Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (Şiirler 2)Nazım Hikmet Ran

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.927
Gösterim
Adı:
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
Alt başlık:
Şiirler 2
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
284
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803741
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Benerci Kendini Niçin Öldürdü
Gece Gelen Telgraf
Portreler
Taranta - Babu'ya Mektuplar
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı
Şeyh Bedreddin Destanı'na Zeyl

Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş "külliyatı"...
(Arka Kapak)

Şehir
uzakta.
Genç adam
ayakta.
Akıyor şehirden geçen nehir
genç adamın ayakları dibinden.
Genç adam piposunu çıkarıyor cebinden
aranıyor kibriti.
Bakıyor akasuya
düşünüyor Heraklit'i,
düşünüyor büyük hakim Heraklit'i genç adam...
(Kitabın İçinden)
manzum tarzda yazılmış öykülemeye muhteşem bir örnek.. hint özgürlük mücadelesinin benerci karakteri çevresinde tarihsel safhalarıyla betimlendiği ve zaman zaman polisiye bir öykü tadında heyecan ve merakı üst seviyeye çıkaran harika bir kurgu.. Nazım Hikmet okyanusuyla tanışmam bilindik şiirleri ile daha 10-11 yaşlarımda başlamış olmasına rağmen Kuvay-ı Milliye destanından sonra en sürükleyici bulduğum eseri budur.
Yıllar sonra tekrar okumak farklı bir açı oluşturdu..bir şeye adadı mı İnsan kendini,yapmalı en azından sonuna kadar gitmeli ..Sonu acı bile olsa ..idealleri olması gerek insanın her daim
Aslında kitap 3 tane uzun şiirden oluşuyor diyebilirz. Benerci kendini niçin öldürdü, Taranta Babuya mektuplar ve Şeyh Bedreddin Destanı. Özellikle ilk şiir zayıf ve ideolojik,Taranta Babu güzel bir şiir ama son şiir Şeyh Bedreddin Destanı olağanüstü. Şeyh Bedreddin ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ama bir tavsiyede bulunayım Şeyh Bedreddin'i Nazımdan okudum diye onu tanıdım bildim havasına girmeyin. Sonuçta Nazım bir şair... Duygu daha ağır basıyor. Daha teknik araştırma kitaplardan Bedreddin araştırılırsa daha güzel olacak.
Çok beğendiğim bir eser. Şiir/roman tadında bir çok defa okunabilir bir başyapıt kanımca. Nazım ın o kendine has üslubu ve gerceklerden esinlendiği kurgusuyla hafızalarda yer edinen bir kitap.
Eğer Türk Edebiyatı'nın biraz daha şair rütbesine oturan insanlarını okumaya alıştıysanız sıkıcı gelecektir size. Ama yok ''Nazım ne yazsın okurum'' fanatiklerindenseniz bilemem. Ben hiç sevemedim, sıkıldım ve anlamsız buldum. ^^
Nazım Hikmet'ten okuduğum ikinci kitapla karşınızdayım. Bu seferki yolculuğum 1930-1940 yıllarına oldu. O dönemdeki ezen-ezilen, zengin-fakir, çatışmalarını iç içe harmanlamış Nazım Hikmet. Marksizm etkisiyle şiirlerdeki müzikli ahenki okurken hemen tanıyorsunuz. Makinelerin sesini...
Bu eserin ilk bölümü "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?" adlı bölümdür.
Benerci Hindistan'da yaşamaktadır. Fakat o ülkesinin o anki durumundan memnun değildir ve bunu düzeltmek için elinden geleni yapmak için uğraşır. O Hindistan'daki İngiliz Emperyalizm'den halkı uyarmaya çalışarak ülkedeki sosyalizm akımını n daha da tanınmasını ister. Ülkesinin özgür bir ülke olması için çalışır. Bunun için toplantılar yapılırken, İngiliz casusları onları tutuklar ve Benerci serbest kalır. Benerci serbest kalınca arkadaşları onunla görüşmek istemez çünkü o mimlenmiştir. İngilizler artık onu takip etmeye başlamıştır. Bu sırada sevdiği kızın ingiliz casusu olduğunu öğrenir ve aranacak kişilerden isminin karalandığını görür. Bu duruma dayanamayan Benerci sevgilisini terk eder. Her şey üst üste gelmiştir ve o kendini öldürmek ister. Fakat bu durumdan da vazgeçer. En iyi arkadaşı halkı ayaklandırmak için konuşma yaparken onu fark eder ve ona taş atar. En iyi arkadaşı verem olur ve bu sırada Benerci onu bir yerde saklar. Bu sırada arkadaşı bir kitap yazar ve bu kitabı bitiremeden miting de rahatsızlığı ilerlediği için ölür. Bu kitabı Benerci hapishanede tamamlar ve artık yaşlandı Benerci! Hapishaneden çıktığında kendini öldürmeye karar verir.
"II
Dikine mustatil bir apartımanın
en üst katında
dört köşe bir oda.
Perdesiz pencereler.
Pencerelerin dışında yıldızlı geceler.
Genç adam
alnını dayamış cama.
Ben, romanın muharriri
diyorum ki genç adama:
— Delikanlım!.
İyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin..
Delikanlım!.
Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
kâinatın en mükemmel şeyidir.
Delikanlım!.
Sen ki, ya bir köşe başında
kan sızarak kaşından
gebereceksin,
ya da bir darağacında can vereceksin.
İyi bak yıldızlara
onları göremezsin belki bir daha...
Delikanlım!.
Belki beni anladın,
belki anlamadın.
Kesiyorum sözümü.
İşte kapı açıldı
geldi beklenen kadın..
«— BEKLETTİM Mİ?»
«— ÇOK...
Ama zarar yok..»
Kadın
yakaladı genç adamı
elinden.
Genç adam
yakaladı kadını belinden.
Bir yumrukta kırdı camı.
Oturdular pencerenin içine.
Sarktı ayakları gecenin içine...
Işıklı bir deniz dibi gibi
başlarında, sağda, solda gece yanıyor.
Ayakları karanlık boşluklara sallanıyor..
Sallanıyor ayakları
sallanıyor ayakları...
........... DUDAKLARI ......
Sevmek mükemmel iş delikanlım.
Sev bakalım...
Mademki kafanda ışıklı bir gece var,
benden izin sana,
seeeeev
sevebildiğin kadar... "

