"Söylesene Kadıefendi, Aşk'ın günâhı cehenneme atar mı? Yoksa, yaşarken yanar Âşık; cehenneme lüzûm var mı? Peki cennet ister mi gerçek seven? Hûri'ye, Gılmân'a meyleder mi? En büyük imtihân Aşk mıdır yoksa Aşk'ın imtihânı hasret mi? Günâh mıdır sevmek Kadıefendi? Az sevmek meselâ? Çok sevmedikçe isrâf olur mu Aşk? Aşk, her kalbe teșrîf eder mi, Yoksa sadece çok sevene mi ya da tertemiz sevene mi lütuftur Aşk? Zulümdür bazen Aşk, değil mi Kadıefendi? Züleyhâ'nın Aşk'ı gibi. Sabır, vuslât diyârının anahtarı, sadâkat ise Mâşuk'un. Nedir ki Aşk? Hiç bilinmez mi, yaşarken hiç bilinemeyecek mi? Yani Aşk'a dâir söylenen her șey hurâfe mi? Söylesene Kadıefendi, bunca günâh arasında, fetvâ yok mu bu Aşk'a?..." |Seyyîd M. Nâfî el-Hüseynî
Köçerlerin rüyası inşAllah gerçek olur Urfa bir toprak okyanusudur uzaktan okyanusun yüzeyi ufuk çizgisine dek nasıl dümdüz görünürse urfa toprağıda etrafını çevreleyen irili ufaklı yükseltiler okyanus dalgalarından daha büyük değildir Atlas sayı 98 mayıs 2001 Allah Resûlü’nün (sav) ilk vahiy almaya başlaması uykuda doğru rüya ( rüyâ-ı sâdıka) görmekle olmuştur. Onun bütün rüyaları gün gibi gerçek çıkardı bugünde urfa toprağı nice peygamberlere mesken olmuş mübarek bir toprak rüya ve kutsi bir şehirdir işletmemiz Tigem sınırları içinde göz kamaştıran bahar güneşinin altında koyun güden köçer sayısı ülkemizdede yoğun bir nüfusa sahiptir peki kimdir bu köçerler urfa ve ceylanpınar yazın gökten ateş yağan kavurcu bir toprak yapısına sahiptir işte bu köçerlerde kimisi işletme sınırımızda fıstık toplar ve güvenlik güçleri ile yaptıkları kavgalar hep hatırda kalır eski bir motorsikletle elde sigara eski bir motorun üzerine 5 kişi binip tarlaya ekmek peşinde koşmaları işletmemizin en canlı resimlerindendir bir eski zaman kültürüdür köçerlik ekmek peşindeki bu insanlar hikâyeleriyle göçleriyle yaşadıkları acılar ile vede o küçük çocuklarının gözlerindeki ışıltı ile bir insan portresidir ve bizim insanımızdır onlar konar göçer yaşarlardı ve hepimiz gibi vakti gelince göç ederlerdi Allah resülünün her rüyası gerçek çıkardı rüyasında bile sadık olanlar en doğru niyete sahip olduklarından o rüya gerçek olur köçerlerinde rüyası sıcak bir dam sıcak bir ağıl inşAllah gerçek olur Amin
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
90'ların müziği: Eski şarkılardan neden vazgeçemiyoruz?
Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. 1986 doğumlu biri olarak 90’lar pop müziğine düşkünlüğüm sorgulanamaz. Her âşık olduğumda, her ayrılıkta, kalbim her kırıldığında, yaşadığım dönemle didişmeye başladığımda, anlaşılmadığımı hissettiğinde 90’ları açıp dinlemek çok iyi geliyor bana. Harun Kolçak’ın histerik şarkılarında kaybolmak; Levent Yüksel’in bence Türk pop tarihinin en müthiş albümlerinden biri olan Med Cezir’ini açıp açıp dinlemek; Emel Müftüoğlu’nun, Nazan Öncel'in çılgın şarkıları; sonra Yaşar, İzel-Çelik-Ercan Saatçi üçlüsü, Hakan Peker, Burak Kut, canımız Barış Manço, Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan ve daha sayamadığım onlarca sanatçı… "Beni bırakın, beni bırakın Beni bırakın bu caddelerde Beni bırakın, beni bırakın Yıkılan eski meyhanelerde" Bu müzikleri dinleyince epey regrese olduğumu da söylemeliyim. Bu sözcük “gerileme” anlamına gelse de son zamanlarda “regresyon” kelimesine başka gözle bakmaya başladım. Geçenlerde Margit Schreiner’ın Anneler. Babalar. Erkekler. Sınıf Savaşları kitabını okurken bu kelimenin psikolojiden önce jeolojiye ait bir anlam taşıdığını öğrendim: Denizin geri çekilmesi ve altında kalan anakaranın yeniden görünür hâle gelmesi. Psikolojide ise regresyon, gelişimsel ya da zihinsel olarak daha önceki bir evreye dönüş anlamına geliyor. Genellikle savunma mekanizması olarak ele alınıyor aslında. Ama jeolojik anlamı bana daha ilginç
