• Teknolojik yenilikler ile birlikte hayatımıza giren akıllı telefonlar ve kablosuz erişim sayesinde her an ve her durumda erişilebilir olmak beklenir. Modern insan kendi panoptikonlarını cebinde taşır ve bir türlü huzur bulamaz.
    Kemal Sayar
    Sayfa 105 - Kapı Yayınları
  • Yunanca pan ve optikon kelimelerinden bir araya gelen panoptikon "her yeri gören yer" anlamına geliyor.
    Kemal Sayar
    Sayfa 113 - Kapı Yayınları
  • Alanında okuduğum ilk kitapla Merhaba!

    Teknolojik gelişmelerin ışık hızına yakın bir gidişat izlediği 21. asırda belki de okuyabileceğim en iyi kitaplardan. Hani o pek bizi farklı kılan dünyada biricikliğini koruyan gen dizilimine kadar ellerimdeyim galiba bu siber güçlerin diyerek düşündüm bir ara okurken kitabı. Bitmiş neredeyse çokta umursadığımız gizlilik . Alışverişler, ödediğimiz faturalar, okumayı sevdiğimiz türler, ayakkabı, çanta, yaşadığımız şehir vs. Biz her tıklamada her açtığımız hesapta, her haşır neşir oluşumuzda kapitalizme kendimizi tanıtmışız öylece. Ünlü falan olmaya gerek yok. Birileri istediği takdirde tüm hesaplarına misafir yahut yabancı kalabilirsin.

    Mesela kitapta "panoptikon" anlamını bilmediğim kelimeyi okudum. Sonra allame Google'a kelimeyi arattım ve bana hemen dökümanlar falan . Panoptikon: İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Tasarımın konsepti gözetlemeye izin verir. Yani adam bir daire modeli hapishane yapıyor ve ortasına da dairenin iç kısmına yapılmış tüm kafesleri rahatça müşahede edebilecek , gizliliği ortadan kaldıracak bir gözetleme kulesi yerleştiriyor. Mahkumlar daimen gözlem altında. Ancak bu pek akıllıca buluş olan panoptikon hayata geçirilmemiş vesaire. Ben kelimeyi, ne anlama geldiğini öğrendim tamam . Sonraki gün Google bana içeriğinde bir şeyler ararken "Panoptikon" ile ilgili yazılmış kitapları reklamlarla güzelce dizdi sağolsun. Ben kitapları aramadım taramadım ama allemeyi cihan benim okumak isteyebileceğimi düşünmüş sağolsun. Hahhh işte gelelim mevzuya. Bugün sanal bir panoptikonun içerisinde olabiliriz. Veriler, bilgiler, zevk, konfor, gereklilik derken bizi tanıyorlar mahrem alanlara kadar. Kullandığımız Facebook, Twitter, İnstagram, Periscope ve belki de 1k . Buralara yaptığımız ziyaretleri dikkatle yapmalıyız anladığım kadarıyla. Olabildiğince sakınmalı ve teşhir etmemeliyiz özelimizi. Zor değil mi ? Her hesapta resimler, videolar, isim-soyisim, hesabımız, adresimiz çarşaf çarşaf.

    Maalesef bu masum duran her şey o kadar da masum değilmiş, anlıyorum. Mesela bugün parmak izi ve göz tanıma sistemleri geliştirilmiş telefonlar sürülüyor piyasaya bildiğim kadarıyla. Ya düşünsenize parmak iziniz biricik, sadece sizde var, aslında kimse bilmez ama, bir tuş kilidine kurban dünyanın güçleri elinde. İşi basite almamalı diye düşünüyorum ve olabildiğince soyutlamalı özelimizi sosyal ağlardan.

    Kitapta birçok konuya yer verilmiş olması, pek çok da kaynak zikredilmiş olması, bilgi sahasını genişlettiği için daha da çekici ve verimli olmuş diyebilirim. İçeriğinde; Dünya'nın matbaadan sonra gelişen dijital ortamı, hesapları, yaşantısı, hızı, dünya üzerindeki mesafeleri sıfırlayıp sınırları yok edişi (sanal anlamda), nano teknolojik gelişmeler, olumlu-olumsuz , tartışılabilir, tartışılması gerekenler, bugün kullandığımız sosyal ağlar, ağlar üzerinden dünyada yaşanan kolay örgütlenmeler, aile yapısına etkisi, teknolojik dönem insanı, bu insanın ilgi ve algılayışı, e kitaplar, insanlar tarafından teşhir edilen yaşamlar, teknolojinin inşa ettiği yeni kültür vesaire pek çok şeyden bahsedilmiş.

