• “İçimizde olanlarla aramıza mesafe koyamayız.”

    Paul Valéry
  • 350 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Şiir yazma konusunda acemi, okuma konusunda zayıfken bir şiir inceleme kitabına inceleme yazmak hadsizlik olur biliyorum. Ama iki azmettirici Kübra A. ve Emin K. kitapla ilgilenmiş olduğu için cürmümü aşan bu incelemeye cesaret ettim.

    Tanpınar’ın daha önce “Bütün Şiirleri"ni ve Huzur romanını okumuştum. Aslında kütüphaneye gittiğimde amacım Nihat Sami Banarlı aracılığıyla Tanpınar’ın şiir dünyasına ulaşmaktı. O sırada bu kitabı görünce Mehmet Kaplan da Tanpınar’ın öğrencisi diye düşünerek buradan başlamak istedim. İki endişem vardı. Hoca-Çırak ilişkisinden dolayı objektif olma güçlüğü ve akademik dilde biraz ağır gelebileceği düşüncesiydi. Ama hem şiir tekniği, hem de tarafsız değerlendirme açısından çok beğendiğimi söylemek isterim.

    Tanpınar şiirlerinin fikri altyapısı, şairin dünya görüşü ve şiirlerini besleyen hayal dünyasının izlerini takip eden doyurucu bir inceleme kitabı olduğunu düşünüyorum. Yirmi yıl boyunca neredeyse her gün Tanpınar’ı gören bir öğrencisi tarafından yazılmış olması kitaba ayrı bir önem katıyor.
    Tanpınar’ın kitabına aldığı ve kitabının dışında kalan belli başlı şiirleri, farklı dergilerde üzerinde değişiklik yapılmış halleriyle karşılaştırmalı olarak okurlara sunuluyor. Ayrıca kitap, Tanpınar’ın ölümünden on üç gün önce yazdığı ve yarım kalmış hatıraları, Antalyalı bir genç kıza yazılmış mektubu ve Kerkük Hatıraları ile zenginleştirilmiş.

    Kitapta yapılan şiir analizlerinde şairin çocukken kaybettiği annesinin hayalinin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Tanpınar’ın şiirlerinde sıkça kullanmış olduğu zaman, ayna, sonsuzluk hissi, rüya gibi sembollere sıkça rastlıyoruz. Fikri anlamda Tanpınar Yahya Kemal’in öğrencisi olsa da şiirlerinde hocasına benzememe yönünde özel bir çaba içinde olduğunu görüyoruz. Nitekim şiirlerinde kullanmış olduğu semboller (imaj) ile cümle ve söz dizimi yapılarında (sentaks) kendine has bir yöntem geliştirmiştir. Şiirlerinde hocasına benzememek için deniz imajına yer vermekten kaçınmış. Şiirleri arasında en çok rağbet gören “Bursa’da Zaman” şiirini hocasının eserlerine benzediği için kitabına almamayı düşünecek kadar taklitçilikten uzak bir şair olma yönünde çaba sarf etmiştir.

    Tanpınar’ın Yahya Kemal’in öğrencisi olduğu şiirle ilgi hemen herkes tarafından bilinir. Mehmet Kaplan aracılığıyla Tanpınar üzerindeki Freud, Jung, Proust, Bergson, Fransız şairleri ve özellikle Paul Valery’in etkili olduğunu öğreniyoruz. Şairin hayatı boyunca bağlı kaldığı estetik görüşe yer verilen incelemede, şairin Valery’nin duygu ve düşünceleri sembollerle ifade etmesinden etkilendiğini ve bilhassa kelimelerden daha mühim olan şiir sentaksına yer verildiğini görüyoruz.

    Şiir tekniği ve sentaksından bahsetmişken Sartre’in algı, anı ve düşünce imgeleri ile ilgili kitabını (İmgelem) ve (Karabatak-dergisi-sayi-42-, Şiirin Kaynakları- Anı, Algı, Düşünce – Hayrettin Orhanoğlu) yazısını tavsiye ederim.

