Hilal Kılıç, Kral Oidipus'u inceledi.
21 May 16:49 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kral Oidipus, Sophokles tarafından yazılan bir Yunan tragedyasıdır.

Laios, çocuğunun kendisini öldürüp annesiyle de evlenme kehanetinin içerisinde bulur kendisini. Yani oğlu hem baba katili hem de annesinin kocası olacaktı. Kral ve karısı onu bebekken ayaklarından bağlayıp bir çobana verirler. Onu bir yere atmasını ya da öldürmesini isterler. Fakat çoban bebeğe kıyamaz onu öldüremez. Ne yapacağını düşünürken çocukları olmayan kral ve kraliçe aklına gelir. Ve kaderin engellenemeyişi bu eşsiz eserde en güzel ifâdesini bulur.

Kral Oidipus kendisinden emin, inatçı ve biraz da paranoyak biridir. Olmayan şeyleri kendinden emin bir eda ile hükmeder.

Esra KAYA, bir alıntı ekledi.
18 May 00:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı. Gerçi sezilerim, bir süre sonra hayat tarafından doğrulanırdı. Ama her defasında ben, aradan geçen süre boyunca, 'Doktor, acaba paranoyak mıyım?' başlıklı metinleri yazıp yazıp bozuyordum. Pek keyifli olmuyordu. Özellikle Müzeyyen'in gözlerinden başka biri bakmaya başladıktan sonra, doktorla iç muhabbetim artmıştı. Bir şeyleri hissediyor, ama reddediyordum. 'Bana öyle geliyor'du.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 15 - İletişim)Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 15 - İletişim)
Nur Sev, bir alıntı ekledi.
 16 May 07:51 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Bir şeyin Gerçekten öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı.Gerçi Sezilerim Bir süre sonra hayat tarafından doğrulanırdı. Ama her defasında ben aradan geçen süre boyunca “Doktor, acaba Paranoyak mıyım” başlıklı metinleri yazıp yazıp bozuyordum. Pek keyifli olmuyordu. Özellikle Müzeyyen'in gözlerinden başka biri bakmaya başladıktan sonra doktorla iç muhabbetim artmıştı. Bir şeyleri hissediyor ama reddediyordum.“Bana öyle geliyor”du.Bir tarafım haklı olduğumu söylüyor diğer tarafım“ Sana öyle geliyor ”diyordu..

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 15)Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 15)
Eda Arda Ylmz, Dava'yı inceledi.
16 May 07:19 · 9/10 puan

Bir gün hiç bir sebep yokken davanız olduğunu ama hayatınıza devam edebileceğinizi,hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleseler naparsınız?Paranoyak olur,sebebini araştırır,bulmak için her yolu deneriz ..Bu dava yaşamda kalma davası.Ayakta durma davası.Nefes alışının davası.Bu dava diğer davalara benzemez.Ya yaşarsın,ya ölürsün ama dava asla bitmez!Nesilden nesile sürer gider...İşte asıl dava budur..!!

Black Garden, Palyaço'yu inceledi.
 14 May 18:00 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Alman yazar Böll'ün, ülkesinde 1963 senesinde yayınlanan ve döneminde bir yığın eleştiri alan bu romanının orjinal başlığı olan 'Ansichten Eines Clowns'ı dilimize çevirdiğimizde en yakın ifade 'Bir Palyaçonun Fikirleri' oluyor. Ülkemizde ise sadece 'Palyaço' başlığı altında yayınlanmış; muhtelif dönemlerde, muhtelif yayinevleri tarafından. Yurtdışında kimi İngilizce çevirilerde ise 'The Clown' ve 'The Opinions Of A Clown' başlıklarına rastlıyoruz.

Romanda yazarın Katoliklere veya Katolikliğe yaptığı taşlamalar bir hayli cesurca; kanımca,romanın yazılma amacı da bu taşlamalar. Roman karakteri Palyaço'nun kafa travmaları esnasında yaptığı geçmişe dair iç hesaplaşmlarının bulunduğu paragraflardaki hikayeler ise bu mezhebe ve mezhep üyelerine yapılan taşlamalar için bir araç olarak görünüyor. Ama yine de bu paragraflar bir hayli psikolojik ve hüzünlü. Palyaçomuz da hüzünlü, fakat aynı zamanda paranoyak, kimi zaman gururlu kimi zaman arsız, düşündüklerini söylemekten çekinmeyen bir paylaço bu, bilgili akıllı bir palyaço aynı zamanda, uğradığı haksızlıklar da cabası. Evet Marie'yi çok seviyordu fakat bence olanları bir de Marie'nin ağzından dinlemek gerekiyor. Kimilerine göre bu palyaço biraz kibirli veya bencil de, fakat insancıl yönü daha baskın, melankolik diğer taraftan realist. Neyse ney, ona sorarsanız 'ben sadece palyaçoyum' diyor. Aslına bakarsanız önemli olan da bu...

