• #kitapyorum
    #piedraırmağınınkıyisındaoturdumağladım
    #paulocoelho
    #2018
    -105.kitap
    #aykutderman çevirmen
    Simyacı isimli kitabı daha bilindik olan yazarımızın başka bir kitabı ile sizlerleyiz.konusu epeyce sıradışı olan bu kitap,bayan kahramanı Pilar ile karşımızdaydı.başlarda pilar 'ın kimle konuştuğunu karıştırma ihtamiliniz var.içindeki öteki bir pilar 'la konuşuyor.ilerleyen sayfalarda çocukluk aşkının papaz olmaya niyetlendiğini vebir yolculuk sırasında başlarından geçen olaylar.dini motiflerin sıkça kullanıldığı kitapta tanrının kadın yüzüde ortaya atılıyor.aşk için ne tür bir bedel ödemeyi göze alabilirsiniz gibi konularda kitaba sıkışmış görünüyor.mucizevi güçlere sahip insanlar bunun sorumluluğunu taşımalı mı ?yoksa bundan vazgeçmeli mi ?sorularına yazar taraf olmamış ama bize çaktırmadan sorgulattı.okuması biraz ağır geçen kitabımız ,anlamaktada zorluyor bizleri.simyacı kadar olmasada okuma listenize alabilirsiniz.kitapla ve esen kalınız.
  • Çünkü bir bütün olarak alındığında kadın cinsi bir günde erkek cinsinden üç kat daha fazla yalan uydurur ve ayrica erkek cinsinin takatinin Ötesinde olan bir inandıncılık ve dürüstlük gösterisiyle uydurur. Elbette Müslümanlar öteki doğrultuda çok ileri giderler. Bir zamanlar eğitimli bir genç Türk bana şunları söylemişti: 'Biz kadınlari tohumun ekildiği toprak olarak görürüz yalnızca; bu yüzden onun dininin bizim için bir Önemi yoktur. Din değiştirmesini istemeksizin bir Hıristiyan ile de evlenebilirîz pekâlâ." Ona dervişlerin evlenip evlenmediğini sordum, şu cevabı verdi: “Elbette evlenirler; Peygamber evlenmişti ve onlar ondan daha kutsal olduklarını umut edemezler.”
  • Sapma içinde olsun olmasın herkes başkalarının cinsel yaşamlarını, kişiliklerinin öteki yönlerinden ayrı tutar ve başka insanları, biri cinsel nesneden başka bir şey olmayanlar; öteki, cinsellik belirtisi göstermeyenler olmak üzere iki kısma ayrıldığını düşünür. Bu, hem kadınlarda, hem erkeklerde görülen bir düşünce biçimidir; ama özellikle, kadınları "iyi" kadınlar, "kötü" kadınlar; analar ve orospular olmak üzere iki guruba ayırma eğilimi gösteren erkeklerde görüldüğünü önemle belirtmek gerekir. Bu eğilimin kökleri, annenin cinsel nesne olarak yasaklandığı aile içi cinsel ilişki yasağına değin izlenebilir; çocuk, bu yasak nedeniyle, annesini cinselliği olmayan bir kadın olarak düşünür.
  • Eğer izlenimimiz psikolojik olarak doğruysa, görünüşüyle çok meşgul olan ve dışgörünüşünün başkaları üzerinde yaptığı etkiye çok değer veren ve bunu her yola başvurarak iyileştirmeye çalışan bir erkek çok hırslı olmayacaktır, ün kazanmak için çalışmayacaktır ve değerli bir şey başarmak amacıyla enerjisini yoğunlaştırmayacaktır.
    Öteki yönden, üne olağanüstü susamışolan ve bir şeyi başarmayı (örneğin, bir yazar ya da ressam olmayı) arzulayan bir kadın, görünüşüyle aynı ölçüde ilgilenmeyecektir. Görünüşü için çok zaman ve dikkat harcamayacak, giysilere, mücevherlere, cildinin bakımına ve bunun gibi şeylere aşırı önem vermeyecektir. Bu, bir şeye olan ilginin başka bir şeyin pahasına artması gibidir; sanki her ikisi ters fonksiyonlarmışgibi dururlar.
