Özlediğim insanlar var; kokusunu, sesini, bakışını ve hatta duruşunu özlediğim... Meraklanıp endişelenişini, kimsenin fark etmediğini fark edişini özledim. Yazılarımda gizlenen acıyı anlayıp hemen aramasını, o acıya derman oluşunu, kısacası onu her şeyiyle özledim.
Şimdi yanımda değil, bir telefon uzağımda da değil. Yazılarımı okumuyor artık, bakışlarımdaki hüznü görmüyor. Ama ben yine de özlüyorum. Yolların ayrılması bir insanı özlememeye bahane mi ki gönül özlemeyi bıraksın? Ayrılığın pençesine düşmeden önce yaşanan o güzellikler ne olacak o zaman? Hepsi günün sonunda unutmak için miydi?
Eskiye olan özlem, hem de geri gelmeyeceğini bildiğin bir özlem, insanı hep uzaklara götürür. Kimsede o hisleri, o duyguları bulamazsın. Kiminle konuşsan, kiminle gülsen aklına hep o gelir. Geriye dönmek, onunla olduğun zamanlara gitmek istersin de hayallerinden öteye gidemezsin. Özlemek biraz da hayallerde yaşamaktır zaten. Çünkü bazı özlemler, kavuşmaya gebe değildir…
(Kalemimden)
*Bir arkadaşımın bir zamanlar en yakın arkadaşıyla yollarının ayrılmasından sonra hissettiklerinin yazıya dökülmüş hali.
substack.com/@cnefen1?utm_so...
Tam ritmimi bulmuşken, kendimi bir hikayeye kaptırmışken yine o aynı engel.
Gözlerim yüzünden kitaplarıma hep ara vermek zorunda kalıyorum. Bu zorunlu molalar, okuma hevesimi yarım bırakmaktan başka bir işe yaramıyor. Sayfalarla kesintisiz bir bağ kurmayı gerçekten çok özledim.
Türküler hayatın kırdığı insanları teselli ederler derler o yüzden bugün sana bir türkü armağan etmek istiyorum.
Saçların sarı olmasa da sen benim Mihriban’ımsın.
Mihriban şefkatli, merhametli,
"Birkaç gündür yoksun."
"Evet hastanede işler çok yoğundu."
"Bütün doktorlar üç gece üst üste nöbete kalıyor mu yoksa yalnızca kendine has bir işkence yöntemi mi?"
"Gudubet komşunu mu özledin?"
"İçimi titreten fırtınamı özledim."