Sürekli okuyan insanların kendi içlerine doğru derinleşmesi, dış dünyayla kurdukları bağları yavaş fakat kesin bir şekilde inceltir. Kitaplarda açılan o sınırsız iç evren, gerçek dünyanın sınırlı temaslarına karşı giderek daha cazip görünmeye başlar. Sayfaların içinde insanı kavrayan düşünceler, semboller, kurulan yeni bilinç biçimleri; kişilerarası ilişkilerin çoğu zaman yüzeysel kalan ritimlerine artık tahammül etmeyi zorlaştırır. Böylece bilginin genişlemesi, paradoksal biçimde sosyal alanın daralmasına yol açar. Okuyan insan hem büyür hem uzaklaşır; hem derinleşir hem yalıtılır.