  • Basımı ancak 1900 lü yılları bulan ve basıldıktan sonra edebiyata “sadizm” kelimesini kazandıran, “Sodom’un 120 günü” kitabının yazarı Marki de Sade’nin karanlık dehlizlerine, sefahat dolu yaşamına iniyoruz. Yalnız biraz farkla, eserde Sade’nin kendinden çok ; yıllar boyunca hiç dillendirilmemiş eşi, Markiz de Sade’nin yaşantısı işleniyor.
    Bu açıdan yapıt, kocasının ilk gençlik yıllarından itibaren ölçüsüz şiddet ve zevk arasında kurduğu denklem, sefil davranışlar ve sefahat düşkünlüğünün Markiz’in ruhunda açtığı derin yaraları okuyucuya göstermede başarısız sayılmaz. Sade’nin ahlaksız yaşantısı ve sadistik eğlenceleri okuyucuya +18 bir havadan biraz uzak, mümkün olduğunca yumuşatılarak anlatılıyor.

    Yeniçağ Fransasının “öteki” yüzünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren eserde, olayların gelişiminin Fransız ihtilaliyle çakışması o dönemde halkın hislerini, coşkusunu dar bir alanda da olsa okuyucuya aktarmış. Sade’nin Fransız ihtilalinin başlangıç yeri olan Bastille hapishanesinde kaldığı dönemde yazdığı Sodom’un 120 gününün 12 metrelik bir kağıda yazılması ve Fransız ihtilalinin en ateşli günlerinde bir isyancının eline düşerek üç kuşak boyunca ,ta ki 1900 lere kadar başarıyla saklanması gibi bilgiler hoşa gidebilecek detaylar arasında.

    **Yazarın aksine Markiz’de güçlü bir kadından çok hayatında bir şeye körü körüne bağlanmak isteyen “fazla iyilik” hali buldum. Yüzyıllardır geleneklerin kadınlar üzerinde direttiği ahlaki genel kuralların erkekler için sayılmaması durumu burada da kendini gösteriyor. Kitap “sonsuz bağışlanma var mıdır?” “Bir kadının sevgi,bağışlama ve anlayışında sınır nedir?” Gibi soruları içinde barındırıyorken , Markiz de Sade gibi birinin bile vefakarlık sınırlarını çizebilmesiyle son buluyor. Belki de her kadının, bu denli ezilmeden, en başta çizmesi gereken bir sınır... Ne var ki günümüzde de binlerce kadın ,gerek fiziksel, gerek ruhsal yönden “sade” olan erkek cinsleriyle muhattap olmuyor mu ?
  • türkiye'de kadın bir uyanış içerisinde yani kadın uyanıyor ve haklarına doğru yürüyor. bu haklarına doğru giderken kadını çeken ilk şey cinselliktir. ama diyorlar ki sen cinselliğini yaşa özgür olursun. cinselliğini yaşamalı kadın ama kadın önce birey olarak var olmalı. kadını sadece beden olarak anlatıyor bu kitaplar. o zaman 40 yaşından sonra bütün kadınları kadın yapmamız lazım. aşk iyidir güzeldir pembedir bulutlara uçurur gibi yalanlar var. bir yanıyla doğrudur. ben aşkın öteki yüzünü anlatıyorum. hakikaten aşık olan insan köpektir. hakiki aşk insanı köpek yapar, köpek gibi dolaştırır. kitap bu yönünü anlatıyor.
  • Hayatın dinginliğini en çok tehdit eder görünen dört düşünce vardı. Bunlardan birincisi şuydu: Aşk'ın efendiliği iyidir, çünkü o, ona inanan kişinin ruhunu bayağı şeylerden uzak tutar.
    Diğeri şuydu: Aşk'ın efendiliği iyi değildir, çünkü ona inanan kişi ne denli inan beslerse ona, o denli ağır ve acılı anlar yaşamak zorunda kalır.
    Diğeri şuydu: Öyle tatlıdır ki Aşk’ın adını duymak, işleyişinin de yalnız tatlı şeylerde bulunuyor olmaması olanaksız bence.
    Dördüncü düşünce şuydu: Aşk'ın, uğrunda seni bunca bunalttığı kadın, yüreği kolayca coşan öteki kadınlara benzemez.
    Dante Alighieri
    Sayfa 29 - Yapı Kredi yayınları