pelin şehidoğlu

pelin şehidoğlu
@pelincekitap
https://www.instagram.com/pelincekitap
Lisans
İzmir
izmir
180 okur puanı
Kasım 2023 tarihinde katıldı
Bir insanı gerçekten anlamak, sadece onun kelimelerine kulak vermekle olmaz; hissettiklerini, yaşadıklarını ve hatta söyleyemediklerini de görmeye çalışmak gerekir. Bu ise empati, sabır ve duyarlılık gerektirir. Bazen anlamak, kendi inançlarımızı ve yargılarımızı bir kenara bırakmayı, karşımızdaki insanın dünyasına adım atmayı gerektirir. Bu da elbette kolay değildir; çünkü çoğu zaman kendimizi savunmasız, hatta zayıf hissedebiliriz. Anlamak, yüzleşmeyi de beraberinde getirir. Gerçekleri anlamak, bazen bizi rahatsız eder. Hayatımızın ya da dünyamızın sandığımız kadar adil olmadığını, belki de yaşadığımız konforun başkalarının bedelleriyle mümkün olduğunu fark edebiliriz. Bu farkındalık, içsel huzurumuzu sarsabilir; ancak aynı zamanda bizi daha bilinçli, daha duyarlı bireyler olmaya iter. İşte bu yüzden anlamak, cesaret ister.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Kendi sorumluluklarını almak, insanın ruhuna işleyen derin bir kabulleniştir aslında. Bu dünyada var olmanın, yüreğine yüklenen sevinçlerin, acıların, başarıların ve hataların tümünün farkına varmaktır. Her insanın hayat yolculuğu farklıdır; fakat o yolda atılan her adım, yapılan her tercih kişinin kendi hikâyesine kazınır. Hayat, bazen sert ve yorucu olabilir. Yüklerimiz ağır, yollarımız engebeli olduğunda, sorumluluklarımızdan kaçmak bir an için hafiflik sağlayacakmış gibi görünür. Ancak, aslolan kaçmak değil, bu yüklerin altına cesaretle girebilmektir. Çünkü kaçış, yalnızca geçici bir huzur sunar; sorumluluklarını kabul etmek ise kalıcı bir güç verir insana. Kendi sorumluluklarını almak, kendinle dürüst bir yüzleşmedir aynı zamanda. Yanlışlarınla, doğrularınla, eksiklerinle barışmaktır. Bu, bir başkasını suçlamadan, şikâyet etmeden, yaşamın getirdiklerini sahiplenmektir. Bu kabullenme, derin bir özgürlük taşır içinde. Çünkü gerçek özgürlük, sorumluluğun bilincinde olmakla gelir. Kendi yükünü omuzladığında, o yük seni daha da güçlü kılar. Hayatın her anında, aldığın nefesin bile bir sorumluluğu vardır. Kendi kararlarının ardında durduğunda, hatalarından öğrendiğinde ve bu yolda yürümeye devam ettiğinde, o zaman gerçekten kendin olursun. Yalnızca bir anı yaşamaktan çok, kendi hayatının anlamını yaratmak işte bu cesaretle mümkündür. Ve bu cesaret, ruhunda yankılanan bir huzurun, kalbinde filizlenen bir sevincin ta kendisidir.
