comte de lautréamont

comte de lautréamont
@1boyalikus
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm. Göğe bakmak işe yaramaz Boşluk boşluğu dolduramaz
1308 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş
8/10
·236 syf.·
2026 14. kitabı
Engels bu eserinde, adından da anlaşılacağı üzere, aile kurumunun, özel mülkiyetin ve devletin ortaya çıkışını inceler. Kitabın temel tezi, aile, devlet kurumlarinin doğal olarak değil özel mülkiyete bağli olarak ortaya çıktığı ve geliştiğidir. Engels'e göre aile kurumu icinde kadınların tarihsel konumu biyolojik ya da değişmez kültürel özelliklerle değil, maddi üretim ilişkileriyle açıklanmalıdır. Devletten önce insanlar ortak mülkiyete dayalı kabile toplulukları hâlinde yaşıyor ve farklı evlilik biçimleri uyguluyorlardı. Ancak özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte insanlar sahip oldukları zenginliği miras yoluyla çocuklarına aktarmak istemiş, bunun sonucu olarak da babalığın kesin olarak bilinebildiği tekeşli aile biçimi gelişmiştir. Engels bunu insanlık tarihinin en büyük toplumsal dönüşümlerinden biri olarak değerlendirir. Ona göre bu süreçte kadınlar kamusal üretimden dışlanmış, eve kapatılmış ve ataerkil düzen güç kazanmis ve anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş yapılmıstır.Yani anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş bile maddi süreç ve üretim iliskileri yüzünden olmuştur. Böylece tarihin motorunun ve belirleyicisinin maddi ilişkiler olduğu sonucuna ulaşır. Modern toplumda da insan ilişkilerini büyük ölçüde mülkiyet ilişkileri, para ve zenginlik belirlemektedir. Kitabın son bölümünde Engels, devletin toplumun üzerinde yükselen tarafsız bir kurum olmadığını, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki baskı aracı olarak ortaya çıktığını savunur. Bu nedenle devletin tarafsız olamayacağını ve işçi sınıfının devrim yoluyla siyasi iktidarı ele geçirmesi gerektiğini ileri sürer. Özellikle kadın-erkek ilişkilerinin tarihsel gelişimini açıklama biçimi açısından oldukça ufuk açıcı bir kitap. Ancak kişisel olarak Engels ve Marx'ın birlikte kaleme aldıkları eserler
Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin KökeniFriedrich Engels · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,685 okunma
Reklam
İdealizme Taarruz ve Tarihe Materyalist Bir Bakış
9/10
·128 syf.·
2026 13. kitabı
1844 Elyazmaları’nda liberal iktisadı eleştirip yabancılaşma kuramını ortaya koyan Karl Marx, bu eserinde idealist filozoflara, özellikle de Alman idealizmine, sert biçimde saldırıyor. Almanya’da idealizmi, Hegel’den sonra kendilerine “Genç Hegelciler” denen grup temsil ediyor. Marx’ın bu kitaptaki yazılarının amaçlarından biri de Hegeli ve Genç Hegelcilerin felsefesini eleştirmek.Hegeli okurken ben de Tin, töz gibi kavramları biraz safsata ve dinsel bulmuştum. Karl Marx, idealist filozofları hayalî şeyleri öne sürerek burjuvaziye hizmet etmekle ve laf salatası yapmakla suçluyor. Marx’a göre bu filozoflar dini ortadan kaldımıyor, adeta yeni bir din yaratıyorlar. Kitabın ana omurgasını Karl Marx’ın tarih anlayışı, yani tarihsel materyalizm oluşturuyor. Buna göre tarihi ilerleten şey; okullarda öğretildiği gibi kralların ve devletlerin