Engels bu eserinde, adından da anlaşılacağı üzere, aile kurumunun, özel mülkiyetin ve devletin ortaya çıkışını inceler. Kitabın temel tezi, aile, devlet kurumlarinin doğal olarak değil özel mülkiyete bağli olarak ortaya çıktığı ve geliştiğidir. Engels'e göre aile kurumu icinde kadınların tarihsel konumu biyolojik ya da değişmez kültürel özelliklerle değil, maddi üretim ilişkileriyle açıklanmalıdır.
Devletten önce insanlar ortak mülkiyete dayalı kabile toplulukları hâlinde yaşıyor ve farklı evlilik biçimleri uyguluyorlardı. Ancak özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte insanlar sahip oldukları zenginliği miras yoluyla çocuklarına aktarmak istemiş, bunun sonucu olarak da babalığın kesin olarak bilinebildiği tekeşli aile biçimi gelişmiştir. Engels bunu insanlık tarihinin en büyük toplumsal dönüşümlerinden biri olarak değerlendirir. Ona göre bu süreçte kadınlar kamusal üretimden dışlanmış, eve kapatılmış ve ataerkil düzen güç kazanmis ve anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş yapılmıstır.Yani anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş bile maddi süreç ve üretim iliskileri yüzünden olmuştur.
Böylece tarihin motorunun ve belirleyicisinin maddi ilişkiler olduğu sonucuna ulaşır. Modern toplumda da insan ilişkilerini büyük ölçüde mülkiyet ilişkileri, para ve zenginlik belirlemektedir.
Kitabın son bölümünde Engels, devletin toplumun üzerinde yükselen tarafsız bir kurum olmadığını, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki baskı aracı olarak ortaya çıktığını savunur. Bu nedenle devletin tarafsız olamayacağını ve işçi sınıfının devrim yoluyla siyasi iktidarı ele geçirmesi gerektiğini ileri sürer.
Özellikle kadın-erkek ilişkilerinin tarihsel gelişimini açıklama biçimi açısından oldukça ufuk açıcı bir kitap. Ancak kişisel olarak Engels ve Marx'ın birlikte kaleme aldıkları eserler
Toplumun çözülüşü, biricik nihai hedefi zenginlik olan tarihsel rotanın sonucu olarak, bize tehdit oluşturuyor, çünkü böyle bir rota, kendi yok oluşunun unsurlarını içerir.