1000kitap.com da yazılarını takip ettiğim genç arkadaşıma kitabı okumama ve yazarla tanışmama vesile olduğu için buradan teşekkür ediyorum.

Güzel bir edebi deneyimdir, bu. Okumanız dileğiyle. İyi okumalar...

Simge Demir, bir alıntı ekledi.
10 May 23:05 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Paranoyak olman birinin seni takip etmediği anlamına gelmez.

Üç Renkli Deniz, Wally Lamb (Sayfa 737)Üç Renkli Deniz, Wally Lamb (Sayfa 737)
Uykucu Pugse, bir alıntı ekledi.
 08 May 15:09

Neden o insana hasta gözüyle bakılıp diğer insanlara sağlıklı yahut normal düşünen birey olarak yaklaşılıyordu? Belki sizin o paranoyak, belki bir diğer anlamıyla kuşkucu, aşırı şüpheci diye gördüğünüz insan, hiç kimsenin görmediği gerçekleri görecek kadar zekiyse eğer?

Harbiden Manyak, Abdullah Yavuz (Sayfa 236)Harbiden Manyak, Abdullah Yavuz (Sayfa 236)
efla, bir alıntı ekledi.
 07 May 12:16

Gizlilik bir boşluktur ve bu boşluğu paranoyak korkulardan daha iyi hiçbir şey dolduramazdı.

Zombi Savaşı, Max BrooksZombi Savaşı, Max Brooks
S. Ali, bir alıntı ekledi.
06 May 01:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Devletler her zaman mantık çerçevesinde hareket etmez, İsrail de fazlasıyla akıldışı, paranoyak, aşırı milliyetçi bir hale büründü. Gazze filosuna yapılan saldırıyı düşünün. Tamamen akıldışı bir hareketti. İsteselerdi kolaylıkla gemileri etkisiz hale getirebilirlerdi. Türk bandıralı bir gemiye saldırıp Türkleri öldürmek, stratejik bir bakış açısından yapılabilecek en aptalca şeylerden biri. Türkiye 1958 yılından beri bölgedeki tek yakın müttefikleri. Hiçbir sebep yokken bölgedeki tek yakın müttefikine saldırmak bir çeşit delilik.

Vahşi Abd Emperyalizmi, Noam Chomsky (Sayfa 47 - Aylak Adam Yayınları 1.Baskı- Ocak 2014)Vahşi Abd Emperyalizmi, Noam Chomsky (Sayfa 47 - Aylak Adam Yayınları 1.Baskı- Ocak 2014)
Nermin Kesici, Beyaz Geceler'i inceledi.
04 May 20:31 · Kitabı okuyor · Puan vermedi

Beyaz Geceler
Öyküde, St. Petersburg’da Hayalperest diye adlandırılan karakterin, Nastenka ile geçirdiği dört günü anlatılmaktadır. Hayalperest, yalnız ve mutsuz bir adamdır. Günlerin uzun, gecelerin kısa olduğu aydınlık bir beyaz gecede Hayalperest’imiz genç kızı kötü adamlardan korur ve o gece kızla arkadaş olurlar. Ve ertesi gün buluşma kararı alırlar, dört gün böylece başlamış olur. Buluştuklarında birbirlerine kendi öykülerini anlatırlar. Hayalperest yalnızlık ve mutsuzluğundan, Nastenka ise içinde bulunduğu aşk acısından bahseder. Genç adam hiç hesapta yokken beklemediği duygular içerisinde bulur kendini. Öykünün sonu klasikleşen bir son ile bitse de her okurun hayatında bir kez yaşadığı bir durumdur aslında. Yalnız olan, yalnızlığa mahkum olmaya devam etmektedir.

Dostoyevski, bu kısa öyküsüyle okuyucuyu kendine bağlamaya devam ediyor. Eğer siz de bu öyküyü okursanız kendinizden bir parça bulacağınız birkaç cümle ile karşılaşmanız mümkün.

Başkasının Karısı
Öyküde; aşırı kıskanç bir adamın, karısının kendisini aldattığı şüphesiyle onu suçüstü yakalama çalışmaları ve bu süreçte düştüğü komik durumlar anlatılmaktadır. İnsanın aklına şüphe bir kere düştü mü gözüne bir perde iniyor ve gerçeği görmekten o denli uzaklaşıyor. Karısını yakalama çabası boyunca, karşılaştığı insanlara kendini açıklamaya çalışırken kurduğu cümleleri okurken gülümsemeden kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Öykü, çok kısa olmasına rağmen çok fazla diyalog içermektedir. Bir insan nasıl bu kadar paranoyak, kıskanç olabilir diye düşünüyorsanız bu öykü size bir örneğini sunuyor. Dostoyevski’nin psikolojik çözümlemelerle dolu bu öyküsünü okumanızı tavsiye ederim.
İyi okumalar. :)