birbiriyle mücadelesi ya da Hegel’in öne sürdüğü gibi fikirlerin çelişkisi sonucu ortaya çıkan sentez değil, somut maddi koşullar, üretim araçları ve tarihteki sınıfların üretim araçları uzerindeki mücadelesidir.Tarih ekonomik ilişkiler üzerinden ilerler ve böyle okunmalıdır. Dünya tarihi, kralların, büyük adamalrın, ülkelerin birbiriyle Savaşı'nın yaptığı degil sınıf mücadelelerinin yaptigi tarihdir.Toplumlar ekonomik sistemler üzerinden sekillenir ve değişir. Sistemdeki her çelişki yeni bir devrime ve gelişmeye yol açar. İnsanlık; ilkel komünal toplumdan köleci topluma, oradan toprak temelli üretimin yapıldığı feodaliteye, ardından sanayi ve makine üretimine dayalı kapitalizme ilerler. Kapitalizmde, mülklerden yani üretim araçlarından yoksun olan işçiler devrim yaparak üretim araçlarını kamulaştıracak, böylece sosyalizme geçilecektir. En sonunda ise özel mülkiyet düzeninin, sınıfların ve devletlerin ortadan kalktığı “dünya cenneti”
Alman İdeolojisiKarl Marx · Sol Yayınları · 2004842 okunma
Özel Mülkiyet Bizi Çürütür
8/10
·182 syf.·
2026 12. kitabı
1844 El Yazmalarıyla Marksizme giriş yaptım.Kar Marksa göre kapitalist toplumun temel çeliskisi emek-sermaye çelismesinden kaynaklanıyor.İşci, İşine hayatını (gerçek anlamda) koymasına karşın karnını bile doyuramıyor insanca bir hayat yaşamayı geçtim çocukları bile açlıktan ölüyor eğer kendisi kuru ekmek yiyorsa şansli sayılıyor, ne kadar üretirse kendisi o derec fakirleşir.Karl Marksın Politik İktisatçılar dedigi liberal iktisatçılar ve düşünürler bu düzeni mesrulaştırmak için çalışıyorlar(aslında hâla da var bunlar)Kitabin bel kemiğini "yabancılaşma" kavramı oluşturuyor işçi üretim üzeirnde kontrolünü kaybettiği zaman kendine topluma ve ürettiği ürüne yabacılasır, kendisi için çalışmadığı zaman insanlığını kaybediyor, fabrikada patron için çalısan bir hayvandan bir makineden farksız bir robot oluyor.Düşünmesi, yaptığı iş yaratıcılık kullanması değil sadece önüne verilen işin yapması isteniyor böylelikle işci makineleşiyor.Butun varlığını ürettiği metaya koyup karşılığında bunun çok çok az bir kısmını kazanabiliyor.böylelikle kendi emeğine ve dünyaya yabancılşıyor.İşci 4 şekilde yabancılaşır 1)Ürettiği Ürüne yabancılsşır Çünkü ürettiği şey ona ait değildir. 2)Üretim Sürecine Yabancılaşır Çalışmak artık yaratıcı bir faaliyet değil hayatta kalma aracıdır. 3) insani özüne yabancılaşır Üretim sürecinde bilinci ve yaratıcı yönünü kullanması istenmez böylelikle makine parçasına dönüşür. 4) Diğer insanlara yabancılsşır Çünkü herkes rekabet içindedir ve herkes (işçi patron fark etmez) herkes diğerini insan olarak değil rakip olarak görür.Kapitalizm insan ilişkilerini bozar. İnsanlar hem kapitalizm yüzünden yabancılaşıp hem de birbirini insan değil elde edilecek nesne gözüyle bakarlar.Gunumuzde buna bir de sosyal medya ayağı eklendi. Karl Marks sadece bunu
1844 El YazmalarıKarl Marx · Birikim Yayınları · 2021601 okunma
Tarihin Mantığı
8/10
·198 syf.·
2026 11. kitabı
