdürmeye başlamışlar.
    Haruki Murakami
    Sayfa 57 - Doğan Kitap
  • Deniz Feneri, V. Woolf tarafından 1927 yılında yazılmış ve yayınlanmıştır.

    James Joyce ve Dorothy Richardson gibi romanlarında kural ve kalıpları yok saymıs bir yazar olan V. Woolf eserlerinde konu ve vaka bütünlüğü oluşturmadan yazan bir modernist bir romancıdır. Yazarın bu romanında da belli bir konu bütünlüğü ve vaka düzeni yoktur. Dış mekanın silikleştiği, monolog ve iç konuşmaların öne çıktığı bu roman tarzında iç konuşmalarından da anlam bütünlüğü bulunmamaktadır.

    Roman sık sık geriye dönüşler yaparak olay akışını koparmakta zaten yazarın romnalarında sıralı ve düzenli bir olay planı da bulunmamaktadır. Eşcisel olan yazarın evlilik hayatı da kısa sürmüş lezbiyen olduğu için karmaşık düşünceler taşımış ve bunu da romanlarıan yansıtmıştır.

    Deniz Feneri, V. Woolf'unen çok beğenilen romanlarından biridir. Bu romanıyla Woolf kendini zamanın öteki yazarlarından ayıran biçem ve yöntemi geliştirmiş, kendi roman tekniğine uygun en iyi yapıtını vermiştir. Eser Woolf’un izlenimcillk anlayışını n gerekleri ile teknik biçim, tuutm düşünme biçimiyle yazılmıştır. Roman izlenmci sanat anlayışının yazınsal bir ürünüdür.

    Deniz Feneri ,Virginia Woolf'un otobiyografik bir romanıdır. Roman , yazarın kendi ailesinin izlerini taşır. Olay örgüsünün belirsiz olsa da eserde titiz bir üslup özelliği ortaya çıkmaktadır.

    Hemen her romanında kadın sorunların işleyen Woolf. “Deniz Feneri”nde de -kocası, çocukları, evi ve ev kadınlığı sorumluğu ile yaşayan- Mrs.Ramsay ile -evliliğe uzak duran, hayatını resim yaparak geçiren özgür kadın- Lily arasında – arasında yaptığı karşılaştırmalar ile feminist duygularını romanında aktarmıştır.