• Şimdiki zaman içinde biz, geçmiş tarafından öne doğru itilmekte, gelecek aracılığıyla da geçmişe bağlanmaya zorlanmaktayız. Nasıl?

    Geçmiş bizi geçmişin çıkış noktasına doğru harekete zorlar. İnsanoğlu fıtratında bulunan öze, özelliğe doğru atılmak ister. Bu bir dönüş değil, yeniden ele geçirme çabası olarak hep ileride gelecektedir.
    Çünkü insan için hareket kaçınılmaz olarak geçmişten geleceğe doğrudur. İçimizdeki geçmiş sürekli olarak dışımızdaki gelecek olacaktır.
    Buna mukabil gelecek bizim bünyemizde geçmişimiz tarafından biçimlendirilmiş bir taslak olarak yaşadığı için, her geleceğe doğru yöneliş hep içimizde tasarım olarak biçim kazanmış geçmişe bağlanma çabasını temayüz ettirecektir.
    Geçmişin baskısı ile öne doğru atılırken, bu atılım içinde geleceğin kuvveti altında geçmişe bağlanırız.

    ...


    Gelenekçiler geçmişin şimdiki zamanda dağılıp bozulmasından ötürü, ilericiler de arzuladıkları geleceği ele geçirememekten ötürü üzüntüye, sıkıntıya, acılara, uğrarlar.
    Oysa onların üzüntüleri zaman hakkındaki hakikati ele geçirilmemiş olmaktan doğar.
    Eğer üzüntülerini ciddiye alacak olursak, şimdiki zamanın içinde saklı duran geçmiş ve geleceği görüp vehim olarak içlerinde barındırdıkları ilerleme ve geriye dönme tasarımlarından vazgeçebilirler.
  • İniyorum kulelerinden katil.
    iniyorum maktul minarelerden.
    taraçadan, bahçeden.
    ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden.
    ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte.
    değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor.
    açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane.
    canlıların korka korka uzandıkları zemin.
    ağzımda kef.
    iki gözIerimde mil.
    iniyorum kulelerinden.
    katil..
    Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?.
    Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan.
    beni çağırmaktadır?.
    Göklerin çökeltisinden başkaca soy.
    toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin.
    iniyorum kirli eteklerine.
    beni emziren kaltak şehrin.
    iniyorum ama indirilmedim.
    iniyorum çalıntı tahtımı terk ederek.
    arada bir çehremi dalgalandıran karaltı.
    vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek.
    iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için.
    indiğim yerde beni bir bekleyen yok.
    indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim.
    puslu, çapraşık, koklanmamış.
    ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap.
    bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim.
    yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı.
    benimle açsaydı ağırdan.
    tükeniş faslını mızrap..
    Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?.
    Ne dökülüş inişimde, ne çakış….
    Yalnızca o çetrefil.
    aralama zahmetine katlanarak.
    iniyorum kızları utandıran iç çekişle.
    erkekleri boğan kasvetle iniyorum..
    Öfkemdi başlattı yolu.
    ısrara gerek var deyip durdu şehvetim.
    istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat.
    tarih onu tanımazlıktan geldi.
    bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım.
    belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra.
    ama ben hınca hınç bekçisi kalacağım burçlarımın.
    sonunda yükü bıraktığıma yanacağım..
    İniyor ve inliyorum.
    nereye bir kucak dolusu.
    sonluluk sorgusu getiriyorsam.
    oraya bir kucak da getiriyorum.
    bir kucak sadece genç ve diri değil.
    bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil.
    bir kucak sadece erkek ve vakur değil.
    bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil.
    bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil.
    bir kucak sadece gürbüz ve atak değil.
    bir kucak sadece üzgün ve dindar değil.
    bir kucak sadece temiz ve sevecen değil.
    bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil.
    bir kucak sadece cömert ve sıcak değil.
    bir kucak sadece sancılı ve keskin değil.
    bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil.
    bir kucak sadece öksüz ve çolak değil.
    bir kucak.
    sadece bir kucak.
    açılınca açıkları kapatan.
    acıkınca doyuran.
    ve doyurunca.
    nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü.
    darası alınmaz yüküm bu benim.
    kayda geçirilemez, narhı konulmaz.
    resmen ve alenen ifade usulü yok.
    gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır.
    dizimin dermanıdır o.
    buradan gelir cesaretim.
    bende bu kucak olduktan sonra.
    iyi veya kötü ne yapılabilir.
    kendi hayatı aleyhine.