Duygu ve Düşünce
Vefa Bir duygudur, kalbin en derin yerinde saklanan ve zamanla kıymeti daha da artan. Vefa, yalnızca hatırlamak değildir; yaşanmışlıkların hakkını vermek, birine gönülden bağlanmak ve o bağın hiç kopmaması demektir. Herkes için kolaydır yeni bir başlangıç yapmak, ama vefalı olan, geçmişin değerini bilir. O, hiçbir zaman unutmaz, kimden ne gördüğünü, kimle ne paylaştığını, kimin yanında durduğunu... Vefa, bir dostun en zor anında yanında olmak demektir. Belki aradan yıllar geçmiştir, belki yollar ayrı düşmüştür ama vefa, ne mesafeyle ne de zamanla silinip gider. Bir telefonun ucunda, bir hatırada ya da sessizce edilen bir dua da saklıdır vefa. Çünkü vefalı insan, verdiği sözleri kalbinin derinliklerine kazır. Vefa, bazen bir tebessümde saklıdır. Birinin sana iyiliğini hatırladığında, ona gönlünün en temiz köşesinden bir teşekkür fısıldarsın. Bazen o teşekkür kelimelere dökülmez, ama içtenlikle hissedilir. Yüreğinde bir minnet yankılanır ve bunu karşındakine göstermek istersin. Çünkü bilirsin ki, hayat sana ne getirirse getirsin, seni sen yapan en büyük değerlerden biri vefadır. Bazen vefa, çok geç kalmış bir özürdür. Birine haksızlık ettiğini anladığın an, o hatayı kabul etmek, gönül almak ve kaybolan güveni onarmaya çalışmaktır. Yıllar geçse bile, kalpten kopan bağları tekrar kurma çabasıdır. Çünkü vefa, insan olmanın, insan kalmanın bir gereğidir. Vefa, yalnızca insanlara değil, anılara da duyulur. Bir zamanlar gülüp eğlendiğin, hüzünlendiğin, bir parçası olduğun her anıya saygı duymaktır. O anıların içinde yaşayan insanlara ya da anlara sahip çıkmaktır. Vefa, geçmişi unutmamak, o günleri kıymetli bilmek ve hayatını o hatıraların üstüne kurmaktır. Çünkü biliyorsun ki, geçmişinde var olan o insanlar ve yaşanmışlıklar seni sen yapmıştır. Bir kalpte vefa varsa, o
Duygu ve Düşünce
Vicdan artık bir tercihten ibaret; oysa bir zamanlar vicdan, insan olmanın ayrılmaz bir parçasıydı.
Duygu ve Düşünce
Toplumsal çöküş, gürültülü bir çığlıkla değil, fısıltılarla başlar. İnsanlar birbirine olan güvenini yavaş yavaş yitirir; adalet, gözümüzün önünde sessizce erir, ama kimse tam olarak ne zaman başladığını fark etmez. Komşular, eskiden birbirine umut ve dayanışma sunan dostlar, artık şüpheyle bakar, yabancılaşma yerleşir. Çöküş, görünmez ipliklerle dokunan bir ağ gibi, toplumu sarar ve içten içe çürütür. Her gün biraz daha fazla ayrışırız, biraz daha uzaklaşırız birbirimizden. Eşitsizlikler derinleşir, zengin ile yoksul arasındaki uçurum artık aşılmaz bir hale gelir. Birilerinin refahı başkalarının yoksulluğu üzerine inşa edilirken, bu düzenin sürdürülemez olduğunu bilmemize rağmen sessiz kalırız. Yoksulluğun, açlığın ve çaresizliğin gölgesi genişlerken, gücünü kaybetmiş sesler adalet aramaktan vazgeçer. Artık hiçbir şey adil değildir; adaletin yerine çıkar ilişkileri, vicdanın yerine kayıtsızlık geçer. İhanetler küçük görünse de, toplumsal dokuyu parçalayan derin yaralar açar. Ancak toplumsal çöküş yalnızca fiziksel ya da ekonomik bir yıkım değildir. En büyük kayıp, ruhsal olandır. Bir toplum, inancını ve umutlarını yitirdiğinde, asıl çöküş o zaman başlar. Karanlık ve ağır bir umutsuzluk, en savunmasızları, en sessizleri vurur ilk önce. Çocuklar, yaşlılar, zayıflar bu yıkımın altında en çok ezilenlerdir. Bu sessiz çöküşte en büyük trajedi, insanlığın özündeki merhametin kaybolmasıdır. Biraz ahlak, biraz merhamet,biraz vicdan.........
Duygu ve Düşünce
Reklam