Kitap cadılar ile cadı avcılarının ölümcül bir düşmanlıkla birbirinden ayrıldığı bir dünyada geçiyor. Cadı olan Lou, kimliğini gizleyerek hayatta kalmaya çalışırken kader onu bir cadı avcısı olan Reid ile zorla evliliğe sürüklüyor. Hikaye ilk bakışta “nefretle başlayan bir birliktelik” üzerine kurulmuş gibi görünse de, zamanla ikisini sadece birbirine değil, aynı zamanda kendi inançlarına ve geçmişlerine de sorgulatan bir sürece dönüşüyor.
Lou karakteri benim için oldukça renkli ve keyifli bir karakterdi; onu okumak gerçekten çok eğlenceliydi. Reid ise tam anlamıyla “adamın dibi” diyebileceğim bir karakter. Anlayışı, sabrı ve ince düşünceleriyle tam bir green flag diyebilirim.
Sadece Lou ve Reid’in ilişkisi kağıt üstünde “düşmandan aşka” dinamiği taşısa da, geçişler bazı yerlerde hızlı ya da eksik hissettirdi. Bu yüzden zaman zaman “ne ara bu noktaya geldiler?” diye düşündüğüm oldu.
Fantastik taraf ise aslında büyük bir sır üzerine kurulu; karakterlerin sandığından çok daha derin soy bağları ve geçmiş bağlantılar ortaya çıkıyor. Finalde ben de karakterlerle birlikte şaşırdım çünkü herkesin birbiriyle akraba çıkması “Ben neyi kaçırdım?” diye sorgulattı. Bu kısım kafa karıştırıcıydı.
Yan karakterler, özellikle Coco ve Ansel, hikayeye güzel bir renk katıyor ama onların hikayeleri ve dünyaları da daha derin işlenebilirdi. Bu yüzden genel olarak “potansiyeli çok yüksek ama tam açılmamış” bir evren hissi bıraktı bende.
Özetle; sevilebilir karakterler ve ilgi çekici bir dünya var. Ancak özellikle sonlara doğru romantik gelişim ve fantastik mitoloji dengesi tam kurulamadığı için hikaye biraz hızlı toparlanmış ve aceleye gelmiş gibi hissettirdi.