• ***spoiler içerir *** Türk edebiyatının kült eserlerinden biri... Okurken çok düşündüm Aylak adamı bu kadar 'meşhur' yapan neydi diye. Zamanının ötesinde bir anlatıma ya da konuya sahip olabileceği ihtimalinden başka bir şey bulamadım kendimce. Kimin konuştuğunu anlamaya çalışmakla geçen bir giriş ve Yunus Nadi Roman yarışmasına yetişmek için alelacele bitirilmiş bir son... İlk bakışta insanı soğutan şeylerdi. İçerik açısından ise Tutunamayanlar'a ilham vermesi dışında elle tutulur bir şey yok.. Hele ki romanın ana karakteri Bay C. tam insanı okumaktan soğutan cinsten. Babasının hiçbir şeyini kabul etmezken parasını gayet güzel yiyen, hayatında herhangi bir başarısı olmayan, insanları sürekli küçümseyen bir tip. Ayşe olan ilişkilerini hiç yoktan bitiren, sonrasında biraz hayatın biraz da Ayşe'nin gayretiyle tekrar hak etmediği bir mutluluğu yakalama şansını bile kibriyle harcayan biri. Ayşe'nin kendisini sevmesi için bütün ailesinden vazgeçmesini isteyen, beni sevseydi günlerin adını bilmezdi diye aptalca düşüncelere sahip, empati yeteneğinden tamamen yoksun hastalıklı bir insan. Küçükken babasından, annesinden göremediği sevgiden bahsedilerek okura işte bunlardan dolayı böyle biri olmuş mesajı verilmek isteniyor gibiydi. Ancak romanda ne arkadas çevresi ne de yakınlaştığı kadınlar tarafından kendisine bir ötekileştirme yapılmıyor. Kimsenin yaşadığı bazı zorlukları bahane ederek böyle bencil olması kabul edilemez. Ama bu konuda tam bir günümüz insanı: Hiç bir halta yaramadan "kimse beni anlamıyor" lar, "ben farklıyım" lar... Hikayede en çok mutlu olduğum an kitabın sonunda B.'yi yakalayamaması. Mutluluğu hak etmeyen birinin kitabın sonunda mutlu olması beni daha da üzerdi. Mutluluk onun için çabalayanların hakkı, hiçbir şey yapmayan şanslı züppelerin değil. Ben okudum ama beğenmedim kitabı. Ama okuyup beğenenlerden yeni bakış açılarına açığım
  • Ne zaman kendi fikrimi söyleyecek olsam babam beni susturur, aşağılardı. Sesimi yükseltme cesaretini göstersem döverdi. Kısa sürede onunla herhangi bir çatışmaya girmemeyi öğrendim. Anneme karşı kendi fikrimi savunmaya kalksam, o da hemen bebek gibi ağlamaya başlardı.
    Susan Forward
    Sayfa 85 - İletişim Yayınları
  • -Pişman olacağın söz söyleme?
    +Samimiyetsiz/hoşgörüsüz/ötekileştirme/ayrımcı/çok bilmişlik/ Anlamını bilmedik inanç safsataları gibi mi?
    -Aynen..
    +Pişman olabilmek af gerektirmez mi sen de?
    -Herkes affedecek kadar iyi bir insan olmayabilir...
  • Ne yazık;

    Ülkenin para birimi her geçen gün değer kaybederken, zannediliyorsa zarar sadece maddiyatla kalacak ne yazık böyle düşününlere. Neden mi?
    Ekonomik özgürlüğünü elde edemeyen, üretmeyen, tüketmeye, hazza ve rahat alıştırilıp bu kadar çalışkan bir milleti yıllardır süren bir zevki sefaya alıştırma, tembelleştirme (!) gayreti ıçerısine girenler yavaş yavaş emellerine yaklaşmaktalar. Yıllardır, milli zenginlerimizi (!) yaratmalıyız söylemiyle sadece bir kaç grupları maddi ve manevi yüceltip, tekelleşme ve rantın önünü açanlar zerre bu durumlardan etkilenmezken, geri kalan tabanın ki bu her zaman millet, halk (!) olmuştur; yine ağır şartlar altında ezilip gitmektedir.

    Bu durumda 'aydın' larimızın da bilinçli ya da bilinçsiz olarak hataları elbette mevcuttur.
    Aydın ne demek? Milletini, tarihi kültürel ve iç ve dıs dünyada ki konularla ilgili bilgilendiren, gelişmesini, bilinclenmesini ve daha ileriye taşımayı amaçlayan, güncel konularda bilgisiyle topluma ışık olması beklenen kişılerdir. Fakat durum son yıllarda çoğu alanda olduğu gibi, sen bizden, sen değilsin! sen 'O' sun.. bir ötekileştirme kampanyası başlatıldığından olsa gerek, isteyerek ya da istemeyerek var olma çabası içinde başka çizgiler altına girme eğiliminde, günumüz aydınları! Cemil Meriç' in bir sözü var;
    "Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişidir.”