"I.
Gözüme altın bir damla gibi akan
yıldızın ışığı,
ilkönce
boşlukta
deldiği zaman karanlığı,
toprakta göğe bakan
bir tek göz bile yoktu...
Yıldızlar ihtiyardılar
toprak çocuktu.
Yıldızlar bizden uzaktır
ama ne kadar uzak
ne kadar uzak...
Yıldızların arasında toprağımız ufaktır
ama ne kadar ufak
ne kadar ufak...
Ve Asya ki
toprakta beşte birdir.
Ve Asya'da
bir memlekettir Hindistan,
Kalküta Hindistan'da bir şehirdir,
Benerci Kalküta'da bir insan...
Ve ben
haber veriyorum ki, size:
Hindistan'ın
Kalküta şehrinde bir insanın
yolu üstünde durdular.
Yürüyen bir insanı
zincire vurdular...
Ve ben
tenezzül edip
başımı ışıklı boşluklara kaldırmıyorum.
Yıldızlar uzakmış
toprak ufakmış
umurumda değil,
aldırmıyorum...
Bilmiş olun ki, benim için
daha hayret verici
daha kudretli
daha esrarlı ve kocamandır:
yolu üstünde durulan
zincire vurulan
İ N S A N . . .

"Yanılmayan yalnız tembeldir, budalalardır. İş yapan yürüyen adam yanılır. Mesele yanlışın idrakindedir."

"ŞARKILARIMIZ

Şarkılarımız
varoşlarda sokaklara çıkmalıdır.
Şarkılarımız
evlerimizin önünde durmalı
camlara vurmalı
kapıların ellerini sıkmalıdır,
sıkmalıdır
acıtana kadar,
kapılar
bağlı kollarını açana kadar...

Biz anlamayız
tek ağzın türküsünü.
Her matem gecesi
her bayram günü,
şarkılarımız
bir gaz sandığını yere yıkarak
sandığın üstüne çıkarak
kocaman elleriyle tempo tutmalıdır.
Şarkılarımız
çam ormanlarında rüzgar gibi bize kendini
hep bir ağızdan okutmalıdır!!.

Şarkılarımız
ön safta en önde saldırmalıdır düşmana.
Bizden önce boyanmalıdır
şarkılarımızın yüzü kana..