    binlerce defa dolap.
    çevirmiş olan bana?.
    Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor.
    kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak.
    her sevincimi viran eden bu hayvan.
    yalanlar içinde boğulmamı önlüyor.
    ondan kurtulacak olursam biliyorum.
    beni yaşamakla coşturan.
    bir kaynak keşfederim.
    ondan kurtulduğum an.
    bütün boyutlarımı.
    kaybederim..
    Önceleri, acemiyken.
    bu vaşak yokken daha yanıbaşımda.
    okul müdürü.
    veresiye satan bakkal.
    kapıcı ve akrabaları.
    dört ayrı ölümle ölmeyi öğren.
    demişlerdi bana.
    dört bucakmış.
    anlattıklarına bakılırsa dünya.
    omzun güneş kokuyor demişti.
    kısa eteklikli kız.
    o da omzuma bir şey konduracak mutlaka..
    İşte o zaman bildimdi.
    anladımdı o sıra.
    ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim.
    bu çuha, bu sicim elden çıkarsa.
    acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza.
    bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi.
    berbattır balkonda o güneşli sabahlar.
    biraz açılmak için açıldığınız kırların.
    aniden karşılaştığınız ırmakların.
    ürpertisi ahmakça.
    böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem.
    benden iki bakışık parça.
    çıkarmaya çabalayan boylam da berbat.
    ipekli libas giymem, altın takınmam.
    atımın eğerinde kaplan derisi yoktur.
    çehreme iyi baksalardı yırtılırdı.
    uykularının zarı.
    uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar.
    bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken.
    uykularına tutundular….
    Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek.
    acılardır paylaşan çocukları.
    gün geldi paylaşıldı acılar.
    çocuklar paylaşıldı.
    bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım.
    gittim bir kuyudan su çektim.
    halka boynumdan geçti.
    geçti boynuma kemend.
    d harfine bak dedim.
    nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin.
    harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri.
    harf ol harfle birlikte kıyam et.
    harf of harfler ummanına bat.
    çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin.
    çünkü böndür altında kaldığım töhmet.
    uğradığım kinayeler bön ve berbat..
    Evet, ilmektir boynumdaki ama ben.
    kimsenin kölesi değilim.
    tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya.
    tarantulaymış benim adım diyecek değilim.
    tam düşecekken tutunduğum tuğlayı.
    kendime rabb bellemiyeceğim.
    razı değilim beni tanımayan tarihe.
    beni sinesine sarmayan.
    tabiattan rıza dilenmeyeceğim..
    Gittim su çektim en derin kuyudan.
    en hileli desteden.
    kendi kartımı çektim.
    yaktım belgeleri.
    bütün tanıkları yok etmek için.
    ricacıları öldürdüm.
    onlar bu dumanlı dünyanın.
    beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi.
    gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti.
    özüm gelinceye kadar bana temas etmişti.
    bu dokunuş parlatınca beni.
    benden biraz dünya.
    isteyen ricacıları.
    öldürdüm ve.
    kıtal bitti..
    Yazık..
    Yazık ki yazgımın boyası koyu..
    İnilecek kadar indim. Hayfa..
    Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura.
    eskilerin tayfası yine hep buradalar.
    hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar.
    havada hayza benzeyen aynı koku.
    binalara yaklaşırken eskisi gibi.
    sıklet artıyor.
    hâlâ ayırt edilemiyor dişli gıcırtıları.
    çocuk çığlıklarından.
    tanıyorum bunlar.
    bulutlara bakmak için penceresi evlerin.
    bu da deniz.
    hırs püsküren, toynak durduran deniz.
    rezeleri yerlerinden oynatan.
    vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz..
    Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı.
    ufku muallâk deniz, bir yanımda.
    kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât.
    kimin yüzünü çevirdiysem.
    hüznü de sevinci kadar ıskarta….
    Niye indim buraya ben?.
    Boşuna mıydı yol boyunca benliğime.
    musallat olan belâ?.
    Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?.
    Yine mi döndüm başa?.
    Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak.
    kimse başa dönmemiştir, dönemez.
    hele sen geçtiğin o ormanlar.
    rüyalarındaki canavarlardan sonra.
    çok uzaksın o ilk.
    fırlatıldığın zamana..
    Aldanma bunlar tayfa değil.
    burada doğdu hepsi.
    denize hiç açılmadılar.
    denizi sen kadar bile.
    tanıyan yoktur aralarında.
    her biri uzak bir beldeden geldi.
    sanılsın istiyor yosmalar.
    böylece saygın fahişeler.