    Özellikle Tanpınar’ın şiir ve romanlarındaki ana unsurlar arasında yer alan “Zaman” kavramı üzerinde Valery oldukça etkili olmuştur. Nitekim şair yayınlanmış olan mektubunda özetle şöyle demektedir;
    “Yahya Kemal’in üzerimdeki asıl tesiri şiirlerindeki mükemmeliyet fikri ve dil güzelliğidir… Bende asıl büyük tesir Fransız şiirinden ve bu tesirin Baudelaire- Mallarme- Valery kolundan gelir…Asıl estetiğim Valery’yi tanıdıktan sonra teşekkül etti. Bu estetiği veya şiir anlayışını rüya kelimesi ve şuurlu çalışma fikirleri etrafında toplamak mümkündür. Yahut da musiki ve rüya”.(S.228)

    Musikiye ve sanata bu kadar gönül vermiş bir şairin şiirlerinin analiz edildiği bir kitabın incelemesine çok sevdiği Tanburi Cemil Bey’den bir taksimle son vermek istiyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=7yH6o7YGG4c

    Keyifli okumalar:)))
  • “İçimizde olanlarla aramıza mesafe koyamayız.”

    -Paul valery, Monsieur Teste
  • Omuzuna dostça dokundum, meğer yarası tam oradaymış.

    Paul Valery
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    İnsanları birbirine ortak kılan ve bunu ebedileştiren en önemli duygu, hayatın kalplerimize yüklediği "acı" olsa gerektir.

    Belki de bundandır, insanoğlu kendisiyle kurduğu yapay ilişkinin derin köklerini çözümlemek için içinde merhamet olan bir gerçekliğe ihtiyaç duyar.

    Elimizdeki eser, ismini, Nietzsche'nin kız kardeşi Elisabeth'e söylediği "Niçin ağlıyorsun Elisabeth? Mutlu değil miyiz?" sözlerinden alıyor.

    Genellikle edebiyat ekseninde kaleme alınmış yirmi kadar denemeden oluşuyor eser. Edebiyat dışında resim ile edebiyatın kesiştiği ressamları da es geçmiyor yazarımız.

    Nietzsche, Oğuz Atay, Faulkner, Rimbaud, Paul Valery, Melville, Dostoyevski, Tarkovski... Acı çeken birçok yazarın ruhunda biriken pıhtılaşmış çaresizliği tanımak için fırsat sunuyor yazarımız.

    Kendi gerçekliklerini acı tecrübeler ile aralayan bu isimlere ek olarak Paul Klee ve Leonardo da Vinci'yi de ekliyor.

    Eleştirel olarak ele aldığı Orhan Pamuk ve İskender Pala analizi eserde yer alan havayı bozsa da, farklı bir tat bırakıyor dimağınızda.

    Selahattin Yusuf'un dilini diğer eserlerine göre bunda daha mahir kullandığını belirtebiliriz. Ayrıca okuduklarını aynı zamanda görmeye de başladığını, zihninde kalan izleri kendi acılarını katarak harmanladığı girizgâhlardan anlayabiliyoruz.

    Yer yer yine fazla uzatmalar ve tekrarlar olsa da, eserin hacmi büyük olmadığı için bu durum göz ardı edilebiliyor.

    Kısaca yazarımız, çok sevdiği ve kendisi için vazgeçilmez yazarlarına oldukça sık atıf yaptığı ve alıntılama ile illa ki size de bir parça lezzet sunmaya çalıştığı eseriyle sizi bir edebiyat denizinin içine davet ediyor.
  • Kendimden nefret ettim,kendime hayran oldum;sonra hepimiz birlikte yaşlandık. -Paul Valery
  • DÜŞÜNCENİN üstesinden gelemeyen,

    DÜŞÜNENİN üstesinden gelmeye çalışır.