Şarkılarımız
varoşlarda sokaklara çıkmalıdır!
Şarkılarımız
bir tek yüreğin
perdeleri inik
kapısı kilitli evinde oturamaz!.
Şarkılarımız
rüzgara çıkmalıdır..."

"MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN
VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev.. "

"Orada Tanıdıklarım
Bir kafes.
Bir kanarya kuşu.
Sarı kanatların
tellere vuruşu.
Kitaplar, kitaplar,
Puşkinden Mayakofskiye kadar
şiir kitapları..
Kitaplar, kitaplar,
Felsefe – Diyalektik Materyalizm.
İktisat – Dört cilt Kapital.
Bir keman –
yeni doğmuş bir çocuk gibi yatıyor kutusunda.
Pencere açık.
Dışarda şehir –
ayışıklı uykusunda…
Gözler.
Kocaman, berrak, iri,
iki mavi damla gibi gözleri..
Kumral
kıvırcık
bir sakal.
Yüzü beyaz…
Pencere açık.
Gece.
Yaz….
Odada ikimiz.
Konuşuyor o:
-“İsterdim ki ben,
Şarkılarımı söylesinler benim
el ele tutuşup dönerken
çocuk bahçelerinde çocuklarımız..
Duyduğum seslerin en güzelidir –
bir yaz gecesi –
dizimde yatan bir çocuğun
bana yıldızları soruşu..”
Bir kafes.
Bir kanarya kuşu.
Bir keman –
yeni doğmuş bir çocuk gibi yatıyor kutusunda.
Pencere açık.
Dışarda şehir –
ayışıklı uykusunda.
Odada ikimiz.
Konuşuyor o:
-“İsterdim ki ben,
bir kitap bekçisi olayım
camları güneşli bir kitap evinde.
Duyduğum zevklerin en doyulmazıdır –
yıldızlı cenup denizlerinin alevinde
sabahlar gibi
sevilen bir kitap başında sabahlamak….”
Kitaplar, kitaplar,
Puşkinden Mayakofskiye kadar
şiir kitapları.
Felsefe – Diyalektik Materyalizm.
İktisat – Dört cilt Kapital.
Gözler.
Kocaman, berrak, iri,
iki mavi damla gibi gözleri.
Duvarda bir tabanca –
N A G A N T ..
Pencere açık.
Dışarda yaz.
Gözler.
Yüzü beyaz.
İkimiz.
Konuşuyor o:
-“Öldürüyorum.
Öldürüyorum.
Öldürüyorum.
Boşalan bir çuval gibi devrildiklerini görüyorum.
İş ağır.
Fakat….”
Duvarda bir tabanca –
N A G A N T ..
İkimiz.
Konuşuyor o:
-“Kalbini, kellesini, bağrını
– TEK KELİME –
inkilaba verenler
taşırlar bizde yükün en ağırını.
Öldürüyorum.
Devrildiklerini görüyorum…
Halbuki ben
çocuklarımız el ele tutuşup dönerken
şarkılarımı….
Ben..
Bir kitap evinde…
Yıldızlı cenup denizlerinin alevinde
sabahlar gibi
sevilen bir kitap başında sabahlayım…”
Yüzü beyaz.
Pencere açık.
Gece.
Yaz.."

"GİDEN
Camların üstünde gece ve kar.
Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar -
uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor.
İstasyonun
üçüncü mevki bekleme salonunda
siyah başörtülü,
çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor.
Ben dolaşıyorum...
Gece ve kar - pencerelerde.
Bir şarkı söylüyorlar içerde.
Bu, giden kardeşimin en sevdiği şarkıydı.
En sevdiği şarkı...
En sevdiği...
En......
Kardeşler, bakmayın gözlerime
ağlamak geliyor içimden...
Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar -
uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor.
İstasyonun
üçüncü mevki bekleme salonunda
siyah başörtülü,
çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor..
Gece ve kar pencerelerde.
Bir şarkı söylüyorlar içerde!.."

"Ses
Çeneni avuçlarının içine alıp,
duvara dalıp
kalma!.
Çeneni avuçlarının içine alma!.
Kalk!
Pencereye gel!
Bak!
Dışarda gece bir cenup denizi gibi güzel,
çarpıyor pencerene dalgaları..
Gel!
Dinle havaları:
havalar seslerin yoludur,
havalar seslerle doludur:
toprağın, suyun, yıldızların
ve bizim seslerimizle...
Pencereye gel!
Havaları dinle bir:
Sesimiz yanındadır,
sesimiz seninledir..."