    arasına katışacaklar.
    müptezel birer facire ofsalar da..
    Tecimenler, onlar da sahi değil.
    onlar da olmayan tayfaların.
    gemilerinden çıkan malları.
    sattıklarına inandırmak istiyor.
    şehrin acemi insanlarını..
    Sen ve yağmur..
    Başa dönemezsiniz..
    Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak.
    dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz.
    inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine..
    Yağmur yalnız yağarken yağmurdur.
    sen yalnız senken sensin.
    burada kalamazsın ve başa dönemezsin.
    gitmek zorundasın.
    kovalanan bir Yahudi gibi.
    ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun.
    her şey çok yetersiz senin için.
    her şey sana çok fazla.
    ayıklarsan ayık durabiliyorsun.
    aranı açıyorsun kendinle.
    eşyayı araladıkça.
    uyanmanın bedeli serapları fedadır.
    uykuyu tadayım dersen.
    kâbusa dalmak pahasına..
    Tarihe dersini vermen gerek.
    yoldan ayrılamazsın.
    yediremezsin sokulmayı kendine.
    tabiatın apışaralarına.
    ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu.
    durdurabiliyor seni.
    ne gürültülü bir havra..
    Yükün ağır..
    He’s so heavy.
    just because he’s your brother..
    Kardeşlerin pogrom sana..
    Dostlarının eşiğine varınca başlıyor.
    senin diasporan..
    Herkesin bahanesi var, senin yok.
    günahlı bir gölgenin serinliğinde.
    biraz bekleyebilirsin, daha sonra.
    burada kalamazsın, başa dönemezsin.
    ama dön.
    Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!.
    Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!.
    Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!.
    Eve dönmek.
    kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?.
    orada, arada bir beni yoklar.
    intihara ayırdığım zamanlar.
    bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır.
    düzgün sabuklamalardan bana kalan...
    Evde.
    anlaşılmaz bir tını.
    bilmem nereden gelir.
    uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?.
    bilemem Yahudi değilim.
    gizli bir yerde genizam yok.
    bilemem insan nerenin yerlisidir.
    ömrüm burada.
    bütün Yahudiler gibi.
    raflara doğru, çekmecelere.
    sahanlıklara doğru geçti.
    yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için.
    bir sıvaydım kendime kendi ellerimde.
    tıpkı Yahudiler gibi.
    buraların yerlisi ben değilim..
    Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek.
    ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın.
    şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut.
    yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar.
    ben şarkıya dönünce.
    boğazlarındaki boğum insanların epriyecek.
    ve onun yerine her günkü işleri yaparken.
    kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı.
    kalbe gizlice batan kıymık geçecek.
    şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya.
    holokost neymiş meğer.
    herkes bilecek..
    Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?.
    Yedeğimdeki okunaksız.
    şarapla lekelenmiş, solgun harita.
    uyduruk bir şey mi bilmiyorum.
    yoksa sahiden definenin yeri.
    gösteriliyor mu orada?.
    Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir.
    kalbe dönmekle define bulmak arasında?.
    Lâkin ben inerken her dönemeçte.
    bir parçasını ele geçirdiğim.
    her molada, her zorlanışında nefesimin.
    her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın.
    bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir.
    nerelerde kıraçlaşır.
    rahminde levendane öcün tohumları yatan gece.
    güneşin şifa diye bilinen ışıkları.
    nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir….
    Haritamda caddeyi ürpertiye açacak.
    bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok..
    Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir.
    bir cenaze kalkarken yağan yağmurun.
    bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan..
    Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı.
    ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için.
    hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde.
    canı sıkkın kızların yüzlerinden.
    döşünden ahı kalmış delikanlıların.
    dünyaya habire pörtleyeceğim.
    evlerin olanca tınısı dindiği zaman.
    kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları.
    fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından..
    Yahudi değilsem bile.
    bende Yahudalık da mı yok-.
    Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?