Makale|Yazı
Genç göstermek güzel olmak anlamına gelmez
Ben otuzlarının başında bir milenyumluyum. Küçükken herkes 30 olmayı korkunç bir şey gibi gösteriyordu ve üzüleceğimi sanıyordum ama öyle olmadı. Çünkü büyümek kötü bir şey değil ve gençlik her zaman mutluluk anlamına gelmez. (Gençlik ve spor bakanlığının etkinliklerine artık katılamayacak olmam beni yaralamıştı tabii) Yaşımı göstermeyen biriyim. Bence eğlenceli bir şey çünkü insanların tepkileri komik. Ama "Çok genç duruyorsun" bence bir iltifat değil. Kimse bana genç dedi diye "güzel" dediğini düşünmedim. Hatta yirmilerin başında ergen gibi görünmek beni çok mutlu etmemişti. Ayrıca yaşımı bilmeden bana yürüyen yetişkinlerin hepsinin sorunlu olduğunu düşünüyorsun ister istemez. "Genç göstermek" özellikle 30 yaşında veya daha genç isen tuhaf bir güzellik algısı. Neden yetişkin bir kadın erkeklerin ilgisini çekmek için çocuk gibi görünmeye çalışsın ve neden koca koca adamlar bunu çekici bulsun?!?!?! Bu iğrenç konu bir yana, nedense bizim neslin çoğunlukla daha genç gösterdiğini görüyorum. Ve bizden sonraki nesil de daha çabuk olgunlaşıyor ve belki yıpranıyor haklı olarak. Tabii istisnalar var. Bir kaç sene önce uzun sürenin ardından ilk defa 15 yaşında gösteren bir 15 yaşında çocukla karşılaştım ve sınıftaki herkesten çok küçük göründüğü için şikayet ediyordu. Peki bunları neden yazıyorum. Çünkü az önce 3 haftalık bir yorumuma yanıt geldi. Kadının biri bir videoya kendi yaşı ve görünümü hakkında bir yorum yapmıştı ve ben de "Sanırım bizim neslin özelliği, genelde z kuşağından küçük gösteriyoruz. Ben de bütün genç arkadaşlarımdan küçük görünüyorum" yazmıştım. Başka biri yanıt vermiş [İngilizceden çeviri] "İşte kendini z kuşağından genç sanan sanrılı (delulu diye yazmış bir de 🙄 ) bir milenyumlu daha. Bunu sana söylediğim için üzgünüm ama hepniz yaşlı gösteriyorsunuz
İnsan ve Hayat
Aşk meleği bunu açıklamalı.
Neslimiz tükeniyor, azalıyoruz Peki neden hep böyle biz üzülüyoruz? Yüreğini ortaya, koyan kalmadı Aşk meleği bunu açıklamalı Üstüne düşüyorum, kendini çekiyor Umursamıyorum, olay çıkıyor Aşkta bi' taraf erken bıkıyor Gariplik bizde mi, gidenlerde mi?
Onu benden almayın.
Bir gün beni birisini severken görürsen inan ki sen ol diye Rabbime çok yalvardim. Bu cümle ne acı ki yaşayana aslında çok ağır. Birinden vazgeçmek istememek. Sevginin en üst versiyonu olarak en güçlü olandan onu istemek. Sevgi, aşk denilen kavramlar ne yazık ki günümüzde içi boş birer patates torbası haline getirildi. İyi insanlar enayi olarak adlandırılıp bir Afyon dinlenme tesisi niyetiyle sevilenler tarafından ilgi açlığı karşısında doyum için kullanılmaya başlandı. Erkekler sevilecek hanımefendi, kadınlar ise düzgün beyefendi bulamadıklarını dile getirmekte peki herkes bu kadar düzgünse kim bu bizi üzen ve nerede kavuşamadıklarımız? Aslında hepsi içimizde hepimiz başka bir hikayenin kötüsüyüz çünkü insan sevdiğine kolaylaşır. Ve her sevgi sahibi insan iddia sahibidir. Ve insan bilin ki iddiasından sınanır. Senin kıyamadığına başkası kıyar, senin bakarken içinin gittiği senden gider. Olduramamak olamamak ve onsuz kalamamak. Mevlana'nın alıntısı belki Burçin Terzioğlu sesiyle çınlar kulaklarınızda "Allah der ki kimi benden çok seversen onu senden alırım. Onsuz yaşayamam deme seni onsuz da yaşatırım." Az çok sevgiden, sevginin zorluklarından bahsettim hatta ayrılığa kadar ama kavuşmak... İşte bu konunun yabancısıyım ben onsuz yaşatılanlardanım.