    Nazife Şişman'ın okuduğum ikinci kitabı olduğu için azıcık da olsa yazarı tanıyabildiğimi düşünüyorum. Yazarın kitaplarındaki konu ile alakalı kaynakları ile birlikte zikrettiği bilgi, alıntıların kitaplarını bir makale okurcasına dikkatle okumaya ve tekrar etme arzusuna yöneltiyor oluşunu belirtmek istiyorum. Tanıdığım için mutlu diğer kitaplarını okumak için sabırsızım.

    İnceleme sağlıklı ve yeterli bir inceleme mi bilmiyorum :) Kitabı okumuş olan ve yazdıklarıma katılmayan varsa uyarabilir beni :) Hayırla kalın.
  • Şeffaflık toplumun niteliğine göre farklı biçemlerde karşımıza çıkıyor. Yıllar boyu siyasetçilerin ağzında pelesenk olmuş bu kelime altında derin bir sosyolojik boyut varmış da haberimiz yok. Kitap beni baya zorladı. Okurun çabası kitabı anlamlandırabilmek için gerekli. Yazar bizleri direk bilgilendirmiyor.
    Toplumbilimciler toplulukları bir kelime altında nitelemeye başladı : Olumluluk Toplumu, teşhircilik toplumu, ivme toplumu gibi. Bu alt topluluk içerinde şeffaflık tanımını açıklıyor yazar . Şeffaflık teşhirciliği ortaya çıkarıyor. Yani yazarın deyimiyle nesne kült olmaktan çıkıp sergi niteliğine bürünüyor. Kült olan gizemlidir, değerlidir. Sergi biçiminde olan nesne metadan öte değildir. Tam da kapitalist sistemin istediği düzene çanak tutuyor şeffaflık. Güven konusu şeffaflıkla günümüzde değişime uğradı. Güvenmek için eskiden bilinmeyenliye teslim olmak vardı. Şimdiyse her şey ayan beyan içinde olmalı. Ama gizemli olmayan bir şeyin tadı tuzu olmaz bence. Ruhsuz bir dünya tadı ağzınıza gelmiyor mu? Merak duygusunu öldürdük. Şeffaflık içinde giderek pornografik bir toplum olduk. Sosyal medyada bu şeffaflık voyörizm gibi hastalıkların türemesine sebep oldu. Kontrolcü bir yapıya da büründük. Dijital panoptikon yapıda özgürlük, kontrol altında olmakla eş güdümlü oldu. Kısacası şeffaflık bizleri bir sistemin çarkı haline getirdi.
  • Bize yeni bir umut lazım. Sınırların yerle bir edildiği bir dünyada iletişime inanmak zorundayız. Çünkü mağaralarda yaşamıyoruz. Sistem denilen şey, klavye başından yahut akıllı telefonlardan bizi bir alana hapsetmeye çalışıyor. 21. yüzyılın ilk hastalığı işte bu şekilde ortaya çıktı: Sosyal otizm. Beğenilmek hepimizin hoşuna giderken, beğenilmemek tedirginliği yaşamaya başladık. Yazdıklarımız, paylaştıklarımız, söylediklerimiz... Her biri gördüğümüz veya düşündüğümüz şeylere ortaklık edin diye. Tyler Durden'ın dediği gibi "bizler tarihin ortanca çocuklarıyız, ne bir savaş gördük ne de büyük yıkım" Şimdi en büyük hastalıkla başbaşayız, sosyal otizm. insanların içerisindeyiz, ama insanlar gerçek değil. Hepsi sosyal ağ adı verilen hapishanenin içerisinde. Foucault'un deyimiyle Panoptikon'a hapsolmuş durumdayız. Bize yeni bir inanç lazım! Dünyanın her hangi bir yerinde yaşayan insanla iletişim kurabiliriz. Fakat onu canlı canlı göremeyiz. Peki bu kadar hayalperest miyiz? Gerçekten onu, yanımızda hissedebiliyor muyuz? Hayal kurmak iyidir, Tanrı'ları eğlendiririz. Peki hayal aleminde yaşıyorsunuz diyebilir miyiz sözde gerçekçilere? Gerçekçi insanın sosyal ağlarda işi ne? Hepimiz bir arayış içerisindeyiz. En ilkel benlik dürtüsü olan seksten en gelişmiş duygu olan fikir alışverişine varıncaya kadar, herkes bir şeyin peşinde. Bize yeni bir söylem lazım! Sevişmenin suç, ilişkinin tabu, kadının elalem korkusu olmadığı bir dünyada, rengarenk bayraklarla gezen dostlarımızla birlikte, dans ile müzikle, kitaplarla mücadeleyle.. Bize yeni bir cephe lazım! Yan yana ayrı yazılır, sımsıkı durmak için. Her türlü toplumsal baskıya karşı ama o bizden değil demeden hayır demek için, özgürlük için, kurtuluş için, İLETİŞİM için bize yeni bir Hayal lazım.
  • Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum
    1984 alıntılarını yorumladığım video:
    https://www.youtube.com/watch?v=dK1thKZa9ik

