Özge

Özge
@ozgekp
Su tanrısı Enki yi balık ile sembolize edip, onu kendisine devlet ve imparatorluk arması olarak kabul eden Asur devleti onu zindana kapattı. Çünkü gemidekiler polis çağırıp devletin adamlarına teslim ettiler. Böylece Yunus (a.s.), balığın (devletin) eline düştü, onun tarafından yutuldu, zindana kapatıldı. Çünkü suç işlediği sanılanlardan, tanrıların gazabını çekenlerden birisi olarak görülüyordu.. Ayette geçen "Onu yuttu/kapattı" (eltegamehu) ifadesinin esas anlamı "kapamak,kapatmak" demektir. Türkçede kullanılan "lokma" kelimesi de buradan gelir. Bir şeyi ağza götürüp dudakları kapatınca "lokma" alınmış olur. Buradan hareketle "lokmayı yutmak" tabiri gelişmiş ve ikincil anlamda "yutmak" manası kazanmıştır. Bu anlamda Türkçede birine "lokma olmak" ifadesini çağrıştırır. Yani burada balık tarafından yutulmak, devletin eline düşmek, cezaevine kapatılmak, zindana tıkılmak demektir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yunus (as) yorgun argın gemiye bindi, gemidekilere katıldı. Fakat o gün deniz dalgalı olup fırtınalı olduğundan, gemidekiler de su tanrısı Enki nin öfkelendiğine, bir şeye kızdığında denizin böyle olduğuna inandıklarından, gemiye binen Yunus ile çekişmeye başladılar. Yunus bu tür inançların bâtıl olduğunu söyleyince öfkelendiler ve aralarında karşılıklı çekişme çıktı. Gemidekiler Yunus'un kendi tanrılarının gazabını çekecek laflar ettiğini gördüler ve onu yalnız bularak sıkıştırdılar. Bugünkü tabirle "bu adam devlete karşı geliyor, polis çağırın" türünden laflar ettiler ve böylece Yunus (as) gemideki çekişmeyi kaybetti, kaybedenlerden oldu...
Eski Ortadoğu devletlerinden Sümer, Akad, Babil, Asur, Mısır, Hitit vs. her biri birer Tanrı-devlet iddiasındaydılar. Her birinin Tanrıları ve bu tanrıları temsil eden sembol ve armaları vardı. O dönemde boğa denince Mısır, kuş denince Hitit, cin denince Babil; rüzgâr, dalgıç, yelkenli gemi denince Fenike; karınca denince Sebeliler akla gelirdi. Bu devletler tanrısal anlamları olan sembol ve armalarla bütünleşmişlerdi. İşte balık veya keçi-balık figürü de Dicle-Fırat havzasına bir dönem hâkim olan Asurluların sembol ve armasıydı. Mezopotamya'da ilk dönemlerden itibaren tanrılara balık sunulurdu. Dicle ve Fırat'ın temiz suları "abzu" denilen balıklarla, sazanlarla doluydu. Balık bu anlamda su Tanrısı "Enki"nin sembolüydü. Devlet mühürlerinde, özellikle eski Babil mühürlerinde balık simgesi kullanılırdı...Yunus kıssasını bu bilgiler ışığında bir kez daha okuyunuz...
Ansızın gelmesi, bir anda her şeyi kaplaması, insanlarda dehşet ve korkuya yol açması nedeniyle Kur'an lisanında kıyamete 'ğaşiye' de denmiştir. Aynı kökten gelen 'ğışaveh' perde demek olduğuna göre, sanki kıyamet "dünya" denilen tiyatroda sahnelenen, "insan ve hayat" adlı oyunun "son perdesi" olmaktadır.
Düşüncenin yabancılaşması, kalbin veya duygunun yabancılaşmasından hiç de farklı değildir. Kişi, çoğu zaman, bir fikir bulduğunu, bu fikrin kendi keşfi ve ürünü olduğuna inanır; oysa gerçekte, benliğini, kamuoyunun, gazetelerin veya devletin yarattığı putlara, ya da bir lidere kaptırmış; düşüncesini onlara aktarmıştır. Bu putların kendi inançlarını temsil ettiğini sandığı halde; gerçekte, bu sembolleri bilgi ve bilgelik tanrıçaları olarak benimsediği için, onların düşüncelerini kendi düşüncesi gibi kabul etmektedir. Ve tamamen bu nedenle, ilahlarına bağımlı bir köle haline gelir, çünkü kafasını, düşüncelerini onlara aktarmıştır.