Marcovaldo için o akşam tramvayın dibinde sırtını öbür yolculara dönerek oturup pencereden, yalnızca belirsiz ışıklarla sisten daha koyu kimi gölgelerin geçtiği boş geceyi izlemek, gözleri açık düş görmenin, nereye giderse gitsin gözlerinin önünde sınırsız bir perdede kesintisiz bir film oynatmanın en uygun konumuydu.
Yeryüzünde soğuğun yayılmasının bin bir biçimi, bin bir yolu vardır; denizde bir at sürüsü gibi koşar, köyleri bir çekirge bulutu gibi sarar, kentlerde bir bıçağın ağzı gibi sokakları keser, ısıtılmamış evlerin aralıklarından sızar.
Benim olsaydı” diye düşündü Marcovaldo,“tıka basa yedirir, top gibi yapardım onu”. Tavşana, hayvan sevgisiyle kebap hesabını aynı coşkuda bağdaştırmayı başaran bir besicinin sevecen gözleriyle bakıyordu.