Taranta-Babu'ya Mektuplar'da, daha iyi bir iş imkanları için İtalya'ya gelen Taranta-Babu'nun eşi, İtalya'daki faşizm etkisinden dolayı tutuklanmıştır. Bu mektuplar, Nazım Hikmet'in arkadaşının Roma'da bir pansiyondaki bir odada kalmasıyla, odadaki gönderilmeyen mektupları bulmasıyla ortaya çıkar.

"TARANTA - BABU'YA
BEŞİNCİ MEKTUP

Görmek
işitmek
duymak
düşünmek
ve konuşmak
koşmak alabildiğine
başı dolu
başı boş
koş-
-mak...
Hehehey TARANTA - BABU
hehehey
yaşamak ne güzel şey
anasını sattığımın
yaşamak ne güzel şey..
Düşün beni
kollarım, senin üç çocuk doğurmuş
geniş kalçalarındayken...
Düşün sıcak...
Düşün kara bir taşa damlıyan
çırılçıplak
bir su sesini...
İstediğin yemişin
rengini, etini, adını düşün...
Gözdeki tadını düşün
kıpkırmızı güneşin
yemyeşil otun
ve koskocaman
masmavi bir çiçek gibi açan
ay ışığının...
Düşün TARANTA - BABU!
İnsanoğlunun yüreği
kafası
kolu
yedi kat yerin altından
çekip çıkarıp
öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki
kara toprağı bir yumrukta yere serebilir,
yılda bir veren nar
bin verebilir.
Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
yıldızlı suların
türküsünü dinleyebiliriz...
Yaşamak ne güzel şey
TARANTA - BABU
yaşamak ne güzel şey...
Anlıyarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK...
Yaşamak:
birer birer
ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
sevinçli bir destan
okur gibi
YAŞAMAK..

. . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . .
YAŞAMAK..
Ne acayip iştir ki
bu ne mene gidiştir ki TARANTA - BABU
bugün bu
«bu inanılmıyacak kadar güzel»
bu anlatılamıyacak kadar sevinçli şey:
böyle zor
bu kadar
dar
böyle kanlı
bu denlü kepaze... "

Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, vatanı için ölen bir kişiden bahseder.

"6.
Bir gece bir denizde yalnız yıldızlar
ve bir yelkenli vardı.
Bir gece bir denizde bir yelkenli
yapyalnızdı yıldızlarla.
Yıldızlar sayısızdı.
Yelkenler sönüktü.
Su karanlıktı
ve göz alabildiğine dümdüzdü.
Sarı Anastasla Adalı Bekir
hamladaydılar.
Koç Salihle ben
pruvada.
Ve Bedreddin
parmakları sakalına gömülü
dinliyordu küreklerin şıpırtısını.
Ben:
— Ya! Bedreddin! dedim,
uyuklıyan yelkenlerin tepesinde
yıldızlardan başka bir şey görmüyoruz.
Fısıltılar dolaşmıyor havalarda.
Ve denizin içinden
gürültüler duymuyoruz.
Sade bir dilsiz, karanlık su,
sade onun uykusu.
Ak sakalı boyundan büyük küçük ihtiyar
güldü,
dedi:
— Sen bakma havanın durgunluğuna
derya dediğin uyur uyur uyanır.
Bir gece bir denizde yalnız yıldızlar
ve bir yelkenli vardı.
Bir gece bir yelkenli geçip Karadenizi
gidiyordu Deliormana
Ağaçdenizine... "

