Yaşadığını değil, sadece var olduğunu hissediyor; kendisi günleri geçirmiyor da günler onun üstünden geçiyor. Ama bunun için kendini fazla cezalandırmıyor; var olmak bile yeterince zor zaten.
O günlerde, hayatının hep böyle olacağını kabullenmek ile başka bir hayatın mümkün olduğunu söyleyen küçük, saçma, fakat inatçı bir umut arasında gidip geliyordu. Teslimiyet ve umut dengesi gün gün, saat saat, kimi zaman dakika dakika değişiyordu. Zihnine kabullenmeyi mi kaçmayı mı yerleştireceğine karar vermeye çalılıyordu sürekli.