Kitap, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in Tarih Felsefesi derslerinden oluşuyor. Hegel’e göre tarih rastgele akmaz bir mantiği ve amacı vardır, tarihe yön veren şey; devletler, büyük adamlar, liderler vs. değil, bunların daha üstündeki “tin”dir. Hegel’in felsefesinin omurgası bu “tin” kavramıdır. Tin, tarihin içinde gerçekleşen bilinçlenme sürecidir; yani insanlar, devlet ve kültür (din de dahil) üzerinden kendini gerçekleştiren akıldır. Tarih bize öğretildiği gibi doğrusal gelişmez; tin kendisini sürekli yadsır ve daha üstün bir formda ortaya çıkar. Tin bir duruma ulaşır bu durum kendi içinde çeliskiler taşır bu çelişki çözülür ve daha yüksek bir durum ortaya çıkar.Tin soyut değildir, tarih üzerinden ilerler.Tarihteki gelişmeler böyle olur.Tarihin motoru ve tinin çalışma prensibi budur. İlk başta bize tarihi liderler, imparatorlar yapıyormuş gibi görünür; fakat bunlar, farkında olmadan tinin isteklerini yerine getirirler.Ahlak ve tarih aynı tarafta durmaz. Tarih ve akıl rastgele akmaz; hep daha iyiye doğru gider. Tarihin bir amacı vardır; tin, bilinçlenerek kendine döner. Kitabın katılmadığım yönü, “tin” kavramının fazla esnetilebilir oluşuydu. Bu bana çok ruhani ve dinsel gibi geldi. Fakat beğendiğim noktaları, yukarıda belirttiğim gibi, tarihi büyük adamlar üzerinden okumayı reddetmesi oldu. İlk başta alışması zor bir kitap; fakat ritme kaptırınca biraz da olsa anlaşılıyor.
Felsefe
Tarihte AkılGeorg Wilhelm Friedrich Hegel · Kabalcı Yayınevi · 2014276 okunma
Neden Kalkınamadık
9/10
·786 syf.·
2025 27. kitabı
İşgal sırasında, uzun süren savaşlardan ve yenilgilerden yorgun düşmüş halka ulaşamayacagini anlayan Kemalistler Savaşı halka değil eşrafa(ağaya, beye, paşalara, yerel din adamlarina)dayanarak vermek zournda kalır ama bunun bedeli kuruluştan sonra oluşan Cumhuriyetin nimletlerinden'de eşrafın faydalanmasıdır, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyetinde feodalizim tam tasfiye edilemedi ve yaratılmaya çalışılan Milli Burjuva'da meclisteki büyük toprak sahipleri, tüccar sınıfı ve dışa bağımlı burjuvalar yüzünden sürekli engellenir.İlk fırsatta da CHP bu sınıfın da katkisiyla iktidardan düşürülür.Kitabin ufkumu açan yanlarından birisi Türkiye'de Sosyalizme karşı olanların devletciligi de aynı nedenlerle karşı çıktıklarını göstermesi oldu, çıkarları olduğu için devletçi kalkınmayı engellemiş, devletçiliğin önünü liberalizim ve özel sermayeyle yoluyla tikamışlardür.Avcıoğluna kitapta Türkiye’nin geri kalmışlığının nedeni iç dinamiklerden çok dışa bağımlı çarpık kapitalizm; çözüm ise devletçi, bağımsız ve planlı bir kalkınma modelidir.Türkiyenin acilen sanayileşip 'makine üreten makineler" yapabilen bir ülke haline gelmesi lazım ama bunada Emperyalist ülkeler sömürmek için müsade etmez dolayısıyla bu zor ve fedakrlık isteyen bir süreç olduğunu söylüyor.Kitabın son bölümünde Avrupa ve Amerikanın dışında bağımsız bir yolla kalkınabilen tek ülke olarak Japonyayı örnek gösteriyor.Japonyanın farkı çok sert önlemler alarak(bizim yapmayı tercih etmediğimiz gibi) feodaliteyi tavsiye etmesi ve güçlü bir yerli sermaye oluşturabilmesi.Rusya aynı şekilde bağımsız kalkınmayı sağlayabilmek için birçok insanı kamplarda köle gibi çalıştırdı ama başardılar.Japonya ve Rusya bunu başarmak için 1 nesil feda etmek zorunda kalmış.Benim şu ana kadar okuduğum bilimsel yöntemi en iyi kullanan kitap
Türkiye'nin DüzeniDoğan Avcıoğlu · Tekin Yayınevi · 2024253 okunma
Reklam