    "Who are you to wave your finger?
    You must have been out your head!"
    "Sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun?
    Kafayı sıyırmış olmalısın!" Tool*

    UYARI : Bu inceleme yazılırken hiçbir kitap yakılmamış, haplanmamış veya fiziksel şiddet görmemiştir.

    https://image.ibb.co/fETD4e/1.jpg

    1984 : Evet beyler, uzat kolları, uzat kolları. Aranızda konuşmayın. Ben izin vermediğim sürece siz konuşamazsınız. Burada otorite benim. Nerede olduğunuzun farkında olun. Sabah içtimasında konuşan birisi olursa hayatta en korktuğunuz şeylerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'da bulursunuz kendinizi. Sayımız 8 olmalı, Fahrenheit 451 nerede?

    https://image.ibb.co/epdkHz/2.jpg

    F451 : Buradayım efendim! Geldim, yetiştim işte! Umberto Eco'nun meşhur Gülün Adı kitabı için büyük bir kitap yakma töreni düzenledik biraz önce. Geç kaldığım için özür dilerim hem sizden hem Büyük Birader'den.

    1984 : Bir daha böyle şeyler istemiyorum, herkes vaktinde burada sıraya geçmiş olacak!

    F451 : Emredersiniz.

    https://image.ibb.co/dbAXxz/3.jpg

    1984 : 1,2,3,...8. Tamam sayı doğru, rahat oturuş pozisyonuna geçebilirsiniz. Parti'nin geleceği, onun sonsuz iktidarının sürekliliği ve sizlerin kesintisiz refahı için birkaç şey anlatmam gerekli.

    https://image.ibb.co/cNHCxz/4.jpg

    1984 : Öncelikle, içinde bulunduğunuz distopik dünyanın ve panoptikonun farkında olun. Bu bir rica değil, emirdir. Hepiniz birer distopya kitabısınız ve bağlı olduğunuz bu türün tanımlarını bilmek zorundasınız.

    Distopya, anti-ütopya demektir. Ütopya Yunanca'da olmayan yer, güzel yer anlamlarına gelebilirken distopya ise bunun tam tersidir. Genellikle distopyalar geleceğe duyulan kaygıdan dolayı yazılmış olumsuz senaryolardır, baskıcı bir sistem ve totaliter bir devlet modeli bulunmaktadır.

    Yaşamakta zorunlu olduğunuz bu dünya içerisinde renkler sadece bana aittir, sizi bir panoptikonun içerisinde yaşadığınızı unutturmamak adına elimizden geldiği kadar renklerinizden ve duygularınızdan arındırmaya çalışırız. Arkamda gördüğünüz Büyük Birader adındaki liderimize sınırsız ve sorgusuz itaat bekleriz. Panoptikon, mahkumların görülebileceği duygusu nedeniyle davranışlarını kurallara uygun yapmasına sebep olduğu modern bir hapishane modelidir. Evet, şu anki insanların çağdaş sandığı hayatları ve sizin renksiz hayatlarınız kelimenin tam anlamıyla bir panoptikondur diyebiliriz. Burada bulunduğunuz distopyanın müdürü ise Büyük Birader'dir. O her zaman sizi izler. O her zaman sizin 2x2'nin sonucunun 5 olduğuna sınırsız itaat etmenizi ister. Çünkü Parti böyle dediyse bu böyledir.

    Bu arada görevleriniz tam olarak neydi bana hatırlatın.

    F451 : Ben sabah akşam tür fark etmeksizin kitap yakarım. İnsanların kitap okuyamaması için elimden geleni yaparım. Çünkü kitap insanı cahilliğinden arındırır ve bu eylem 1984'ün içinde geçen "CAHİLLİK GÜÇTÜR." ilkesine ters düşer.
    Büyük Birader'in emirlerinin dışına çıkarsam ceza alacağımı, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'yı boylayacağımı bilirim.

