• Sessizlik.
    Her taraf sessiz olmalıydı.
    Bu kavramı geçen gün ormanın derinliklerinde dolaşan biri genç öteki yaşlı iki kişiden duydum. Gözlerim iyi seçemese de, yaşlı olanı sesindeki yıpranmışlıktan tanıdım.

    “Kendime eziyet ediyormuşum. Bu yaştan sonra oturup keyfime bakmalıymışım. Pehh! Onlar ne bilir gecenin sessizliğinde doğaya karışan nefesimi dinlemenin bin konfora ağır bastığını. ”

    Genç olan keyifle güldü. Daha kahkahasının yankıları bitmeden konuşmaya başladı. “Ya da senin ne kadar dinç olduğunu hala anlayamamış olmalılar dede.”

    Adam torununun omuzlarını sıkıp başını salladı. “Öyle ya. Öyle. Babaanneni ikna edebilsem yapacağım şu dağın başına bir ev. Gül gibi keyfime bakacağım. Ama nerdee? Şehrin ışık kirliliğinden güzelim yıldızların ışıltısını göremez olduk.”

    Konuşmaları bu şekilde devam etmişti. Çok gürültü çıkarıyordu buraya gelen insanlar ama ben rahatsız hissetmiyordum. Öğreniyordum. Şimdi o bahsettikleri yıldızlar tek tek gökyüzünde belirmiş olmalıydı ve etraf da sessiz. Asla anlayamayacaktım şu sessizliği. O yüzden daha önceden duymuşsam da unutuyordum sürekli.

    Gündüzleri arkadaşlarımdan kimi uyur kimi işine bakarken ben dinlerdim. Doğayı, insanları, her şeyi. En iyi özelliğimdi ne de olsa. Meraklıydım. Gece ise mesaim başlardı. Yine dinlerdim. Dinliyordum.

    Ağaç yapraklarının hışırtısı asla kesilmeksizin asimetrik kulaklarıma ulaşıyordu, arkadaşlarımın ve diğer canlıların sesiyle birlikte. Şimdi de kar atıştırıyordu. Yeryüzüne düşerken çıkardığı sesi seviyordum. Havanın düne göre ılıdığına bakılırsa belliydi beyaz tanelerin düşeceği. Gerçi bana her şey siyah beyazdı. Fakat karlar ve gökyüzünün geceleri oluşturduğu tezat ayrı bir ahenk taşıyordu. Yine de tek bir sıkıntısı vardı: Soğuk. Hele hele geceleri iki kat daha soğuk oluyordu. Arkadaşlarımdan kimse üşümezdi. Bir tek ben üşürdüm. Normal değildim sanırım. Öyle bir çabam da yoktu.

    Ben bunları düşünürken sinsice yanıma yaklaşan arkadaşımla irkildim. Çok iyi duysam da iflah olmaz bir dalgındım. Kafamı hemen ondan tarafa çevirdim. “Korkuttun beni Venandi. Ben senin avın değilim. Biraz daha dostça yaklaş.”

    “Gündüz uyumamışsın ve zaten korkunç olan kocaman gözlerin daha da korkunç olmuş. Bana bakmayı kes.”

    Kafamı çevirip aşağı yukarı salladım. “Formundasın bugün. Hadi sen işine bak ve beni yalnız bırak. Gecenin sessizliğinde kafamı dinleyeceğim.” Nasıl bir şeyse artık?

    Venandi bana kapkara gözleriyle tuhaf tuhaf baktı. Sonra da “Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? İnsanları dinlemek sana yaramıyor Noctis. Garip kelimeler bunlar. Ayrıca sen de işine baksan iyi edersin. Aç kalınca hiç çekilmiyorsun” deyip ahenkle uçtu gitti.

    Arkasından bağırdım. “Sen hiçbir türlü çekilmiyorsun.”

    Herkes oraya buraya dağıldı. Saat ilerledi ve ben bir anda kendimi fazlasıyla yalnız hissettim. Acaba gece hüzün getirir diye diye insanlar benim de mi öyle hissetmeme neden oldu? Ahh Hedwig! Keşke şimdi yanımda olsan. Olabilsen.

    SON
  • Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
    Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
    Bir öyle garip hale bugün geldim ki
    Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.

    (Farsça, Hüseyin Rıfat)

    Mevlana Celaleddin Rumi
  • 152 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitap ile ilgili ne yazsam boş. Bazı adamlar vardır kitap yazmasa bile okursunuz izlerken. Tarık Akan öyle bir adamdı bence. Duruşuyla, tavrıyla hiç değişmeyen tutumuyla sağlam bir karakterin nasıl olacağının örneğiydi. Görüşü ne olursa olsun insanın arkasında duruyorsa ben o adamın karakterli olduğuna inanırım. Sağ ya da sol hiçbir önemi yok.

