Sen de bilirsin ki ben ne dedemden miras bekledim,
Ne babamdan şeref,şan
Hasep, nesep, kan, soy, sop işinde yoğum.
Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum ne de tecrübelik bir tavşan.
Ben sadece ölen babamdan ileri
Doğacak çocuğumdan geriyim,
Ve bir kavganın adsız neferiyim..
Nâzım,
Biliyorum,
ölümün önünde rol kesip
Hamlet gibi budala,
Verter gibi komik olmamak lazım.
Nâzım,
bilmiyorum, ne halt edeyim?
Nasıl altedeyim?
Şöyle bir poz alıp durmak
Kendi kendini vurmak,
Kıyak iş doğrusu!
...Ancak iki kere iki her halükarda çekilmez bir şeydir. İki kere ikinin dört etmesi, bence yalnızca bir küstahlıktır, efendim. İki kere iki dört, elleri belinde tüm heybetiyle yolunuza dikilir ve tükürükler saçar. İki kere ikinin dört etmesinin mükemmelliğini kabul ederim ama bazen övülmeye değer bir şey varsa o da iki kere ikinin beş etmesidir. Peki siz nasıl oluyor da, yalnızca normal ve olumlu olanın kısacası yalnızca refahın insan için yararlı olduğuna bu kadar kesin, böylesine ciddi ve kararlı bir biçimde eminsiniz? Çıkarlar konusunda akıl yanılamaz mı? Hem belki de insanın sevdiği yalnızca refah değildir, olamaz mı? Belki de, aynı derecede acıyı da seviyordur? Belki, acı da en az refah kadar çıkarına uyuyordur? İnsan oğlu bazen acıyı da sever, hem de tutkuyla!