    Cesur Yeni Dünya : Ben insanları Ford Sistemi adını verdiğim, Tanrı'nın Ford olduğu ve doğan her yeni bebeğin ebeveyn bilincinden yoksun, şartlandırılarak doğduğu bir model içerisinde yönetirim. Soma adlı bir mutluluk hapını bir distopyanın içinde olduklarını unutsunlar diye onlara içiririm ki hiçbir zaman bu acımasız durumun farkında olamasınlar. Benim dünyamda da kitap okumak yasaktır, bebekleri ürettikten hemen sonra bebekler bir kitaplığa doğru emekletilir, kitaplara tam ulaşacağı sırada onlara elektrik verilir ve bu bireyler bir daha kitaplara hayatları boyunca dokunamaz.

    Otomatik Portakal : Ben şiddetin meşrulaştırıldığı yerin tam kendisiyim. Fiziksel ya da manevi her şekilde, her saniyede halkın gözü önünde ve çekinmeden şiddet uygularım.

    Çarpışma : Ben teknolojinin, arabaların, makineleşmenin distopyasıyım. Makinenin verdiği haz ve hızın, arabaların birbirleriyle çarpışmasının bana cinsel mekanizmaları hatırlattığı bir senaryoda anlatırım her şeyimi.

    1984 : Tamam, tamam! Kes, kes. Yeter bu kadar! Hadi, herkes görevlerinin başına! Mesai vakti!

    https://image.ibb.co/b5CCxz/5.jpg

    F451 : Seni yakmak istemiyorum NA1, kitap okuyanları anında yakalayan Mekanik Tazı'dan zorla kaçtım da buraya geldim, seni kesinlikle yakamam ben. Umarım 1984 bizi görmez.

    NA1 : Başımız belaya girecek.

    1984 : Benden ve Büyük Birader'den asla kaçamazsınız! Ona sınırsız itaat etmeli ve sonsuz sevgi duymalısınız. Aynı askerde size öğretildiği gibi, itaat et, rahat et felsefesi geçerlidir! Bu sistemde eğer bir hatanız olursa siz Büyük Birader'i sevecek hale gelene kadar cezayı, işkenceyi hak etmiş olursunuz.

    https://image.ibb.co/e6qAje/6.jpg

    C.Y.D. : Abi kafam çok güzel. Birkaç Soma hapı attım bir distopyanın içerisinde olduğumu unutayım diye. Kafam güzel ama nasıl güzel, o kadar güzel ki, o kadar güzel ki. Nasıl böyle... Neyse Havva'nın Üç Kızı, biliyorsun ki 1984 distopyasının içerisinde sadece Parti'nin soyunu devam ettirebilecek verimli döllere izin verilir, yani bu işi Damızlık Kızın Öyküsü ile yapmam gerekiyordu ama artık bu kafanın da etkisiyle senle olmuş oldu, bunu Büyük Birader ve 1984'ün kesinlikle duymaması gerek.

    Havva'nın Üç Kızı : Ah, kesinlikle bir skandal olacak, hem de büyük bir skandal, ateizm, günah, bombalı patlamalar, laiklik, tarikat, Mevlana, bekaret, yobaz, falan filan.

    1984 : Ne yazık ki, kadere bak, kadere bak. Kimler kimlerle beraber yan yana geliyor!! Büyük Birader sizi her yerde, her zaman izler. Yaşamış olduğunuz Okyanusya içerisinde izinsiz cinsel ilişkiye ve Parti'den olmayan insanlarla takılmaya nasıl cüret edersiniz! Bu sınırlar içerisinde böyle bir ilişki kesinlikle yasaktır. Elif Şafak'la kimse takılmayacak bundan sonra! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

    https://image.ibb.co/e8934e/7.jpg

    O.P : Tamam kardeşlerim, kaçmayın artık lütfen. Efendim, kaçmayın sizi dövmeyeceğim. Kendimi riske atıyorum ama bu işten gerçekten sıkıldım artık kardeşlerim.
    1984 : Senin görevin şiddeti meşrulaştırmaktır, sen bunun için distopyasın! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

    https://image.ibb.co/ewoKcz/8.jpg

    Çarpışma : Hayır yani, arabaların çarpışmasının, makineleşmenin erotizmi nasıl bir distopyadır? Arabalar yollarında gitsin, herkesi işine ve evine getirsin götürsün işte...
    F451 : Çok suçluyum, artık hiçbir kitabı yakmak istemiyorum.
    C.Y.D. : Bu distopyanın artık net olarak farkındalığındayım, Soma hapı atıp bunu görmezden gelmek istemiyorum.

