"Bizler sanki bataklığa saplanmış büyük bir aile gibiydik. Yanımıza kimse gelemiyordu, yutulmaktan korkuyorlardı. Belki bir kesim,biz çamura gömülürken hâlâ nasıl güldüğümüzü anlamadığından kaçıyordu. Biz de bu bataklıktan çıkamıyorfuk. Çamurun yumuşak kıvamı buna engel oluyordu. Zaten birlikte olduğumuz sürece kurtulmak istemiyorduk."
"Dostluğun bir çocuğa verebileceği gücü, başka hiçbir sevgi formu veremez. Sizler birbirinize sahip olduğunuz için çok şanslısınız. Çoğu insan böylesi bir sevgiyi tadamadan göçer. Arkadaşlığın büyüsü eşsizdir."
Herkesin uğraştığı bir şeyler vardı. Bir tek ben konuşmuyor, sessizce izliyordum. Şirinlere benzetiyordum onları. Şakacı, Zeki, Güzel ve İyi Huylu. Kendime yer bulamadım onların arasında. Mürettebattaydım evet. Ama bir türlü onlar gibi olamıyordum. İçimde illaki bir karanlık oda, ışığı açılmadan duruyordu. Onlarla çok eğleniyordum. Yanlarında olmak, ailemin yanında olmaktan daha çok huzur veriyordu.
Garip olan, bedenim mürettebata aitken, ruhumun tamamen ait olmamasıydı. Bütün nöronlarım, aralarındaki bu kardeşlikten öte dostluklarının güzelliğiyle titreşirken bile dışarıda olduğumu düşünüyordum.