• Hemşire Alma: "Sonra küçük şeyler için suçluluk duyarsın. Anlıyor musun? İnandığımız her şeye ne olmuştur? Onlar gerekli değil miydiler? Aynı anda tek ve aynı kişi olunabilir mi? Demek istiyorum ki, iki kişi miydim?"
    *Persona, Ingmar Bergman'ın yönetmeliğini yaptığı, Bibi Andersson ve Liv Ullman'nın başrollerde oynadığı 1966 yılı yapımı bir İsveç filmi.
  • Hemşire Alma: "İyi bir dinleyici olduğumu söylerler. Komik değil mi? Hiçbir zaman beni gerçekten dinlemediler. Senin şimdi yaptığın gibi. Sen beni dinliyorsun. Beni dinleyen tek kişi sensin."
    *Persona, Ingmar Bergman'ın yönetmeliğini yaptığı, Bibi Andersson ve Liv Ullman'nın başrollerde oynadığı 1966 yılı yapımı bir İsveç filmi.
  • “Benim anlamadığımı mı sanıyorsun? Var olmak denilen o umutsuz düşü… Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte… Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o yarılma... Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık… Ele geçirilmek, eksiltilmek ve hatta belki de yok edilmek… Her kelime yalan… Her jest sahte… Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi… İntihar etmek? Hayır. Fazlasıyla iğrenç… İnsan yapamaz ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz, bir kaç farklı yüz taşımaya ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil. Her tarafından yaşam parçaları sızıyor ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin yoksa yalan mısın demiyor. Bu sorunun yalnızca tiyatroda bir önemi olabilir. Belki orada bile değil. Seni anlıyorum Elisabeth, susmanı anlıyorum. Hareket etmemeni anlıyorum. İsteksizliğini fantastik bir sisteme bağlamışsın. Anlıyor ve hayranlık duyuyorum. Bitene kadar bu oyunu oynamalısın. Ancak o zaman bırakabilirsin. Tıpkı diğer rollerini bıraktığın gibi bunu da yavaş yavaş bırakırsın.” “Benim anlamadığımı mı sanıyorsun? Var olmak denilen o umutsuz düşü… Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte… Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o yarılma... Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık… Ele geçirilmek, eksiltilmek ve hatta belki de yok edilmek… Her kelime yalan… Her jest sahte… Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi… İntihar etmek? Hayır. Fazlasıyla iğrenç… İnsan yapamaz ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz, bir kaç farklı yüz taşımaya ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil. Her tarafından yaşam parçaları sızıyor ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin yoksa yalan mısın demiyor. Bu sorunun yalnızca tiyatroda bir önemi olabilir. Belki orada bile değil. Seni anlıyorum Elisabeth, susmanı anlıyorum. Hareket etmemeni anlıyorum. İsteksizliğini fantastik bir sisteme bağlamışsın. Anlıyor ve hayranlık duyuyorum. Bitene kadar bu oyunu oynamalısın. Ancak o zaman bırakabilirsin. Tıpkı diğer rollerini bıraktığın gibi bunu da yavaş yavaş bırakırsın.”
    ----------------------------------------------------------------------
    "Anladığımı düşünmüyor musun? Var olmayı boşyere hayal etmek. Öyleymiş gibi görünmemek, gerçekten olmak. Uyanık olduğun her an. Tetikte.Başkalarına karşı sen ile yalnızken ki sen arasındaki uçurum. Baş dönmesi ve sürekli açlık, açığa vurulmak için. İçinin görülmesi için... Hatta parçalara ayrılmak, ve belki de tümüyle yok edilmek için. Sesin her tonu bir yalan, her davranış bir aldatmaca, her gülümseme aslında yüz ekşitme... İntihar etmek mi? Oh, hayır! Bu çok çirkin. Sen yapmazsın. Ama hareket etmeyi reddebilirsin. Konuşmayı reddedebilirsin. O zaman en azından yalan söylemezsin. Böylece düşünceye dalıp, kendi içine kapanabilirsin. Artık rol yapmaz, herhangi bir maske takmaz ve yalancı davranışlarda bulunmamış olursun. Sen öyle sanırsın. Ama gerçek inatçıdır. Saklandığın yer su geçirmez değildir. Yaşam dışardan sızar içeri. Ve tepki vermek zorunda kalırsın. Hiç kimse de bunun gerçek olup olmadığını, sen içten misin yoksa yapmacık mısın diye sormaz. Bu soruların önemsendiği tek yer, tiyatrodur. Hatta orada bile fark etmez. Seni anlıyorum, Elizabeth. Kendini bırakmanı, hareketsiz kalmanı hayali bir sistem içinde apatiye girmeni anlıyorum. Seni anlıyorum ve seni takdir ediyorum. Hevesin geçene ve tüm ilgin bitinceye kadar bu rolü oynaman gerektiğini düşünüyorum. o an geldiğinde diğer rollerini bıraktığın gibi bunu da bırakırsın."
    *Persona, Ingmar Bergman'ın yönetmeliğini yaptığı, Bibi Andersson ve Liv Ullman'nın başrollerde oynadığı 1966 yılı yapımı bir İsveç filmi.
  • "Ne tuhaf... İstediğin gibi dolaşabilir, istediğini yapabilirsin. Karl-Henrik ile evleneceğim, çocuklarımız olacak. Onları büyüteceğim. Tüm bunlara karar verildi. Hepsi içimde. Kaygılanacak bir şey yok. Büyük bir güvenlik duygusu veriyor bu. Sevdiğim ve beni tatmin eden bir mesleğim var. Bu da iyi bir şey. Farklı bir yönden de olsa. Ama bu iyi... İyi."
    *Persona, Ingmar Bergman'ın yönetmeliğini yaptığı, Bibi Andersson ve Liv Ullman'nın başrollerde oynadığı 1966 yılı yapımı bir İsveç filmi.
  • "Sanatın yaşamımızda büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Özellikle de sorunları olanlar için."
    *Persona, Ingmar Bergman'ın yönetmeliğini yaptığı, Bibi Andersson ve Liv Ullman'nın başrollerde oynadığı 1966 yılı yapımı bir İsveç filmi.
  • “Böyle olmak zorunda mıydı, yalan söylememek, gerçeği söylemek, dürüst davranmak, gerçekten bu kadar önemli mi? İnsan aklına geldiği gibi konuşmadan yaşayabilir mi? Yalan söyleyip kıvırmadan, bahane bulmadan. İnsanın kendisini biraz bırakması, boş vermesi, yalancı olması, daha iyi değil mi?
    Belki de, gerçekten neysen o olman daha iyi olacaktır.”