• “Tanrının varlığı kendindendir. Oysaki Kendi varlığını seçemeyen, seçtiğinde sınırlanan bir varlık, başka bir varlığın seçimine tabidir. Tabi olanın Tanrısı olur, Tanrısı olan ise Tanrı olamaz.” Önermesi üzerine:
    Bu durumun izahı için özgür iradenin seçimi olan An’a, zaman izafe etmek gerekir. Zaman izafe edilirse ki (seçim zamansız mümkün değildir) otomatik olarak başlangıç da izafe edilmiş olur. O taktirde izafe olunan yani An, Tanrının var olmayı seçeceği An ve öncesi olarak ayrılır. Öncesi ve An olarak ayrıldığında, Öncesi ve An’da bu seçimi yapacak olan bir bilincin zorunlu varlığı ortaya çıkmış olur.
    İşte tam olarak ortaya çıkan bu bilince ezeli olan Tanrı denir. Aksi halde Tanrıya cismani bir varlık yüklemek; sonsuzluğundan sebep tasnif edilemeyen, varlık olarak ifade edilemeyen Tanrının varlığına terstir.
    #Enigma
  • Modern hayat; otomatik, mekanik, tekdüze, tek sesli, naylon, kokusuz, steril, tek frekanslı aşkları dayatıyor hepimize.
  • Başka biri sizi eleştirdiğinde, aklınızdaki belirli olumsuz düşünceler otomatik olarak tetiklenir. Duygusal tepkiniz diğer kişinin ne söylediğine değil de bu düşüncelerinize bağlı olarak ortaya çıkar.
  • Modern klasikler dizisinde olduğundan ve bir arkadaşımın önerisiyle aldığım bu kitap beklentilerimi karşılamadı açıkçası.
    Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümü okurken kitabı boşuna okuyorum bırakmalıyım diye bile düşündüm. Fakat devam edersem belki bir ana fikir bulurum diye düşündüm. Evet kitabın sonuna geldiğimde "otomatik portakal" kelimesinin anlamını biraz olsun anlayabildim.
    Otomatik sözcüğünün bizde çağrıştırdığı belli anlamlar vardır ki mesela bu bende robot anlamını çağrıştırıyor. Robot=İnsan dersem burdan kitap hakkında biraz bilgi vermiş olurum sanırım.
    İnsan nedir? İnsanı insan yapan belli değerler vardır, iyi ya da kötü olmamıza kendi irademizle karar veririz. İrademiz vardır ki bu çok insancadır. Peki ya iyi ya da kötü olmaya kendi irademizle değil de bir başkasının seçimiyle karar veriliyorsa? O zaman kendimizi huzursuz hissederiz. Sağlıklı hissetmeyiz. Kitabı okurken aklıma Pavlov'un köpeği geldi. Ki kitabın arkasındaki açıklamalarda da buna değinmiş.
    Kitap ana hatlarıyla fazlaca argoya yer vermiş olmakla beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Genel anlamıyla bunları anladım. Belki bi gün yine okurum ve düşüncelerim daha engin ve güzel olur.
  • Erhan Bey yine hikaye etkinliği açmış, bu adamın da hiç işi gücü yok mu? Oyda verdim belirlenmiş konulara. Yazar mıyım? Denerim, olduğu kadar. Yolculuk ve empati. Yolculuğu deneyeyim gayet açık ve geniş kapsamlı. Yolculuk? Nereden nereye? Otobüs, tren, vapur, uçak, zeplin, uzay gemisi. Geçelim çok somut. Zihinsel yolculuk, boyutlar arası geçiş? Zihnimin içinde ilerliyormuşum sonra kayboluyorum. İnception. Yapabilir miyim? Bu konuda bilgim yok. Altyapı ister. Bunu bir fizikçi yazsın. Zamansal yolculuklar? Şimdi buradan kalkıp 1980’e gidiyormuşum. Yok 80 olmaz darbe zamanı. Farklı bir zamana gitmeliyim. Neyle gideceğim? Bir film vardı, yaşlı bir adam ile gencin. Zamanlarası geziyorlardı. Neydi o? Heh, Geleceğe Dönüş. Onların arabasındaymışım, mağara zamanına gidiyormuşum. AROG. Yok bu da olmadı. Uzanmalı biraz böyle gezinerek bir şey bulamayacağım.

    Empatiyi denemeliyim. Empati, empati. İletişim. Bir film sahnesi vardı Haluk Bilginer’in, arkadaşı ile meyhanede, gençten bir garson ile diyaloğu. Ne diyordu orada? “Evladım şunun tadına bakar mısın?” “Değiştireyim hemen efendim” “Evladım şunu tadına bir bakar mısın?” Arkadaşı araya giriyordu sonra, rahat bırak çocuğu değiştirsin işte diyerek. Haluk Bilginer “İnsanlar adam gibi dinlemiyor birbirlerini. Cümleyi bitirmeden otomatik cevap.. Her şey otomatik zaten. Sonra anlaşamıyoruz! Anlaşamazsın tabi..” diyordu. Buna benzer bir şeyler olmalı? Müşteri Hizmetlerini aramışım, sorunun ne olduğunu öğrenmeye çalışırken operatörde onu suçladığımı zannederek kendini savunuyormuş.
    Empati, yolculuk , soyut yolculuklar, iletişim, empati, birbirimizi dinlemiyoruz….

    Dedem ile tarlaya gidiyormuşuz, toprak yolun üzerinde durup elime bir kürek veriyormuş, kazmaya başlıyormuşum. İki kürek kazmamla önümüzde bir ev oluyormuş biriketten. Füsun gelip evin içine giriyormuş kimseye bir şey demeden. Sonra patronum çıkıyormuş evden, beni azarlamaya başlıyormuş. Dedem patrona kızıp eve değneğiyle vuruyormuş. Ev olduğu gibi yıkılıyormuş. Füsun’un abisi Cemil gelip bana bir yumruk atıyormuş.