    /İsmet Özel
  • Tasavvuf hiç kuşkusuz bir din ilmidir; en azmdan hicri ikinci asrın sonlarında yaygınlaşan hareket başta çok istekli olmadığı halde daha sonra birtakım iç ve dış nedenlerle din bilimi haline gelmek zorunda kalmıştı. ’Zorunda kalmıştır' dedik, çünkü ilk başta tasavvuf bu hususta pek gönüllü değildi. Zaten ortalıkta gereğinden fazla ’bilgi' vardı ve bilim adamlan çoktu.

    Burada yapılması gereken şey, yeni bir bilim ihdas etmek ve alimlerin sayısını çoğaltmak değil, bilgi anlayışını değiştirmek olmahydı. Sufiler de tam olarak bunu yapmak istedi: bilgi anlayışını değiştirmek ve ’alim' tipini baştaki ilk tarife döndürmek istediler. Bu nedenle tasavvuf kendisini bir 'öze dönüş' hareketi olarak gördü. Bu nedenle ’arzulu değildi' dedik; fakat çeşitli nedenlerle böyle zorunluluk ortaya çıktı.

    Özellikle Haris b. Esed el-Muhasibi, Cüneyd-i Bağdadi ve bu gelenekten doğrudan ve dolaylı etkilenmiş isimler öncülüğünde 'sünni tasavvuf’ anlayışı ortaya çıktı. Sünni tasavvuf anlayışı tasavvufu bir din bilimi haline getirmek iddiasıyla gelişmişti. Çağımızda tasavvuftan söz ederken önce şu noktayı akılda tutmak gerekir: hakkında konuştuğumuz şey bir din bilimidir!

    ’Din bilimi’ ne demektir? ’Din bilimi’ her şeyden önce bilgi kaynağının naslar olması demektir. Bir şeyin 'din bilimi' sayılabilmesinin olmazsa olmazı budur; bilginin nastan ’istinbat’ edilmesi şarttır. Kur’an ve Sünnet’e dayalı olmayan bir din biliminden söz edemeyiz.
  • 416 syf.
    ·22 günde·Beğendi·8/10
    Divan edebiyatının tadını bir kere alan iflah olmayan bir duygu içerisine girer.
    Beni en çok içerisine çeken asıl içtimâi tablo "Manadan Maddeye", "Gönülden Akıla", "Soyuttan Somuta", "Değerden Değersize", yani öze dönüş kısacası bir yol vardır ve akar gider. Biz mana düşkünlerine ilaçtır bu yazılar.
    Aşk demekmiş sarmaşık. Dıştan yemyeşil içten kuruturmuş aşığını. Sarıp sarmalar dört bir yanını anlamazsın çıkması zor vefasız bir yol o ne güzel bir yoldur ki hem aşığı usandırır hem ilacı olur.
    Ben Divan Edebiyatına aşıktım Fuzuli Leylasına ortak noktamızdı aşk bir bütün olmuştuk. İlk baştan büyülemeye başlamıştı İskender Pala hocamız. Aşkı bilenin kitabı dedi ancak onun yazdıklarını aşkı bilen anlayabilirdi. Kitaba gelecek olursak çok fazla bilgi vardı bu kimisini rahatsız edebilir kimisi için de hoşuna gidebilir beni rahatsız etmedi açıkçası ama şunu söyleyebilirim ki konun akışını az da olsa etkiledi. Kitabın asıl konusuna değinecek olursak
    Hilleli Fuzûlî isimli şaire kütüphanede bir bilge tarafından verilen sır ile başlıyor kitabımız. Bilge Akeldan Fuzûlî'ye yıkılmış bir tapınağın altındaki uzay bilimine dair bilgiler taşıyan tabletleri, altın heykelleri ve girişin şifresini söylüyor.
    Fuzûlî bu şifreyi yazdığı Leyla ile Mecnun mesnevisinde beyitlere gizliyor.