    Kitaba gelecek olursak Tarık ağbimiz 80’li yıllarda yaptığı bir konuşmadan dolayı nezarete atılıyor ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Çoğu insan kitabın basit, diğer 80 anıları kitaplarına benzediğini söylese de içinde yol filminin çekimini ve birçok güzel anısını anlattığı bu kitabı ben çok seviyorum. İnsanlar sırf tarık akan yazdı diye okunuyor dese de bu kitapta yazanlar yaşandı arkadaşlar. Bunu senin baban deden yaşamadı diye belki bu kadar basitleştirdin gözünde ama o döneme ait kaç kitap okursan oku hiçbirini aynı bulamazsın. Nasıl bulursun ki? Binbir türlü işkence yöntemleri var. Sen hepsine mi alıştın be arkadaş?

    Tarık akan kitap yazmasın diyen insanlara da bir çift lafım var. İsteyen istediği kadar kitap yazar okuyup okumama tercihi sana ait. Tarık akan bunu ticari amaçlarla yapıyor olsa çok daha Farklı durumda olurdu da neyse siyaset çok yapmayalım. Dönemi merak eden tarık akan gözüyle tekrar o dönemi yaşayabilir. Artı olarak yılmaz güney ile ilgili anıları ve fotoğrafları da var ki çok çok güzeller. Keyifli okumalar.
  • Çünkü diyor, hem iyiliği hem kötülüğü barındırır, aynen insan gibi. Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir. Diğer dinlerin tanrıları da öyle degil mi? Hem ödüllendirici hem cezalandırıcı bir tanrı o da. Büyük dinlerin tanrısı gibi." Bana inanmayanın boğazından aşağı erimiş kurşun dökerim." diyen bir tanrı, sadece iyi olabilir mi sence evladım? Kullarını en ağır işkencelerle korkutan bir tanrıya iyi diyebilir misin?
  • "Yalnızlığımı öyle dolduruyorsun ki sana mı, seni yaratana mı teşekkür etmeliyim bilmiyorum."
  • sen de vuruldun
    vuruldun ve ölmedin öyle değil mi?
    Alper Gencer
    Sayfa 187 - dergah yayınları/1. baskı ekim 2017
  • Anne, benim kızın!
    Can Sızın, cansızın cılızın, büyümeyenin, tahtını yapıp da bahtına el süremediğin.
    Büyüdüm bak, Kocaman kadın oldum. Kendi yuvamı kuralı çok uzun yıllar geçti. Alıştım mı diye sorarsan bana, Sabahları erken kalkmaya alıştım mesela. Çocukları okula göndermeye, çamaşırları ters çevirip makinaya atmaya, pilav yapmaya..Biliyor musun bu yıl salatalık turşumu bile kendim kurdum. Güzel oldu mu dersen, ne bileyim be anne. İtiraf etmek gerekirse seninkiler kadar güzel olmadı, sirkeyi biraz fazla kaçırdım sanırım. Beni bilirsin, elimin ayarı olmadı hiç, yüreğim gibi..
    Bazen mutfağa çekilip bi kahve yapıyorum kendime. Yüzümde hüzün, şuramda, ta derinlerde bi yerde iflah olmaz bir yalnızlık. Boğazımı sıkıyor içimdeki balıkçı yaka hissi. Keşke diyorum bu kadar uzak oturmasaydım sana.
    Yüreğim anne! Yüreğim öyle sıkışıyor ki bazen, ne yalan söyleyeyim çok korkuyorum ölmekten. Çocuklar anne, çocuklarım, ne yapar bensiz. O kadar küçükler ki daha. Ben bile bu yaşta hala muhtaçken sevgine ve sana. Onlar nasıl başa çıkar diyorum hayatla.
    Biliyorum anne, biliyorum. Ölüm bile eskiyor zamanla. Evler eskiyor, Anılar eskiyor. Ve unutuluyor verdiğin emekler. Bırakıyor herkes bir gün bedenini toprağa...
    Ne olur anne, kendine iyi bak. İlaçlarını ihmal etme, doğru beslen, yürüyüşe çık, bitki çayı iç falan.
    Ne kadar uzak olursan ol, Güneş olmadan da uzanır bana gölgen. Yeter ki diyorum yeter ki, nefesin çekilmesin ensemden...

    https://youtu.be/plgqaTatN5c