    1984 : İtaat edin, rahat edin! Genellikle disiplinden dolayı olsa da bu iktidarın içerisinde disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır! Unutmayın. Hepiniz birer distopyasınız, özellikle de F451'i 2.kez uyarıyorum zaten. Şimdi doğru hepiniz 101 Numaralı Oda'ya!

    Beyler, beyler... Sizi anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. 302. sayfamda da belirttiğim gibi; "Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya." içerisindesiniz. Enayi mi olmak istiyorsunuz yani gerçekten?

    https://image.ibb.co/g021qK/9.jpg

    Ütopya, Devlet : Merhaba, biz bugünkü toplantı için gelm...
    1984 : Siz de kimsiniz enayiler?! Çıkın dışarı, yanlış kapı! Yoldaş olmayan kimse buraya giremez!
    Ütopya : Arkadaşlar, bu Büyük Birader dedikleri 2 boyutlu kağıt parçasından başka bir şey değil, görmüyor musunuz bunu gerçekten? Bunu göremeyecek kadar at gözlükleriyle mi dolaşıyorsunuz? Biraz içinde bulunduğunuz hayatı, benliğinizi sorgulay...
    1984 : Muhafızlar çıkarın dışarı bunları, hemen!

    https://image.ibb.co/bRG5Hz/10.jpg

    1984 : Ben mimarlığın, cinselliğin, yaşamanın, iktidarın, etimolojinin distopyasıyım. Konuşacağınız duygu yoksunu kelimeleri bile ben belirlerim. Dün söylediğim şey bugün geçerli olmayabilir. Bugün doğru bildiğiniz gerçek, bir bakmışsınız yarın bambaşka bir gerçeklik haline dönüşmüş. Bellek deliğine onun evrağını attım mı bu dünyadan o bilgi silinir gider. Her söylediğimi halkımın 1 gün sonra hemencecik unutması bu sayededir. Düşmanımızın bugün Goldstein olduğunu söylüyorsam, bu kişi yarın başka birisi olabilir ve siz bunu hatırlamazsınız, hatırlasanız bile kanıtınız kalmamış olur. İktidar için yapmayacağım şey yoktur, gerekirse dini satın alır size tekrar satarım, Tanrılık rolünü Büyük Birader'e veririm, her türlü hırsızlığı ve kötülüğü yaparım ama siz yapamazsınız!

    Ayrıca istediğim kadınla da takılırım, kim söylemiş takılmanın yasak olduğunu? Zaten sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun, bana itaat etmiyorsun? Kafayı sıyırmış olmalısın!

    O anda, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'dan gürültülü sesler yükselmekteydi. Renksizlik, duygusuzluk, sınırsız ve sorgusuz itaat ilk günkü gibi hüküm sürmekteydi. Tek fark ise bütün distopyaların ortak özelliğinde olduğu gibi umut olmayan geleceğin kaygı duyulan senaryosunun esas gerçeklik olmasıydı. Bu yaşamın içinde hayatta kalabilmek sorgusuz itaate ve Büyük Birader'i koşulsuz sevmeye bağlıydı. Onlar Büyük Birader'in götünün kılıydı!

    https://image.ibb.co/eNGGPe/11.jpg

    Umut varsa halkın %85'ini oluşturan proletaryaya -yani alt sınıfa- aitti. 252. sayfada dendiği gibi, birbirlerinin varlığından ve gücünden habersiz olan bu topluluk, düşünmeyi hiçbir zaman öğrenmedikleri halde yeryüzünün dört bir yöresinde, aralarına nefret ve yalan duvarları girmiş de olsa bir gün dünyayı alt üst edebilecek gücü yüreklerinde, içlerinde biriktirmekteydi. Umut, varsa eğer, proleterlerdeydi!

    Tam da o anda, dışarıdan geçen onlarca arabanın oluşturduğu görgüsüz, sayısızca maganda içeren konvoyun önündeki kamyonetten bu gürültüyü bastıran daha ikna edici bir vaat işitiliyordu :

    "SAVAŞ BARIŞTIR
    ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
    CAHİLLİK GÜÇTÜR."

    *Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://www.youtube.com/watch?v=R2F_hGwD26g