1844 Elyazmaları’nda liberal iktisadı eleştirip yabancılaşma kuramını ortaya koyan Karl Marx, bu eserinde idealist filozoflara, özellikle de Alman idealizmine, sert biçimde saldırıyor. Almanya’da idealizmi, Hegel’den sonra kendilerine “Genç Hegelciler” denen grup temsil ediyor. Marx’ın bu kitaptaki yazılarının amaçlarından biri de Hegeli ve Genç Hegelcilerin felsefesini eleştirmek.Hegeli okurken ben de Tin, töz gibi kavramları biraz safsata ve dinsel bulmuştum.
Karl Marx, idealist filozofları hayalî şeyleri öne sürerek burjuvaziye hizmet etmekle ve laf salatası yapmakla suçluyor. Marx’a göre bu filozoflar dini ortadan kaldımıyor, adeta yeni bir din yaratıyorlar.
Kitabın ana omurgasını Karl Marx’ın tarih anlayışı, yani tarihsel materyalizm oluşturuyor. Buna göre tarihi ilerleten şey; okullarda öğretildiği gibi kralların ve devletlerin birbiriyle mücadelesi ya da Hegel’in öne sürdüğü gibi fikirlerin çelişkisi sonucu ortaya çıkan sentez değil, somut maddi koşullar, üretim araçları ve tarihteki sınıfların üretim araçları uzerindeki mücadelesidir.Tarih ekonomik ilişkiler üzerinden ilerler ve böyle okunmalıdır.
Dünya tarihi, kralların, büyük adamalrın, ülkelerin birbiriyle Savaşı'nın yaptığı degil sınıf mücadelelerinin yaptigi tarihdir.Toplumlar ekonomik sistemler üzerinden sekillenir ve değişir. Sistemdeki her çelişki yeni bir devrime ve gelişmeye yol açar. İnsanlık; ilkel komünal toplumdan köleci topluma, oradan toprak temelli üretimin yapıldığı feodaliteye, ardından sanayi ve makine üretimine dayalı kapitalizme ilerler.
Kapitalizmde, mülklerden yani üretim araçlarından yoksun olan işçiler devrim yaparak üretim araçlarını kamulaştıracak, böylece sosyalizme geçilecektir. En sonunda ise özel mülkiyet düzeninin, sınıfların ve devletlerin ortadan kalktığı “dünya cenneti”