    Hikayeyi bu mesnevinin içerisindeki Kays anlatıyor. Kays içerisindeki sır ile Leylâsını arıyor. Mesnevi yıllarca elden ele dolanıyor, okunuyor. Şifreyi çözmek isteyen hazine avcıları ve cemiyet üyeleri yıllarca kitabın peşini bırakmıyor.

    Kitabı okurken divan edebiyatını tekrar etmiş gibi oldum. Nefi, Nabi, Nedim, Şeyh Galip ve niceleri...
    Yazar dönem edebiyatını anlatırken toplumsal konulara, insanların para uğruna neler neler yapabileceğine de değinmiş.
    Aşkını gizli tutan aşık elbette açıklayandan üstündür. Bahtı kara, gözü kara, saçı kara çöl kızının aşkı da böylece kara harflerle karışmış oldu.
    Gehî vuslatta âşık, gâh mehcûr
    Bu dünyadırgehî mâtem, gehî sûr (Bakî)
    Aşık bazen vuslattadır, bazen ayrılıkta... Dünya derler buna; bazen ölüm, bazen düğün(vuslat olunca düğün,ayrılık olunca ölüm)
    Leylâ...
  • Diriliş, batılılaşmaya paydos deyiştir. Diriliş, içe doğru radikal bir değişimdir. Daha sonra bu değişimin dışa yansıması olacaktır. Diriliş, dev veya cüceler ülkesi kuran Batı ütopyalarına set çeken bir öze dönüş değişimidir.
  • … Gayesinin saklı olduğu mevzu "herşeyde" diye bilinmek üzere ŞİİR: Allah'ı arama sanatıdır... Sanat bütün insan faaliyetlerinin temeli olan "ruhî çaba" keyfiyetine dayanırken, gayeye ermişlik civarında cereyan eden bir öze dönüş faaliyeti olarak, bizzat o çabayı doğrudan temsile en yakın mânâdadır; "ruh nedir"in cevabı, ruhî çaba keyfiyetinin "ne, nereden, kimi arama?" suallerinin de cevabıdır. Verilmesi gereken bu cevap, eser veya müessirde derinleşme şeklinde sanatın bir hürriyet alanı olmasına nisbetle, hürriyetin "ne ve niçin?" olduğunun ölçü ve ölçülendirmelerine tabi olması gerektiğini de gösterir. Sanatın hürriyet istemesi kadar, başıboşluğu istememesi de hürriyetin şartı, sanırım meselenin bizcesi aydınlandı. GÜZEL sanatlar: "Doğrunun olmadığı yerde, güzel de yoktur!"... O hakikatini, "idraki" telkin ambalajı olduğu kadar bulur; hakikatin ambalajı olduğu kadar. Bilgi ve varlık idrakinin olmadığı bir yerde, kendi kendinden ibaret bir güzellik aldatıcı olabilir. Gereksize kadar mânâsız. Demek, KANDIRICI-DOYURUCU olmak, ruhî çaba keyfiyetinin özü niyetine de olsa, ölçü olmadığı zaman buna aykırı bir mecraya çıkar...
  • "Afrikalı yerlilerin elbiseleri yoktur. Emperyalistler normal yollarla onların zevklerini değiştiremezler; dolayısıyla yerli halk kendi bez parçalarını üzerilerinden çıkarıp ithal malı kumaş ve bezleri örtünmezler. Öyleyse oraya önce kilise gitmeli ve onları Tanrı’nın ve İncil’in dinine inandırarak hidayete erdirmeli! Bu durumda namus ve haya kavramlarının ne anlama geldiğini öğrenen Afrikalılar mecburen kalmalı ve elbise giymeli! Bütün bu çabalar, Longshair ile Manchester mencusat ürünlerinin Afrika’ya girişine uygun bir zemin hazırlayabilmek için sarf edilmiştir.”