    Off neredeyim ben. Evde. Uykuda iyi gelmiş, tatlı tatlı. Ne biçim bir rüyaydı o yahu. Cemil nereden çıktı? Saat kaç? Telefonum nerede? Buradaymış. 7 cevapsız arama, kim aramış, Füsun. Mesajda gelmiş, 3 tane. “Hayatım Napıyosun?” “Neredesin?” “Canın cehenneme hep aynı hareketler.” Aramalı bir kızı. Aaa, açmadı gitti.
    -Neredesin sen?
    -Nerede olacağım Hayatım evdeyim.
    -Kaç kere aradım seni??
    -Yedi kere aramışsın.
    -Dünyada sadece sen varmışsın gibi davranmayı bırak.
    -…
    - Sen niye böyle yapıyorsun ya???
    -Ben bir şey yapmıyorum Hayatım.
    -İyi, sen böyle davranmaya devam et.

    Bip bip bip.. Hiç utanmıyor da telefonu yüzüme kapatmaya. Bu kız niye böyle hırçınlaştı ki? Ne olmuş sanki telefonu açmadıysam. Benim de işim olamaz mı, kendimle kalmak isteyemez miyim? Alışamadı gitti bana. Kaç kere konuştuk aynı konuları. Hep aynı dert, sen neredesin neredesin, dünya senin çevrende dönmüyor, insanlara dilediğin gibi davranamazsın, sorumsuzsun, umursamazsın, keyfin yerinde olduktan sonra dünya yansa umurunda değil, hikaye yazıyorsan da insan arada bir telefonuna bakar, şu telefonu sessize almaktan vazgeç, sen hiç özlemez misin bir kere de sen ara…

    Niye böyle yapıyor bu kız ya? Çene çene çene. İlk tanıştığımızda da böyle miydi? Ne güzel günlerdi. Biz nerede tanışmıştık ki? Üniversiteden sınıf arkadaşım. Anlaşamayacağımız dört yıl boyunca hiç konuşmamızdan belliymiş aslında. Atamam onun bulunduğu şehre çıktığında duygusal boşlukta mıydım? İlk çağırdığım da gelmişti, beni önceden mi beğeniyordu. Sanmam. Evde yalnızdı kız koca gün boyunca. Hem arkadaşı gelmiş başka şehirden. Arkadaş? Ne güzel eğleniyorduk ilk günlerimiz de. Hep makara boş muhabbetler, kahkahalar, sinemalar, tiyatrolar, kitaplar.. İşe başlayınca bir haller oldu bu kıza. Aklını mı karıştırıyorlar? Yok canım daha neler koca iki yıl.

    Yok, dur olmadı. Burada bir sıkıntı var. “Atamam onun bulunduğu şehre çıktığında duygusal boşlukta mıydım?” dramatize mi ediyor durumu? Hikaye de çok sıradan sanki. Nasıl yapmalı?

    Niye böyle yapıyor bu kız ya? Çene çene çene. İlk tanıştığımızda da böyle miydi? Ne güzel günlerdi. Biz nerede tanışmıştık ki? Eski iş yerimden. Benden sonra başlamıştı. Dört erkeğin arasında bir kadın. Nasıl etkilenmiştim görünce. Diğerleri evli, nişanlıydı helesi. Bir de mücadele olsa işim zordu. Kim bakar bana. Nasıl da ilgi göstermiştim. “Füsun Hanım çay içer miydiniz?” “Sigara içmeye ineceğim de siz de gelir misiniz?” “Aaa ne okuyorsunuz? Ben de çok severim Ayşe Külin’i”. Yok artık, daha neler. Hayatında hiç Ayşe Külin mi okudun sen mendebur, ayaklara bak. Doğum gününde eski baskı bir kitap hediye etmiştim. İş çıkışları beraber biraz yürüyebilmek için yolu uzatmalar. Ne güzel eğleniyorduk ilk günlerimiz de. Hep makara boş muhabbetler, kahkahalar, sinemalar, tiyatrolar, kitaplar..

    Niye böyle oldu ki şimdi? Artık aynı şehirde de değiliz sorun bu mu? Hem o mendebur patron niye kovdu ki beni işten? Neymiş efendim kafama göre işyerine girip çıkamazmışım. Gözümü vardı yoksa kız da, yok canım daha neler? Bıktı mı yoksa benden? Bıksa neden beraber olsun ki, katlansın bu kadar katlansın bana. Belki sevmemiştir, yanındayken beraber geçirdiğimiz zamanlardan hoşlanıyordur. Belki bir arkadaş belki biraz da alışkanlık. Nasıl yapsam da gönlünü alsam? Yanına mı gitsem en yakın zamanda. En iyisi gitmek. Özledim de. Bir de hediye aldım mı tamamdır çözülür bu iş. Çiçek de almalı, anlamlı bir de not.

    Bilmem beni anlıyor musunuz?

    Oldu heralde. Biraz kısa oldu sanki. Uzatmalı mı biraz. Yok canım etki düşer. Neyse bu şekilde paylaşmalı. Kalanına okur karar versin.
  • Gençlik bitmeliydi, ah evet. Ama gençlik, hayvanmış gibi olmaktır zaten sadece.
    Anthony Burgess
    Sayfa 167 - Türkiye iş bankası kültür yayınları
  • Seçim yapamayan biri insanlıktan çıkar.
    Anthony Burgess
    Sayfa 137 - Türkiye iş bankası kültür yayınları