    Şimdi size daha farklı durumlar açıklamak, edebiyatla ilgili gelişmelerden bahsetmek veyahut aklıma gelmeyen gündelik hayatın olgularıyla ilgili paylaşımda bulunmak, anlatmak, istişare etmek isterdim. Fakat özellikle son dönemler de kendim de yaşadığım ötekileştirme durumlarından olsa gerek artık içim yanıyor, anlıyor musunuz? Vatanını, milletini, değerlerini ve inançlarını seven, sahip çıkan ve bu uğur da ölmeye hazır bu millet..
    Vatanımın, milletimin giderek kötüleşen , kapana kısılmıs durumunu görmek.. Hangi parçamızın esiriyiz? Biz kimiz?

    "Tarihimiz, mührü sökülmemiş hazine"
    Cemil Meriç
  • Tamam sen Kafka'sında bizde Kafka okuruyuz. Boş değiliz. Okuması çok keyifli olsada yaptığı ötekileştirme, dışlama, önyargılar gibi eleştiriler çarpıcı bir biçimle çok kolay okuyucuya geçsede bizimde küçük bir eleştirimiz olabilsin. Ötekileştirmenin bir hayvan figürüyle anlatılması akla ilk gelen yoldur. Söz konusu Kafka olunca insan daha kallavi bir fikir beklemiyor değil. Ama bunun dışında yalnızca 45 dakika içinde su içer gibi okunacak bir kitap.
  • Şarkiyatçılık; batı dışı toplumları emperyal , iktisadi, ırksal, ideolojik bir sınıflamaya tabi tutarak ötekileştirme amaçlarını taşır. Hem insani hem düşünsel hem de insani kusurlar taşır. Genelde doğu toplumlarına özelde ise İslam'a karşı çıkış ve yıpratma , etkisizleştirme amaçlarını taşır. Batı için özellikle 18. yüzyılla birlikte kendini yönetemeyeceği ve bu gücün Batı'ya bırakılması savı ve Napolyon'un Mısır seferi ile başlamıştır. Şarkiyatçılığın 1312'de Viyana da toplanan Kilise şurasının "Paris, Oxford, Avignon ve Salamanca" üniversitelerinde Arapça, Yunanca, İbranice ve Süryanice kürsülerinin kurulmasıyla başladığı belirtilir. 18. yy'dan itibaren Avrupa'da Şark' ilişkin gizil bir merak başladı. Bunun yanında Hugo, Goethe, Flaubert, Nerval yapıtları şarka ilişkin yazınlarla doludur. Bu yazılar genel itibariyle Şark kültürüne ve İslam'a ilişkin cahilce , karmaşık yapıdadır . Hz.Muhammed 'e ilişkin algı aynı Hz . İsa 'da olduğu gibi teslis şekilde dedir. Dolayısıyla Şarkiyatçılık tarihin büyük kısmında Avrupa'nın İslam karşısında sorunlu tutum damgasını taşıyordu. Batı'nın Şark karşısında hedeflediği şey "öncelikle asker ve yargıçlar tarafından bilinmesi, sonra istila edilip mülk edinilmesi, ardından yeniden yaratılmadır." Tıpkı Süveyş kanalının Fransızlar tarafından yapılması gibi... Sacy, Renan, Lane gibi Şarkiyqtçılar bilimsel ve akılcı bir temele oturtmak gibi hedefi temel aldı. 19. yy'da Avrupa'nın Şark'a müdehalesi arttıkça kamuda kazandığı güven arttı. İlk şarkiyatçılar şarkı Avrupa'nın bozulmuş hali gibi absürd bir düşünce içerisine girdiler. Bu açıdan temel olarak Batı'nın doğu karşısındqki nihai hedefi hem ekonomik , siyasi, dini kültürel gibi çok yönlüdür. Kaynaklarına ulaşmak ve siyasi açıdan kendisine yetmeyeceğini Ve kendisinin yani Batı'nın hamilik yapmasını öngörür.
  • Artık ötekileştirme çağıydı. Biribirini ötekileştiren kalabalıklar diğerine korku veriyordu. Kimse kimseyi beğenmiyor, herkes birbirini eleştiriyordu. Ülke garip bir ayrışma içindeydi. Bunca senedir bir arada yaşayan insanlar, farklılıklarından rahatsızlık duyar olmuşlardı. Bu en çok kalabalıklar içinde anlaşılıyordu.
    Toygar Barut
    Sayfa 57 - Destek yay.