" — Ahmed, demiştim, bana öyle geliyor ki sen Bedreddin hareketinden biraz da millî bir gurur duyuyorsun.
Sesime tuhaf bir eda vererek söylediğim bu cümlenin içinde, Ahmed, «millî gurur» terkibini birdenbire bir kamçı gibi eline almış, onu suratımda şaklatmış ve demisti ki:
— Evet, biraz da millî bir gurur duyuyorum. Tarihinde Bedreddin hareketi gibi bir destan söyliyebilmiş her milletin şuurlu proleteri bundan millî bir gurur duyar. Evet, Bedreddin hareketi aynı zamanda benim millî gururumdur. Millî gurur! "
...
" — Evet, demişti, bizim muhitimiz de Bedreddin'i, Börklüce Mustafa'yı, Torlak Kemâl'i, onların bayrağı altında dövüşen Aydınlı ve Deliormanlı köylüleri yaratabildiği için, ben şuurlu Türk proleteri, millî bir gurur duyuyorum. Millî bir gurur duyuyorum, çünkü derebeylik tarihinde bile bu milletin emekçi kütleleri (yani nüfusunun 9/10'u) Sakızlı Rum gemiciyi ve Yahudi esnafını kardeş bilen bir hareket doğurabilmiştir. Çünkü unutmayın ki «başka milletleri ezen bir millet hür olamaz.» "
Mussolini çok konuşuyor TARANTA - BABU!
Tek başına
yapayalnız
karanlıklara
bırakılmış bir çocuk gibi
bağıra bağıra
kendi sesiyle uyanarak,
korkuyla tutuşup
korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor TARANTA - BABU
çok korktuğu için
çok konuşuyor!.
Ne güzeldir sevmek karanlığı.
Karanlık allah gibidir ve tek başınadır.
Karanlık ölüm gibidir
rengi yok
ahengi yok
dengi yoktur karanlığın.
Ben sadece ölen babamdan ileri,
doğacak çocuğumdan geriyim,
ve bir kavganın adsız neferiyim ..
Boynunda mavi maymun dişinden
üç dizi gerdanlık taşıyan,
kırmızı tüylü bir kuş gibi göğün altında
ve bir akarsu gibi yerin üstünde yaşıyan,
sözleri sözlerimin
gözleri gözlerimin bakır aynası,
üçüncü kızımın
ve beşinci oğlumun anası
TARANTA - BABU!..
Aylardır
kalmadı çalmadığım kapı.
Sokak sokak
yapı yapı
adım adım
Roma'da
Roma'yı aradım!..
Burda artık
büyük ustalar mermeri ipekli bir kumaş gibi
kesmiyor;
Floransa'dan rüzgâr esmiyor!.
Ne Dante Aligeri'den şarkılar,
ne Beatriçi'nin nakışlı yüzü var,
ne Leonardo da Vinçi'nin öpülesi eli!..
Mikel Ancelo
müzelerde prangalı bir kürek mahkûmudur.
Ve sapsarı boynundan
bir katedral duvarına asmışlar Rafael'i!.
Roma'nın büyük
Roma'nın geniş caddelerinde bugün;
dayamış sırtını beton-arme bankalara,
çifte başlı bir balta gibi duran
yalnız bir kara
yalnız bir kanlı gölge var:
Her adımında bir
esir
başı vuran,
her adımında bir mezar
açıp
geçen
SEZAR!..
Roma!
Kovadis Roma?
diye sorma!
Bizim oraların güneşi gibi aydın
ve ortada bu!
Sus TARANTA - BABU!
Sevgiyle
saygıyla,
gülerek
haykırarak
sus!..
Dinle bak:
zincirlerini kırıyor
Roma'nın varoşlarında SPARTAKUS!..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
Alt başlık:
Şiirler 2
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
284
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803741
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Benerci Kendini Niçin Öldürdü
Gece Gelen Telgraf
Portreler
Taranta - Babu'ya Mektuplar
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı
Şeyh Bedreddin Destanı'na Zeyl

Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş "külliyatı"...
(Arka Kapak)

Şehir
uzakta.
Genç adam
ayakta.
Akıyor şehirden geçen nehir
genç adamın ayakları dibinden.
Genç adam piposunu çıkarıyor cebinden
aranıyor kibriti.
Bakıyor akasuya
düşünüyor Heraklit'i,
düşünüyor büyük hakim Heraklit'i genç adam...
(Kitabın İçinden)

Kitabı okuyanlar 250 okur

  • Sultannur Dağlum
  • Gamze Özdemir
  • Hamit Merwan Akbalik
  • Sultan ÖZ
  • Samet C
  • Bayındır Han
  • Delal
  • Kubilayy
  • Yasemin Ekşi
  • Sabahat UÇAR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%18.3
25-34 Yaş
%30.3
35-44 Yaş
%31
45-54 Yaş
%8.5
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%3.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41
Erkek
%59

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.4 (31)
9
%16.1 (9)
8
%10.7 (6)
7
%5.4 (3)
6
%5.4 (3)
5
%1.8 (1)
4
%0
3
%1.8 (1)
2
%1.8 (1)
1
%1.8 (1)