Teoman Duralı, modern dönemdeki "Kur'an bize yeter" sloganıyla filizlenen ve Peygamber'in postacı konumuna indirgenmeye çalışıldığı akımların varacağı felsefi sonu çok iyi görüyordu. Peygamberi aradan çıkardığınız an, din rasyonel bir ideolojiye ya da kişisel bir ahlak felsefesine dönüşür. Eğer vahyin ilk uygulayıcısı, şarihi (açıklayıcısı) ve yaşayan örneği olan Hz. Muhammed dışlanırsa, her birey kendi dininin kurucusu haline gelir. Ortada ortak bir ibadet dili, ortak bir yaşam ahlakı ve yaşayan bir sünnet kalmaz. Bu da teoride teizme veya bir tür felsefi "İslam" algısına kapı açsa da, dinin yaşayan özü olan "Müslümanlığı" imkansız kılar. Özetle Duralı; Peygamberi dışlamanın, İslam'ı korumak değil, aksine onu hayattan koparıp sadece zihni bir egzersiz haline getirmek olduğunu savunur. Müslüman olmak, o soyut nizama bir insan rehberliğinde, onun adımlarını takip ederek bilfiil dahil olmaktır.
Duygu ve Düşünce
Bence tüm sıkıntı, esasen bir hayvan olduğumuzu bir türlü kabullenememizden kaynaklanıyor. Bak basitçe anlatayım. Bizi diğer tüm mahlûkattan farklı kılan sevgili beynimiz, içerisinde işte o tüm mahlûkâtın bilgisini de taşır. Sürüngen beyin, limbik sistem ve korteksten oluşan bu muazzam yapı, doğru yerlerine basıldığında muhteşem sesler çıkarır. Cinsellik sürüngen beyinle ilgiliyken, duygular limbik sistemde dolanır. Fakat elimizde, bizi akıl ve izana davet eden korteks gibi bilge bir kozumuz vardır. Aşk dediğimiz şey, kabul etmek gerekir ki, insan icadıdır. Biz icat ettik aşkı. Yerleşik düzene geçtikten sonra gelişen toplumsal kültürün biyolojiye etkisi sonucu âşık olmak üzere evrimleştik. Öncesinde genlerin devamı için aşka gerek yokken, zamanla bu bir zorunluluk hâline geldi. İnsan bebeğinin diğer hayvanlara nazaran çok daha uzun süre bakıma ihtiyaç olması nedeniyle de, bir anne-baba işbirliği oluşturmak adına, tek eşlilik ve sadakat gibi kavramlara yöneldik. İşte bu yüzden, genlerimizin devamı için çıldıran sürüngen beynimizdeki hayvani düşünceleri, limbik sistemimizdeki duygularla olduk olmadık anlamlara bürüyüp aşık oluyor, o kişi tarafından istenmediğimizdeyse soyumuz kuruyacakmış gibi krizlere giriyoruz. Hayır, kurursa kurusun, bu çağda böyle ilkel yaklaşımlar da nedir? Çelişki tam burada işte. Aklını korteksine toplayıp sistemi reddedenlerin genleri devam etmiyor. Akıllılar ölüp gidiyor yani, hadi geçmiş olsun. Biz, hayatta kalan diğer kafasızların torunlarıyız özetle. O yüzden dedelerimiz ve ninelerimizle aynı tuzaklara düşüyor, hâlâ armut gibi âşık oluyoruz Osman.
Özetle psikolojik bozukluğu olan kişiler, düşüncelerinde öngörülebilir hatalar yaparlar. Işlevsiz duşuncelerini saptamayı, değerlendirmeyi ve değişimeyi hastalara öğretirsiniz. Bu sureç; belirli durumlarda, belirli düşüncelerin tanınmasiyla baslar:. Otomatik düşüncelerin belirlenmesi, bazı hastalar için kolay ve doğal bir beceridir ve kimileri için daha zordur. Bu hastaların gerçek düşüncelerini bildirmesini sağlamak için dikkatle dinlemek gerekir ve hastalar, düşüncelerini kolayca tespit edemezse sorgulamanızda değişiklik yapmanız gerekebilir.
Sayfa 157·Kitabı okuyor
Psikoloji
Özetle, yaşamak bir denge meselesidir. Birine aşırı bağlanmak dengesizliktir.
Sayfa 185 - Can Yayınları
Ah Bir de Ayık Kafayla Yazsaydın Be Huxley
7/10
·272 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitaplar hikâyelerini, bazıları ise fikirlerini ön plana çıkarır. Fakat yalnızca hikâyeye odaklanmak eserin düşünsel derinliğini zayıflatırken, yalnızca fikirlere odaklanmaksa kitabı bir roman
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173bin okunma