Edebiyatın -ya da filmlerin- kimsenin bilmediği bir gerçekliği gösterdiği devir artık kapandı sayılır, elbette bilmediğimiz şeyler hala var ama o günler geride kaldı. Zola fabrikadaki ya da madenlerdeki işçilerin nasıl yaşadığını göstermek için yazıyordu, Sartre fahişeleri ve eşcinselleri görünür kılmak için yazıyordu, ki zaten bu edebi ve politik mesele hakkında çokça da yazdı, yani görünür kılmak hakkında... Bugün, biraz önce değindiğimiz yeni medya araçlarıyla, teknolojilerle, neredeyse her şey görünür durumda. O yüzden mesele artık onları göstermek değil, yüzleşmek - bence bu önemli bir yol ayrımı: Bir yüzleşme estetiğinden nasıl bahsedilebilir?
Neden insanlar bu kadar acı çekiyorken; bu kadar yoksulluk, toplumsal şiddet ya da cinsel şiddet varken, " Şunun mağduruyum, şunun mağduru oldum" diyebilmek de bir o kadar zor?
İnsanlar ne kadar az çalışırsa, müzik üretmeye, edebiyatla ilgilenmeye, bir futbol takımına, bir dans atölyesine katılmaya ya da kendi kendilerine dans etmeye fırsat bulmaları o kadar mümkün olur...