Hem susmak istiyorum, hem de uzun bir yorum yapmak…
Yazarın ilk yazdığı 3-4 kitabı okumuş sonra nedense diğer kitaplarını okuma fırsatı bulamamıştım. Yeni kitabını görünce eskiyi anımsayarak hemen aldım. İyi ki de alıp okumuşum. Okuduğum her sayfada bu nasıl bir anlatım, bu nasıl denge kurmak, bu nasıl duygu, bu nasıl yazarlıkta zirveye doğru yol alış diye diye içsel konuşmalar yaptım.
Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim, okurken içime oturan, kimi bölümlerde ağladığım bir kitap olmamıştı. Bir Izmirli olarak beni çocukluğuma, gençliğime götürdü kitap. Gerçi İzmirli olmanıza da gerek yok, o Salkım sokakta hepinizin anıları olduğuna eminim.
Eski saf, doğal, sıcak, sevgi dolu yaşamlar taşıyor kitaptan. Göçmenler, ülkelerin mimari yozlaşması, ülkemizin dile getirilmeyi bekleyen meseleleri hikayenin içerisine çok doğal bir şekilde içselleştirilerek aktarılıyor.
Bir ara bu kitabı kitabın ana karakterinin yazdığına o kadar inandım ki, İclal Aydın aracı mı oldu acaba gibi saçma bir düşünceye bile kapıldım. Ya da Ayda aslında yazar olmasın Şaka bir yana, okuyucuya bunu hissettirebilmek değil midir zaten amaç. Başarmış bence yazar… Kitabın gerisi gelir mi bilmiyorum ama gelecekmiş gibi bir açık kapı da bırakılmış sonunda.
Söyleyecek tek bir eleştirim yok. Yüreğine sağlık yazarın ve teşekkürler bize hatıralarda kalan anıları anımsattığı için…