*En kısıtlı yaşam koşullarında mutlu ve bağımsız olmak...
*Kendine yetme, yani kişinin mutluluk için gerekli her şeyi içinde taşıyabilmesi...
*Uzlaşımsal değerlere meydan okumak...
Diyojen - Riogenes (Kinik filozof)
-Ne kadar sürerse sürsün bekleyeceğim.
Baba ile oğul arasında sesiz bir yarış başlamıştı. Biri son nefesini tutuyor, diğeri ilk nefesine hazırlanıyordu. Ölüm, kimin kazanacağını odanın loşluğuna gizlemişti.
Gökyüzüne Yazılan İsimler
Medine, Gece Yarısı
“Bazı uyanışlar gözle değil, kanla yazılır.”
Bir gün değil, her gün hazırlık.
Bir gün değil, her gün direnç.
Bir gün değil, her gün töre.
Sessizliğin toprağında büyüyen tohumlar gibi, kılıçların bile kesemeyeceği bağlar kuruldu.
Buhara artık bir şehir değil, sessiz bir ordunun kalbiydi. Kabac Hatun başında dimdik duruyordu.
Sessizliğin altında bir millet ayağa kalkmaya hazırlanıyordu.
O gece Medine suskundu. Ama her sessizlik, görünmez bir çığlık saklardı. Bu çığlık er ya da geç duyulacaktı. Onun yankısı, gün doğarken Buhara’ya kadar ulaştı.
KIZIL KAFTAN
ÖMER ÇAĞLAR YILMAZ
MS 676
Buhara’nın taş sokaklarında sessizlik yankılanıyor.
Bir şehrin direnişi, bir halkın son nefesine karışıyor.
Kabac Hatun’un önderliğinde yükselen bu mücadele yalnız kılıçla değil, töreyle sabırla ve inançla veriliyor.
Her evin eşiğinde bir kaftan, her yürekte aynı yemin var:
Teslim olmamak.
Kızıl Kaftan, göğe bakan kadınların, susarak direnenlerin, unutulmaya karşı hafızasını koruyan bir halkın hikâyesi. Bir milletin sessizliğinin içinde, tarihin en gür sesi saklı.
Zamanın ötesinden gelen bu destan, bir halkın varlık mücadelesini bir kadının kalbinde yeniden kuruyor.
Tarihin tozlu satır aralarında kalmış bir dönemi, inançla yoğrulmuş bir direnişin sıcak nefesiyle canlandırıyor.
Sözcükleri kılıç gibi keskin, duygusu toprak kadar derin Kızıl Kaftan yalnızca geçmişi anlatmıyor, insanın özgürlüğe ve onura olan inancını da hatırlatıyor.
Kızıl KaftanÖmer Çağlar Yılmaz · Ötüken Neşriyat · 202527 okunma