Kişi kendine batırdığı çuvaldızı kan içinde bırakmadan gerçek bir muhasebeye girmiş sayılamaz. Dolayısıyla hakkaniyetli olmamız, başka bir deyişle kendimizi kayırmamamız gerekir. Böyle olunca nefis ve şeytanın o kişiden gözü korkar.
Dışa vurduklarımızı; yani söylem, eylem ve davranışlarımızı muhasebe etmemiz lazım. Kişi ancak bu muhasebe işlemini yaptıktan sonra kendisine dair esaslı bir farkındalığa ulaşabilir. Kendilik bilinci tam da budur: Kişinin kensisine dair farkındalığı.
"Tarihten önce tarihçiyi inceleyiniz. Tarihçiyi incelemeden önce de onun tarihi ve toplumsal çevresini inceleyiniz. Tarihçi bir birey olarak hem tarihin hem de toplumun ürünüdür; tarih öğrencisi [okuru] işte onu bu ikili ışık altında görmeyi öğrenmelidir."